Bugün yayına giren yazılar
print this page
Son Yazılar

Aradığınız Emlak Hurriyetemlak.com'da!


Emlağa dair her şeyi tek çatı altında buluşturan www.hurriyetemlak.com, çok seçenekli güncel ve detaylı ilanlarıyla, gelişmiş arama özellikleri ve kullanıcı dostu tasarımıyla, sektöre dair güncel haberleri ve istatistiki bilgileriyle, tam anlamıyla emlak sektörünün nabzını tutuyor.

Satılık ve kiralık daireler, ofisler, iş yerleri ve tüm konut projelerini bulabileceğiniz www.hurriyetemlak.com, sunduğu çok sayıda seçenekle size aradığınız emlağı mutlaka bulma olanağı sağlıyor.

İlanlarda okul, hastane, restoran, alışveriş merkezi gibi çevre bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Video desteğiyle gayrimenkulü içindeymişcesine izleyebiliyorsunuz. Baktığınız evin ya da iş yerinin net konumunu harita üzerinde görebiliyorsunuz.

Bu kadar kolaylık ve çok seçenek varken www.hurriyetemlak.com’da, aradığınız emlağı ya da emlağınızın talibini bulmanız an meselesi!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

0 yorum

Diyet yapanların seks hayatı

Diyet yaparken seks hayatına zarar verir mi?

Amerika'da yaşayan kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, 'SİZ Diyettesiniz' isimli kitabında yer alan akıllı diyetin, iştah bilimine göre yazılan formülünü anlattı ve merak edilen soruları cevapladı...


Restoran hileleriyle diyet yapma formülü

Kararlı bir şekilde diyetinizi sürdürürken aldığınız cazip bir akşam yemeğinde diyetinizi bozmak istemiyorsanız ünlü kalp cerrahı Prof. Öz'ün restoran hilelerini uygulayın: Gitmeden önce bir fincan çorba için, bir avuç kuruyemiş yiyin ve bir bardak su için. Kendinizi yirmi santimlik bir tabakla ve tek katlı porsiyonla sınırlayın. Salatanın sirkesini ve yağını 150 kiloluk aşçı değil, kendiniz koyun.

ABD'de yaşayan Kolombiya Üniversitesi Kalp Cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, 'SİZ Diyettesiniz' adlı kitabında yer alan akıllı diyetin iştah bilimine göre yazılan formülünü anlattı:

* Vücudun belli noktaları için zayıflama sağlanabilir mi?

Vücudun belli bir kısmı için egzersiz yapmak, o noktada yağ yakılmasını sağlamaz. Neredeki yağın yakılacağına vücudunuz karar verir; dolayısıyla egzersiz sayesinde belli noktaları inceltmek söz konusu değildir. Aksi takdirde, spor salonunda gıdılarını inceltmek için tuhaf boyun hareketleri yapan insanlar görürdünüz. Bunun yerine vücudun belli bir kısmı için egzersiz yaparak o bölgedeki kas kitlesini artırırsınız; dolayısıyla yağlar gittikten sonra o bölgede ince ve güçlü kaslar ortaya çıkar.

* Kilo verirken kasların erimemesi için mutlaka kırmızı et yemek mi lazım?

Kasların geliştirilmesi ve onarımı için elbetteki protein gerekir ama 'yeterince protein almıyorum' korkusuna da kapılmayın. Günlük protein ihtiyacınızı karşılamak için sadece 50 gram et yeterlidir; küçük bir tavuk bonfilesi de bu miktarı karşılamaya yeter. Egzersiz, protein ihtiyacını artırır. Beslenme düzeninize ne kadar çok protein katarsanız, iştahınızı da o ölçüde kapatırsınız.

EGZERSİZİN FAZLASI ZARAR

* Diyet sırasında ne kadar çok egzersiz yapılırsa o kadar iyi midir?

Egzersizler, bir açıdan kuruyemişe benzer; iyi bir şeyin çok fazlası zararlıdır. Egzersizde, bir matematik kitabındakinden fazla artı bulunmasına rağmen aşırıya kaçma riskiniz var. Egzersiz yaparak haftada 6 bin 500 kaloriden fazla yakmak için kabaca on üç saat spor gerekir. Ayrıca bir defada iki saatten uzun süre kardiyovasküler egzersiz yapmak eklemlerinizi zorlayabilir. Aynı zamanda vücudunuza çok fazla zehirleyici stres yüksersiniz ki bu da ömrünüzü kısaltır.

* Diyet yaparken seks hayatı darbe görebilir mi?

Hayır tam tersine, sağlıklı yiyeceklerin fazladan bir yararı daha vardır. Birçok yiyecek arzuyu artıran cinsel hormonları körükleyebilir. Omega-3 yağ asidi ve testosteron artırıcı çinko minerali içeren yiyecekler mesela.... Bu arada kuşkonmaz ve enginar gibi bazı yiyecekler de belli anotomik parçalarımıza fiziksel benzerlikleri nedeniyle cinsellikle bağdaştırılmışlardır. Ancak bu konuda kontrollü bir deney yapılamayacağı için sadece sınırlı gerçeklerle ve hayal gücümüzle yetinmek zorundayız.

FAST FOOD KAHVALTI ASLA!

* Diyet yaparken fast food hiçbir şekilde yenemez mi?

Fast food yiyecekseniz sağlıklılarını seçin; örneğin ek yiyeceklerden ve tatlılardan kaçının. Az yağlı değil, az kalorili sosları tercih edin. Az yağlı soslar bol miktarda kalori içerir ve fruktoz (meyve şekeri) yüzünden doyduğunuzu hissedemezsiniz. Fast food restoranlarında asla kahvaltı yapmayın!

Kahvaltı mönülerinde açıkçası sağlıklı bir ürün bulmanız zordur. Daima tam buğday ekmek isteyin. Eğer bu mümkün değilse ekmeği atlayın ve sadece bıçak ve çatalla etinizi yiyin. Pizza yemeyi düşünüyorsanız; yeşil biberli, soğanlı, mantarlı ve ince hamurlu pizzayı seçin. Baharatlı tavuk ya da tavuk göğsü filoto yiyebilirsiniz. Hamburger yerine tavuk ızgara seçin. Ya da peynirsiz bir tavuk sandviç öneririm.

* Diyet programını uygularken sorunlarla karşılaşılırsa ne yapılması gerekli?

Sorunların yerine alternatifler üretmeyi deneyin. Örneğin, bu gece dışarıda yemek yemek isteyen bir aileniz varsa, sizin bunun için programınızı bozmanıza gerek yok.

- Gitmeden önce bir fincan çorba için, bir avuç kuruyemiş yiyin ve bir bardak su için. Bu, yemekten önce midenizi doldurur, dolayısıyla lokantaya gittiğinizde mantıklı bir şekilde yemek yersiniz. Kendinizi yirmi santimlik bir tabakla sınırlayın ve tek katlı porsiyonlar alın.

- Ayağınız ağırıyorsa ve bu nedenle yürümekte zorlanıyorsanız yürümeyi bırakın; ama bisiklete binmeyi ya da yüzmeyi egzersiz proramınıza dahil edin. Ayrıca rahatsızlığınız için bir doktora başvurun.

- Sürekli yolculuk yapıyor ve yolda yiyorsanız, büyük öğünler yerine atıştırmalarla geçiştirmeye çalışın. kuruyemiş ve dilimlenmiş meyve-sebze gibi yiyecekler açlığınızı yatıştırır.

- Hasta olduğunuz dönemler; kilo vermek için uygun bir zaman olmayabilir ama yiyecekleri kendi tarafınıza çekmek için uygun bir süreçtir. Eğer kilo vermeyi yavaşlatacak bir ilaç kullanıyorsanız, daha kilo verdirici yaklaşımı olan bir ilaç için doktorunuzla konuşun. Çünkü sonuçta alacağınız kilolardan kurtulmak daha da zor alabilir.

1 yorum

Menopoz hastalık değil ki..

Menopoz kadınların korkulu rüyasıdır, Menopoz bir hastalık olarak kabul edilmemeli.

Adana Tabip Odası Genel Sekreteri Doç.Dr. Gülşah Seydaoğlu, kadınların korkulu rüyası olan menopozun bir hastalık olarak olmadığını belirtti.


Adana Tabip Odası, Türkiye Emekli Derneği ve Tüm Emekli- Sen işbirliği ile Adana Tabip Odası'nda düzenlenen ‘Sağlıklı Yaşam' konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Doç.Dr. Gülşah Seydaoğlu, beklenen yaşam süresinin uzaması nedeniyle kadınların artık daha uzun süre menopoz sürecinde kaldığını kaydetti.

Doç.Dr. Seydaoğlu, "Ortalama yaşam süresinin 70-75 yaş olduğu düşünülürse kadınlar 25- 30 yıl menopoz döneminde yaşam sürecek demektir. Bu sürecin iyi yönetilmesi çok önemlidir. Menopoz hastalık değil kadınların yaşamının doğal bir evresidir. Bu evreyi doğru tanımak, bedenimizdeki değişimleri tanıyabilmek ve yönetebilmek asıl hedeftir" dedi.

KİŞİYİ DERİNDEN ETKİLİYOR

Toplantıda konuşan Kadın Doğum Uzmanı Dr. Bülent Kıraç da 40 yaşından sonra 1 yıl süreyle adet görmeyen ve yakınmaları da olan bir kadının başka araştırma yapılmaksızın erken menopoza girdiğinin kabul edildiğini belirtti. Dr. Kıraç, menopozun kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşaması olduğunu kaydetti. Kadının hayatında oluşan bazı değişikliklerin kişiyi derinden etkilediğini anlatan Dr. Kıraç, şunları söyledi:

"Menopozda azalan yumurtalık hormonlarının yerine konmasıyla menopoza ait tüm olumsuz değişiklikler ve hastalıklar kolaylıkla önlenebilmekte veya en aza indirgenebilmektedir. Karşılaşılan hormanal değişiklikler ise yüzde kıllanma, saçlarda dökülme, incelme, yağlanma, ses kalınlaşması, cilt problemleri, iştah artışı-kilo alımı, jinekoid vücut şekli, android vücut şeklidir. Vazomotor belirtiler ise sıcak basmaları, gece terlemeleri ve çarpıntı olarak kendini gösterir. Psikolojik belirtiler uykusuzluk, hafızanın zayıflaması, güvensizlik, duygu durum değişiklikleri, kaygı ve libido kaybıdır. Menopoz kadının tek başına üstesinden gelmesi zor bir problemdir. Eş ve çocuklar bu dönemde kadına yardımcı ve anlayışlı olmalıdır. Bir kadın menopozu en kolay yakınlarının destek ve telkinleriyle karşılar. Bu destek ve telkinler psikolojik, bilgilendirme veya tedaviye devamı sağlamak şeklinde olabilir."

0 yorum

Bu sebzeleri her gün yemelisin!

Daha enerjik bir yapıya sahip olmak ve hastalıklardan korunmak için bu gıdaları mutlaka yemelisiniz.

Enerji veren gıdalar sağlığınız için çok faydalı, vucudunuzu daha güçlü ve daha enerjik yaparlar, ayrıca herhangi bir hastalığa karşı da korunmanıza yardımcı olurkar.
Foxnews, hazırladığı liste ile her gün tüketilmesi gereken dünyanın en sağlıklı besinlerini açıklıyor:

1. KIRMIZI BİBER (Kapsaisin):
Aktif bir hayatınız varsa, vücudunuzun da enerjik olmasını istersiniz. Kırmızı biberde bulunan kapsaisin doğal ağrı kesicidir ve dolaşımı düzenlemeye yardım eder. Gerçekten de kanınızı mukus ve toksinlerden temizleyen kırmızı biber, oksijenin hücrelerinize ulaşmasını kolaylaştırır. Kırmızı biberin mide hastalığına yol açtığı inancının aksine, kırmızı biber ülserle savaşmaya yardım ediyor. Zayıf bir mideniz ve stres dolu bir yaşamınız varsa, acı veren mide problemlerinden korunmak için beslenmenize kırmızı biberi ekleyin. Ayrıca, kırmızı biber erkekler arasında kanserle ilişkili ölümlerin başında gelen prostat kanserini de önlemeye yardım ediyor.

2. HAVUÇ (Beta-karoten ve alfa-karoten): 
Yüzyıllardır, havucun görmeyi geliştirdiği düşünülüyordu ve modern araştırmacılar bu inancın doğru olduğunu ispatladılar. Havuç özellikle gece görüşünü geliştiriyor, çünkü insan vücudu beta-karoteni retina tarafından emilen A vitaminine çeviriyor. Bu gece görüşünü destekleyen pigmente transfer ediliyor. Ayrıca, beta-karoten tüketmek gözleri katarakttan koruyor. Havuç hücrelerinizi birbiriyle iletişim halinde kalmasını sağlıyor. Beta-karoten, dokuların bakımı ve tamiri için önemli olan hücreden hücreye iletişimi destekliyor. Bu da hücrelerinizin kanserleşmesini engelliyor. Bilimadamları beta-karotenden daha iyi olan alfa-karotenin tümör gelişimini önlediğini buldular. Cildiniz için de çok iyi olan beta-karotene yeteri kadar sahip olursanız, yaygın cilt problemleri ve hastalıklarından korunursunuz. Eğer güneşte fazla kalırsanız, havuç UV ışınlarının hasarına karşı cildinizi korumaya yardımcı olur. Diğer taraftan, yeterince güneş ışığı almıyorsanız beslenmenize ekleyeceğiniz havuç, cildinize bronzlaşmış bir görüntü verecektir. Çünkü, beta-karotendeki turuncu renk cilt altında depolanıyor. Havuca alternatif olarak yer elması ya da helvacı kabağını her gün tüketebilirsiniz.

3. KİVİ (C vitamini): 
Fazla seyahat ediyorsanız, olağandışı saatlerde uyursunuz ya da stres altında olursunuz. Bağışıklık sisteminiz de zayıflar. C vitami bağışıklık sisteminin sağlıklı işlemesi için gereklidir. Kivide de portakaldan daha fazla C vitamini bulunuyor. Sadece serbest radikalleri tahrip etmeyen antioksidanlar, belirli hastalık türlerini azaltmaya yardım ediyorlar. Ayrıca her gün kivi yemek, vücudunuzu astım ya da kuru öksürük gibi solunum yolu hastalıklarına karşı korur. Bunun yanında günde bir kivi, kalp krizi ve felci önlemeye yardımcıdır. Kalp sorunu olanlar için aspirinle yer değiştirebilen kivinin her gün yenmesi gerekiyor. Çünkü, damarlardaki pıhtılaşmayı önlüyor. Kiviye alternatif olarak portakal ya da papaya (vatanı Amerika olan ülkemizde de yetişen kavuna benzeyen meyve) yiyebilirsiniz.

4. FASULYE (Lif ve protein): 
Yüksek oranda lif içeren fasulyeler birçok nedenden dolayı sağlık için yararlıdır. Lif sağlıklı bir sindirim sistemi için gereklidir. Sindirim sisteminde kolay ve hızlı bir şekilde hareket eden lifler sindirim sistemini temizler ve sistemin fonksiyonunu yerine getirmesini sağlar. Düzenli olarak lifli gıdalar tüketmenin asabi bağırsak sendromu ve kolon kanseri gibi belirli sindirim sistemi hastalıklarından koruduğu belirtiliyor. Fasulyedeki lifler, kilo vermeye de yardım ediyor. Çünkü bol lifli gıdalar, düşük glisemik indekse sahiptir. Ayrıca az kaloriye sahip olan fasulye sizi tok tutar ve yüksek kalorili yiyeceklere karşı kendinize hakim olmanızı sağlar. Yemekte tükettiğiniz fasulye, kan şekeri seviyenizi daha sabit tutacağı için diyet yapanlar için de mükemmel bir seçimdir. Fasulye de ayrıca cilt dokusu, saç, kemik, tırnak, kas ve kan için yapı taşı olan proteinden bol miktarda bulunuyor. Protein ihtiyacını fasulye, kolesterol ve yağ olmaksızın karşılıyor. Fasulyeye alternatif olarak ise bezelye veya mercimek tüketebilirsiniz.

5. KARADUT (Antioksidan): 
Karadut yemenin bir faydası, vücudunuzdaki toksinleri ve kirleri atarak temiz tutmaktır. Karaduttaki siyah pigmentlerde çok güçlü antioksidanlar var. Antioksidanlar sağlığınız için yararlıdır ve yaşlanma sürecini de yavaşlatır. Bunun yanında antioksidanlar, yaşa bağlı hastalıkları ve rahatsızlıkları önlüyor. Karadut kötü kolesterolü düşürüyor ve kalbi koruyor. Alzheimer ya da felçten sonra oluşan hafıza kaybı gibi sorunlara karşı beyni koruyor. Ayrıca, kanser, virüslerden koruyan bu meyveyi sabahları kahvaltınıza dahil edebilirsiniz. Karadut sevmiyorsanız, kiraz ya da eriği deneyebilirsiniz.

0 yorum

Evde yaşayan hanımlara rehber

Ev kadınları, çok fazla iş yapmalarına rağmen kilo vermekte zorlanıyor.

Yapılan araştırmalarda gösteriyor ki ev kadınları çalışan kadınlara oranla daha kilolu

Ev kadınlarının kilo almasında bilgisayar ve televizyon karşısında sürekli kurabiye, kek, asitli içecekler tüketmenin önemli bir rolü olduğunu belirtti...


Ev kadınlarının kilo problemlerini ortadan kaldırmaları için alabilecekleri önlemler

Salataları servis yaparken mutlaka kevgir kullanılmalı ki yağ servis tabağında kalsın.  Etli yemeklere kesinlikle yağ ilave edilmemeli. Kendi yağıyla pişerse hem daha lezzetli olur hem de kalorisi azalır.
Et suyunun jelini atıp kullanınız çünkü et suyunun jelinde yağ birikir.
Yemeklerde tuz yerine damak tadına göre; nane, köri, karabiber, kimyon gibi baharatlar kullanmalı çünkü tuz vücutta fazla su birikimine sebep olur.  Patates haşlanmış ya da fırında pişirilerek tüketilmedir.

Eğer patatesi kızarmış seviyorsanız kendiniz yağsız patates cipsi hazırlayabilirsiniz. Patatesleri cips gibi ince ince kesip ısıtılmış, yağsız tost makinesinde pişirerek tüketebilirsiniz.

Tavuğun derisi kullanılmamalıdır çünkü en fazla yağ bu bölümde bulunur. Etin görünen yağları ayıklanıp kullanılmalıdır.

*Yemek pişirirken yanmaz tava kullanınız.
*Yemekleri karıştırırken tahta kaşık tercih ediniz. Metal kaşık, sebzelerde C vitamini kaybına neden olur.
*Lokmaları 20-25 kere çiğneyiniz.
*Her gün yürüyüş ve egzersiz yapınız. Özellikle sabah açken yapılan bir saat tempolu yürüyüş, kilo almaktan koruyacağı gibi kilo vermeye de yardımcı olacaktır.
*Kabul günleri kilo almaya sebep oluyor. Böyle günlerde sebze ağırlıklı ve zeytinyağlı yiyecekler tercih edilmeli.
*Şekerli ve gazlı içecekler yerine ayran veya taze sıkılmış meyve sularını tüketmeye gayret ediniz. Vitamin ve mineral bakımından da oldukça zengin olan bu içecekler günlük vitamin ihtiyacınızı karşılamada katkıda bulunacaktır.

Ağır hamur tatlıları yerine dondurma veya sütlü tatlıları tercih edilmelidir.

Gün içerisinde televizyon karşısında yemek yemeyiniz. Televizyon karşısındayken hem ne kadar yediğinizi anlamazsınız hem de normalden daha hızlı tüketirsiniz.

0 yorum

Cinsel gücü artıran 18 bitki türü

Şifalı bitkiler, stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayan kişilerin imdadına yetişiyor.

Uzmanlar, cinsel sorunların ortaya çıkmasında, psikolojik faktörlerin önemli ölçüde rol oynadığını dile getiriyor. Şifalı bitkiler, stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayan kişilerin imdadına yetişiyor.


Bitki çayları: Vücuttaki sıvıların akışını hızlandıran bitki çayları içilince, kan dolaşımı hızlanır, tutkularda ve heyecanlarda artış olur. Enerji seviyesini de yükselten bitki çayları seks yaşamını canlandırır.

Ginseng: Binlerce yıllardır Çin'de ilaç yapımında kullanılan ginseng; hormonal sistemi uyarır, erken yaşlanma sürecini yavaşlatır ve göz ardı edilemeyecek güçler verir.

Rezene: Bilinen en eski afrodizyaklardan olan rezeneden her gün bir parça alınması cinsel gücü artırır. Rezenenin tohumundan çay da yapılarak içilebilir.

Lavanta: Salata ve yemek soslarına konan birkaç damla lavanta, seks hayatını güçlendirir.

Karanfil tanesi: Doğal afrodizyakların en güçlülerinden biri olan karanfil tanesi, yorgunluğa da iyi gelir.

Haşhaş Tohumu: Cinsel performansı artırır.

Polen: Son yıllarda afrodizyak olarak kullanılan polenin yapısında, belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunuyor. Ayrıca içerisinde birçok vitamin mineral ve amino asit bulunur.

Zencefil: Yüzyıllardır duyguları harekete geçirmek için hazırlanan içkilerin karışımında kullanılan zencefil, insanı daha ateşli yapar. (Kanı sulandıran ilaç kullananların dikkatli olmaları gerekiyor. Ayrıca, fazla tüketildiğinde de bağırsakları rahatsız eder.) Yemeklerde bahart olarak kullanılabilir. Balla karıştırılıp yenebilir. Bir hafta veya 10 gün kadar kullanılmalıdır.

Tarçın: İştah açıcıdır. Sinirsel rahatlık veren bir kokusu vardır. Gaz söktürücü ve antiseptik özellikleri vardır. Afrodizyak olarak da kullanılabilir. Kışın içilen bitki çaylarına konulabilir. Tarçın yağı hoş kokusundan dolayı masaj yağı olarak da kullanılabilir.

Hardal: Cinsel bezlerin işleyişini hızlandırır.

Yasemin: Likörleri kokulandıran, harika kokulu yasemin çiçeği, etkili bir uyarıcıdır.

Süsen: Süsen kökü tozu, her iki cins için de güçlü bir afrodizyaktır.

Meyan Kökü: Meyan kökünden elde edilen toz, maden suyu ile karıştırılınca kadınlar için çok etkili bir afrodizyak haline gelir.

Vanilya: Merkezi sinir sistemine etki ederek kokusuyla uyarıcı etki yaratır.

Roka: Bolca demir ve C vitamini içeren roka, alyuvarlar için iyidir. Ayrıca, cinsel gücü de artırır.

Maydanoz: Yemeklere lezzet katan maydanoz, cinsel yaşama da lezzet katar.

Kekik: Güçlü etkileri olan kekik, özellikle erkeklerde uyarıcıdır.

Arı Sütü: Cinsel bezleri geliştiren arı sütünün etkileri, kısa zamanda hissedilir.

0 yorum

Gebeler için özel bilgiler

Bebeğini kucağına almanın heyecanı özellikle ilk çocuk için birçok duyguyu aynı anda yaşatıyor annelere. 


Heyecan, sevinç, korku, endişe, sahiplenme, keyif, mutluluk, neşe, belki ağrı veya yorgunluk bu kadar farklı duyguyu aynı anda yaşarken aslında düşünülmesi gereken en önemli şey anne sütü.

Bebeğe ilk altı ay anne sadece anne sütü vermek çok ama çok önemli. Bu dönemde dikkat edilmesi gerekenler için sizlere pratik öneriler hazırladık.

Anneler yeterli sütleri olmadığını varsayıyorlar

Bazen yeni anneler eğer bebek çok ağlarsa yeterince süt alamadığını düşünüp mama vermeye başlıyor. Yeni doğan bebeğiniz 0 - 6 aylık dönemde ayda 600 - 1000 gram arasında alıyorsa endişe etmeyin. Bu değer yeterli ve dengeli beslenip, sağlıklı büyüdüğü anlamına gelir. Mama başlamadan önce mutlaka hekim veya beslenme uzmanınıza danışın.

Bu dönemi yanlız geçirmeyin

Bebeği büyütmek için evde yalnız bırakılan annelerin emzirmede başarısız oldukları görülüyor. Çünkü kendini mutlu ve güvende hisseden anne daha huzurlu bir emzirme gerçekleştiriyor.

Anneler toplum içinde emzirmekten rahatsız olabilirler:

Bazı anneler toplum içinde emzirirken rahat olmadıkları için süt verimi bundan etkilenebilir evde süt sağıp dışarıdayken biberonla vermek veya gittiğiniz yerlerde sessiz ve sakin bir mekan olup olmadığını sormak çözüm olabilir.

Anneler kolostrum sütü görünce panik oluyorlar:

Bazı anneler doğum sonrası çok fazla süt olacağını bekleyebiliyorlar. Ancak tam doğum sonrası ilk gelen sütü (kolostrum-ağız sütü) görünce hayal kırıklığı yaşıyorlar. Bu, konsantre ve besin açısından oldukça zengin bir sıvıdır. Az miktardadır ama yeni doğmuş bebekler için mükemmeldir.

Emzirme döneminde aklınızda bulunsun!

Vücudunuz 1 mililitre süt salınımı için yaklaşık 7 kalori harcar bu da kolay kilo vermenizi sağlar. Dengeli beslenin ancak diyet yapmayın.

Protein yeterli miktarda alınmalıdır. Özellikle balık haftada en az iki kez tüketilmelidir.

B12 vitamini süt verimliliği için önemlidir. En iyi kaynağı ise, yağsız kırmızı et ve yumurtadır.

Kalsiyumun yeterli alınması, annenin kemik sağlığı için önemlidir.

Kadınlardaki osteoporoz riski unutulmamalıdır.

Folik asit gebelik döneminde olduğu kadar, emzirme döneminde de önemlidir. Yeşil yapraklı sebzeleri bol yemek gerekir.

B vitamini tüketimi de yeterli olmalıdır. Bunun için tam buğday, bulgur ve kurubaklagiller tercih edilebilir.

Magnezyum ve çinko her kadın için yaşamın her döneminde önemlidir. En iyi kaynaklarından biri ise fındıktır.

D vitamini anne sütünde yeterli değildir. Bebeğe yapılan takviyeye rağmen, güneşli havalarda her gün 15 - 20 dakika açık havaya çıkarmak, bu vitaminin sentezi için faydalı olur.

Kompostolar şekersiz hazırlanabilir. Bunun için meyvelerin doğal şekeri yeterlidir.

Demir eksikliğiniz varsa, meyve sularına pekmez veya kuru üzüm ekleyebilirsiniz. Basit şeker tüketmeniz gerekli değildir.

Süt protein, karbonhidrat ve kalsiyum açısından ideal dengeye sahiptir ve emzirme döneminde süt tüketmeye özen göstermeniz gerekir. Gaz yaparsa, laktozsuz sütleri tercih edebilirsiniz. Probiyotik ve prebiyotikler de kullanılabilir.

Bilimselliği kanıtlanmasa da soğan, ısırgan otu çayı ve malt, süt salınımına genelde pozitif etki yapmaktadır.

0 yorum

Gülüşünüz sizi şişman mı gösteriyor?

Gülüşünüzün sizi olduğunuzdan daha şişman, daha zayıf veya daha yaşlı gösterebileceğini biliyor muydunuz? Çekici bir gülüşe sahip olmadığınızı, dişlerinizin yüzünüze yakışmadığını düşünüyorsanız, konunun uzmanına başvurmanız gerekiyor. 

Günümüzde estetik diş hekimleri, teknolojinin sağladığı geniş imkânlardan yararlanarak geliştirdikleri sanatsal tekniklerle, diş estetiğinin önemine vakıf olan hastaları üzerinde adeta harikalar yaratıyorlar. Bırakın estetik diş hekiminiz, yüzünüze en uygun ve en yakışacak gülümseyişi sizin için tasarlasın…

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, dişlerimizin, gülüşümüzün daha iyi veya daha kötü görünmesini sağlayacak yönde illüzyonlar yaratabildiğini söylüyor.

Yüz Şekline Göre Diş Estetiği

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, gülüşümüzün, dış görünümümüzde oldukça önemli bir yere sahip olduğunu anlattı. Uzman Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, “Dişler, gülüşünüzün daha iyi veya daha kötü görünmesini sağlayacak yönde illüzyonlar yaratabiliyor” dedi. Diş Hekimi Kışlaoğlu’na göre, örneğin uzun veya oval şekilli bir yüzünüz var ise, uzun dişler bu yüzü daha uzun gösterecektir. Diğer yandan yuvarlak yüzlü birine yapılan geniş dişler ise bu kişide yüzün daha şişman görünmesine sebebiyet verecektir. Orta hattı kaymış dişlere, çarpık dişlere, aralıklı dişlere veya sarı dişlere sahip kişilerde, muhatabın dikkati direkt gözlerden problemli ağza doğru kayar.

“Eğer yüzümüzde estetik yaptırmak istiyorsak, dişlerimizin ve gülüşümüzün yüz estetiğinde çok önemli bir yeri olduğunu unutmamamız lazım” diyen Çağdaş Kışlaoğlu, dişlere bazı estetik işlemler yaptırdıktan sonra yüzünüzde yaptıracağınız diğer işlemlerin daha iyi görünmesini sağlayacağını, hatta bazı durumlarda bu estetik işlemlere olan gereksinimin bile ortadan kalkacağını vurguladı. Kışlaoğlu, eğer doğuştan güzel bir gülüşe sahip değilseniz, gelişmiş estetik teknolojileri ve doğal dişe çok yakın malzemeler sayesinde kısa sürede güzel bir gülüşe sahip olabileceğinizi ifade etti.

Diş Estetiği Yöntemleri

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, estetik diş hekimliği uygulamalarına kısaca şöyle değindi…

Diş beyazlatma; şeklinden memnun olduğumuz, ancak sarı renkte olan dişleri beyazlatma işlemidir. En koruyucu estetik tedavi olan diş beyazlatma işlemi sayesinde hekim kontrolünde dişler kısa sürede daha beyaz hale gelebiliyor.

Porselen laminalar; gülüş dizaynı yapılan bir yöntemdir. Kişinin dişlerinde olan çapraşıklar, gereğinden fazla kısalık, aralık, beyazlatma ile giderilmeyecek kötü görünümlü renklenmeler veya güldüğünde yanlarda diş olmadığı için kara delik oluşuyorsa, gülüşü içe sinecek kadar güzel hale getirmek için başvurulan alternatif bir yöntem porselen lamina...

İmplant tedavileri; eksik dişlerin yerine kök görevi görecek özel implant yerleştirerek bu yapının üzerine diş yapma işlemidir. İmplant tedavileri tek dişin eksik olduğu vakalardan, ağızda tüm dişlerin eksik olduğu vakalara kadar sabit ve takıp çıkarmalı olmayan diş kullanma imkânı sağlıyor.

Pembe estetik uygulamaları; diş eti üzerine yapılan bazı estetik uygulamalardır ve diş eti güldüğünde fazla görünen, yani “diş eti gülüşü” olan kişilere uygulanır.

Estetik dolgu uygulamaları; ağızda var olan çürükleri tedavi etmenin veya var olan eski amalgam diş dolgularını değiştirmenin güzel bir alternatifidir.
0 yorum

Temizlik hastası mısınız?...

Temizlik hastalığı sosyal hayatta büyük sorunlara yol açıyor. 

VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü uzmanlarından Dr. İsmet Bora, temizlik hastalığının bireyin günlük hayattaki iletişimini olumsuz yönde etkilediğini, hayatını büyük ölçüde zorlaştırdığını, tedavi edilmediği takdirde ise ciddi sorunlar oluşturduğunu vurguluyor.

Psikiyatrik bir hastalık olan temizlik hastalığı, kişiye sürekli rahatsızlık vererek gündelik hayatının akışını büyük ölçüde etkiliyor. VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü uzmanlarından Dr. İsmet Bora, temizlik hastalığının obsesif-kompulsif hastalığının alt türü olduğunu belirterek, tedavi edilmediği takdirde hastalığın kişiye ciddi rahatsızlıklar verebileceğinin altını çiziyor.

Temizlik hastalığı olan kişilerin kirli nesnelere dokunduklarında ellerini yıkama mecburiyeti hissettiklerini ve kirlenmiş olma fikrinin çok kişisel olduğunu vurgulayan Dr. İsmet Bora, temizlik hastalığı konusunda şunları dile getiriyor;

“Kişi kafasına takılan temizleme ritüellerini tamamlamadan anksiyeteleri yatışmaz ve rahatlamaz. Dolayısıyla elini yıkama, evini, eşyalarını temizleme zorunluluğu; tekrarlayan, çok zaman alan, sinir bozan, kişiyi yoran, hırpalayan ve kişinin birlikte yaşadığı insanlarla ilişkilerini de olumsuz yönde etkileyen sorunlar haline gelebilir.”

Dr. İsmet Bora, obsesif-kompulsif bozuklukları arasında “temizlik”in yanı sıra;

• Her şeyi eksik ya da yanlış yapıp yapmadığını kontrol etme,
• Simetri ve düzene koyma,
• Gereksiz eşyalarını atmayıp biriktirme,
• Bir hata yapmış olma ve günah işleme düşünceleriyle sürekli aynı konuları sorup anlatma ve
• Dua etme biçimlerinin de bulunduğuna dikkat çekiyor.

Hastalığın, kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta rastlandığına ve toplumda yüzde 2,5 oranında görüldüğüne değinen Dr. İsmet Bora, erkeklerin hastalıkla 18 yaşında, kadınların ise ortalama olarak 22 yaşında karşılaştıklarını söylüyor.

Hastalığın tedavi edilebildiğini ifade eden Dr. İsmet Bora öncelikle anlamsız, yersiz ve saçma gelen takıntılar ile bunlara eşlik eden davranışlarının ağır bir ruhsal hastalığa yol açmayacağının hastaya anlatılması gerektiğini vurguluyor. Tedavide 2 yıl sürebilecek yüksek dozlarda antidepresan kullanılması gerektiğini belirten Dr. İsmet Bora ayrıca davranışçı tedavilerin de uygulanmasını öngörüyor.

Dr. İsmet Bora, “maruz bırakma” (hastayı kirli olduğunu düşündüğü bir nesne ile temas ettirme) ve “tepkiyi engelleme” (elini yıkamayı önleme) olarak tanımlanabilecek bu davranışçı tedavilerin uygulanması ile hastanın aşama aşama kaygılarının üstesinden gelebileceğine dikkat çekiyor.
0 yorum

Aşkınızın ömrünü uzatma rehberi

İlişkinin başlarında birbirini çılgınca seven iki insan bir süre sonra nasıl olur da birbirlerinden köşe bucak kaçmaya başlar? Bu noktaya gelmemek için çiftlere bazı sorumluluklar düşer. İşte aşkın ömrüne ömür katacak uzman tavsiyeleri…

Eğer aşkınızın sonsuza dek sürmesini istiyorsanız aşağıdaki hatalara düşmemeye özen gösterin. Cicim ayları geçtikten sonra, birçok çift birbirlerine ‘Nasıl olsa benim’ düşüncesiyle yaklaşma hatasına düşer.

“Nasıl olsa benim” demeyin

Birbirine alışmanın getirdiği umursamazlık ve özensizlik her ilişkiyi sıradanlığa sürüklüyor ve bu sıradanlık, taraflardan biri, ‘Beraberliğimizin bir anlamı kalmadı’ diyene kadar sürüyor. İlişkiyi bir bebek gibi düşünün. Bebeğinize birkaç yıl bakıp sonra ‘Nasıl olsa kendi kendine büyüyor’ deyip bir kenara mı atacaksınız? Aşkınıza sahip çıkın ve her aşamasında ona emek vermeye hazır olun. Uzun ilişkilerde seksin seyrekleşmesi normaldir. Fakat bunun rutine dönüşüp dönüşmemesi sizin elinizde.

Rutine dönüştürmeyin

Sorunun temeli belki de şu; erkekler sekse ulaşmak için aşık oluyor, kadınlarsa aşka ulaşmak için seks yapıyorlar. Ancak sonuçta iki taraf da mahremiyet ve yakınlığa ihtiyaç duyuyor. Hissettiklerinizi, sıkıntılarınızı, özlemlerinizi paylaşın. Yatakta tek başınıza fantezi kurmak yerine birlikte fanteziler geliştirin. Böylece cinsel yaşamınız sıcaklığını ’9,5 hafta’dan daha uzun süre koruyabilir.

Eski sevgiliyi unutun

Bazen geçmişteki bir ilişkinin gölgesi bugünün mutlu aşkının üzerine düşebilir. ‘Yeni sevgilim doğru insan mı? Yoksa benim için hala mücadele eden eskisine mi dönmeliyim?’ gibi kuşkular güzel giden bir ilişkiyi bir süre sonra zehirlemeye başlar. Büyük bir ihtimalle yeni büyük aşkın diğer kahramanı bu kararsızlıktan, bu gidip gelmeden sıkılır, hevesi kaçar ve ilişkiyi bitirir. Eğer eski sevgilisiyle ilgili tereddütleri olan sizseniz tavsiyemiz; onu unutun! Çünkü aynı suda iki kere yıkanılmaz. Kendinize ve yeni aşkınıza gerçek bir şans tanıyın.

Olduğu gibi kabul edin

Farklı ilgi alanları, geleceğe dair bambaşka beklentiler, hayaller ve birbirine ters bakış açılan çoğunlukla ayrılığa sebep oluyor. Yani ‘Zıtlar birbirini çeker,’ sözü tam bir palavra! Tabii ki, karakterleriniz aynı olmak zorunda değil. Beraberliğinizi sürdürmeyi gerçekten istiyorsanız ve bu şekilde de aşkta mutlu sona ulaşabileceğinize inanıyorsanız, o zaman önce sevgilinizi değiştirme fikrini unutun. Onu şu anki haliyle, hiçbir şekilde başka bir insan yapmaya çalışmadan ve size ters gelen davranışlarından şikâyet etmeden kabul etmelisiniz, tabii o da sizi.
0 yorum

Anne adaylarına önemli tavsiyeler

Günümüzde planlı bir şekilde bebek sahibi olmaya karar veren anne adayları, böylece kendilerini fiziksel ve psikolojik olarak bu yepyeni döneme hazırlamak için gerekli zamana sahip oluyorlar. Uzmanlar, hamile kalmaya karar veren anne adaylarının dikkat etmesi gerekenler hakkında ipuçları veriyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy, planlı hamilelik öncesi dikkat edilmesi gereken önemli noktalar hakkında açıklamalarda bulundu.

Gebelik öncesi muayene

Anne olmaya karar verildiğinde ilk yapılması gereken gebeliği takip etmesi istenilen hekim ile temasa geçmek, randevu almak ve muayeneye gitmektir. Bu ziyaret esnasında hekim kişinin genel sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olur ve gebelik ile ilgili yaşam şeklindeki bazı değişiklikler ile ilgili plan yapar.

İlk muayenede detaylı bir fizik inceleme yapılmalıdır. Gebelik esnasında gelişmekte olan bebeğe olumsuz etkileri olabilecek bazı enfeksiyonlara karşı bağışıklık olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer kişi bağışık değilse gebelikten en az 3 ay önce aşı yapılmalıdır.

Kişinin kronik bir rahatsızlığının olup olmadığı son derece önemlidir. Şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi bazı önceden bilinen hastalıklar kontrol altına alınmalıdır.

Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların gebeliğe ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır.

Hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanmalı, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu tür bir problem varlığında hekim gebelik öncesi genetik danışma isteyebilir.

Gebeliğe hazırlık

Gebelik ve anne olma heyecanı sağlıklı bir yaşam için mükemmel bir motivasyon aracıdır. Bu kararı veren pek çok kadın alışkanlıklarını kendi isteği ile değiştirmekte, pek çoğunun eşi de ona destek olmak maksadıyla ona uymaktadır. Sonuç daha sağlıklı bireyler ve aile olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sigara: Sigarayı bırakmak için anne olmayı istemekten daha iyi bir sebep olamaz. Sigara kadında yumurta, erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte, bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada gebelikleri boyunca sigara kullanan kadınlardan doğan erkek çocukların ileriki yaşamlarında suç ve şiddete olan eğilimlerinin artmış olarak bulunması ilginçtir.

Alkol: Benzer şekilde alkol de gebe kalma şansını bir miktar azaltır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zekâ gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir. Yine yapılan bir çalışmada haftada 1 – 5 kez alkol kullanan kadınların hiç kullanmayanlara göre daha zor gebe kaldıkları saptanmıştır. Alkol erkekte de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.

Stres: İsrail’de yapılan bir araştırmada infertilite tedavisi gören kadınlarda stres gidermek maksadı ile meditasyon yapanlarda gebeliklerin daha kolay elde edildiği sonucuna varılmıştır. En sağlıklı ve kolay stres giderici egzersizdir.

Beslenme: Gebelikte olduğu gibi gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pek çok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diyet önerilmez.

Gebe kalmadan önce günlük Folik asit takviyesi faydalı olabilir. Günde alınan 400 – 800 mikrogram folik asit bebekteki merkezi sinir sistemi anomalilerini %50’ye yakın oranda azaltır. Folik asidin düşük olasılığını da arttırdığına dair araştırmalar mevcuttur.

Önemli noktalar

- Gebe kalınıp kalınamayacağı önceden bilinemez. Hiçbir hekim ya da kişi, hiçbir kimseye çocuğun olur ya da olmaz diye garanti veremez. Tabii ki bunun istisnaları vardır. Rahmi ya da testisleri olmayan bireylerden oluşan çiftlerde doğal olarak gebelik olmaz. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile %15 vakada açıklanamayan kısırlık olduğu unutulmamalıdır.

- Gebe kalmaya karar verildiğinde doğal olarak ilk yapılacak şey korunmayı bırakmaktır. Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0 – 3 ay kadar sürebilir.

- Gebe kalmak için en uygun dönem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12 – 15. günlerdir.

- Gebe kalma şansını arttırmak için düzenli bir cinsel yaşam ve haftada en az 3 ilişki faydalı olur. Bu şekildeki çiftlerin %75i 6 ay içinde gebelik elde eder.

- Çiftlerin %15’inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir.
0 yorum

Kısırlığı nasıl önleyebilirsiniz?

Erkeklerde kısırlık nasıl ve neden oluşur? Nasıl teşhis konur? Nasıl tedavi edilir? Kısırlığı nasıl önleyebilirsiniz? Hepsinin yanıtları burada!

Kısırlık bir çiftin en az 1 yıl süreyle doğum kontrolü uygulamaksızın düzenli cinsel birliktelik kurduğu halde çocuk sahibi olamaması durumudur. Kısırlık her 6 çiftten 1 isinde görülmektedir. Erkeklerin veya kadınların üreme sistemindeki problemden kaynaklanabilir. Kısırlığın erkek üreme sisteminden kaynaklanması oranı %20 dolaylarındadır.

Erkeklerde kısırlık nasıl oluşur?

Erkeklerde görülen kısırlıkta en büyük neden erkeğin çok az sperm üretmesi yada hiç sperm üretmemesidir. Bunun nedenleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Zehirli kimyasallara veya radyasyona maruz kalma
Klinefelter Sendromu gibi erkeklik hormonu olan testosteronun azalmasına yol açan genetik bir rahatsızlığa sahip olma
Sıkça uzun süreli küvette banyo yapmak
Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı
Ergenlik veya yetişkinlik döneminde ciddi kabakulak enfeksiyonu geçirmek.
Hormon bozuklukları
Üreme organında spermlerin geçişine engel olacak enfeksiyon geçirmek
Testislerde ciddi şekilde yaralanma
Varikosel: Varikoselin neden kısırlığa sebep olduğu konusunda henüz kesin bir bilgi yoktur. Ancak genişleyen damarların testislerde sebep olduğu ısı artışının sperm üretimini olumsuz etkilediği, genişleyen damarlarda biriken kanda anormal konsantrasyonlara ulaşan böbreküstü bezi ve renal ürünlerin sperm oluşumunu olumsuz etkilediği, yine bazı metabolik ürünlerin artması ve oksijenlenmenin azalmasının sperm üretimini olumsuz etkilediği gibi birtakım teoriler mevcuttur.
Jokey şortu gibi dar iç çamaşırlarını uzun süreli kullanma
Sık ve her gün cinsel birliktelik yaşanması sonucunda olgun sperm oluşamaması

Bazen spermler anormaldir

Spermler düzgün biçimli olmayabilir, iyi ve düzgün bir şekilde yüzemeyebilir veya yaşam süreleri normalden kısa olabilir (Normal bir spermin yaşam süresi yaklaşık 4 gündür). Anormal sperm aşağıdaki koşullardan kaynaklanıyor olabilir:
Cinsel birleşme sırasında boşalmanın erken gerçekleşmesi
Sidik torbasından, prostattan, idrar yolu ameliyatlarından, diyabetikten veya bazı ilaçlardan kaynaklanan ters yönde boşalma (spermin erkeğin mesanesine doğru ilerlemesi)
Ereksiyonu sağlamada yetersizlik (muhtemel bazı ilaçlardan veya Peyroni hastalığı gibi hastalıkların yan etkilerinden kaynaklı)

Diğer sebepler ise:
Ciddi yaralanma, ameliyat veya diyabetik gibi tıbbi rahatsızlıklar
Steroid gibi çeşitli ilaçlar
Cinsel birleşme sırasında yağlı maddeler kullanılması (spermin yumurtaya ulaşmasını zorlaştırırlar).
Özellikle 40 yaşından sonra yaşlanmayla beraber doğal olarak üretkenlikte düşüş

Nasıl teşhis konur?

Başlangıçta her iki çiftte bir sağlık uzmanına danışabilir. Daha sonra bir uzaman yönlendirilebilirsiniz. Erkekler genellikle bir üroloji uzmanına gözükürler. Siz ve partneriniz fiziksel bir sınamadan geçersiniz.

Aşağıdaki konular hakkında size sorular sorulur:
Cinsel yaşam geçmişiniz, varsa önceki hamilelikler
Sağlık geçmişiniz
Alkol ve uyuşturucu kullanımınız
Cinsel birleşme aktiviteleriniz (ne sıklıkta beraber olduğunuz, birliktelik sırasında ne tür ilaç katkıları kullandığınız gibi)

Erkeklerden aşağıdaki testlerde istenebilir:
Spermlerin kalitesini ve sayısını ölçmek amacıyla sperm testi
Hormon dengesizliğini, enfeksiyon veya çeşitli hastalıkları kontrol amaçlı kan testleri
Enfeksiyon kontrolü için penis sıvısı testi
Ultrason taramaları

Nasıl tedavi edilir?

Eğer kısırlığa yol açan bir rahatsızlığınız varsa tedavi hormon veya antibiyotik gibi ilaç tedavisini veya ameliyatı içerebilir. Bazen tedavinin kombinasyonları her iki partner için de gerekli olabilir.

Erkekte kısırlık için olası tedaviler:
Hormon dengesizliği için hormon alımı
Daha fazla sperm üretimi için ilaç alımı
Enfeksiyonu temizlemek için antibiyotik alımı
Uzun süreli sıcak duş, küvette banyo ve saunadan kaçınma.Yüksek sıcaklık sperm sayısını düşürebilir. Jokey şortlarındansa normal şort giyilmesi yardımcı olabilir.
Cinsel birleşme sırasında ilaç katkıları kullanmamak
Her gün cinsel birliktelik yaşamamak
Ereksiyon problemleri için terapiste gitmek
Testislerdeki bozukluğu düzeltmek için ameliyat olmak veya sperm taşıyan tüplerdeki tıkanıklığı kaldırtmak

Eğer sperm sayımınız düşükse yapay döllenme bir seçenek olabilir.Sperm değişik zamanlarda toplanır ve yeterli miktara gelmesi için depolanır. Daha sonra en verimli zamanında partnerinizin rahmine yerleştirilir. Bu başarı sağlanan bir işlemdir. Eğer sperm sayımınız hala düşükse veya sperminizle ilgili başka problemler varsa başka bir erkekten sperm bağışı almayı düşünebilirsiniz.

Başka bir yöntemde suni döllenmedir. Yumurtalar kadından alınır ve laboratuarda bir spermle döllenir. Döllenen yumurtalar daha sonra kadının vücuduna tekrar yerleştirilir. Bu işlem sperm sayımınız düşükse veya partnerinizin tüpleri tıkalı yada zarar görmüşse uygulanır.

Kısırlığın tedavisi bir çift için stres dolu olabilir. İlişkinizde alışık olmadığınız bir zorlamaya sebep olabilir. Danışmak zor zamanlarınızı kolayca atlatmanıza yardımcı olabilir.

Kısırlığı nasıl önleyebilirsiniz?

Genetik problemlerden yada birtakım hastalıklardan kaynaklanan kısırlığı önlemek mümkün olmayabilir. Ancak kısırlığa yol açan faktörlerin riskini azaltmaya yardımcı olması açısından aşağıdakiler uygulanabilir:
Cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek için lateks ve poliüretan prezervatif kullanılması. Cinsel birliktelik yaşadığınız partnerinizin bir başkasıyla aktif cinsel hayatı olmaması
Haftada 1-2 kadehten fazla alkol tüketilmemesi
Eroin gibi uyuşturucuların kullanılmaması. Reçeteli ve reçetesiz ilaçlarda doz aşımının olmaması
Sanayi kimyasalları ve zirai ilaçlar gibi zehirli maddelere maruz kalınmaması
Fazla radyasyona maruz kalınmaması
Uzun süreli ve sıcak banyo yapılmaması ve dar iç çamaşırı kullanılmaması
Kişisel sağlık ve hijyene önem verilmesi
0 yorum

Makyajınızı burcunuza göre yapın

Burçların hayatımızdaki yeri malum. Doğumumuzdan başlayarak hayatımızın her evresini etkileyen burçlar, güzelliğin en önemli tamamlayıcısı olan makyajda da kendini gösteriyor. Güzellik uzmanları her zaman kadınları kişilikleri, yüz tipleri ve bulundukları ortama göre makyaj uygulamalarını öneriyor.

İşte bu sebeple astrolojide yer alan toprak, hava, ateş ve su gruplarından yola çıkılarak uygulanan makyaj stillerinden biri de sizin için…

Ateş grubu iddialı
Koç, Aslan ve Yay bu grubun temsilcileri. Ateş grubu kadınları, dikkat çekmeyi ve çekiciliklerini ön plana çıkarmayı seviyorlar. Fark edilmek en büyük tutkuları. Makyajlarında da dikkat çekici çizgileri ve renkleri kullanmaları gerekiyor. Ateş grubu kadınlarının rengi kırmızı ve siyah. Gözlerde siyah far ve kalem kullanmaları öneriliyor. Eyeliner, göz makyajının vazgeçilmez ürünü. Gölgelemelerde beyaz farlar çok işlerine yarıyor. Rujda ve allıkta kırmızı tonları tercih ederlerse içlerindeki dikkat çekme isteğini tatmin edebilirler.

Su grubu sezgisel
Yengeç, Akrep ve Balık bu grubun burçları. Grubun rengi yeşil. Sezgilerin ve içgüdülerin temsilcisi su grubu, yeşilin her tonunu kullanabilir. Özellikle Nil yeşili kullandıklarında daha gizemli olurlar. Göz makyajında vazgeçemeyecekleri, kahverengi kalemler ve beyaz farlarla yapılmış gölgeler. Çocuksu tenlerine şeftali rengi allık kullanmaları gerekiyor. Ruj seçiminde ise pembenin bütün tonları, ayrıca oranj, su grubu kadınlarının kullanması gereken renkler.

Hava grubu bağımsız
Hava grubunun burçları olan İkizler, Terazi ve Kova, özgürlüğün ve bağımsızlığın temsilcileri. Hava grubu kadınlarının rengi, mavi ve pembe. Gözlerde maviden laciverte kadar her tonu rahatlıkla kullanabiliyorlar. Yanaklarda ise pembe allık ciltlerine ışıltı katıyor. Ruj seçiminde de yine pembe ve tonları ağırlık kazanıyor.

Toprak grubu sakin
Toprak grubu kadınları sakin ve evcimen tabiatlı. Boğa, Başak ve Oğlak bu gruptan. Abartıyı sevmiyor ve sadeliği tercih ediyorlar. Makyajda da sade ve göze çarpmayan renkleri uygulamaları gerekiyor. Kahverengi, toprak grubunun rengi. Bunu unutmayın.
0 yorum

Kadınlar yalanı daha iyi yakalıyor

‘Ben asla yalan söylemem’ dediğiniz anda yine bir yalan daha söylüyorsunuz. 

Günlük iletişimimizin içinde olağanüstü bir yeri var yalanın. İnsan, sahip olduğu zeka ve dil yeteneği sayesinde başkalarını aldatmayı gerçek bir sanat haline dönüştürmeyi başaran yegane canlı türü.

Hal böyle olunca da, konu bilim dünyası tarafından yakından inceleniyor. Çünkü yalanı ortaya çıkarmak hiç de kolay değil. Polis, dedektif, psikolog gibi uzmanların yalanı ortaya çıkarma başarıları ortalama yüzde 53. Yani yazı-tura atmak gibi. Yalan makinelerinin başarıları da bu oran içinde. Fakat, neredeyse yüzde yüz başarılı olan büyük yetenekli insanların varlığı keşfedildi. Bu kişiler dışında, başka bir araştırmaya göre ise, kadınlar yalanı anlamada erkeklere göre çok daha başarılı.

Günlük iletişimimizin içinde olağanüstü bir yeri var yalanın. Hatta kimi zaman günde 200 yalana varan bir portföye bile sahip olabiliyor içimizden kimileri.

‘Size vaat etmiş olduğum ücret artışının hemen gerçekleşmesini ben de isterdim. Ne var ki işletmemizin mali durumu bugünkü koşullarda buna elvermiyor. Belki gelecek yıl…’ diyen patron, ya da eve neden birkaç saat geç kaldığını anlatan eşiniz: ‘Canım, falanca bölümün sekreteri işten ayrılıyor, ona veda partisi düzenlenmiş, görünmezsem ayıp olacaktı…’ Veya evde birbirleri ile kavgaya tutuşan çocuklarınız: ‘İlk önce o başlattı, hayııır ben değil o…’

Şöyle bir düşündüğünüzde sosyal iletişim içinde azımsanamayacak kadar çok bölümünün karşılıklı olarak başkalarını aldatmak ve söylenen yalanları ortaya çıkarmak üzere kurulu olduğunu fark edersiniz. Ancak aldatıldığımızı ortaya çıkarmak öyle sanıldığı kadar kolay değil. Bu yüzden bilim dünyası özellikle de psikoloji bilimi ile uğraşanlar, söylenen yalanları ortaya çıkartmanın yollarını harıl harıl araştırır durur.

Doğa belgeseli yalanı

Yalan üzerine neler yapılıyor diye merak eder ve bilim dünyasında, dergi ve sitelerde bir tur atarsanız, ilginç araştırmalarla karşılaşırsınız. Bilim dünyasında kimileri çeşitli testlerle ‘yalan deşifre yeteneğine’ sahip insanları ortaya çıkartıyor, onların bu becerileri ve hünerlerinden geri kalanların nasıl yararlanabileceğini görmeye çalışıyor. Başka bir grup ise, yalanları deşifre etmeyi başarabilen bu insanların nasıl bir çevreden geldiklerini ve ne tür koşullarda yetiştiklerini belirlemeye uğraşıyorlar.

California’da San Francisco Üniversitesi’nden psikolog Maureen O’Sullivan, yalan söyleyenlerin nasıl daha kolay deşifre edileceğini düşünenlerden. İnsan başkalarını aldatan tek primat değil, ancak sahip olduğu zeka ve dil yeteneği sayesinde bunu gerçek bir sanat haline dönüştürmeyi başaran yegane canlı türü. Özellikle eş seçimi, refah ve statü arayışı gibi konularda yalan ve aldatma etkili bir strateji haline gelirken, insanın genelde yalan söylendiğini anlayamaması da bu sanatı iyice pekiştiriyor.

Peki bilim dünyası, kimilerinin daha fazla sahip olduğu, yalanı deşifre etme yeteneğini nasıl test ediyor?

Bu konudaki dünyaca ünlü guru, California Üniversitesi’nde Psikolog Paul Ekman. Ekman bu konu ile 40 yılı aşkın bir süredir ilgileniyor. Ekman’ın standart testi, deneklere, insanların duygularını anlattıkları bir film göstermek. Filmdeki insanların bir kısmı bir doğa belgeseli izliyor, bir kısmı ise yanmış insan görüntülerinin olduğu bir video kaydını. Ancak hepsi de doğa belgeseli izlediğini iddia ediyor. Yani yarısı yalan söylüyor. Filmi izleyen denekler ise bu insanların ne izlediğini hiç görmüyor, yalnız anlattıkları duygularından ve ifadelerinden yola çıkarak, kimin yalan söylediğini bulmaya çalışıyor.

Makineler başarısız

Testin sonucu katılımcıların çoğunun yalan söyleyenleri bulmakta başarısız olduğu şeklinde. Hatta, görevi kapsamında yalanı ortaya çıkarmak da olan polis, terapist, hakim ve savcı, gümrük memuru gibi kişilerin bile bu konuda pek becerikli oldukları söylenemiyor.

Henüz yayınlanmayan 253 araştırmanın sonucuna göre yalanı ortaya çıkarmada başarı payı yalnızca yüzde 53. Yani yazı tura atmanın bir nebze üzerinde. Yasalarla uğraşanların yalan söyleme makinelerine güvenerek karar vermeleri de imkansız gözüküyor. Çünkü bu makinelerin savunucuları, yüksek doğruluk hususunda iddiacı olsalar da, makinenin suçlu göstermesine karşın masum olanların oranı yüzde 47 gibi hiç de azımsanamayacak bir rakam.

New Jersey’de, Montclair Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen başka bir çalışma ise kadınların ilgi duydukları erkeklerin yalan yönünü ortaya çıkarmadaki başarılı performanslarını vurguluyor. Örneğin kadın, dışarıda kapının önünde duran pahalı model aracın kendisine ait olduğunu iddia eden erkeğin doğruyu mu söylediğini yoksa arabayı arkadaşından mı ödünç aldığını erkeğin ifadelerinden rahatlıkla anlayabiliyor. 34 kadın deneğin katıldığı bu çalışmada bekar kadınların başarı grafikleri daha yüksek. Evli ya da ciddi bir ilişki içinde olan kadınlar ise erkeklerin yalan söyleyip söylemediklerini anlamada o kadar başarılı olamıyorlar.

Yine ilgi çekici bulgulardan biri de, yalanı keşfetme sihirbazlarının çoğunun ortak noktasının zorlu bir çocukluk dönemi geçirmiş olmaları. Örneğin kimilerinin alkolik anne veya babaya sahip olmaları, kimilerinin göçmen olması ya da işine ailesinden daha çok zaman ayıran anneye sahip olmaları, bu kişileri çocukluklarında sözel olmayan iletişime ve gözlem yapmaya eğilimli hale getirdiği belirtiliyor.

Dünyada yalanı en iyi anlayan 29 kişi

Araştırmalar, söylenen yalanı ortaya çıkarmakta son derece başarılı insanların bulunduğunu ortaya koyuyor. Örneğin 1980’li yılların ortalarında psikolog Paul Ekman, tüm testleri başarı ile geçen bir kişiyi saptadı. ABD’de alkol, silahlı alet ve patlayıcılar bürosunda görevli memur J.J. Newberry. Ajan Newberry’nin sahip olduğu bu yetenek, meslektaşları tarafından da fark edilmiş ve kendisi, ajanlara sorgulama tekniklerinin öğretildiği birimin başına getirilmişti. Newberry’nin varlığı bilim adamlarını dünyada benzer yeteneğe sahip başkalarını da ortaya çıkarmak için araştırmalara yöneltti. 14 bin kişi üzerinde yapılan testler sonucunda ekip, 29 daha canlı ‘yalan dedektörü’’ saptadılar. Araştırmalar hálá sürdüğü için elde edilen veriler henüz açıklanmamasına karşın, bilim insanları ilk bulguları şöyle tanımlıyorlar:

Yüz ifadelerinin özellikle öfke ve suçluluk gibi duyguların ortaya çıktığı durumlarda çok hızlı değişime uğraması, yalan söylemenin başlıca göstergelerinden biri.

Yalan saptama sihirbazları olarak tanınan kişilerin yeteneği ise saniyenin beşte birinden daha kısa sürede gerçekleşen bu yüz devinimlerini ortaya çıkartabiliyor olmaları.
0 yorum

Kadın zevk almadan mutlu olamaz

Cinsellik sizin için sadece eşinizi mutlu etmek için bir görevse, kadınlığını yaşayamayanlar kulübüne üye oldunuz bile.

Küçük kızınıza hiç düşünmeden söylediğiniz "Çok ayıp" kelimesinin tüm hayatını etkileyeceğini bilseniz yine söyler misiniz? Cevabınız ne olacak bilmiyoruz ama "Evet" ise vay o kadının haline... Hayatı boyunca yatağa girmekten korkacak olan o kadın, sevdiği adam mutlu olsun diye elinden geleni yapacak ama kendisi bir kere bile mutlu olamayacak. Sebep ise çoğu zaman sizin söylediğiniz o basit cümle olacak.

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği'nden Psikolog Burcu Atatür, bunun nedenini şöyle açıklıyor: "Toplumumuz cinsellik konusunda sakatlanmış bireyler yetiştiren bir toplum. Kadınlarımız küçük yaşlardan itibaren cinsel duygu ve dürtülerini yok saymaya programlanıyor. Kendi bedenlerine dokunmaktan aciz, vajinalarını üçüncü bir şahıs kabul eden, bakmaya bile tahammülü olmayan kadıncıklar. Cinselliğin ayıp, yasak, günah ve pis bir şey olduğu inancıyla yetişen bir kadının da, evlendiğinde aniden tüm bu beyin programını silmesi ve eşiyle keyifli ve tatminkar bir şekilde, mekanik olarak değil, tam anlamıyla sevişebilmesi elbette mümkün olamıyor."

Özgür kadın, özgür cinsellik başta kadını korkutuyor. Üzerinde ahlakı yanlış yere konuşlandırmış olmanın verdiği büyük bir suçluluk duygusu bulunuyor. Cinselliği seviyor, istiyor, yaşıyor ve hatta zevk de alıyorsa, "Namussuz muyum, kötü kadın mıyım?" diye düşünmeye başlayabiliyor.

Vajinismus en önemli sorun
Kırsal, kentsel, her bölge ve coğrafyadan, kadınların çoğu kendilerine, bedenlerine, dişiliklerine yabancı oluyor. Üzerlerine giydirilmiş roller içerisinde boğulmadan hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Evlat rolü, eş rolü, anne rolü, ev-iş kadını rolleri, tüm bunlar gerçekte öncelikle bir birey ve kadın olduklarını unutturup en temel hak ve özgürlüklerini onlardan alıyor. Bu en temel özgürlük ise bir kadın için varolma ve varetmek anlamına geliyor. Psikolog Burcu Atatür, "Psikolojik olarak bakarsak bu kadınların kendini gerçekleştiremeyen tüm bireylerin yaşadığı sorunları yaşama ihtimalleri var. Ancak cinsel açıdan bakıldığında öncelikle vajinismus sorunu görülüyor. Yani yıllarca büyük bir özenle korudukları kızlıklarından evlenince bir anda vazgeçemiyorlar, dolayısıyla zihinleri ve bedenleri bir korku refleksi şeklinde eşleriyle cinsel ilişkiye girmeyi reddediyor. Diğer en sık gördüğümüz sorun ise, orgazm olamama. Onun da altında, kendi bedenlerine bakmayı bile kadınlarımıza yasaklamış zihniyet yatıyor" diyor.

Korku ile utanç birleşiyor
Cinsellikle ilgili temel sorunlar, kadınların korku ve utanç duygularından kaynaklanıyor. Bilgilendirmeden yoksun yetiştirildiği, bildikleri de büyük ihtimalle yalan yanlış temellere dayandığı için cinsel terapistler, vajina deliğinin nerde olduğunu bilemeyen eğitimli genç kadınlarla bile karşı karşıya kalabiliyor. Korku duygusu vajinismustan cinsel isteksizliğe, orgazm olamamaya veya ağrılı cinsel ilişkiye kadar birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken cinsellik saklandığında, potansiyelinin binde birine dahi ömür boyu ulaşamamış, duygu ve istekleri dondurulmuş, hazları engellenmiş kadınlar yaratılmış oluyor. Bu kadınlar da böyle bir yoksunlukla çocuk sahibi olup, o çocukları da aynı duygularla yetiştiriyorlar.

Günümüz kadını da zor durumda
Günümüz modern kadınının cinsellik konusunda daha iyi durumda olduğu düşünülse de Psikolog Burcu Atatür bunun böyle olmadığını söylüyor ve "Gözlemlerime dayanarak, günümüz modern kadınının neredeyse daha fazla cinsel sorun yaşadığını söyleyebilirim" diyor.

Kadın kadına engel oluyor
Çoğunlukla kadını engelleyenlerin başında yine kadın geliyor. Kısıtlanmış kadın, kendinden sonra gelen kadınlara da aynı tarzda davranıyor. Engellenen kadın engelliyor, hatta daha büyük bir hırsla. Yargılanan kadın yargılıyor ama hep hemcinsini.

Cinsellik bir bütün olmalı
Psikolog Burcu Atatür, "Kadın her şeyden önce doğası gereği üretici,yaratıcıdır.Çok büyük bir sevgi kaynağıdır. Kadın yarattığı zeminde erkek var edebilir. Yani biri ortamı sağlar diğeri o ortama yaşam kurar. Cinsellik ise tüm bu olayların çekirdeğinde yer alıyor. Ama bedensel değil, ruhsal bütünlük içindeki cinsellik önemli. Bunu tam anlamıyla yaşayabilmek için en başta kadının kendini, bedenini, arzu ve isteklerini bilmesi, bulması, tanıması ve ifade edebilmesi gerekiyor" diyor.

MUTLU OLMAK İÇİN NE YAPMALI?
"Cinsellik bir yere kadar dürtüsel olsa da, bir noktada öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir davranış. Daha kendine dokunamayan, kendisiyle sevişemeyen bir kadından partneriyle sevişip mutlu olabilmesini, zevk alıp zevk verebilmesini beklemek yanlış olur. Bu konuda günümüzde yazılı ve görsel bilgilendirme materyali gitgide artıyor. Birçok dernekle birlikte, hastanelerde veya özel olarak çalışan cinsel terapistler, psikiyatristler, psikologlar bu kişilere yardım edebiliyor. Ancak buradaki önemli bir sorun, kişilerin bu konuda rahatlıkla gidip yardım alamayacak zihinsel, ruhsal ve sosyolojik yapıda olmalarıdır. Kadın kendine sanki ilk defa karşılaşıyormuş gibi en baştan, meraklı, özgür ve tanımaya açık gözlerle yeniden bakmalı. Aynanın karşına geçip kendini ilk defa görüyorlarmış gibi incelemeli. Cinsellik en başta dokunmaktan geçiyor. Çiftler gerek kendi bedenlerine, gerek birbirlerinin bedenlerine, acelesiz, şefkatle, özenle, merakla, istekle, tutkuyla dokunmalı ve tecrübelerini, hayallerini birbirlri ile paylaşmalılar.

Psikolog Burcu Atatür, "Bence hepimizin kafası çok karışık, gerçekten arada sıkışıp kalmış bir halimiz var. Kadınlarımız da, yanlış bir şey yapmış küçük kız gözleriyle, kendi bedenlerini hem keşfedip yaşamaya hem de iç sıkıntısı duymaya devam ediyorlar. Kendileri bile kendilerinden ve namuslarından şüphe ettiklerinde ne haklarını koruyabiliyor ne de fikir ve duygularını ifade edebiliyorlar. Yine sonuçta mutsuz evlilikler, renksiz cinselliklere razı olup, çerçeveden çıkmamaya çalışıyorlar" diyor.

Kadınların eğitimli olmaları ve modern hayatlar yaşamaları, cinsel problemlerini dile getirmelerini engelleyebiliyor. Sevişme esnasında zihinleri çok meşgul oluyor ve kendilerini akışa bırakmaya izin vermiyorlar. Çok fazla kontrol dürtüsü, hepimizin içinde olan uyumlanma becerisi ve arzuların ifadesini sınırlandırıyor hatta bastırıyor. Diğer bir deyişle kendini sürece koyuveremiyor. Eğitimli ve bu işi beceremiyor da diyemiyor. Böylece bir kısır döngü içerisinde, gitgide tatminsiz, mutsuz, huzursuz bireyler olarak yalnızlaşmaya devam ediyorlar.

Orgazm öğrenilmeden mutlu olmak zor!
Hayatında hiç orgazm olmamış bir kadının hiç mutlu olmamış olduğu söylenemez ancak hayatında hiç gerçek bir orgazm yaşamamış bir kadının, gerçek potansiyeline ve varoluşuna ulaşamadığı söylenebilir. Yıllardır bastırılmış, saklanmış, ayıplanmış, günahla karıştırılmış bu konu, ne kadar gün yüzüne çıkarılır, öğrenilir, öğretilirse birey, kadın, çocuklar ve toplum o derece sağlıklı olur.

Tedavi
Bu tür terapilerin temeli cinsel bilgilendirme oluyor. Cinsel terapinin bir diğer püf noktası da "çift bilinci". Cinsel problem, genellikle kişinin problemi olmaktan çok çiftin problemi oluyor. Elbette kişisel problemler, psikolojik yapılanma, ailesel-çevresel problemler, çocukluk travmaları da büyük rol oynuyor ama sonuçta cinsellik çift kişilik bir olgu. Cinsel birleşme, iki ayrı kişinin ruhsal, zihinsel, bedensel bir bütün olma hali. İki kişiden birinde yaşanan bir sorun büyük ihtimalle bu bütünlenme aşamasında bir veya birkaç yerde yaşanan tıkanıklıkla ilgili oluyor. Sonuç olarak cinsel problemlerle uzmana başvuran kadınlara, düzenli bir partnerleri varsa, beraber gelmeleri öneriliyor. Ardından, çift, kadın ve erkek yapısı hakkında bilgilendiriliyor, kendilerini keşfetme yolları gösteriliyor, aralarındaki iletişim ve sevgi akışı iyileştiriliyor ve çifte ihtiyaç duydukları noktalarda destek veriliyor.

ERKEKLER BU KONUDA NASIL DAVRANMALI ?
Psikolog Burcu Atatür, "Erkekler öncelikle bilgisizliklerini kabul etmeliler. Sormaya başlamalılar. Erkeklerin üzerindeki yük de çok ağır. Çünkü kadınların bekaretine bu kadar önem verilen bir ülkede evli çiftin cinsel tatmininin sorumluluğu doğal olarak erkeğin omuzlarına kalıyor. Ancak erkeklerin de bu konuda pek bilgi sahibi olmadıklarını görüyoruz. El yordamıyla bir şeyler öğreniyorlar. Kendilerini eşlerine saklayanlar da var. Hele öyle bir durumda, her iki taraf da gözleri kapalı birbirlerini bulmaya çalışıyorlar. Bilmediğini kabul etmek ve yardım istemek, destek istemek bu kadar zor olmamalı. Artık ulaşılabilecek kaynaklar var ve gün geçtikçe de artacak. Yeter ki erkekler, bilgisizliği başarısızlığa denkleştirmesinler. Özellikle kadın bedeni ve cinselliği ile ilgili bilgiler, bilim çevrelerinde her geçen gün yenileniyor ve çeşitlendiriliyor" diyor.

Formsante
0 yorum

Geri alınan kiloların sırrı bulundu

Diyetin hemen ardından alınan kilonun sırrı ortaya çıktı...

Diyet yapan herkes kilo verdikten sonra geri almamanın ne kadar zor olduğunu iyi bilir. Ama bilimadamlarının ortaya çıkardığı sonuca göre, ciddi oranda kilo verdikten bir yıl sonra bile, hormonlaryemek yeme konusunda ısrar etmeye devam ediyor.

Avustralya'da yapılan bir araştırma, diyet yaptıktan sonra verdiği kiloları geri alanların biyolojik bir dürtünün kurbanı olduğunu gösterdi.

Melbourne Üniversitesi'nden araştırmacı Joseph Proietto, "Tekrar kilo alan insanlar kendilerine o kadar da acımasız davranmamalı. Çünkü yemek bizim en temel dürtümüz" dedi.

New England Journal of Medicine adlı dergide yayımlanan araştırmada, 50 aşırı kilolu ve obez hasta 10 haftalık bir diyet programına alındı. Araştırmacılar, ağırlıklarının en az yüzde 10'unu kaybeden hastaların davranışlarını gözlemlemek istiyordu. Sonuçta, hastaların 34'ü bu kiloyu verebildi.

Hastalara 8 hafta boyunca ağır bir diyet programı uygulandı ve sonraki 2 hafta boyunca aşamalı olarak yeniden her gün yedikleri yemekler verildi.

13 KİLO VERİP 5 KİLOSUNU GERİ ALDILAR


Toplam 10 haftalık programda, hastaların her biri ortalama 13,6 kilo vermeyi başardı. Ancak hastaları sonraki 1 yılı içinde de takip eden araştırmacılar, bu süre içinde ortalama 5,4 kilonun geri alındığını gördüler.

Bundan sonra, bilimadamları iştahı etkileyen hormonları incelediler. Sonuç, hormon seviyelerinin diyet programı öncesi ve 1 yıl sonrasındaki farkta bulundu. Toplamda 6 hormon hala iştahı artırıyordu.

Uzmanların cevap aradığı bir diğer konu, "neden diyet yapan birinin vücudu bu duruma isyan ediyor" sorusuydu. Bilimadamlarına göre, bunun cevabı insanın evrimsel kalıtımında gizli, çünkü kilo vermek vücut tarafından üreme ve hayatta kalma dürtülerine tehdit olarak algılanıyor.

Bu nedenle, diyetten sonraki 1 yıl boyunca hormonların kiloları geri almak için savaşması normal karşılanıyor. Uzmanların bu konudaki çözüm önerisi ise çok basit: "Kilo vermeye çalışacağınıza, henüz zayıfken kilo almamayı deneyin".

A.A
0 yorum

Aşk kansere çare olabilir mi?

Bazı araştırmacılar, aşkın kanser de dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara çare olduğunu iddia ederken, bazı araştırmacılar da bu iddianın kanıtlanmadığını ve gerçek dışı olduğunu belirtiyor…

Uzun zamandan beri yapılan bir tartışma da ‘Aşk nelere kadir!’ lafının romantik bir inanış olup olmadığı üzerine. Bazı araştırmacılar aşkın çeşitli hastalıklara çare olduğunu söylerken bazı araştırmacılar da bunu şiddetle yalanlıyor. Gerçekten böyle bir şey var mı? Aşk, kanser tedavisine yardımcı oluyor mu? Ya da aşkın hastalıklar üzerinde olumlu bir etkisi var mı? Uzmanlara sorduk…

Onkoloji Uzmanı Dr. Teoman Yanmaz; “Yalnızca aşk değil, sevginin her hali aslında kanserden korur” diyor ve kanser-aşk arasındaki ilişkiyi şöyle anlatıyor:

“Kanser maalesef günümüzde ‘çağın hastalığı’ haline geldi. Kendiniz, eşiniz, dostunuz, yakın arkadaşlarınız ya da onların yakınları…

Mutlaka tanıdık birilerinde bu hastalık var. Bugüne kadar bu hastalıkla ilgili yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, dokunduğumuz, konuştuğumuz, hatta bulunduğumuz ortamın tetikleyici bir faktör olduğu çok anlatıldı. Ama aşkın etkisi pek de dile getirilmedi. Oysa ‘aşkın kanser üzerinde etkisi var mı’ sorusunun yanıtı kesinlikle evet!”

Dr. Yanmaz, şöyle devam ediyor:

“Nicedir aşk denince modern insan altındaki kimyasallara odaklanıyor. Yani aşktan değil de aşık olduğumuzda salgıladığımız hormonlardan adrenalinden, serotoninden, oksitosinden ve melatoninden bahsediyoruz aslında.

Bunların tamamı aşkı teşkil eder mi, aşk mı bunlara neden olur, bunlar mı aşka; bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şey, aşk dediğimiz durumlarda bunların da vücutta arttığının tespit edildiği. İşte aşk sırasında salgıladığımız bu hormonlar kansere de etki ediyor.

Bunların bazıları yaşam tarzımızı, bazıları biyoritmimizi dengeleyerek kanserden korunmada yardımcı olurken; bazıları da kanser tedavisi sırasında tedaviyi olumlu yönde etkileyecek ek faydalar sağlıyorlar.

Melatonin ve serotonin örneğin; özellikle de melatonin kansere karşı iyi geliyor! Çok salgılandığında vücudun direnci artıyor. Enfeksiyonlara karşı koruyucu oluyor. Hem immün sistem üzerine olumlu etkisi ar hem de antioksidan etkisi yüksek. Bu nedenlerle kanser riskini azaltıyor. Ama sadece kanser riskini azaltmakla kalmıyor; bir çalışmada melatonin hormonunun kanserden ölümü de azalttığı gösterilmiş.

Yani kanser hastasının ölümünü de önlüyor. Melatonin seviyesi az olan insanlar üzerine yapılan çalışmalarda; özellikle yatak odası ışıklandırılmış olanlar ve gece vardiyası yapılan işlerde çalışanlarda, kanserin daha sık görüldüğü saptanmış.

Oksitosini de bu gruba sokabiliriz. Buna ‘şefkat hormonu’ da deniyor. Doğumun başlamasını sağlar, orgazm onsuz olmaz, bebek anneyi emdikçe annede oksitosin artar. Aslında bu bahsedilenlerin hepsi aşkın değişik halleri zaten… Sevgilinin varlığı, onunla geçirilen ya da geçirilecek zaman, bunların yarattığı gerçek üstü dünya.”

Mutlu bir aşksa sağlık verir ama ya tam tersiyse…

Uzman Psikolog Sinem Demir ise aşkta mutluluk hormonları salgılanınca bağışıklık sistemimizin güçlendiğini bunun da vücuda sağlık getirdiğini söylüyor ve ekliyor:

“Aşkın hastalıklara deva olması anlaşılmaz bir şey değil. Ama aşk bazen hassaslaştırıyor, ilişkinin oturmadığı durumlardaysa, ilişkide tutku ön plandaysa en ufak bir sarsıntıda o ilişkiyi kaybedeceğimizi düşündüğümüzde, benlik algımızda aşırı hassasiyet varsa ruh sağlığımızı kötü etkileyebiliyor. Gel-gitleri kaldıramayabiliyoruz, fiziksel açıdan da kötü duruma gidebiliyoruz. Bazı araştırmalarda aşkın insanların sağlığını kötü etkilediği bulunmuş.

Duygusal inişler çıkışlar yaşanabiliyor, vücut bunu kaldıramayabiliyor. Nasıl bir ilişki yaşıyor olduğumuz, genel olarak bir ilişkide kendimizi nasıl konumlandırıyor olduğumuz, duygularımızı ne kadar dışa vurabiliyoruz, patlamalar yaşıyor muyuz buna bağlı sağlıklı olabilmemiz de.”

Araştırmalar ne diyor?

Bilim adamlarının yaptığı araştırmalarda aşkın fiziksel ve psikolojik etkisinin olduğu sonucu ortaya çıktı. Kan akımının düzenlenmesi, iştahı azaltması, kalp ritminin hızlanması, yağ yakımının gerçekleşmesi, metabolizmanın hızlanması, hafızanın güçlenmesi, ağrıların daha az hissedilmesi, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, cilt sağlığının artması, östrojen ve testosteron hormonlarının artması aşkın fiziksel olarak etkileri arasında yer alıyor.

Psikolojik olarak ise aşkın motivasyonu artırdığı, özgüveni sağladığı, antidepresan yerine geçtiği ve dışa dönük bir kişilik oluşturduğu söyleniyor…
0 yorum

Alzheimer genetik mi?

Aile öyküsü Alzheimer için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Özellikle erken başlangıçlı Alzheimer hastalığında genetik faktörler öne çıkıyor.

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A Hastanesi (BRSHH) Nöroloji Uzman Dr. Barış Topçular, Alzheimer hastalığının, demans (bunama) grubu hastalıklar arasında en sık görüleni olduğunu belirterek, “Alzheimer hastalığı sıklıkla unutkanlıkla başlar ve zaman içinde dil ve görsel/mekansal fonksiyonları da bozar” dedi. Hastalığın genellikle 65 yaşından sonra başladığını ifade eden Dr. Barış Topçular, şöyle devam etti:

“Nadiren daha erken yaşlarda da Alzheimer hastalığı görülebilmektedir. Alzheimer sıklığı yaşla beraber artış gösterir. 65-74 yaş arasında sıklığı %5 dolaylarında iken, 85 yaş üzerinde neredeyse yüzde 40'a yaklaşmaktadır. Ancak Alzheimer hastalığının normal bir yaşlanma olmadığı unutulmamalıdır.”

Genetik Faktörler Rol Oynuyor

Yaşın Alzheimer hastalığı için en önemli bir risk faktörü olduğunu hatırlatan Dr. Barış Topçular, “65 yaşından sonrasında hastalık sıklığı her 5 yılda bir ikiye katlanmaktadır. Aile öyküsü de Alzheimer Hastalığı için önemli bir risk faktörüdür. Özellikle erken başlangıçlı Alzheimer Hastalığında genetik faktörler daha çok rol oynar. 60 yaşından sonra başlayan hastalıkta ise ailevi özellikler daha az rol oynamakla beraber çeşitli genlerin risk oluşturduğu bilinmektedir. Kolesterol taşıma görevi üstlenen ApoE proteinini kodlayan gen bunun için tipik bir örnektir” diye konuştu.

Hastalığın yavaş başladığını ve sinsice ilerlediğini belirten Dr. Barış Topçular, şunları aktardı: “Başlangıçta genellikle tek şikayet unutkanlıktır. Bazen bu unutkanlık yaşa bağlı unutkanlık olarak değerlendirilip ihmal edilebilir ve bu tanı ve tedavinin gecikmesine neden olur. Unutkanlık belirginleştikçe günlük aktivitelerdeki olumsuz etkisi daha da şiddetlenir. Hastalığın orta evrelerine gelindiğinde hastalar diş fırçalamak, elbiselerini iliklemek gibi basit şeyleri yapmakta güçlük çekmeye başlayabilirler. Dışarıya çıktıklarında yol bulmada güçlük, anlamada, okumada ve yazmada zorluklar, konuşmada bozulma olabilir. Hastalık ilerledikçe hastalar özbakımlarını yapamaz ve yardıma muhtaç hale gelirler.”

Tam Tedavisi Yok

Günümüzde ne yazık ki Alzheimer hastalığını durduran ya da tamamen geçiren bir tedavinin olmadığını dile getiren Dr. Barış Topçular, şunları kaydetti:

“Ancak Alzheimer hastalığı tedavisi dünya genelinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. Halen iki grup ilaç Alzheimer Hastalığı tedavisinde kullanılmaktadır: Asetinkolin Esteraz inhibitörleri(AchEI) ve NMDA antagonistleri. AchEI grubunda ülkemizde ve dünyada 3 molekül vardır: Donepezil, Rivastigmin ve Galantamin. Bunlardan Donepezil tablet ve ağızda eriyen tablet formlarında, rivastigmin tablet, şurup ve bant formunda, galantamin ise tablet ve suspansiyon formunda bulunmaktadır.

Bu ilaçlar özellikle başlangıç döneminde bulantı ve kusma gibi yan etkiler yapabilirler. AchEI grubu ilaçlar hastalığın özellikle erken ve orta evresinde endikedirler. NMDA antagonisti olan memantin ise orta ve ileri evre Alzheimer Hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Ülkemizde tablet ve suspansiyon formunda bulunmaktadır. Ayrıca hastaların özellikle orta ve ileri evrelerinde görülen hayal görmeler, sinirlilik, uykusuzluk gibi şikayetler için semptomatik tedavilerin verilmesi gerekebilmektedir.”
0 yorum

Seks hayatında yeni kurallar

Cinsel hayatının yeni kurallarını biliyor musunuz ? haber detayımıza bir göz atınız.

Artık cinsel kitaplar size bambaşka numaralar öğretiyor.


Eskiden: Eğer hoşlanıyorsa yapmaya devam ediniz.
Şimdi ise Yeni şeyler denemekten vazgeçmeyiniz. Partnerinizin vücudunun hassasiyeti tahrik oldukça artar. İlişki uzmanı Susan Quilliam şöyle diyor: "Yeni hareketler bulup tekrarlayın. Böylece tek bir noktaya saplanıp kalmak yerine düzenli olarak bazı hassas noktaları ziyaret edersiniz." ‘Aşağı' ya da ‘yukarı' gibi aranızda kullanacağız kısa kodlar sayesinde elinizi nereye götüreceğinizi anlayabilirsiniz. Ya da nasıl hissettiğini 1'den 10'a kadar dürüstçe puanlamasını isteyin.

Eskiden: Fanteziler garip kişiler içindir.
Şimdi: Onun da ara sıra eğlenceye ihtiyacı var. Seks sırasında erkeklerin aklında sadece yaklaşmakta olan orgazm vardır. Kadınların aklı ise dolanır durur (özellikle de fanteziler arasında). Orgazma ulaşmak için zihnini temizlemesi ve beynindeki korku şalterini aşağı indirmesi gerekir. İşte fantezi tam da bu noktada aklını her şeyden koparmak ve korku merkezini etkisiz hale getirmek için en garanti yoldur. İşler henüz kızışmadan önce onu erotik bir fantezi konusunda cesaretlendirin. Sonrasında ise onu iyice kışkırtmak için kulağına gerekli cümleleri fısıldayın. Bu sayede kendini nasıl kaybedeceğini ve kurduğunuz fantezinin akışına bırakacağını göreceksiniz.

Eskiden: Kontrolü eline al.
Şimdi: Dizginleri ona verin. Hemen hemen her kültürde seksi erkekler başlatır ve yönlendirir. Ancak bu ataerkil düzeni geride bırakmanın zamanın geldi. Seksin başlangıcını ve yoğunluğunu onun yönlendirmesine izin verin. Bu sayede ikiniz için de en iyisinin hangisi olduğunu kolayca öğrenebilirsiniz. Hem unutmayın o ne kadar çok eğlenirse, siz de o kadar eğlenirsiniz. Özellikle üstte olduğu pozisyonların hâkimiyeti hissetmesi açısından önemli olduğunu da ekleyelim.

Eskiden: Erotik noktaların hepsi bellidir.
Şimdi: Farklı dokunuşlar farklı sonuçlar doğurur.
Klitoris, vajina ve rahim birbiriyle bağlantı içindedir ve araştırmacılara göre bunlardan herhangi birini uyarmak tüm vücutta etkili bir uyarılmaya neden olur. Parmağınızla yumuşak ve dairesel hareketler yapın. Rahimdeki sinirler çok hassastır ve bu noktaları uyarmak normalden farklı bir tahrik sağlayacaktır. Ancak ellerinizin temiz olduğuna emin olun, zira bu bölge enfeksiyona çok açık.

Eskiden: Çabuk bir orgazm
Şimdi: Yavaşlayın. O doruk noktasına yaklaştığında durmak ve daha sonra kaldığınız yerden devam etmek orgazmın şiddetini artıracaktır. Zira beklemek ve meraklanmak zevk almanın psikolojik seviyesini artırır. Orgazma yakın olduğu zaman sizi uyarmasını isteyin. Öpüşmek ve vücudunun başka noktalarıyla ilgilenmek için birkaç dakikalık bir mola verin. Bunu sık sık tekrar edin. Anı mahvedeceğinizden sakın çekinmeyin, çünkü tahrik olma halinin geçmesi için 5–10 dakika gerekir. O orgazmı kaçırdığını düşünse bile sizin onu tekrar o seviyeye getirmeniz oldukça kolaydır.

0 yorum

Bahar Saçları: Kısa Modeller


Bahar Saçları: Kısa Modeller

Kısa saçın sade ve seksi görüntüsünü seviyor, ancak Victoria Beckham’ınki gibi olağanüstü elmacık kemikleri bende yok diyorsanız, bu baharın saç modeli trendleri sizi gerçekten heyecanlandıracak. 

Bu bahar omuz boylarında, kırpık kesimler moda ve uzun saçlar için de yepyeni model seçenekleri mevcut.

Zahmetsiz Saç Modelleri
Omuzlara dökülen, kırpık kesim, her yüz biçimine göre özel olarak tasarlanması gereken, uçları küt kesilmiş saç modelidir. Blake Lively gibi pek çok yıldızın tercih ettiği, dağınık bırakılmış saç modelinin daha kısa bir versiyonudur bu. Stilist Byron Williams, “Bu kesimi denemek istiyorsanız tek yapmanız gereken, saçınızdan beş ya da altı kat kesmek,” diyor. “Çoğu modele göre çekinmeden tercih edebileceğiniz bir kesim, çünkü istediğiniz takdirde uzatması kolay, dolayısıyla aylarınızı adamanıza gerek kalmadan hoş bir değişiklik yapabiliyorsunuz,” diye ekliyor.

Omuz boyunda bob tarzı kesim, hem yuvarlak kesime göre daha kullanışlıdır hem de uzun saça göre daha gösterişli. Drew Barrymore’un saçlarını tasarlayan Williams, “Uçun saçın modası hiçbir zaman geçmez,” diyor. “Ama yıldızlar, bu kesimi deniyorlar çünkü daha canlı ve zarif. Aynı anda hem daha derli toplu hem de daha şık görünüyor.”

Yüz Biçiminize Göre Saç Kesimi
  • Yuvarlak Yüz Yüz biçiminizi daha oval göstermek için yüzünüzü çevreleyecek uzun perçemleri tercih edin.
  • Küçük yüz Saçınızı yana ayırmak da kısa perçemlerle çene boyundan omuz boyuna katlar da yüzünüzü olduğundan büyük gösterir.
  • Tüm yüz şekilleri Bu modelin asimetrik versiyonları, küçük, yuvarlak ve oval olsun, tüm yüz şekillerine yakışır.
Saçınıza Tarz Vermek
Bohem bir tarz elde etmek istiyorsanız, o gün saçınızı yıkamayın, böylelikle saçınız daha hacimli görünür. Fındık büyüklüğünde parlatıcı serumu avucunuza alıp saçınıza sürün. Buklelerinizi elinizle dağıtarak düşük ayarlı bir fön makinesi ya da difüzörle saçınıza ısı verin. Saç uçlarınızı düzleştirmek için de geniş makaralı bir bukle maşası kullanın, dalgaların tek biçimli, kıvrımların da çok fazla olmamasına edin. Görüntünüzün fazla şık ya da tarz değil de özgün ve dağınık olması gerekiyor. Son olarak da saç spreyi sıkın.

Stilist Shai Amiel, gün içinde mükemmel bir görüntü yaratmak için saçınızı örmenizi öneriyor. Saçınızın arkasından rastgele bölümler alıp şeritlerle örün. “Saçlarınızın arasından omuzlarınıza dökülen ince şerit örgüler, gerçekten çok hoş görünür,” diyor. Yatmadan önce örgüleri saçınızda bırakıp sabah çözerseniz dalgalı bir stil elde edebilirsiniz.

Kırpık Bob Kesimini Taklit Edebilirsiniz
Saçlarınız uzun ve katlıysa ama yine de dağınık kırpık tarzı denemek istiyorsanız, saçınızın arka uçlarını bir araya getirip ensenizde içe doğru sarın, önerisinde bulunuyor Amiel. Sonra da saçınızı iğneli tokalarla tutturun. Saçınızı çevreleyecek biçimde ön taraftan, küt bir görüntü yaratmak için de arka taraftan rasgele katları ayırın. “Bu tarzı hem kısa süreli olarak kullanabilirsiniz hem de saçınızda değişiklik yapmış olursunuz,” diyor Williams. “Bu tarzın en iyi tarafı da budur.”

By Alison Singh Gee for The Style Glossy

0 yorum

Bahar Aylarında Gardırobunuzun Olmazsa Olmazı: Kemerler


Bahar Aylarında Gardırobunuzun Olmazsa Olmazı: Kemerler

Bu sene gardırobunuzu bahar ve yaz aylarına hazırlamak çocuk oyuncağı olacak. 

Tek yapmanız gereken, doğru kemerleri seçmek. Nasıl geçen senenin bir numaralı aksesuarı büyük kolyelerdiyse, 2012’nin olmazsa olmazı da gösterişli kemerler. İnce ve fosforlulardan beli saran süslü korse kemerlere kadar bu bahar kemerler her yerde.

Stilist Fawn Cheng, “Kemer, en sıradan elbiseye bile şıklık katabilir,” diyor ve ekliyor; “Giymekten sıkıldığınız bir elbiseyi ya da bedeninize büyük gelen bir bluzu parlak renkli bir kemerle bambaşka bir kıyafet haline getirebilirsiniz.” Bir masa örtüsü kadar bile seksi bulmadığınız büzgülü bir tişörtünüz mü var? Geçen yaz satın aldığınız, ama artık modası geçmiş boho tarzı bir bluzu ne yapacağınıza karar veremiyor musunuz? Cheng’e sorarsanız, “Güzel bir kemerle beğenmediğiniz kıyafetleri bile yepyeni bir tarza kavuşturabilirsiniz”.

Kemerler, vücudunuzu olduğundan daha güzel göstermek için de elverişli aksesuarlar. Eğer gövde kısmınız kısaysa, kemeri belinizden aşağıda kullanmak gövdenizin daha uzun görünmesini sağlayacaktır. Modern bir görünüm için zincirli bir kemeri tercih edebilirsiniz. Gövde kısmınız uzun mu? O zaman belinizi saran kalın bir kemerle vücut oranlarınızı dengeleyebilirsiniz.

Bahar ve yaz aylarında gardırobunuzda bulundurmanızın yerinde olacağı dört kemer modelini aşağıda aktarıyoruz:

1. Gösterişli kemerler. İnce ya da kalın, elastik ya da deri, bu sezon revaçta olan kemer modeli, altın, gümüş veya pirinç kaplama madalyon tokalı olanlar. Cheng’in bu kemerlere ilişkin önerisi, vücut hatlarını ortaya çıkartan bir elbisenin üzerine, belden yukarı – göğüs kafesinin hemen altına – takarak şıklık yaratmak. Ya da daha sade bir şıklık için İspanyol paça kotunuz ya da pantolonunuzla birlikte ince metal bir kemer de kullanabilirsiniz.
2. Renkli Kemerler. Taze meyve sepeti: Cheng’in bu sezonun canlı renklerdeki kemerlerine verdiği isim bu. Fuşya, kavuniçi, açık mavi, mercan rengi ya da fıstık yeşili kemerler, düz ya da beyaz bir kıyafete renk katmanın mükemmel bir yolu. Ya da yepyeni bir tarza kavuşmak istiyorsanız, pembe bir hırkanın üstüne küf yeşili rugan bir kemer de takabilirsiniz.
3. Safari-tarzı kemerler. Bahar defilelerinde mankenler, sahneyi hayvan ve kamuflaj baskılı, haki, kahverengi ve zeytin yeşili kıyafetlerle süslediler. Kullanılan aksesuarlar ise modacıların salaş bel çantalarına yepyeni bir yorum getirdiklerini ortaya koyuyordu: örneğin, parlak deriden enfes bir kayış, bele iki kere dolanmış –biri pantolonun kemer bölümüne, diğeri de onun hemen altına – bir uçtan bağlanmış, diğer uçta ise küçük deri bir çanta yer alıyor. Kemer-çantalar, kollarınızı yormadan malzemelerinizi taşımak için mükemmel bir yol.
4. Korse Kemerler. Beli sımsıkı saran kalın kemerler, kadınsı kıvrımları ortaya çıkartır. Korse kemerlerin özellikle metalik olanları, bu bahar ve yaz aylarında giyeceğiniz peplum etekler için harika bir tamamlayıcı olacak. Kusurları daha iyi örten deri versiyonlarında ise her gün kullanabileceğiniz eğlenceli çeşitler bulabilirsiniz. Deri korse kemerler, geleneksel trençkotlarla, vücuda yapışan ceketlerle ya da yüksek belli bir pantolonun üzerine giyilmiş beyaz bir tişörtle harika görünecektir. Korse kemerler, geçici bir trend olabilir, bu yüzden de bu parçaya gereğinden fazla para harcamamalısınız.


By Shelley Levitt for The Style Glossy


0 yorum

İlk Defa Bir Bebek Bezi Markası Deneyimli Annelere Seslendi!

Anneler tabii ki bebekleri için hep en iyisini ister. Söz konusu bebek bezi olunca da en fazla dikkat ettikleri nokta minik kuzucuklarını konforlu ve kuru tutacak bir bezdir. Yapılan araştırmalarda da sonuç değişmedi. Tüm bunları dikkate alan Canbebe, daha gelişmiş bir ürünü piyasaya sürdü, yeni Canbebe ComfortDry.

Senelerdir özellikle uygun fiyatlarıyla dikkat çeken Canbebe, ComfortDry’la da yine rakiplerinden daha hesaplı. Üstelik bu kez annelerin başka isteklerine de kulak veriyor. Bu konuda belirlediği hedef kitle ise deneyimli anneler...

Araştırmalarda Canbebe’yi özellikle deneyimli annelerin tercih ettiği sonucu çıktı. Bunun sebebi de annelerin deneyim kazandıkça aynı kalitedeki bir beze daha fazla para vermeyi gereksiz bulmaları. Bu yüzden yine hesaplı olmayı tercih eden Canbebe ayrıca ComfortDry’la emiciliğini artırarak bebeklerin pişik sorununu çözmeye odaklandı. Bebekleri daha rahat ettirmek için de topaklanmayı önleyen özel bir doku kullandı. Bu sayede bebekler eskisinden daha rahat ve daha mutlu. E tabi onları gülücükler saçarken gören anneleri de...

ComfortDry için seçilen slogan ise oldukça anlamlı: “Deneyimli Annelerin Akıllı Seçimi”


 
Bir bumads advertorial içeriğidir.

0 yorum

En Yaratıcı Anneler Günü Hediyesini mi Arıyorsunuz?


Anneler Günü’nün en yaratıcı hediyesini aramanıza artık gerek kalmadı. Vestel'in bu yılki Anneler Günü’ne özel tasarladığı Anne Bak N’aptım Facebook uygulamasıyla, annenizin sevinç gözyaşları garanti :)

Malum, sosyal medyanın popülerliği arttıkça, “kaç yaşında olursa olsun, yeter ki gözümün önünde olsun” diyen annelerimiz, Facebook’ta da “arkadaşımız” oldular. Bir hesap açar açmaz da genelde yaptıkları ilk iş, profil ya da kapak fotoğraflarına biricik evlatlarının resimlerini koymak oluyor.

İşte buradan yola çıkan Vestel, Facebook sayfasındaki Anne Bak N’aptım uygulaması ile kullanıcılara, Anneler Günü’nü Facebook’ta “anne stili” kutlama şansı veriyor.  Vestel'in bu uygulamasıyla, Anneler Günü kutlamanızı Facebook kapak resminize taşıyıp, annenize olan sevginizi dünyaya ilan edebiliyorsunuz. İsterseniz kendi annenizin fotoğrafını şablonlara yerleştirerek kendinize özel bir tasarımla, isterseniz de önceden hazırlanmış tasarımlardan birini kullanabiliyorsunuz.

Üstelik, annesi için tasarım yapanlar çok özel bir indirime de hak kazanıyor. Bu Anneler Günü’nde annesine en yaratıcı hediyeyi vermek isteyenler buraya:

http://gid.io/AnneBakNaptim


Bir bumads advertorial içeriğidir.

0 yorum

Kadınları etkileyen 5 sürpriz özellik

Kadınları etkilemek için mutlaka David Beckham'ın karın kasları veya Johnny Depp gibi bir surata sahip olması şat değil.

Sizin tahmin bile etmediğiniz fakat kadınların etkilendikleri bazı özellikler kesinlikle vardır.

Kendinizde çekici bulmadığınız yönler ve bölgeleriniz bazıları belkide kadınların çok hoşuna gidiyordur. Sizi etkileyici kılan bu yönleri öğrenirseniz hem kendinize güveniniz hemde gücünüz yerine gelecektir.

İşte sizi şaşırtacak ama kadınları etkileyen 5 şey ve özellikleri

Yara izleri

İlk kez yemeğe çıktığınız bir kadın sizin vücudunuzda gördüğü izlerin hikayelerini kafasında kurmaktadır. Şarkıcı Seal'ı buna örnek verebiliriz. Onun suratındaki yara izlerini seksi bulan belkide dünyada milyonlarca kadın bulabiliriz. Yara izleri bir erkeğe erkeksi görüntü ve gizem verir bu da kadınlar tarafından seksi bulunmaktadır.

Bu konuda yapılan bazı araştırmalar bile var, kadınların neden yara izlerini seksi bulduğu konusunda. Liverpool ve Sterling Üniversitesinden bilimadamlarının araştırmalarına göre kadınlar yara izlerini sağlık ve cesaretle ilişkilendiriyorlar. Yara izleri sizi cesur göstermekle beraber düşmanınızı yada rakibinizi yendiğinizin bir kanıtı gibi de algılanıyor. Siz siz olun bir kapıya çarptıktan veya sivilce patlaması sonrası oluşan yara izlerini kızarkadaşınıza açıklamayın.

Evinizdeki çiçekler

Elbette ki nasıl çiçeklerinizin olduğu kızları etkileme oranınızın çok yüksek olmasıyla doğrudan bağlantılı değildir. Ama ilginç bir şekilde kadınlar evinizde beslediğiniz çiçeklere dikkat etmektedirler. İyi büyütülmüş çiçekleri gören kadınlar bunu çocuk bakımından bir ilişkiye önem verip vermediğinizi dair değişik konulara bölerek kontrol edebilirler.

İngiltere'nin en çok satan 1 numaralı erkek dergilerinden Nuts'un 1500 kişi üzerinde yaptığı ankete göre kadınlar çevreye ve çiçeklere önem veren erkekleri çok çekici buluyorlar. Bir yeşil bitki edinmeniz size artı puan kazandırıyor. Uzmanlar ise haftada yarım saat bahçe işi yapan erkeklerin yatak performanslarının daha iyi olduğunu ortaya koydu.

Ter

Evet ter seksi birşey. İnanmıyorsanız kadınların futbol maçlarında ya da spor müsabakalarında terleyen erkeklere nasıl hayranlıkla baktıklarını gözlemleyin. Sizce oyunu ilginç bulduğu için mi yoksa cinsel anlamda birşeyler olduğu için mi? Onların üzerinde yarattığı etki ise şöyledir: spor gücün simgesidir, spor sonrası alınacak duş ise ayrıca gözlerinde canlanmaktadır.

Bilimadamları yaptıkları araştırmada iki gün boyunca deoderant veya sabun gibi herhangi bir kişisel bakım ürünü kullanmayan erkek deneklerden ter örnekleri aldılar.Örneklerin bir kısmı sıkıcı belgesel filmi izlettirildikten sonra alınırken bir kısmı da daha erotik ve açık saçık görüntülerin ardından alındı. Özel bir yöntemle beyin taramasına tabi tutulan gönüllü birkaç kadın denek de bu ter örneklerini kokladı.

Seksi filmleri izleyen erkeklerin terini koklarken kadınların beyinlerinin daha farklı bölgelerinin çalıştığı beyin taramalarında saptandı. Bu koku kadınların beyinlerindeki zevk ve üreme ile ilgili bölgeleri harekete geçirdi.

Gri saç

Toplumda genel kanı gençlik her zaman seksidir. Kadınların üzerinde artık gri saçlar daha etkili diyebiliriz. Hatta siyahın yerine bile tercih ediliyor. Yapılan bir araştırmaya göre kadınlara sorulduğunda %72'si gri saçlı bir erkeği siyah olana tercih ediyor.

Gözlük

Stockholm Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre, kadınların çoğu gözlük takan erkekleri takmayanlara tercih ediyor. Bilimadamı olmanıza gerek yok ama gözlük genelde zekayı temsil ediyor. Kadınlar ise zeki erkeklere bayılıyorlar.

Birçok kadın ustaca kurulmuş cümleleri ve zeki düşünceleri seksi buluyor.

0 yorum

Reklamı Kapat
 
Kadın Sağlıklı Yaşam : Web sitesi | NetWork Grup | üyesidir
Copyright © 2011. Kadın ve Sağlık - Tüm hakları saklıdır
Kadın Sağlıklı Yaşam Websitesi sayfaları NetWork Grup
tarafından hazırlanmıştır
LOGO4