26 Nisan 2012 Perşembe

Modern yaşam fıtık yapıyor!...
Modern yaşamın kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkan bel ve boyun ağrılarının en önemli sebebi bel ve boyun fıtıkları. 

Fıtık, omurgayı meydana getiren kemiklerin arasındaki disklerden bir veya birkaç tanesinin, kendilerini tutan bağı iterek ya da yırtarak omurilik, omuriliği saran zar veya sinirlerin üzerine çıkıp, bu sinirlere baskı yapması olarak açıklanıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Nöroşirurji Uzmanı Op.Dr.Hikmet Uluğ'un verdiği bilgilere göre; bilindiği gibi ayakta durmamızı, öne, arkaya, sağa sola eğilmemizi sağlayan omurgamız, omur adı verilen silindir biçimindeki kemiklerden yapılmış. Boyun bölgesinde 7 tane, göğüs bölgesinde 12 tane, bel bölgesinde 5 tane ve kuyruk sokumu bölgesinde de 5 tane omurumuz var. İç kısmı yuvarlak bir kanal şeklinde olan omurgamızın içinden, beyinden çıkıp bel bölgesine inen omurilik geçiyor. Omuriliği, biri onu sımsıkı saran, diğeri biraz daha gevşek ve ince, bir diğeri de parşömen kağıdı gibi üç zar çevreliyor. En dıştaki zar ile ortadaki zar arasında beyin omurilik sıvısı dolaşıyor.

Omurların yanlarındaki deliklerden de boyun bölgemizden kollarımıza, göğüs bölgesinden göğsümüze ve kalbimize, bel bölgemizden de ayaklarımıza giden sinirler çıkıyor. Omurların arasında bizim hareket edebilmemizi sağlayan diskler yer alıyor. Disklerin içinde de nukleus pulposus adı verilen bir çekirdek var. Bu çekirdeğin etrafı bağ dokusu ile çevrilerek halka biçiminde düzenlenmiş. Bu disklerin en önemli özelliği, kan damarlarına sahip olmadığı için, çok iyi beslenememesi ve travmalara karşı duyarlı olması. Omurgamız normalde dik duruyor ve üzerine yük biniyor. Bütün yükü ise silindir şeklindeki omurlar ve onların arasındaki diskler çekiyor. Aynı zamanda omurgamızın arkasında çok sağlam kaslar var. Bu kaslar omurgayı vücudun diğer kemiklerine asıyorlar. Bir de karın bölgesinde kaslarımız bulunuyor. Karnımızdaki kaslar ve arkadaki kaslar ne kadar güçlü olursa, omurgaya binen yük o kadar azalıyor.

Fıtığın Belirtileri

Fıtığın en önemli belirtisi ağrı. Bacağı belle birlikte tutan ağrı, beldeki sinirin baskı altında bulunduğunu gösteriyor ve fıtığın en sık görülen bulgusunu oluşturuyor . Boyun fıtığında da, kola giden sinirler baskı altında bulunduğu için kol ve boyun ağrısı görülüyor. Fıtık hangi sinir grubuna baskı yapıyorsa, ağrı o sinirlerin ulaştığı organlarda hissediliyor. Ağrının yanı sıra baskı altındaki sinirin dağıldığı alanda uyuşukluk görülüyor. Bacakta veya kolda sinirin çalıştırdığı kasta güçsüzlük ve refleks kaybı gelişebiliyor. Bunun yanı sıra bel fıtıklarında idrar ve büyük tuvaleti yapmayı sağlayan sinirler bası altında kalmışsa idrar ile büyük tuvaleti yapamama ve hissetmeme gibi ciddi belirtiler de ortaya çıkabiliyor. Bazı durumlarda bel fıtıkları cinsel güç kayıplarına da neden olabiliyor

Nasıl Oluşuyor?

Kan damarları olmadığı için çok iyi beslenemeyen ve yük altında kalan, zaman zaman travmalarla karşılaşan omurların arasındaki diskler bombeleşerek, normal formunu kaybediyor. Omurların arasından dışarı doğru kabarıyor. Bel bölgesinde kabardığı zaman bacaklara giden sinirlere, boyun bölgesinde kabardığı zaman da kollara giden sinirlere baskı yapıyor. İşte bu omurların arasından disk kabarmaları fıtık olarak adlandırılıyor. Fıtık başta ağrı olmak üzere çeşitli şikayetlere yol açıyor. Bütün fıtıkların yüzde 90’ının bel, yüzde 10’unun ise boyun bölgesinde oluşuyor. geriye kalan göğüs fıtıklarının yüzdeye girmeyecek kadar düşük oranda görülüyor.

Nedenleri Neler?

Bel ve boyun fıtıklarının en önemli nedeni "modern yaşam şartları" Bu şartlar bel ve boyunda "makro ve mikro travmalara" neden oluyor. Örneğin, dizlerinizi bükmeden yere eğilir ve yerden 20 kilogram ağırlığında bir yük kaldırırsınız; bu belinize yaptığınız makro bir travmadır. Yukarı uzanır raftan 20 kilogramlık yük indirirsiniz; bu boynunuza yaptığınız makro bir travmadır. Arabada giderken ani fren yaparsınız  boynunuz çok sert bir şekilde aniden sarsılır, bu boynunuza yaptığınız mikro tarvmadır. Uzun süre bilgisayar karşısında hareketsiz oturursunuz bu hem belinize hem de boynunuza yaptığınız mikro travmadır. Evde bir yana kaykılarak uzun süre televizyon izlersiniz; bu da belinize yaptığınız mikro travmadır. Günümüz insanı modern çağla birlikte arabaya biniyor, bilgisayar kullanıyor, tabiat koşullarından uzaklaşıyor, bütün bunların üzerine kaslarını güçlendirecek ve omurlara binen yükü azaltacak hareketleri kısıtlıyor, spor yapmıyor, şişmanlıyor... Bütün bunların sonucunda da bel ve boyun fıtıkları artıyor. Omurga yaşlanmasına bağlı olarak daha ileri yaşlarda rastlanan boyun fıtıkları artık 30-35 yaşındaki kişilerde de görülüyor. Bu da sağlıksız yaşayan, egzersiz yapmayan, araba ve bilgisayar kullanan ve toplumun büyük bir bölümü oluşturan gençlerin risk altında olduğunu gösteriyor.

Risk Faktörleri Neler?

Bel fıtığının pek çok risk faktörü bulunuyor. Bu faktörlere dikkat edildiği takdirde bel fıtığı oluşumu büyük oranda önlenebiliyor.

Obezite: Aşırı kilolar bel fıtığının en sık nedenini oluşturuyor. Vücudumuzun ağırlığını omurgamız taşıyor. Omurganın esnekliğini sağlayan ve bir tür destek yastığı olarak hizmet eden disklerin aşırı baskıya maruz kalması deforme olmasına, şeklinin bozulmasına yol açıyor. Normal şeklini kaybederek dışarıya doğru kabaran, fıtıklaşan disk, baskı yaptığı sinirin fonksiyonlarını etkileyerek değişik bulgulara neden oluyor.

Hareketsizlik: Vücudumuzun yükünü sadece omurgamız taşımıyor. Karın kaslarımız ve tüm sırt ve belimizde omurga boyunca uzanan kaslarımızın fonksiyonu da büyük önem taşıyor. Hareketsiz yaşam, düzenli fizik egzersiz yapmama gibi durumlarda kaslar yeterince güçlü olamıyor.  Bunun sonucunda kasların taşıması gereken vücut ağırlığı da omurga üzerine dolayısıyla disklerin üzerine binerek fıtıklaşmaya yol açıyor.

Sigara İçme: Sigaranın disk dejenerasyonlarını artırdığı birçok yayında bildiriliyor. Günlük yaşamda omurga fizyolojisine uygun hareket etmemek. Günlük yaşantımızda farkında olmadan yük kaldırma, nesneleri itme, çekme gibi yaptığımız bir dizi harekette, omurga fizyolojisine uygun davranılması gerekiyor.

Tanı Nasıl Konuyor?

Ağrı temel belirti olmasına karşın asıl tanı muayene ve MR, BT gibi görüntüleme sistemleri ve kas sinir iletisinin ölçüldüğü elektrofizyoloji testleri ile konuyor. İlk olarak sinire yönelik muayene yapılıyor. Sırt üstü yatan bir hastada bacak düz olarak yukarı kaldırıldığında bası altındaki sinirin gerilmesine bağlı olarak bacaktaki ağrı şiddetleniyor. Sinirin dağıldığı alandaki duyu ve karşı taraf aynı alan duyusu karşılaştırılarak uyuşukluk olup olmadığına bakılıyor. Sinirin çalıştırdığı kasın gücü gözlemleniyor. Örneğin 5. sinir kökü ayağın bilekten geriye doğru hareketini sağlıyor. Bu sinir bası altındaysa bu harekette zayıflık oluyor. Bu muayene sonucunda sinirin bel bölgesinde bası altında kaldığı kararına varılırsa, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, myelografi gibi görüntüleme yöntemleriyle tanı konuluyor.
Zayıflamanız için 8 dakika yeterli!
Dört hafta boyunca her sabah kendinize sadece 8 dakika ayırarak ideal kilonuza kavuşabilirsiniz. Yeter ki kilo verebileceğinize inanın ve kendinize güvenin. 

Jorge Cruise, Amerika'da milyonlarca insanın hiç kaçırmadan izlediği televizyon programı 'Sabahları 8 Dakika' nın yaratıcısı... Fakat Cruise kendini iyi bir vücuda sahip olmaya adamış 'bay vücut'lardan biri değil... Her sabah 8 dakikalık bir egzersiz ve doğru beslenme programıyla sadece 4 haftada forma girmeyi öneren bir uzman... Fazla kilolu olmaktan utanmanın ne demek olduğunu biliyorum çünkü yaşadım' diyen Jorge Cruise küçüklüğünden beri sağlıklısız bir hayat sürmüş: "Enerjim yoktu, her gün baş ağrıları çekiyordum ve ciddi astım rahatsızlığım vardı."

Haftalarca mide ağrısı çeken, bol bol su ve bitki çayları içen, yemek yiyemeyen ve hızla kilo kaybetmeye başlayan Jorge Cruise, ağrısı artıp acilen hastaneye kaldırıldığında apandisitinin patladığını öğrenmiş. Bu olaydan sonra yeme alışkanlıklarını kökten değiştirmiş. "Fazla süt ürünü ve kırmızı et yemeyi bıraktım, işlenmiş gıdalardan tam tahıllara ve sebzelere geçiş yaptım, bol su içmeye, soya ürünleri yemeye başladım. Bir gün baş ağrılarımın ve astımımın kesildiğini fark ettim. Kendimi sağlıklı ve enerjik hissediyordum" diyen Cruise, şimdi insanların sağlıklı olmalarına ve bunu korumalarına yardım etmek istiyor. Jorge Cruise yaşamını başka insanlara en iyi ve en verimli kilo verme bilgilerini öğretmeye adamış.

Nasıl Uygulanır?

28 günde kilo vermek ve ideal kiloya ulaşmak için mucizeler vaad eden 'Sabahları 8 Dakika' programı üç temel kurala dayanıyor:

1- Sabahları 8 dakika uygulamasından önce yapacağınız günlük 'Uyanma konuşması'yla kendi iç motivasyonunuzu yaratacaksınız. Bu size yeni yaşam biçiminizi sevme konusunda kendinizi motive etmeniz için gerekli olan heyecanı sağlayacak. Bu konuşma sırasında kilo verme hedeflerinizi saptayın, bu kilolardan kurtulmak için yeni ikna yolları keşfedin. Kendinizi olumsuz düşünen birinden olumlu düşünen biri haline dönüştürün.

2- Nefes alma şeklinizi değiştirerek gizli bir enerji kaynağı yaratın, hareketlerinizi değiştirmek için gözünüzde canlandırma gücünden yararlanın. Sahip olduğunuzu bilmediğiniz zamanı ortaya çıkarın, bir saniye içinde ruh halinizi düzeltin, özgüveninizi ortaya çıkarın.

3- Ayrıca sabahları yapacağınız uyanma konuşmasına ek olarak programın bir başka öğesi de 'Günlük'. Bu bölümde; kaydettiğiniz ilerlemeyi, yaptığınız atılımları ve yaşamınızda sizi mutlu kılan şeyleri yazmak yeterli.

Yağ Yiyin, Forma Girin!

Takip etmesi son derece kolay olan 'yağ yiyin forma girin' beslenme programı kişide yemekten yoksun bırakılma duygusu uyandırmıyor. Bu programda, hemen her diyette söylendiği gibi, sadece omega yağlarını yemek zorunda değilsiniz. Yemeklerinizde her türlü yağı, hatta tereyağı gibi doymuş yağları bile kullanabilirsiniz. Ayrıca mısır yağı veya hoşlandığınız diğer yağları da kullanabilirsiniz. Sadece bunları az miktarda kullanmaya dikkat edin.
Sağlığınız için kısa kısa ipuçları!
Yaşamınızda bir kaç ayrıntıya dikkat ederek sağlığınızı korumanız mümkün. 

Uzmanların önerilerilerine kulak vererek, temel beslenmeden, ağız ve diş sağlığına, kalp hastalıklarından cinsel yaşamınızdaki sorunlarınıza kadar pek çok konuda önlem alabilirsiniz. İşte sağlığınızı korumanız için size yardımcı olacak ipuçları...

- Yaban mersini, böğürtlen, yulaf gibi süper besinlerden satın almak farklı türde meyve ve sebze tüketmenin en iyi yolu. Ancak yalnızca pahalı süper besinlerden tüketirseniz 'sıradan' meyve-sebzelerde bulanan önemli vitaminlerden mahrum kalabilirsiniz. Sağlıklı beslenebilmek için günde en az beş porsiyon, farklı renklerde sebze ve meyve tüketmeye çalışın.

- D vitamini güçlü kemiklere sahip olabilmek için gerekli olan kalsiyumu absorbe ediyor. Sağlıklı bir vücut için gerekli olan kalsiyum miktarı ise 10 mikrogram. Güneş banyosu kalsiyumun açığa çıkmasına yardımcı oluyor. Ancak güneşin zararlı ışınlarına maruz kalma endişesi bizi bu konuda biraz çekingen yapıyor. Eğer bu endişeyi yaşıyorsanız yağlı balıklardan yiyebilir ya da takviye kapsüllere başvurabilirsiniz.

- Kan şekerinizi ve kolestrolünüzü dengelemek için gün içinde küçük porsiyonlar halinde yemek yiyin. Eğer öğünlerinizde gereğinden fazla yerseniz kolestrolünüz yükselebilir. Öğün atlarsanız da yeteri kadar beslenemezsiniz.

- Yaşınız ilerledikçe metabolizmanız da yavaşlar. 50 yaşından itibaren, günlük öğünlerinizden 200 kalori azaltmalısınız. Eğer azaltmaz ya da yakmazsanız, size geri dönüşü ayda 6.000 kalori yani yaklaşık 1 kilo olacaktır. Düzenli egzersiz yapmak hem kilo vermenize yardımcı olur hem de kas yoğunluğunuzu artırır ve bu da metabolizmanızı hızlandırır.

- Alaşımında nikel bulunan takılar kullanmaktan kaçının. Bu tarz aksesuarlar derinizde kızarıklık ve kaşıntıya yol açabiliyor. Parfüm alerjisi de derinin tahriş olmasına neden olabiliyor. Eğer alerjiniz varsa parfümünüzü cildiniz yerine kıyafetinizin üzerine sıkın.

- Geçici dövmeden uzak durun. Bu tip dövmelerde PPD adı verilen kimyasalı da içeren koyu renkli saç boyası bulunuyor. Bu yüzden geçici dövmeler cildinizin kabarmasına neden olabilir. Üstelik cildiniz bir kez böyle bir tepki verdiğinde ömür boyu bu hassasiyeti yaşayabilirsiniz.

- Retinol (A vitamininin bir türü) içeren cilt kremlerinin kırışıklıkları azaltmada etkili olduğu artık kanıtlandı. Ancak, kırışıklıklarla savaşmanın en iyi yolu güneşten korunmak ve sigaradan uzak durmaktır, bunu unutmayın.

- İyi bir duruş, kaslarınızın, eklemlerinizin, tendonlarınızın ve liflerinizin sağlıklı olduğunun işaretidir. Dik bir duruş doğru nefes almanızı ve hazmı kolaylaştırır. Otururken, yürürken, ayaktayken ve hatta yatarken mümkün olduğunca dik olun.

- Göbeğinizin ve göbek kaslarınızın sıkılaşması, alt sırt kaslanızı da güçlendirir ve sizi zayıf gösterir. Ayrıca adet öncesi yaşadığınız ağrıları da azaltır. Göbeğinizi içeri çekin ya da karnınızı kalın bir kuşakla bağlayın ve mümkün olduğunca böyle dolaşın.

- Eklemleriniz menstural dönemizde hassaslaşabilir. Östrojen değerleri yumurtlama döneminizde ve periyodunuzdan birkaç gün önce yükselir. Bu dönemde eklemlerinizi koruyarak onların incinmesini önleyebilirsiniz. Dolayısıyla bu dönemde yüksek tempolu egzersizlerden, ağırlık kaldırmaktan kaçının.

- Gün içinde mümkün oldukça hareket etmeye çalışın. Örneğin telefonda konuşurken oturmayın, masanın etrafında dolaşın. Çoğumuz tüm gün ofiste oturarak çalışırız. Gün boyunca hareketsiz kalıp, işten çıkar çıkmaz spor salonuna koşarak yüksek tempolu egzersiz yapmak eklemler ve kaslar için faydalı değil tam tersine zararlı olabilir.

- Pek çok kadın kilo almaktan korktuğu için sigarayı bırakmak istemez. Sigaranın zayıflattığına dair bir kanıt yoktur. Araştırmalar sigaranın kanser türlerinin üçte birine yakalanma riskini artırdığını gösteriyor. Bırakmak için hipnoz ve akupunktur gibi teknikleri deneyebilirsiniz.

- 10 kadından birinde göğüs kanserine rastlanıyor. Alkol kullanımı ise bu riski artırıyor. Günde iki kadeh şarap riski yüzde 8, üç kadeh şarap ise yüzde 16 artırıyor. Aslında haftada 14 birim içilmesi tavsiye edilse de, bu miktar bir kadın için çok fazla. En iyisi alkolden uzak durun.

- Obezite hormon değerlerini değiştiriyor ve bu da fazla östrojen üretimine neden oluyor. Böylece döl yatağınız kalınlaşıyor ve rahim kanserine yakalanma riskiniz artıyor. Kilonuzu dengede tutmaya çalışın.

- Fazla pişmiş, yanık ya da mangalda çok kalmış yiyeceklerin, özellikle de etin, kansere sebep olan maddeler içerdiği artık kanıtlandı. Ayrıca çok fazla kırmızı et tüketmek de bağırsak kanserine davetiye çıkarıyor. Dolayısıyla günlük kırmızı et tüketimi bir porsiyonu yani 80 gramı geçmemeli.
Dört dörtlük görünmenin kuralları
Kolay uygulanabilir küçük kurallara dikkat ederek baştan aşağıya kusursuz bir görünüm elde edebilirsiniz. İşte sizlere dört dörtlük görünmenin kuralları...

Zarif görünmek ve modaya uygun giyinmek aslında bütün bir görünüm oluşturmaktan geçiyor. Bütün bir görünüm oluşturmak da belli başlı kuralları doğru uygulamayı gerektiriyor.

Stilinize uygun giyinin
Kıyafet stiliniz yaşam tarzınız ve duruşunuzla bire bir bağlantılıdır. Stilinize uygun giyinirseniz moda kurbanı olmazsınız. Sportif, klasik, romantik, retro veya rocker stiliniz ne olursa olsun görünümünüzü buna göre oluşturun.
- Sportif tarzlar her zaman rahat ve casual görünmek isterler.
- Klasik tarzlar düz çizgilerle zamansız şıklığın peşindedirler.
- Romantik tarzlar vintage görünümler, yumuşak kumaşlar, doğal renkler ve dantel ayrıntılarından vazgeçmezler.
- Retro tarzlar zamana ayak uydurarak klasik parçaları kusursuz ve zamansız aksesuvarlarla tamamlarlar.
- Rocker tarzlar maskülen ve feminen çizgileri bir arada kullanıp asi ayrıntılarla farklı görünmeyi bilirler.

Hafif makyaj yapın
- Sadece kıyafet ve aksesuvarlarla bütün bir görünüm oluşturmak imkânsızdır. Makyajınız, teniniz ve saçınız görünümünüze en zarif şekilde eşlik etmelidir.
- Yüzü boya kutusuna çevirmek yerine hafif bir pudra ve gözlerin ön planda olduğu bir makyaj tercih edilebilir.
- Mavi, sezonun dikkat çeken renklerinden. Pastel tonlarındaki rujlar ve pembe yanaklar göze çarpıyor.
- Kontrast oluşturmak için gözler ön plandaysa dudaklarda doğal tonlar kullanılmalı.

Trendlere uyun ama abartmayın
- Kusursuz bir görünüm için bilinçli alışveriş yapmak şart. Trendlere takılıp kalmak, modayı birebir taklit etmeye çalışmak boşa vakit harcamaktır. Baştan aşağıya kendi stilinize uygun giyinmek, görünümünüze kendinize özel farklı yorumlamalar katmak, trendlere çok bağlı kalmadan ama yine de onlardan esinlenerek görünüm oluşturmak en doğrusu.

- Yeni sezonda maskülen çizgiler, büyük desenler ve vintage ayrıntılar ön plana çıkarken bunların hepsini bir arada taşımaya çalışmak komik görünmeye neden olabilir. Bu yüzden trendleri kendinize uyarlayın ve tarzınıza uygun parçaları birbiriyle tamamlayıp şık kombinler oluşturun.

Mevsimine göre giyinin
- Mevsimine uygun giyinirseniz kusursuz görünmenin temellerini atmış olursunuz.
- Yumuşak formlar, uçuşan kumaşlar, canlı renkler, neon tonlar, ketenler, ipekler ve jarseler yaz kıyafetlerini oluştururken mat, koyu tonlar, deriler, kaşmir, pamuk kumaşlar, üst üste tamamlanan görünümler kış kıyafetlerinde ön plandadır.

Vücut şeklinizi bilin
- Büyük göğüslüyseniz dikkati bacaklara çekin.
- Bol kıyafetler ve büyük desenler minyon bayanlara uygun değildir.
- Kalçası geniş olanlar ne çok bol, ne de çok dar kalıplarla kalçayı kamufle edebilir.

Esra Çoruh
Aşkınızı bir haftada canlandırın
Zamanla monotonlaşan ilişkinize bir hareket ve canlılık getirmenin zamanının geldiğini düşünüyorsanız size işinizi kolaylaştıracak bir dizi inerimiz var. İşte bir hafta gibi kısa bir sürede aşkınızı canlandırmak için yapabilecekleriniz…

İhtiraslı öpüşün!

Dudaklarımız parmak uçlarımızdan 100 kat daha hassastır. Öpüşmek; endorfin, dopamin ve feniletilamin (çikolatada da bulunan bir çeşit kimyasal) gibi seks hormonlarının salgılanmasını sağlar. Bu hormonlar haz duygusunu tetikler ve aranızda güçlü duygusal bir bağ oluşmasını sağlar.

Gözlerinin içine bakın

Ama tabii dik dik de bakmayın! Araştırmalar, yalnızken veya kalabalık bir ortamda birbirinin gözlerinin içine bakan çiftlerin, hiç güz teması kurmayan çiftlere oranla birbirlerine yüzde 75 daha fazla aşık olduğunu gösteriyor. Bu, sevgilinizle yakınlaşmanın en kestirme yoludur.

Küçük hikayenizi paylaşın

Birbirinize çocukluk anılarınızı anlatmanız yakınlaşmanızı sağlar. Anılarınız birbirinden tamamen farklı olabilir ama bu zıtlıkların aranızdaki samimiyeti artıracağından emin olabilirsiniz.

Beraber spor yapın

Egzersiz yapmak, vücudunuzun seks sırasında da salgıladığı endorfin hormonlarını salgılamasını sağlar. Cinsel organlara giden kan akışını da artırır. Bu, muhteşem bir orgazma giden en kestirme yollardan biridir.

Birbirinizi güldürün

Esra, nişanlısının onu nasıl güldürdüğünü şöyle anlatıyor: “Beyonce’nin Crazy in-Love şarkısındaki dansını poposunu sallayarak o kadar iyi taklit ediyor ki, gülmekten yerlere yatıyorum. Kendisini çok ciddiye almamasına da gerçekten bayılıyorum.”

Televizyon kumandasını saklayın ve unutun!

Hepimiz televizyonun karsısında yayılmaktan hoşlanırız, ama aklınız başka bir yerdeyken sevgilinize konsantre olamayacağınızı kabul etmeniz gerekiyor. Yakınlaşmanın en kolay ve hızlı yolu televizyonu kapatmaktan geçiyor. Ne bekliyorsunuz? Fişi çekin ve erkeğinizle ilgilenin.

Özür dileyin ve kendinizi affettirin!

Özür dilemeniz harika bir barışma seksi yaşamanızı sağlayabilir. Öyleyse açık olun. Özür dileyin. Onun da size açılıp muhtemelen özür dileyeceğini göreceksiniz. Maksimum duygusal yakınlık kurmak için ona odaklanın, birbirinizin yüzünü görecek şekilde uzanın ve ışıkları söndürmeyin.

Onu dinleyin

Erkek arkadaşınıza gününün nasıl geçtiğini sorun ve cevabını gerçekten dinleyin. Konuşmak istemediği durumlar da olabilir. O zamanda, ne hissettiğini keşfetmeye çalışın. İşe yaradığını göreceksiniz.

Aşk dolu mesajlar gönderin

Bütün gün boyunca onu düşünmüş olabilirsiniz. Bu düşüncelerinizi kendinize saklamak yerine onu ne kadar istediğinizi ya da özlediğinizi yazan mesajlar yollayın.

Kokunuz muhteşem olsun

Bu akşam eve gittiğinizde, ilk buluşmanızda kullandığınız parfümü sıkın. Psikolog Jessica Chivers “Duyularını harekete geçirmek ve hatıraları canlandırmak ilk günlerin heyecanını geri getirecektir” diyor. Hatta ilk tanıştığınız yere de gidebilirsiniz. Bunun sizi yakınlaştırdığını hissedeceksiniz.
Kadınların yatakta yaptığı hatalar
Hepimizin yatakta yaptığı hatalar var… Bu hatalarla yüzleşerek seks hayatınızı daha zevkli hale getirmeye ne dersiniz?

Uzun süreli ilişkilerde ve evlilikte cinsel yaşamla ilgili hatalarımız bizi eşimizden uzaklaştırabilir, mutsuzluğa neden olabilir. İşte yatakta yaptığımız ve düzeltilmesi gereken 10 yanlış ..

Anneliği hayatın merkezine oturtmak
Kuşkusuz annelik zevkini tadan her kadın için çocuğu ve anneliği ön plandadır. Ama bu, hayatın güzelliklerinden biri olan seksi tamamen hayatın dışına itme noktasına ulaştırmamalı sizi. Eşinizi de ihmal etmeyip, yatak odası sınırlarından içeri girdiğiniz anda kadınlığınızı öne çıkarmalısınız.

Seksi bir görev gibi görmek
Evet, seks yapmak bir görev değil, zevk veren bir ayrıcalıktır. Ama zevk almaya ve zevk vermeye odaklanmazsanız, seks, sizin için bir an önce bitmesini isteyeceğiniz bir ödev haline dönüşür. Bu da uzun vadede eşinizle gerek cinsellik gerekse de genel ilişki anlamında bir uzaklaşmaya, hatta kopuşa kadar gidebilir. Seksi, bir eğlenceli bir oyun gibi algılamaya ne dersiniz?

Bakımsız olmak
Pek çok kadının evlilikte ya da uzun süreli ilişkilerde düştüğü yanlışlardan biridir. Bu, hem kendinize hem de partnerinize saygısızlıktır aslında. Kendinizi sevin ve kendinize ilgi gösterin. Evde bile olsanız özenli giyinmeye; saçlarınıza, cildinize ve vücudunuza ihtiyacı olan bakımı yapmaya; her daim güzel ve alımlı görünmeye özen gösterin. Göreceksiniz, bu hem cinsel isteğinizi hem de çekiciliğinizi artıracak!

Yeniliklere kapalı olmak
Sevişmeyi sadece partnerinizin ellerine bırakmaktan vazgeçin. Aktif olmaya, yeniliklere ve fantezilere açık olmaya çalışın. Hep aynı sevişmeleri yaşamak, hem siz hem de eşiniz için çok sıkıcı değil mi? Öyleyse neden bu sevişmeleri değişik seks oyunlarıyla renklendirmiyorsunuz? İşe, oral seksin kötü, seks oyuncaklarının ise gereksiz olduğu düşüncenizi bir kenara bırakarak başlayabilirsiniz.

Partnerini dinlememek
Siz de partnerinin değişik fantezi tekliflerine daha dinlemeden “hayır” deme alışkanlığına sahip olanlardan mısınız? Bunu daha fazla sürdürmeyip, biraz da kendinizi akışa bırakmaya ne dersiniz? Her şeyi kontrolünüz altında tutmaktan vazgeçip, biraz da sevişmeyi partnerinizin yönlendirmesine müsaade edin.

Kendiyle barışık olmamak
Çevrenize bir bakın, neredeyse bütün kadınların kiloyla ilgili sorunları var. Üstelik çoğu aslında normal kiloda görünse bile… Hayatımızın en büyük takıntılarından biri haline gelen kilo verme alışkanlığını bir kenara bırakıp aynaya baktığınızda kendinizden hoşnut olmaya, güzel yönlerinizi görmeye çalışın. Sürekli kalçalarınızın büyüklüğüne odaklanarak hayat geçmez, öyle değil mi? Üstelik kendiyle barışık olmayan bir kadın, erkekler için çok iticidir. Kendinize güveniniz olduğunu belli edin.

Kadınlığını unutmak
Eşinize herhangi bir kız arkadaşınız gibi davranmayın. Ona karşı çekiciliğinizi kaybetmemek istiyorsanız epilasyon zamanınızın gelmesi, kaşlarınızı almanız gerektiği gibi mahremiyet alanınıza giren konuları ona açmayın. Biraz gizemli olmak her zaman iyidir!

Eşinin erotik film izlemesini sorun haline getirmek
Pek çok kadın, eşinin erotik film izleme isteğini kabullenmek bir yana, bunu duymak bile istemiyor. Oysa eşinizin bu isteğine, birlikte izleme teklifiyle giderseniz, hem onu şaşırtacaksınız hem de seks hayatınızı renklendireceksiniz. Unutmayın, erotik film izlemek, iyi bir ön sevişme taktiğidir.

Erkeğin isteklerini görmezden gelmek
Seks, karşılıklı bir zevk aracı olduğuna göre, sadece eşinizin sizin hoşunuza giden ön sevişme biçimlerini uygulamasını bekleyip onun için bir şey yapmıyorsanız, zamanla bu sevişmeler partneriniz için sıkıcı bir hal alacaktır. Onun da sizden vücudunu tanımanızı istemeye hakkı var. Zevk noktalarını keşfetmek için çaba sarf etmelisiniz!

Odaklanma sorunu yaşamayın
Seks yaparken, gün içinde başınızdan geçen bütün olumsuzlukları, yaşadığınız bütün sorunları yatak odanızın dışında bırakın. Sadece sekse odaklanmaya çalışarak, partnerinizle karşılıklı olarak daha fazla zevk alabileceğinizi unutmayın. Kadınların yaptığı en büyük yanlışlardan biri, eşleri ön sevişmeyi başlatmaya çalışırken, çocukların okul sorunundan ya da gün içinde iş arkadaşıyla yaşadığı bir problemden bahsetmeye çalışmak oluyor. Bu da her iki tarafın dikkatini dağıtmaya yetiyor da artıyor bile…
Rahat doğum için ilginç yollar
Uzmanlar doğumu beklenen tarihte sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek için doğal yollara başvurmanın faydalı olabileceğini ancak bu yöntemleri uygulamadan önce doktora danışmanın gerektiğini söylüyor.

Doğumu hızlandırmanın ilk ve en önemli yolunun hamile kişinin kendisini rahat hissetmesi olduğunu belirten doğum uzmanları; hamilenin gergin ve üzgün olmasının doğumu geciktireceğini, bu sebeple hamile kadınların mum ışığında ılık bir banyo yapmasının, masajın ya da akupunktur ile vücuttaki belli noktaları rahatlatarak ya da aromaterapi ile vücudu rahatlatmanın doğum için faydalı olacağını belirtiyor.

Yavaşça açan bir çiçeği hayal edin

Beklenen tarihte doğum gerçekleşmemişse bundan sonraki her gün kendinizi iyi hissedeceğiniz özel bir şey yapmak için zaman ayırma tavsiyesinin yer aldığı uyarılar arasında “Manikür yaptırın, güzel bir restorana gidin, sevdiğiniz bir filmi izleyin ya da dondurma yiyin. Bunların yanı sıra meditasyon yapmayı da deneyebilirsiniz. Gözlerinizi kapatın ve birkaç kez burnunuzdan derin nefes alın. Topuklarınızdan başlayarak yüzünüze kadar bütün vücudunuza dokunun nefes alıp verirken yavaşça açan bir çiçeği hayal edin, bebeğinizin neye benzeyeceğini hayal edin” tavsiyeleri de yer alıyor.

“Doğumu başlatmak için seks yapın”

Doğumu başlatmak için en bilinen yöntemlerden birinin de seks olduğunu vurgulayan uzmanlara göre, dölde bulunan doğal düzenleme enzimleri doğumu başlatan hormonlardan biri.

Uzmanlar, “Bu tekniği kullanacaksanız seks yaptıktan sonra hemen ayağa kalkmayın ve dölün rahim boyunda kalmasını sağlamak için bir süre uzanın. Hamileliğin sonlarına doğru pek çok kadın ilişkiye girmek konusunda isteksizdir. Fakat ön sevişme hareketleri de doğum için yardımcı olacaktır. Kadın orgazmının rahim boyunu 2 santimetreye kadar açtığı bilinmektedir” diyor.

“Salıncakta sallanmak doğuma yardımcı olur”

Başka bir yöntemin de salıncakta sallanmak olduğunu belirten uzmanlar, “Bu şekilde bebeğinizin konumunu değiştirip leğen kemiğine yaklaştırabilirsiniz. Veya kasistli bir yolda otomobil kullanmayı ya da doğada kısa bir yürüyüşe çıkmayı deneyebilirsiniz. Hafif bir yürüyüş ya da sabitlenmiş bir bisikletin pedallarını yavaşça çevirmek de doğum sancılarını başlatabilir. Bunları yaparken bol bol sıvı tüketmeyi ve vücut ısınızı korumayı ihmal etmeyin” dediler.

“Kivi, mango ve ananas doğum sancısına neden oluyor”

Beslenmede yapılacak değişikliklerin de doğumun daha kısa ve kolay olmasına katkıda bulunacağını ifade eden uzmanlar, “Kivi, mango, ananas gibi tropik meyvelerde orta şiddette doğum sancısına neden olabilen bir enzim bulunur. Doğal bir bağırsak uyarıcısı olan baharatlı yiyecekler de doğum sancılarının başlatılmasına yardımcı olabilir. Son olarak rahim boyunuzu harekete geçiren prostaglandin bazlı jel paketlerini vajinanıza yerleştirerek doktorunuz size yardımcı olabilir. Bu uygulamadan 24 ila 48 saat sonra büyük ihtimalle doğum gerçekleşecektir” dediler.
Sağlıklı bir kalp için beslenme önerileri
Önlem alınmadığı takdirde, 2011 yılında bu sayının sadece Türkiye’de yaklaşık 300 bin kişiye ulaşacağı tahmin ediliyor. Ancak; kalp hastalığından kaynaklanan ölümlerden korunmanın basit ama etkili yolları var.

Doktorların önerilerinde yer alan ‘sayıları’ dikkate alarak, kalp sağlığınızı korumanız ve hastalıkları önlemeniz mümkün. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, kalbinizi kurtaran sayıları şöyle sıralıyor:

Günde 6 gram tuz yeterli

Kalp sağlığınız için günlük tuz tüketiminizi 6 gramla sınırlayın. Amerika’da 3 bin 126 kişi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre; günlük beslenmesinde tuz tüketimini azaltan kişilerin kalp damar hastalıklarına yakalanma riski, yüzde 25 oranında azalıyor.

3 yılda bir tansiyon ölçümü

Hipertansiyon, başta felç olmak üzere kalp krizi, böbrek yetmezliği ve körlük gibi ciddi sonuçlar yaratabiliyor. Bu olumsuz tablodan korunmak için kan basıncınız 120/80 mmHg’nin altında olmalı. Kan basıncınızı, 20 yaşından sonra her üç yılda bir, en az bir kez ölçtürün. Eğer hipertansiyon öncesi dönemde olduğunuz tespit edilirse, bu durumda daha sık ölçüm yaptırın.

Her gün 6 fincan siyah çay için

Arizona Üniversitesi tarafından, çayın çok tüketildiği Suudi Arabistan’da 3 bin 430 yetişkin üzerinde yapılan araştırmaya göre; günde 6 fincandan fazla siyah çay içenlerde kalp ve damar hastalıkları riskinin, içmeyenlere göre yüzde 50 daha az görüldüğü ortaya çıktı.

Yağ tüketimi yüzde 30’u geçmesin

Araştırmalara göre; yağ kısıtlamaları, kalp hastalıklarına bağlı ölüm oranında yüzde 30-60 azalma sağlıyor. Bu nedenle, yağ tüketiminiz diyetinizin yüzde 30’unu geçmesin. Doymuş yağ oranını yüzde 7-10, tekli doymamış yağ tüketimini ise yüzde 10-15 ile sınırlandırın.

8 tane fındık ya da badem

Haftada en az 140 gr fındık veya badem yiyen kişilerde kalp ve damar hastalıklarına daha az rastlanıyor. Çünkü bu besinler, iyi kolesterol HDL’yi yükseltiyor ve kötü kolesterol LDL’yi düşürüyor. Ancak bunlardan çok yiyip kilo almamaya bakın.

Haftada 5 gün 30 dakika spor

Sağlıklı bir yaşam için spor yapmanız şart. Kalp sağlığınız için haftanın en az beş günü, en az 30 dakika hafif- orta şiddette egzersiz veya haftada üç gün, bir saat aerobik egzersizler yapın. Bunun için hızlı tempoyla yürüyebilir, yavaş tempoyla koşabilir, yüzebilir veya bisiklete binebilirsiniz.

Haftada 1 ya da 2 tane yumurta

Kolesterol değerini yükselten etkiye sahip olduğu için haftada ikiden fazla yumurta yemeyin. Ayrıca tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine, az yağlı veya yağsız sütten yapılanları tercih edin. Çünkü yağlı süt ve süt ürünleri doymuş yağlardan zengin olduğu için de kolesterol seviyesinin yükselmesine neden oluyor.

40 yaşına gelince yılda 1 kez efor testi yaptırın

Efor testi de yaşamsal önem taşıyan check-up’ta başvurulan yöntemlerden biri. Test, ritim ve ileti bozukluklarını araştırmak amacıyla yapılıyor. Bu sayede kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları da ciddi boyutlara ulaşmadan tedavi edilebiliyor. 40 yaşından itibaren yılda bir kez kardiyolojik checkup’tan geçmeniz, kalp sağlığınız açısından büyük önem taşıyor. Ailenizde kalp krizi hikayesi varsa, check-up’ı daha erken yaşlarda yaptırmayı ihmal etmeyin.

Her sene 1 kere kolesterol tahlili

Yüksek kolesterol, özellikle kalp ve damar sağlığının en büyük düşmanlarından biridir. 52 ülkede 29 binden fazla kişi üzerinde yürütülen bir araştırmaya göre; dünyadaki kalp krizlerinin üçte ikisinin nedeni, yüksek kolesterol ve sigaradır. Kolesterolünüz, 200 mmHg altında ise normal kabul ediliyor. Sağlıklı bir yaşam için 20 yaş üzerinde mutlaka bir kez kolesterol ölçümü yaptırmalısınız.
Kırışıklıkları önlemede yeni yöntem
İsrailli bilim adamları, bitkiden elde ettikleri bir antioksidanı fare derisi üzerinde deneyerek kırışıklıklarla mücadelede başarı sağladıklarını açıkladılar.

İbrani Üniversitesinde görevli Dr. Orit Bossi, bir bitkiden elde ettiği antioksidanın, kırışıklıklara karşı kullanılan kozmetiklerin içindeki antioksidanlardan daha dayanıklı olduğunu ve böylece yaşlanma sürecini yavaşlatmada ve mevcut kırışıklıkların giderilmesinde daha etkili olduğunu belirtti.

Güneş ışınları ve sigara dumanı gibi çevre etkenleri ciltteki serbest radikallerin sayısının artmasına neden oluyor. Bu saldırgan moleküller erken yaşlanmaya ve kırışıklıklara yol açıyor. Antioksidanlar ise bu serbest radikallerle savaşta ‘mucizevi silah’ olarak biliniyor.

Antioksidanlar, serbest radikalleri zararsız hale getiriyor ve böylece cildin genç ve pürüzsüz kalmasını sağlıyor.

Dr. Bossi, yaşlanmaya karşı kullanılan mevcut kozmetiklerin içindeki antioksidanların çok hızlı oksitlendiğini, bunun da etkilerini azalttığını belirterek, örnek olarak C vitaminini gösterdi, ki bu vitaminin ayrıca yüksek ısıya duyarlı olduğuna işaret etti. Bossi, aynı durumun yeşil çaydaki antioksidan ve E vitamini için de geçerli olduğunu kaydetti.

Kendi bulduğu antioksidanın ısı konusunda sorun çıkarmadığını, suda çözündüğünü ve çok çabuk oksitlenmediğini savunan Dr. Bossi, yeni nesil kozmetik ürünlerinin geliştirilmesini umut ediyor. Bilim adamı, antioksidanı elde ettiği bitkinin adını patent süreci bitmediği için henüz açıklamıyor.

Fare derisi üzerinde yapılan deneylerde olumlu sonuç alan Dr. Bossi başkanlığındaki ekip, deneyde kullandığı örnekleri ikiye ayırdı. Her iki örneği de güneş ışığına maruz bırakan bilim adamları, işlem yapılmamış deri örneğinde serbest radikallerin sayısının önemli ölçüde arttığını, yeni bulunan antioksidan uygulanan deri örneğindeki serbest radikallerin ise çok az arttığını tespit ettiler.
Bu diyet meme kanserinden koruyor
Kızartma, tereyağı ve mayonez gibi yağlı besinleri az yağlı besinlerle değiştirdiğinizde kilo vermeniz kolaylaşır ve kanser riskiniz azalır.

Kadınlar için düzenli beslenmek ve diyet yapmak çoğunlukla erkeklerden daha önemli. Bunun nedenlerinden bazıları zayıf olmak, ince görünmek, kendini zinde hissetmek ve sağlıklı yaşam olabilir. Özellikle sağlıklı olmak için, isteyerek kilo verebiliriz, ama bazen de elimizde olmayan nedenlerden ötürü kilo vermek zorunda kalabiliriz.

Yüksek yağlı birçok diyet, obeziteden kalp hastalıklarına ve hatta bazı kanser türlerine kadar çeşitli sağlık sorunlarına neden olur.

Yağı kısıtlamanın faydaları

Bu diyetlerin mantığı, yağın karbonhidrat veya proteinden daha fazla kalori içermesi, diyetimizde yağı kısıtlamanın, kilo vermenin çok basit bir yolu olmasıdır.

Margarin, tereyağı, mayonez, salata sosu gibi eklenen her tür yağ azaltılır veya diyetten kaldırılır. Kızartılmış yiyecekler, ara öğünlerde tüketilen çerezler, abur cuburlar, peynirler ve kırmızı et gibi fazla yağlı besinler daha az yağlı yiyeceklerle değiştirilmeli veya daha küçük porsiyonlar tüketilmelidir.

Amerikan Diyetisyenler Birliği dergisinin 2009 Nisan sayısında yayımlanan bir makale, kadınların diyet programında yağ oranının düşürülmesi ve meme kanserinin erken safhalarında olanlarda nüksetmesi ilişkisi üzerinde yapılan çalışmadan söz ediliyor. Bu çalışma, düşük yağlı diyet programının kavramı, içeriği ve uygulaması ile ilgili ayrıntılar veriyor.

Makaleye göre, bir yıllık uygulamanın ardından meme kanseri olan kişilerin beslenme programlarında yağ oranının azaldığı ve çalışma boyunca da bu oranın az tüketildiği görüldü. Beş yıllık uygulama boyunca yağ tüketim oranının daha azaldığı saptandı. Ayrıca kadınların kilolarının daha düşük seviyelerde kalmasını sağlamakla beraber, daha sağlıklı profil çizerek, kanser hastalığının nüksetmediği belirlendi.

Amerika Ulusal Kanser Enstitüsü (National Cancer Institute- NCI) tarafından yayımlanan çeşitli makalelerde de, düşük yağlı diyetlerin meme kanserinin tekrarlanması şansını azalttığı belirtiliyor.

Gerçek böyleyken, ‘düşük yağlı’ beslenme üzerinde biraz daha durmak faydalı olacaktır.Düşük yağ ‘hiç yağ’ mı demek?

Hayır. Yağ tüketirken, zeytinyağı olmasına özen göstermekte fayda var. Bu hem bizi hastalıklardan koruyacağı gibi, hem de daha sağlıklı olmamızı sağlayacaktır. Bir yandan da, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu besinlerden biri olan yağı, hayatımızdan tamamen çıkarmamamız gerekir. Ölçülü miktarda kullanarak, Omega 3 yağ asitleri açısından zengin olan zeytinyağı, balık, ceviz gibi besinleri tüketmek, tümör uyarıcı etkilerinin olmamasından dolayı oldukça faydalıdır. Düşük yağlı diyet planları da doğal olarak meyveler, sebzeler yani sağlık için gerekli gıdalar gibi düşük yağ içerir.

Özdisiplin olmadan kilo verilemiyor…

“Daha sağlıklı besleneceğim”, “Diyet yapacağım”, “Şekeri, hamuru azaltacağım”… Bunlar arzu, amaç, hedef veya istek olabilir. Ancak bazen çok basit bir istek bile gözümüzde dağ gibi büyüyebilir, bir türlü başlayamayız. Bu şekilde başladığımız hedeflerimizden de çoğunlukla kısa bir süre sonra vazgeçeriz. Ne üzücüdür ki, başarısızlığımızın faturasını ya kendimize çıkartır; “İradem güçlü değil, yapamıyorum” deriz. Ya da faturanın adresi ‘sağlıklı beslenme’ olur: “Çok zor. Benim yapabileceğim bir şey değil” deriz.

Neden böyle oluyor?

Neden insanlar çok istese de, bir davranış değişikliğini gerçekleştirmekte bu kadar zorlanıyor, çoğunlukla da başarısız oluyor? Ve sonucunda da büyük bedeller ödüyor?

Bu kişiler yapılan yanlışın nedenini doğru tespit edip, aslında başarmaları için en önemli etkenin ‘bilgi’ ve ‘farkındalığın’ olduğunu belirleseydi, büyük olasılıkla hedeflerine varacaktı. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, başarı bir yolculuk. Bir durak değil, ömür boyu sürüyor. Kolay da olmayabilir. Ama, zaten kolay olsaydı, onun adı ‘başarı’ olur muydu?

Çok arzu etseniz dahi bir davranış değişikliğini başaramadığınız zaman sormanız gereken sorular var:

1. Ben bunu sadece istiyor muyum, yoksa bir amacım var mı?
2. Amacım, önüme çıkacak tüm zorlukları, engelleri aşmama yetecek kadar güçlü mü?
3. Bu yolculukta çabalamam gerektiğini biliyor muyum?
4. Amacıma ulaştıracak hedefleri belirledim mi? (bilgilenmek, uzmana gitmek, yaşam tarzımda yapmam gereken değişiklikleri tespit etmek vs)
5. Hedeflerime irade ile değil, özdisiplinle (istemediğim, ama yapmam gerekenleri yaparak) ulaşacağımı biliyor muyum?
6. Özdisiplini kazanmak mümkün mü? Mümkünse, nasıl kazanabilirim?
7. Özdisiplin geçici mi, kalıcı mı?
8. Özdisiplini sağlamak için motivasyon ne kadar önemlidir?
9. Bu motivasyonu sağlayan nedir? Amaçla ne kadar ilgisi vardır?

Birçok kişinin inandığının tersine, diyet veya kilo kaybı iradeye bağlı değil. İrade sizi gitmek istediğiniz yere kadar götüremez. Çünkü iradeli olmak, uzun sürebilen bir davranış değildir. Kısa sürer ve aslında sadece ‘özdisiplin’in öncülüğünü yapar. Özdisiplin ve istikrardır sizi hedeflerinize ve oradan da amacınıza ulaştıracak olan.

Dilara Koçak

24 Nisan 2012 Salı

Yeni Bir Yaşama Başlamanın En İyi Yolları Hürriyet Emlak Gazetesi'nde!

Konu gayrimenkul olduğunda nerden başlayacağınızı bilemiyorsanız, artık tüm sorunlarınızı yanıtlayacak bir kaynağınız var.


Konut projelerinden yatırım fırsatlarına, kentsel dönüşüm planlarından konut kredilerine kadar emlak sektörüyle ilgili bilmek istediğiniz herşey her Pazar yeni Hürriyet Emlak Gazetesi Yeni Bir Yaşamda...

Haftanın son günü, YENİ BİR YAŞAM’ın ilk günü.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Nisan 2012 Çarşamba

Onu gerçekten seviyor muyum?
Birçoğumuz yaşadığımız ilişki hakkında düşünür, zaman zaman yaşadığımız duyguların gerçekliğini sorgularız. 

Ona duyduğunuz hisler konusunda kafanız karışıyorsa sizin için hazırladığımız sorulara göz atmanızı tavsiye ediyoruz. Bu sorulara verdiğiniz samimi yanıtlar sizi rahatsız eden sorulara cevap bulmanıza yardımcı olabilir edebilir…

1-Birlikte olduğum erkeği bir ‘kişi’ gibi mi yoksa bir ‘nesne’ gibi mi görüyorum?
Onunla çok yakışıklı olduğu için ya da sizi istediğiniz filmlere götürdüğü için çıkıyorsanız ona karşı duyduğunuz şeyin sevgi olmadığını söyleyebiliriz.

2-Onunla öpüşmeden ya da sevişmeden bir gece geçirmek ister miydiniz?
Cevabınız ‘hayır’sa o zaman onu gerçekten sevmiyorsunuz.

3-Birlikte iyi vakit geçiriyor musunuz?
Eğer onunla baş başa iyi vakit geçiremiyor, eğlenmek için her zaman başka arkadaşlarınızı da çağırma ihtiyacı duyuyorsanız aranızda bir sevgi bağı olmadığını söyleyebiliriz.

4-İyi anlaşıyor musunuz?
Çok kavga ediyor, çok kıskançlık yapıyor ya da birbirinizi çok eleştiriyorsanız dikkat edin aranızdaki şey sevgi olmayabilir.

5-Gözünüz hala dışarıda mı?
Hala birileriyle flört etme eğlimindeyseniz ona aşık değilsiniz demektir.

6-Ona karşı dürüst ve içten olabiliyor musunuz?
Ona karşı bencil ve samimiyetsiz bir tutum sergiliyorsanız ilişkiniz konusunda dikkatli olmalısınız.

7-Sevgilinizi hayatınızın bir parçası olarak mı görüyorsunuz?
Eğer cevabınız ‘evet’se bu aranızda aşk olduğunu gösteriyor.
İç mekan renkleri kişiliği etkiliyor!
Uzmanlar, kullanılacak boya ve dekor renginin, mekanın kullanılış amacına göre belirlenmesi gerektiğini, dekor renklerinin, yansıttığı ışık ve hissettirdiği duygularla kişiler üzerinde olumlu ya olumsuz etkiler yapabileceğini belirtiyor.

Kırmızı çalışma isteğini arttırır
Fiziksel gücün, hareketin rengi olan kırmızının başlangıçları teşvik ettiğini belirten uzmanlar, 'Kırmızı çalışma şevkini artırır. Tembelliğin karşıtıdır, ancak kızgınlığa ve saldırganlığa da yol açabilir. Bu nedenle hareketin yoğun olduğu yerlerde çocuk odaları, dans stüdyoları ile diskotekler gibi topluma açık olan alanlarda kullanılmalıdır. Koyu tonları yoğun ve sıkıcı bir atmosfer yaratır' diye açıklıyor.

Turuncu gösteriş meraklısı karakteri yansıtıyor
Turuncunun da kırmızı gibi dışa dönük ve heyecan verici hatta kırmızıdan daha yapıcı olduğunu belirten uzmanlar, sağlık, canlılık, yaratıcılık, güven, cesaret ve iletişimi simgeleyen turuncunun ezici olma ve üstün gelme isteklerini de beraberinde getirdiğini ifade ediyor. Turuncu ayrıca, gösteriş meraklısı bir karakteri yansıtıyor. Mutfakta, çocuk, yemek odası ile koridorlarda, neşe ve mutluluk vermesi istenen her ortamda kullanılabiliyor.

Sarı; parlak, neşeli ve sevecen
Sarının parlak, neşeli ve sevecen etkisinin umut aşıladığını belirten uzmanlar, ''İlham vericidir. Zihinsel karışıklığa da yol açabilir. Mutfak için çok uygundur. Çalışma odalarında kullanılmamalıdır çünkü zihni bulandırıp karışıklığa yol açar. Dinlenme amaçlı ortamlarda da önerilmez'' diye vurguluyor.

Yeşil paylaşımın rengi
Paylaşımın, işbirliğinin, uyumun ve cömertliğin rengi olan yeşilin ise, yatıştırıcı etkisine dikkati çekerek, yeşilin güven ve huzur verdiğini ifade eden uzmanlar,  ''Yeşile yakın bir renk olan turkuaz da değişimin ve dönüşümün simgesidir. Dikkati ayakta tutar. Kendini ifade etmeye yardımcı olur. Mekanları daha geniş gösterir. Banyolar, yatak odaları ve çalışma odalarında da kullanılabilir. Açık tonları duvar için uygundur. Mavi ise barışı, sevgiyi ifade eder. Hayalperestlik ve aşırı duygusallık yaratabilir. Sakinleşme, stres atma, dinlenme amaçlı olan her yerde kullanılabilir. Yatak odalarında, meditasyon mekanlarında açık tonları uygundur. Hareketin ve çalışmanın çok olduğu yerlerde kullanılmamalıdır. Koyu tonları tembellik ve melankoli yaratır' diye belirtiyor.

Mor yaratıcılığı arttırıyor
Uzmanlar, asaleti ve kendine güveni temsil eden morun yaratıcılık ve hoşgörü uyandırdığını dile getirerek bu rengin unutkanlık ve sabırsızlık yaratabileceğini dile getiriyor. Morun, özellikle meditasyon odaları için uygun bir renk olduğunu anlatan uzmanlar, bu rengin lavanta, leylak ve orkide tonlarının yatak odaları ve çalışma odalarında kullanıldığını, kendine güven duygusunu uyandıran bu rengin açık tonlarıyla hastanelerin bekleme odalarının dekore edilebileceğinin altını çiziyor.

Beyaz, siyah ve kahverengi...
Beyazın enerji sistemini dengelediği, yaratıcılık duygularını açığa çıkardığı ve geliştirdiğini vurugulanırken, siyah, gri ve kahverengi gibi renklerin ise yoğun ve ağır bir enerjiye sahip olduğu kaydedildi. Siyahın aşırılıkları dengelediğini ancak tek renk olarak kullanılmaması gerektiği, kahverenginin de sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlayan bir etkiye sahip olduğu belirtildi.
Farkında olun, hayatınız değişsin!
Günlük yaşamımızda çevremize verdiğimiz tepkilerin ne kadar farkındayız? Bir konuya odaklanmaya çalıştığımızda aklımıza gelen diğer düşünceleri kontrol edebiliyor muyuz? Üzgün veya sinirli olduğumuzda pozitif düşünebilmek elimizde mi? 

Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Kişisel Gelişim Uzmanı Oğuzhan Korkmaz tüm bu soruların cevabını veriyor…

Farkındalık, bilinci ve beraberinde de algıyı artıran bir kavram. Bilinci 1 birim olan kişi, okuduğu bir kitabı ya da yaptığı işi 1 birim bilinçle anlar. Bilinci 5 birim olan kişiyse 5 kat daha fazla algıya sahip olur. Yani, farkındalık arttıkça anlayış da buna paralel olarak artacak ve sıradan gibi görünen fakat hiç de sıradan olmayan olaylar daha iyi algılanacaktır. Kişisel Gelişim Uzmanı Oğuzhan Korkmaz, "Nasıl yapacağız?" sorusuna yoğunlaşan bir eğitim sistemiyle kişiye özel reçeteler verildiğini ve böylece konunun en başından aşamalar halinde ele alınmasıyla 5 hafta gibi bir sürede başarı sağlandığını dile getirdi. Korkmaz, bu eğitimlerin kesinlikle uzman doktorlar gözetiminde, kliniklerde yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Düşüncelerimizi Kontrol Edebilir miyiz?

"Kim olumsuz düşünmek ister ki?" sorusuna herkesin ortak bir cevap verdiğini belirten Korkmaz, kimsenin sinirlenmek, tartışmak istemediğini ancak insanların kendini bir anda olumsuz duygularla baş başa bulduğunu belirtti. Düşünme kabiliyetimizin kontrolü bizde mi, değil mi? Kontrol bizde değilse nasıl pozitif düşünebiliriz? Korkmaz, farkındalık eğitimiyle bu soruların yanıtlandığını vurguladı.

Farkındalık Eğitimiyle ‘An’ı Yaşayın…

Farkındalık, yaptığımız her işte, attığımız her adımda ve her düşüncemizde kendimize şu soruyu sormaktır ‘’Bunu yapmayı ya da bunu düşünmeyi ben mi istedim?’’ Farkındalık düşünebilme kabiliyetinin hakimi olabilmektir. Örneğin, çay içerken önce çay bardağına dokunuruz ve dokunduğumuzu onaylarız. Sonra bardağı kaldırırız ve kaldırdığımızı onaylarız. Sonra çayımızı yudumlarız ve "Şu an sadece çay içiyorum" deriz. İşte şimdiye kadarki en güzel çayı içtiniz, sadece çay içtiniz ve farkında olarak içtiniz. Çay içerken aklımıza farklı düşünceler geldiğinde "Ben sadece çay içiyorum, düşünmeyi ben istemiyorum. Düşünceler dışarıdan geliyor" diyebilmek farkındalığı sağlayacaktır. Farkındalık, yapılan eylemle bütünleşebilmektir ve bu da sadece ‘o anda kalarak’ gerçek olabilir. Çünkü düşünceler aklımıza ya geçmişten anılar ya da gelecekten hayaller şeklinde gelir.

Kendinizi Objektif Görebilmeyi Öğretiyor…

Kişisel Gelişim Uzmanı Korkmaz, farkındalık eğitiminde gerçekleştirilen bir deneyi şöyle anlatıyor:
"Bir odaya gizli kamera yerleştirdik, bir süre o odada öğrencimizle konuşup odayı terk ettik ve birazdan geleceğimizi söyledik. Öğrenci yalnız kaldığında 5 dakika boyunca el hareketlerini ve tepkilerini izledik. Öğrencinin bir süre sonra kendi başına konuştuğunu gözlemledik ve yalnız kaldığında yaptığı hiçbir hareketin farkında olmadığını tespit ettik. Daha sonra video kayıtlarını izlettiğimizde şaşkınlığın gizleyemedi ve çok utandı. 5 haftalık eğitimin ardından 'O kamera her an açık ve beni izliyor, bu yüzden kendimi dışarıdan izliyorum ve benim onayım olmadan ellerim ve zihnim hareket etmiyor' şeklinde kendindeki değişimi anlattı. Farkındalık, kendimize tarafsız bir gözle bakabilmektir."

Her Hareketinizi Bilinçli Yapın!

Farkındalığın kesinlikle iyi veya kötü insan olmakla ilgisi bulunmadığını belirten Korkmaz, farkındalıkta ‘iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin' gibi kavramlar olmadığını belirtti. Farkındalığın sadece düşünebilme kontrolünün bizde olup olmaması ile bağlantılı olduğunu vurgulayan Korkmaz, bunun da kendimizi tarafsız bir gözle izleyerek kontrolsüz kaldığımız durumları kaydetmemiz olduğunu dile getirdi. Farkında olan bir insan, attığı her adımı kendi onayıyla yapar. Bu insan çok usta bir sanatçı olabileceği gibi usta bir hırsız da olabilir.

Farkındalık Eğitimi Nasıl İlerliyor?

Farkındalık ve İzleme Uygulamaları eğitimiyle yaklaşık 5 hafta gibi bir sürede, farkındalık artık hayatımızın bir parçası haline gelmeye başlar. Bu uygulamalar tamamen izlemeye dayalıdır, bilişsel terapi yöntemleri uygulanır ve klinik ortamda uzman psikiyatristler gözetiminde gerçekleştirilir.
Farkındalık ile 4 ana olguya suçüstü yapmak amaçlanır:

* Yorum yapmak
* Yargılamak (Önyargı)
* Sorulmadan konuşmak ve açıklama yapma gereği
* Sorulmadan kendinden ve sevdiklerinden bahsetmek, yani kendini kanıtlama çabası…

Bu 4 ana unsurda gizli kameramızı açabilirsek ve kendimize tarafsızca bakabilirsek ne kadar kontrolsüz bir biçimde yaşadığımızı fark edebiliriz. Bunların iyi veya kötü, doğru veya yanlış olması önemli değildir. Bunları isteyerek yapıp yapmadığımızı sorgulamamız yeterlidir.

Eğitim Sonunda Bireyi Neler Bekliyor?

Farkındalık eğitimini tamamlayan bireylerde düşünebilme kabiliyetinin kontrolü sağlandığından, istenmeyen düşünceler akla gelmez ve bomboş bir zihne sahip olunur. Bu da yapacağımız işlere odaklanabilmemiz anlamına gelir. Bir sanatçı için bu 'ilham' kelimesi ile açıklansa da 'farkında' birisi için sıradan bir durumdur.
Farkındalık ile duyguları izleyebilme, öfkemizi ve tepkilerimizi kontrol edebilme yetisi kazandığımızı belirten Korkmaz, bunun da istemedikçe üzülmeyeceğimiz ve tepki vermeyeceğimiz anlamına geldiğinin altını çizdi.

Yaşananları Kabul Etmeyi Öğretiyor…

Bu konuda ısrarla vurgulanması gereken konunun tepki vermenin iyi veya kötü olmadığını belirten Korkmaz, bu eğitimin başımıza gelen olayları iyi-kötü demeden olduğu gibi kabul edebilmemizi sağladığını hatırlattı. Farkındalık eğitimi tamamlandıktan sonra öğrenciler Kuantum Yaşam Eğitimi'ne geçebilir ve artık düşünebilme kabiliyetinin hakimi oldukları için düşüncelerle gerçeklikleri oluşturma aşaması olan Kuantum Yaşam Döngüsü’ne geçebilir.
Bilinçaltınızı siz yönetin!
Kötü giden bir şey olmamasına rağmen, hayatımız neden çocukluğumuzdaki kadar keyif vermiyor? İncir çekirdeğini doldurmadığını bildiğimiz olaylar neden canımızı sıkıyor? 

Topluluğa konuşurken neden hazır olmamıza rağmen heyecanımızı bastıramıyoruz? Çok iyi eğitim almışız, güzeliz ya da yakışıklıyız, bin bir türlü özelliğimiz var peki niye özgüvenimiz yok?

Hemen herkesin yaşamının merkezinde bu soruların binlercesi vardır. Ancak, beynimizin mantık çerçevesinde duygularımızı kontrol etmesi mümkün değil mi? NeuroFormatTM tekniğini geliştiren ve ilk kez Türkiye’de uygulayan Barış Muslu’ya göre, aynen bir bilgisayar gibi beyni de formatlayarak, duyguları kontrol altına almak mümkün. Aynı zamanda Türkiye’nin en çok satanlar listesinde ilk sırada yer alan ’Yıka Beynini’ isimli kitabın yazarı olan Muslu; fobiler, panik atak, obezite, sigara ve alkol bağımlılığı, özgüven eksikliği, depresyon gibi pek çok sorunun üstesinden ‘NeuroFormat™’ yöntemiyle hızlı ve doğal şekilde gelinebileceğini savunuyor.

En Gelişmiş Yöntemlerin Bileşimi

Neuroformat™, kelime anlamıyla nörolojiyi formatlama, yani yeniden biçimlendirme anlamına geliyor. Barış Muslu,  tekniğinin son 20 yıldır geliştirilmiş etkili yöntemlerden enerji psikolojisi, EFT, NLP, Gestalt, Hipnoterapi, Kinesiyoloji gibi birçok modelin özünü barındırdığını söylüyor.
“NeuroFormat™’ın diğer metotlardan en büyük farkı ise, 5-10 dakikaya kadar inebilen, çok kısa bir süre içerisinde değişimi gerçekleştirmesi ve normal yöntemlerle çözümsüz olarak görülen, kronikleşmiş birçok şikayetin de hızlı ve kalıcı şekilde çözülmesini sağlaması” diyor Muslu.

Savaş ya da Kaç!

Muslu, NeuroFormat™ yöntemini, aktarmadan önce beynin nasıl davrandığını açıklamak gerektiğini vurguluyor. "Beynimizin hayatımızı korumak adına verdiği tepkiler, yüz binlerce yıl öncesinde verilen tepkilerle aynı" diyen Muslu, şu örneği veriyor:

"Mesela, vahşi bir hayvan bizi kovaladığı ya da topluluğa karşı konuşmak üzere olduğumuz zaman bilinçaltımızın verdiği tepki aynı! Bilinçaltımız kendine göre 'tehlikeli' olarak gördüğü iki durumda da; savaşmak ya da kaçmak için kullanacağımız kol ve bacaklarımıza daha fazla kan göndermek için, kalbimizi daha hızlı çalıştırmayı seçiyor. Bildiğimiz 'heyecanlanma' tepkisi. O günlere göre yaşantımız çok değişmesine rağmen, bilinçaltımızın verdiği tepkiler hiç değişmiyor."

Bunun yanı sıra bilinçaltımız bazı hastalıkları, travmalara karşı bizi savunmak için yaratıyor. Yani ortada gerçek bir sorun olmasa da, bilinçaltı yanlış karar vererek vücudun dengesini bozacak anomaliler yaratıyor. Muslu, "Yaşadığımız, birçok fiziksel ve zihinsel rahatsızlığın aslında sebebi işte bu anomaliler. Eğer, bilinçaltımıza yaşadığı travma konusunda “aslında korkulacak bir durum olmadığını” NeuroFormat™ yöntemleriyle iletirsek, vücut eski dengesine dönerek ilgili rahatsızlıkları iyileştiriyor" diyor.

Göz Gozisyonlarını Tarayarak Hatırlama

NeuroFormat tekniklerini ‘Yıka Beynini’ adlı kitabında detaylı olarak anlatan Barış Muslu, "Farklı oturma, duruş ve göz pozisyonlarını tarayarak beynimizin hatıralara ulaşmasını sağlıyoruz. Aynen bir diskin formatlanması gibi, biz de bu tarama esnasında olumsuz hatıraların etkisini bilinçaltımızdan temizliyoruz" diyor.

Bilinçaltına Müdahale Ediyor

Bu tekniği uygulama aşamasında pek çok kişiye danışmanlık da yapan Muslu, NeuroFormat™ tekniklerinin bilinçaltına doğrudan müdahale ettiğini belirtiyor ve şunları ekliyor:

"Hayat tecrübelerimizin bir sonucu olan bilinçaltı seviyesindeki inançları değiştiriyor. Yanı sıra, hayatımızda sorunlara neden olan büyük travmatik olayların bilinçaltındaki etkisini temizleyerek çok kısa zamanda otomatik değişimler sağlıyor. Bir yandan geçmiş olayların olumsuz etkisi ‘format’lanırken diğer yandan yine düşünce alışkanlıkları çeşitli NeuroFormat teknikleri yardımıyla değiştiriliyor."
Sesimiz neden kısılır?
Ses kısıklığını oluşturan çok sebep vardır. Bunlar arasında çok basit ve kendiliğinden iyileşebilecek sebepler olduğu gibi, ciddi ve tedavisi için büyük ameliyatlar gerekecek hastalıklar olabilir. 

Sesteki çatallaşmalar, titreşimler, boğuk ses ve diğer tüm ses değişikliğine ses kısıklığı denir. Ses kısıklığına sebep olabilecek hastalıklar arasında şunlar sayılabilir:

■ Larenjit (Gırtlak iltihabı): Daha çok ses tellerindeki tahriş ve enfeksiyon sonucu ortaya çıkar ve ses kısıklığına hatta ses kaybına yol açabilir. Aşırı derecede alkol, sigara kullanımı mide asidinin gırtlağa kadar çıkması ve ses tellerini zorlayarak konuşma (bağırma) larenjitin en fazla ortaya çıktığı durumlardır.

■ Ses tellerinde nodül, kist veya polip gibi iyi huylu kitleler: Ses tellerinin aşırı düzensiz kullanımı, sürekli ya da sık sık çığlık atılması, bağırarak konuşulması, doğal olmayan yüksek tonda uzun süre konuşulması ses tellerinin üstünü örten ince zarda, hafif şişliklere neden olur. Polip adı verilen bu şişlikler büyüyebilir ve tüm ses tellerine yayılabilir. Dış etken olarak ise sigara dumanı veya kimyasal dumanlar gibi tahriş edici dumanlar da poliplere neden olabilir. Nodüllerde polipler gibi sesin aşırı düzensiz kullanımı sonucu oluşur.

■ Akciğer hastalıkları: Uzun süreli ses kısıklıkları ciddiye alınmalıdır, akciğer kanserinin önemli bir belirtisi olan ses kısıklığı, gerekli tetkikler yapılmaması durumunda (akciğer grafisi, tomografi ve gerektiğinde biyopsi) erken tanıda gecikmeye dolayısıyla yaşam kalitesi ve süresine olumsuz etkileri olacaktır.

■ Ses teli hareketini sağlayan sinirlerin felci: Ses tellerinin hareketini sağlayan çok sayıda kas ve bu kasların hareket etmesini sağlayan iki ana sinir vardır. Bu gırtlak kaslarının hareket etmemesi durumuna ses teli felci adı verilir. Nedenlerinden en önemlisi ses tellerini etkileyen virüslerin neden olduğu sinir iltihabıdır. Ayrıca beyin ve boyun (tiroit kanseri) bölgesi tümörleri ses kısıklığı ile kendini gösteren ses teli felci ile sonuçlanabilir. Kısık ve çatallanan ses başlıca belirtilerdir.

■ Mideden yukarı doğru asit kaçağının olması (reflü): Baş ve boyun kanseri hastalarının yaklaşık %30'unda reflü tespit edilmiştir, sıklıkla ses kısıklığı ile kendini gösterir.

■ Alerji veya iltihaplara bağlı geniz akıntısı

■ Gırtlak ve çevresindeki dokuların tümörleri

■ Ses telleri çevresine gelen darbeler

■ Psikolojik sebepler

■ Şeker hastalığı veya sinir sistemi hastalıkları gibi vücudun diğer bölgeleriyle birlikte ses telini de tutan hastalıklar

Şu Durumlarda Doktora Gidin

1-2 haftadan daha fazla süren ses kısıklıklarında mutlaka doktora gidilmelidir. Ses kısıklığı ile beraber nefes alma zorluğu, ağızdan kan gelmesi, yutma zorluğu veya boyunda kitle (şişlik) gibi şikayetlerde varsa KBB uzmanına başvurmak için acele etmek gerekir. Ses kısıklığı olduğu zaman ne hemen ciddi bir hastalık endişesine kapılmalı ne de çok küçümseyip muayeneyi ihmal etmemek gerekir.

11 Nisan 2012 Çarşamba

Yulaf erken boşalmayı önlüyor
İngiliz bilim adamlarına göre her ne kadar görüntü olarak göze pek cazip gelmese de müthiş bir kahvaltı seçeneği olan yulaf, sütle karıştırılarak tüketildiğinde libidoyu artırıyor ve erken boşalmayı önlüyor.

İngiliz uzmanlar her gün bir kâse yulafın sütle yenmesi sonucu sağlığımızda olumlu gelişmeleri getirebileceğini söylüyor.

The Sun’ın haberine göre, Bitkisel Sağlık Uzmanı Shona Wilkinson, yulafın libidoyu artırdığını, erken boşalmayı önlediğini ifade ediyor. Hatta yulafın içine protein ve kalsiyum içerikli yiyeceklerin de eklenebileceğini belirten Wilkinson, “Sütlü bir yulaf harika bir kahvaltı seçeneğidir” diyor.

Bitkisel Sağlık Uzmanı Shona Wilkinson yulafın faydalarını şöyle sıralıyor…

Daha iyi seks yaşamı
Yulaf libidoyu artırıyor. Her iki cinste de seks isteğini yükseltiyor.

Sigara içme isteğini azaltıyor
Yulaf, sinir sistemini dengeliyor buna bağlı olarak nikotin krizlerini engelliyor.

Bağışılık sistemine etkili
Yulaf bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Kalp hastalıklarında etkili
Lif açısından yüksek bir değere sahip olan yulaf kalp hastalığı riskini azaltıyor.

Diyabeti engelliyor
Yulafın yüksek miktarda insülin isteğini kestiğini böylece diyabeti engellediği biliniyor.

Depresyona “dur” diyor
B6 vitamini bakımından zengin olan yulafın seratonin düzeyini yüksek tutmasıyla depresyonu engelleyici bir özelliği var.

Form tutmada yardımcı
Lifler sayesinde tok tutan yulaf kilo almayı engelliyor

Kolesterolü düşürür
Yulaf aynı zamanda kolesterolü de düşürüyor…

Sindirim sistemi üzerinde de etkili
Lif açısından zengin yulaf kabızlığa iyi geliyor

Kemik erimesini önlüyor
Sütle karıştırılan yulaf, müthiş bir kalsiyum kaynağı. Uzmanlar, bu şekilde yenen yulafın
osteoporozu engellediğini savunuyor

Kansere karşı savaşıyor
Serbest radikallerin kansere yol açmasını engelliyor. E vitamini açısından çok zengin.

Tansiyonu düşürür
Günde bir kâse yulaf ile kan basıncını kontrol altına alabilirsiniz.

Uzun yaşamayı sağlar
Yulafta bulunan bitkisel yağlar uzun ve sağlıklı bir ömür yaşamayı sağlar…

2 Nisan 2012 Pazartesi

İşte Aranan İkili: Projektör ve Kamera
Bir kamera düşünün ki kaydettiğiniz anılarınızı küçük ekranlara sığdırmanızı istemiyor. Kaydettiğiniz görüntüleri geniş duvarlara ve istediğiniz herhangi bir yüzeye yansıtmanıza olanak sağlıyor. Yeni Sony Handycam, projeksiyon özelliğiyle her alanı bir sinema salonuna çeviriyor. Kısa ve eğlenceli tanıtım videosunu izledikten sonra siz de neden bahsettiğimi anlayacaksınız.



Eskiden bilimkurgu filmlerinde rastladığımız teknolojilerden biri daha hayatımıza giriş yaptı. Şimdi isterseniz kışın ortasında önceki yaz tatilinizi evinizin duvarına yansıtarak sevdiklerinizle izleyebilir hatta bunu bir alışveriş merkezinin dinlenme alanında bile yapabilirsiniz. Sony Projektörlü Handycam seçimi size bırakıyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.