Ramazan Sofrasında Sağlık

Oruç tutmanın sağlıklı kişiler için pek çok yararı var. Bedenimizi ve irademizi disipline sokarken ruhsal açıdan da kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayabiliyor. Ancak ani biçimde değişen beslenme alışkanlığı ve özellikle yaz aylarına denk gelen Ramazan oruçlarındaki açlık süresinin çok uzun olması metabolizmamızı biraz zorlayabilir. 

Oruç tutan sağlıklı kişilerde sık görülebilen sorunların başında kilo alımı veya kilo kaybı, hazımsızlık, kabızlık, halsizlik, baş ağrısı geldiğini söyleyen Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Binnur Şimşek "Ramazan'da yeterli ve dengeli beslenmemek ve beraberinde gelen hareketsizlik sonucunda hızla kilo alma riski ile karşı karşıya kalabiliriz. Bu nedenle Ramazan ayını rahat ve sağlıklı geçirebilmek için doğru ve sağlıklı beslenmek çok önemlidir" diyor…

Mideye yüklenip sağlınızdan olmayın: Gün boyu aç kalan mideye iftarda birden yüklenmek, birçok sağlık sorunu için zemin hazırlar. Özellikle de kan şekerinde ani yükselme, yüksek tansiyon atağı ve beyin kanaması gibi hastalıkların riski artar. Bu nedenle iftar yemeğine kahvaltılık yiyecekler ve çorba ile başlayıp 10–15 dakika ara verdikten sonra ana yemeğe geçilmelidir. Bu süre zarfında mide rahatlar, sindirim için gerekli hazırlıklarına başlar ve ayrıca daha az yemekle doymak mümkün olur. Ana yemek olarak etli veya etsiz sebze yemekleri, makarna veya pilav, yoğurt, salata ile devam edilebilir. Mümkün olduğunca protein içeriği yüksek, karbonhidrat ve yağ içeriği daha az olan besinler tüketilmelidir.

Kızartmayın, haşlayın: Et, balık, tavuk ve kuru baklagillerle hazırlanmış yemekler sağlıklı ve uzun süre tokluk hissi sağlayacak besinlerdir. Börek, çörek, kızartmalar, şerbetli tatlılar ve Ramazan sofralarının vazgeçilmezi olan pideler başlıca karbonhidrat içeren besinlerdir ve kan şekerini hızla yükseltir. Ayrıca uzun süre tokluk hissi sağlamadıkları gibi çabuk acıkmaya da yol açabilir. Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya mevsim meyvelerinden yapılan tatlılar tercih edilmelidir. Çok tuzlu salamura gıdaların ve şarküteri ürünlerinin tüketiminden kaçınılmalıdır. Sebzeler ve et yemekleri kızartma yerine haşlama şeklinde hazırlanmalıdır. İftar ile sahur arasında en azından 2 öğün yapmak, yavaş ve sık aralıklı beslenmiş olmayı sağlayacak ve sindirim sistemi için de ek bir yük oluşturmayacaktır.

İftardan sonra hemen yatmayın: İftar sonrası oluşan rehavetle hemen yatmak veya birkaç saat yatıp hemen ardından sahur için kalkmak sindirim sistemi için önemli bir yük oluşturur. Hazımsızlık, kabızlık, şişkinlik gibi şikayetlere davetiye çıkarır. Zaten reflüsü olanların yakınmaları artabileceği gibi, böyle bir hastalığı olmayan bireylerde de reflü şikayetleri gelişebilir. Yemek ile yatma arasında 1.5-2 saat olması bu şikayetlerin gelişmesini önlemeye yardımcı olacaktır. Bu nedenle iftar sonrası hemen yatılmamalıdır. Şayet yapabiliyorsak, yarım saatlik bir yürüme sindirim ve kan dolaşımı sistemimiz açısından çok yararlı olacaktır.

Sahur yapmayı ihmal etmeyin: Sahura kalkmadan oruç tutmak veya uykuyu bölmemek için sahurda sadece su içip yatmak yapılan en büyük hatalardandır. Ayrıca sindirim fizyolojisine de uygun değildir. Sahura mutlaka kalkılmalı, midemizi hem rahat hem de tok tutacak yumurta, zeytin, az yağlı ve tuzlu peynir, yoğurt, çiğ sebzeler, komposto ve tahıllı-kepekli ekmek gibi besinler tüketilmelidir. Doygunluk hissini arttıracağı sanılarak hamur işlerinden oluşan gıdaların tüketilmesi de yanlıştır.

Bol bol su için: Günlük sıvı alımı 2.5-3 litre düzeylerinde olmalıdır. Sıvılar arasında sağlıklı ve ilk tercih edilmesi gereken su olmalıdır. Ayrıca ayran, komposto suları, açık çay, ıhlamur da bol bol tüketilebilir. Gazlı içecekler ve bol şekerli hazır meyve suları ve soda tüketimi daha çok hararet yapabileceği ve vücudun tuz yükünü arttırabileceği için önerilmiyor.

loading...

Sağlığınıza Sağlık Katacak 10 Güçlü Besin



Her sene farklı bir besinin mucize ilan edildiği şu günlerde, şehir efsanelerine kanmayıp bilimsel olarak olumlu etkileri kanıtlanmış besinlere beslenmenizde daha fazla yer yermek sağlığınızı olumlu etki sağlayabilir. 

Diyetisyen & Yaşam Koçu Gizem Şeber 10 güçlü besini sıralarken, ''Unutmayın mucize besin yoktur, besinler vücudunuzda sinerji içinde çalışır bu nedenle de denge ve çeşitlilik esastır'', diyor.

Avokado: İçerdiği sağlıklı yağlar kalp sağlığını destekliyor. Kan şekerini dengelemek, kansere karşı koruma sağlamak ve doku yenilenmesini hızlandırmak gibi olumlu etkileri olan avokado ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalarda, tüketilen diğer besinlerin vücutta yararlılığını arttırdığı ve uzun süre tokluk sağlayarak daha az kalori almaya yardımcı olduğu da kanıtlanmıştır.

Elma: İçerdiği kateşin ve kuarsetin pigmentleri ile kalp sağlığını destekleyen ve kansere karşı koruma sağlayan yiyeceklerin başında gelmektedir. Yüksek lif içeriği ile sindirim sistemi sağlığını korur ve kabızlık probleminin aşılmasına yardımcı olur. Yararlı öğeleri iç kısmından daha çok kabuğuna yakın kısmında ve kabukta yer almaktadır.

Yaban mersini: En yüksek oranda antioksidan içeren meyveler listesinde ilk sıralarda yer alan yaban mersini, vücuttan toksinleri temizleyerek yaşlanmaya karşı etki gösterir. Tüm antioksidandan zengin yiyecekler gibi kansere yakalanma riskini azaltır ve kalp sağlığını destekler. İçerdiği antosiyaninler ile görme fonksiyonlarını ve mental işlevleri desteklediği düşünülmektedir. Bütün kronik hastalıkların ortaya çıkış nedenlerinden biri olan vücut iltihabının azalmasını sağlar.

Lahana: Brokoli, Brüksel lahanası ve lahana gibi indol içeren sebzelerin kansere karşı ciddi bir koruma sağladığı kanıtlanmış durumda. Yapılan bilimsel araştırmalar, haftada en az bir gün bu sebzelerden birini tüketen erkeklerde kolon kanseri riskinin %66 daha az olduğunu kanıtlamıştır. Aynı zamanda bu tür sebzelerin bağışıklık sistemini de güçlendirdiği düşünülmektedir.

Balık: Omega-3 yağ asitlerinin vücutta en kolay işlem göreni balıklarda bulunur. Omega-3 yağ asitlerinin kalp sağlığı açısından önemli olduğu ve kolesterol seviyelerini düşürdüğü uzun zamandır bilinse de, omega-3'ün bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve eklem sağlığı açısından da önemli olduğu da tespit edilmiştir. Omega-3 yağ asitlerinin zayıflamaya yardımcı olduğu düşünülmektedir. Aynı zamanda yeterli omega-3 tüketen kişilerde depresyona yakalanma riski daha düşüktür.

Nar: Yeşil çaya göre üç kat daha fazla antioksidan içeren narın inme ve kalp krizine karşı koruma sağladığı düşünülüyor. Uzun süreli bilimsel çalışmalar da düzenli nar suyu tüketenlerde kolon kanserine yakalanma riskinin daha düşük olduğu belirlenmiştir.

Ananas: İçerdiği bromelin pigmentinin düzenli tüketimde selüliti azaltıcı etkisi olduğu düşünülüyor. Ödem söken etkisi ve yüksek lif içeriği ile kabızlığı azaltması sebebi ile zayıflamak isteyenlerin gözde meyvelerinden biri olan ananas aynı zamanda C vitamininden de zengin.

Probiyotik yoğurtlar: Probiyotikler sadece sindirim sistemi sağlığını düzeltmiyor. Bunun yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendiriyor, kolesterolü düşürmeye yardımcı oluyor, kolon kanserine yakalanma riskini azaltıyor.

Mantar: Araştırmalar sonucunda özellikle tansiyon düşürücü etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Yine bazı mantar türlerinin kansere yakalanma riskini azalttığı biliniyor. Japon araştırmacıların elde ettikleri sonuçlara göre düzenli mantar tüketimi kan kolesterolünü %40'a kadar azaltabiliyor.

Sarımsak: Antiviral ve antibiyotik etkisi olan sarımsak Amerika Kanser Enstitüsü'nün kanserle savaşan en güçlü besinler listesinde yer alıyor. Günde 2-3 diş sarımsak tüketmenin kan kolesterolünü düşürücü etkisi olduğu belirlenmiştir. Pişirilerek tüketilen sarımsağın ise vücudu cıva ve kadmiyum gibi ağır metallerden arındırmaya yardımcı olduğu biliniyor.

loading...

Karaciğer sağlığınız için bunlara dikkat

Bilinçsiz ilaç tüketimi, protein tozlarının kullanımı ve yanlış beslenme… Bunlar karaciğer yetmezliğine yol açan sebeplerden sadece bir kaçı. Ülkemizde yaklaşık 8-10 bin kişi karaciğer yetmezliği ile mücadele ediyor ve bu hastaların büyük bir çoğunluğu gerekli tedaviler uygulanmadığı için hayatını kaybediyor. Son evredeki karaciğer yetmezliğinde ise tek çözüm karaciğer nakli olarak tanımlanıyor. 

Memorial Ataşehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. K. Yalçın Polat “3-9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası” öncesinde karaciğer yetmezliği ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Organ nakli bekleyen sayısı giderek artıyor
Sağlık Bakanlığı’nın 2014 verilerine göre; 21.767 böbrek, 2.132 karaciğer, 537 kalp, 250 pankreas, 38 akciğer, 4 kalp kapağı, 1 ince bağırsak hastası kadavradan nakil olmak için beklemektedir. Ancak bu listeye kayıtlı olmayan binlerce hasta olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde kadavradan nakillere göre canlıdan canlıya gerçekleştirilen nakil operasyonları daha sık yapılmaktadır. Organ bağışının az olması bunun en önemli sebebidir. 2002-2014 yılı istatistiki bilgilerine bakıldığında Türkiye’de bugüne kadar toplam 31.783 organ nakli yapılmış ve bu nakillerin 8.666 kadavradan, 23.117’si canlıdan canlıya gerçekleştirilmiştir.

Yaşamın devamı için karaciğer sağlığı şart
Vücut ağırlığının yaklaşık %2’sini oluşturan karaciğer; metabolizmanın beyni, aynı zamanda vücudun fabrikasıdır. Karaciğer 500’ün üzerinde biyokimyasal işlem yapmaktadır. Vücutta birçok önemli görevi yerine getiren karaciğerin sağlığını korumak organizmanın hayatiyetini devam ettirmesi için oldukça önemlidir.

Bilinçsiz ilaç tüketimi ve zehirli mantarlara dikkat!
Akut karaciğer yetmezliği, daha önce karaciğer rahatsızlığı olmadığı bilinen bir kişide aniden (6-8 hafta içinde) gelişen bir klinik tablodur. Bu süreç çok tehlikelidir ve ölüme yol açabilir. Bir takım ilaçları bilinçsizce kullanmak, toksik maddeler, mantar zehirlenmeleri, nedeni bilinmeyen bazı durumlar, spor ve diyet için kullanılan protein ekstreleri (protein, tozları, ilaçlar) kişinin akut karaciğer yetmezliğine girmesine sebep olabilir. Özellikle yabani mantar tüketimine dikkat edilmelidir. Çünkü bu mantarlardan bir tane bile tüketmek karaciğer rahatsızlığına neden olabilir.

%50’si Hepatit B kaynaklı
Kronik karaciğer yetmezliğinin gelişiminde ise; Hepatit A, B, C ve aşırı alkol tüketimi gibi nedenler rol oynamaktadır. Hepatit A ve B’ye karşı aşılanma olmasına rağmen ülkemizde karaciğer yetmezliği en çok Hepatit B’ye bağlı olarak gelişmektedir. Kişilerin aşılanmaması ve hijyenik şartların sağlanmaması bunda büyük etkendir. Batılı toplumlarda karaciğer yetmezliği en çok alkole bağlı olarak gelişmektedir. Bu rahatsızlığın bir diğer sebebi de karaciğer yağlanmasıdır. Karaciğer, alkol tüketimine ve yanlış beslenmeye bağlı olarak yağlanabilmektedir. Yanlış beslenme gibi birtakım sebepler yüzünden oluşan karaciğerin yağlanmalarının bir kısmı çok hızlı bir şekilde ilerleyip, akut karaciğer yetmezliğine de dönüşebilmektedir.

Siroz karaciğerin ömrünü kısaltıyor
Kronik karaciğer hastaları tedavi edilmediği takdirde “siroz” olarak adlandırılan son dönem karaciğer yetmezliğine girmektedirler. Karaciğer artık çalışmadığı için diğer organlar da etkilenir ve çalışamaz hale gelir. Karaciğer tümörü görülme riski de 10 kat daha artar. Dolayısıyla karaciğer rahatsızlığı olan kişiler kanser açısından risk grubunda ilk sıralarda yer alırlar. Karaciğer yetmezliğinde “dekompanse” denilen sürece giren hastaların yaklaşık yüzde 65-70’i 2 yıl içinde hayatını kaybetmektedir. Bu süreçte yemek borusu etrafında oluşan varislerden dolayı kanamalar görülür. Tekrarlayan bu kanamalar nakil için son evrede olunduğunu göstermektedir.

Organ nakli hastanın hayatına sihirli bir dokunuştur
Karaciğer yetmezliğinin son evresinde olan hastalara nakil sayesinde uzun ve kaliteli bir yaşam sağlanır. Karaciğer nakli, karaciğer yetmezliğinin son döneminde yapılmaktadır. Bu karar karaciğer nakli merkezlerinde yapılan tetkikler sonucu verilmektedir. Nakil sonrası kişiler sosyal hayatlarına daha aktif olarak devam edebiliyor. Nakilden 2 yıl sonra gebelik ve sağlıklı bir doğum mümkündür. Yine nakil sonrası sporcular, doktorunun kararı ve kontrolünde spor yaşamına geri dönebilmektedirler. Kısacası nakil sonrası hastalar fiziksel ve sosyal açıdan olumlu değişimler yaşamaktadırlar.

Karaciğer sağlığınız için bunlara dikkat edin
• Hepatit A ve B aşılarınızı yaptırın
• Hijyenik şartlarınızı sağlayın
• Bilinçsiz ilaç tüketiminden kaçının
• Mantar tüketimine dikkat edin
• Spor ve zayıflama için protein ekstresi ve ilaç kullanmayın
• Alkol tüketimini sınırlandırın
• Fazla kiloluysanız diyetinizi uzman kontrolünde uygulayın.
• Kendi yaşam koçunuz olun. Sağlıklı beslenin ve düzenli spor yapın.
• En az bir kere sosyal ortamlarınızda organ bağışını konuşun.

loading...

Seks yapmak için ev ortamı ve koşulları nasıl olmalı?

Yaz aylarında yeni bina yapımı ve eski evlerde tadilatlar artıyor. Şimdiye kadar pek gündeme gelmeyen ancak oldukça önemli bir konu olan evlerde ses yalıtımı, ebeveyn banyosu ve ev ergonomisi cinsel yaşamı olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle konut yapımında cinsel yaşam dikkate alınmalı. Peki, seks yapmak için ev ortamı ve koşulları nasıl olmalı? 

İşte bu soruya yanıt Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistlerinden geldi…

Evlerimiz Sağlıklı Bir Cinsellik İçin Uygun Değil!

Ülkemizdeki evlerin çoğunun çiftlerin sağlıklı bir cinsellik yaşamaları için uygun olmadığını söyleyen CİSED Onursal Başkanı Dr. Cem Keçe, "Yeni bina yapımının ve tadilatların arttığı şu günlerde hem evinde tadilat yaptıracaklara hem de Türkiye Müteahhitler Birliği’nin ve inşaat sektörü çalışanlarının dikkatini odaların ses yalıtımına, ebeveyn banyosunu ve ev ergonomisine çekmek istiyoruz. Özellikle evde diğer aile büyükleriyle birlikte yaşayan çiftler ve çocuk sahibi olan çiftler odalardaki yalıtımın yetersiz olması sebebiyle cinsel yaşamlarında sıkıntı yaşayabiliyorlar. Sevişme sırasında çıkardıkları seslerin duyulacağı endişesiyle kendilerini kontrol etmek zorunda kalıyorlar ve cinsellikten keyif alamıyorlar. Hatta bu durum zamanla çift arasında tartışmalara ve cinsel sorunlara da yol açabiliyor. Bu nedenle Türkiye Müteahhitler Birliği’nin yeni evlerde ses yalıtımına ve ebeveyn banyosu yapımına özen göstermesi, ülkemizin cinsel sağlığı ve toplumsal huzuru için çok önemli bir meseledir. Ayrıca yasa koyucuların ve diğer yasal mercilerinde İskân Kanunlarında ses yalıtımını ve ebeveyn banyosu yapımını zorunlu kılması gerekir" dedi.

Evlerde Ses Yalıtımı ve Ebeveyn Banyosu Şart!

Evlerde anne-babaya ait bir ebeveyn banyosunun bulunmasının önemine dikkat çeken CİSED Onursal Başkanı Dr. Cem Keçe; "Bizim toplumumuzda inançlarımız gereği cinsel ilişkiden sonra banyo yapılır, ancak ebeveyn banyosu olmadığında çiftler sıkıntı yaşayabiliyorlar ve eğer ev kalabalıksa banyo yapmamak için cinsel ilişkiye girmekten bile kaçınabiliyorlar. Özellikle anne-babalarıyla birlikte oturan yeni evli çiftlerde bu duruma sık rastlanıyor. Yeni gelin kayınvalide ve kayınpederden utandığı için eşiyle birlikte olmak istemiyor ve zamanla bu cinsel isteksizliğe dönüşebiliyor. Cinsel isteksizlikle veya sertleşme sorunlarıyla bize başvuran genç çiftlerin çoğunda sorun bundan kaynaklanabiliyor" diye konuştu.

Fiziksel Çevre İnsanla uyumlu Olmalı!

Her yıl yaz aylarında çok sayıda ailenin evlerinde tadilat yaptığını ve inşaat sektörünün canlandığını belirten CİSED Genel Başkanı Doç. Dr. Cebrail Kısa; "Evlerde yapılan fiziki değişikliklerde cinsel yaşamın da dikkate alınması gerekiyor. Ergonomi dediğimiz kavram bizim ülkemizde çok fazla bilinmiyor. Ergonomiyi kısaca fiziksel çevrenin insanla uyumunun sağlanması olarak tanımlayabiliriz. Kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığı ve mutluluğu için ergonominin önemi büyüktür. Evin tasarımı kişilerin ihtiyaçlarına uyun olduğunda hem hayatları daha kolaylaşır hem de aile ve iş hayatındaki verimlilikleri artar. Ev ergonomisi cinsel mutluluğa da katkı sağlar" şeklinde konuştu.

Çocukların Cinsel Gelişimini Olumsuz Etkiliyor

Anne-babalarının sevişirken çıkardığı sesleri duymanın çocuklar üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğine dikkat çeken CİSED Genel Başkanı Doç. Dr. Cebrail Kısa; "Cinsel ilişki sırasında kişiler özgür olmalı ve diledikleri gibi kendilerini ifade edebilmelidir, ancak odaların yalıtımı yetersiz olduğunda anne-babaların çıkardığı sesler çocuklar tarafından duyulabilir. Bu nedenle aman çocuklar duymasın mantığı gelişiyor ve bu da cinsel sorunlara davetiye çıkartıyor. Özellikle küçük yaştaki çocuklar bu sesleri yanlış anlamlandırabilir ve babalarının annelerine kötü bir şey yaptığını düşünerek, babaya karşı öfke duyabilirler. Yine küçük yaşta bu tür sesleri duymak çocukta cinselliğe ilişkin vaktinden önce bir merak ve ilgi gelişmesine neden olabilir" dedi.

Mahremiyete İhtiyaç Var!

Sağlıklı bir cinsel yaşam için mahremiyetin önemli olduğunu söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psikolog Serap Güngör ise şu açıklamalarda bulundu:
"Mahremiyet insanın özelidir, bir ihtiyaçtır ve bir özgürlüktür. Mahremiyet olmadan sağlıklı ve mutlu bir cinsellik olmaz. Ebeveynler mahremiyet anlayışını ve utanma duygusunu, küçük yaşlardan itibaren çocuklarına kazandırmalıdır. Çünkü mahremiyet duygusu geliştiren çocukların istismar riski azalırken, sağlıklı cinsel kimlik gelişimleri de hızlanır. Aynı zamanda mahremiyet duygusu çocuğu cinsel istismarlara karşı koruyan bir sigortadır."

loading...

Hamilelik döneminde verimli bir uyku için

Hamilelerin en önemli ihtiyaçlarından biri uyku. Karnınız burnunuzdayken rahat bir uyku için öneriler...

Hamilelikte rahat ve sağlıklı bir uyku çok önemli... Hamilelikte yaşanan uyku problemleri ise anne adaylarının en büyük sıkıntılarından biri.

Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Alper Mumcu, hamilelerde uykusuzluğun nedenlerini ve rahat bir uyku uyumak için neye dikkat etmemiz gerektiğini anlatıyor...

Gebeliğin ilk haftalarında anne olma düşüncesi ve heyecanı kadınların çoğunda uykusuzluğa yol açar. Aradan bir miktar zaman geçtikten sonra ise uyku hamile kadın için vazgeçilmez bir istek haline dönüşür. Sabah akşam sürekli uyuma isteği vardır. Hele gebelik bulantı ve kusmaları varsa, uyku esnasında bu şikayetler çok belirgin olmadığından kişi sürekli uyumak ister. İlk 6 ay bu şekilde gelip geçer.

Vücudunuz sürekli gelişmekte olan bebeğinizi desteklediğinden yorgun düşmektedir. Bebeğinizi tüm hamileliğiniz boyunca destekleyecek olan plasentası gelişmektedir ve bu sırada vücudunuz her zamankinden daha fazla çalıştığı için dinlenmeye daha çok gereksinim duymaktadır. Hamilelik ilerledikçe bu kez uyku problemleri baş göstermeye başlayabilir. Çoğu zaman derin ve dinlendirici bir uykuya hasret olduğunuzu hissedebilirsiniz.

Hamileyken uykuya dalmak neden zor olur?
Bunun pek çok nedeni vardır. Ancak ilk ve en önemli neden bebeğin büyümesidir. Bebek ve rahim büyüdükçe rahat bir uyku pozisyonu bulmakta zorlanılır. Öte yandan vücut kitlesi arttıkça uyurken pozisyon değiştirmek güçleşir. Bu durum da doğal olarak verimli uykuyu engeller. Bunun yanı sıra hamilelikte normalde görülen bazı değişiklikler de uykuyu bölerek ya da uyku düzenini değiştirerek uyku problemlerine neden olabilir.

Hamilelikte en rahat uyku pozisyonu hangisidir?
Hamileliğin erken dönemlerinde yana dönerek uyuma alışkanlığını geliştirmek ilerisi için yardımcı olabilir. Özelikle son dönemlerde dizleri vücuda çekerek yan dönüp yatmak oldukça rahat bir pozisyondur. Bu pozisyon ayrıca kirli kanı vücudun alt kısmından kalbe taşıyan büyük toplardamar üzerindeki baskıyı azaltarak kalbe binen yükün de azalmasına neden olur.

Özellikle sola dönük yatıldığında bu etki daha belirgin hale gelir. Öte yandan sola dönüldüğünde rahim de sola kayacağından karaciğer üzerindeki baskı da azalır ve daha rahat hissedilir.

Özellikle son dönemlerde sırtüstü yatar pozisyon çok rahatsızlık verici olduğundan zaten bu pozisyona kolay kolay geçilmez. Eğer farkında olmadan sırt üstü yatılırsa duyulacak rahatsızlık sizi uyandıracaktır.

Gebelik dönemi için özel olarak tasarlanmış yastıkları kullanmak rahat bir uyku uyumaya yardımcı olabilir. Bazı kadınlar yastığı karınlarının altına ya da bacaklarının arasına koyduklarında çok rahat uyuduklarını belirtmekteler. Silindirik bir yastığı ya da kıvıracağınız bir pikeyi belinize yerleştirip yan yatarak da rahat bir pozisyon elde edebilirsiniz.

Hamilelik döneminde verimli bir uyku için öneriler
Kola, kahve ve çay gibi kafeinli içecekleri dietinizden uzak tutmaya çalışın. Özellikle öğleden sonra ve akşam bu tür içecekleri tüketmemeye gayret gösterin.
Yatmadan 2-3 saat önce sıvı alımınız azaltın. Ancak gün içinde yeterli sıvı almaya özen gösterin. Benzer şekilde yatmadan önce ağır yemekler yemeyin. Bulantınız varsa ve bu bulantı sizi uykudan uyandırıyorsa yatmadan hemen önce kraker türü besinler yiyebilirsiniz.
Uyku saatlerinizi belirleyin. Yatağa alışkın olduğunuz saatten daha geç gitmeyin.
Düzenli olarak egzersiz yapın; ancak yatmaya yakın zamanlarda yapmayın.
Yastıkları her yerde kullanın. Nasıl ve nerede rahatlık veriyor ise yastıkları orda kullanın; ister dizlerinizin arasına, ister belinize, isterseniz de başınızın altına koyun.
Yatağa gitmeden önce rahatlatacak birşeyler yapın. Ilık bir duş ya da bir bardak süt içmek gibi…
Geceleri bacak krampları ile uyanıyorsanız yatmadan önce iyice gerinin. Yeterli miktarda kalsiyum almaya dikkat edin. Doktorunuzla kalsiyum ilaçları alıp alamayacağınızı görüşün.

Eğer gece uyanırsanız ya da uykuya dalamaz iseniz kendinizi zorlamayın. Kalkıp ev içinde biraz dolaşın ya da kitap okumak gibi uykunuzu dağıtmayacak birşeyler yapın, müzik dinleyin, televizyon seyredin, internette dolaşın. Hoşunuza giden ve sizi rahatlatan birşeyler yapın. Eğer mümkünse gün içinde uyku açığınızı kapatmak için 30-60 dakikalık şekerlemeler yapın.

loading...

Porsiyonunu Kontrol Etme Zamanı

Yıllardır, bazı insanların zayıf kalırken, bazılarının neden şişmanladığı ve fazla kilonun verilmesi ve korunmasının neden bu kadar zor olduğu ile ilgili çokça açıklama yapıldı. Ülkemizdeki obezite oranı son 5 senede yaklaşık yüzde 20 artış olduğu düşünüldüğünde zorunlu porsiyon kontrolü kaçınılmaz son oluyor. 

Diyetisyen Kübra Bal porsiyon kontrolünü nasıl sağlayabiliriz konusunu açıklarken, buzdolabınızda olması gereken ve en önemlisi sevilerek yenebilecek besinleri de sıralıyor.

Porsiyon Harfiyatından Vazgeç
İnsanlar büyük boyu gördülerinde maalesef onu tercih ediyor. Bu durum ağırlıklı olarak hem Türkiye'de hem de Amerika'da bu şekilde ilerliyor. Beslenme alışkanlıklarında ucuz gıdaların ve yağların piyasada gitgide artmasıyla marketlerde kampanyalı ürünler yada büyük paketler daha hesaplı gözüküyor. Cebe faydalı durumlar kişide fazla kiloya ve porsiyon harfiyatına sebep olabiliyor. Ayrıca Türk toplumunun alışkın olduğu büyük tencerelerde yemek pişirme alışkanlığı da daha fazla yemeye sebep oluyor ve dolasıyla da istenmeyen kiloya ve hastalıklara davetiye çıkartıyor.

Kontrol Senin Elinde
Diyetisyen Kübra Bal ''zorunlu porsiyon kontrolü'' ile her zaman doğru miktarlarda yemek alışverişi yapmanızı, pişirmenizi ve buzdolabınızda hazır halde bulundurmanızı öneriyor. Buzdolabında öğünlerinizin yer alması biranlık açlık krizinin sonunda yüksek kalori almanızı önleyebilir. Sevdiğiniz yiyeceklerden uygun miktarlarda bulundurmanız sizi sağlıklı beslenme alışkanlığına da yönlendirmeye yardımcı olacaktır.

Mutfağını Düzenle

Et, tavuk, balık reyonu:
Et reyonuna geldiğinizde ilk yapmanız gereken tüketeceğiniz etin çeşidini ve alacağınız miktarı belirlemek.
Canınız kırmızı et çektiyse görünür yağlarının olmamasına dikkat etmelisiniz. Özellikle yağ içeriği daha az olan antrikot veya biftek kırmızı ette en doğru seçimler olacaktır.
Tavuk alacaksanız, göğüs kısmı daha sağlıklıdır. Eğer lezzeti ön planda tutanlardansanız yağ içeriği biraz daha fazla olan but'u da tercih edebilirsiniz. Nadir de olsa kendinize kanat ziyafeti vermek istiyorsanız dikkat: 4-5 adetten fazla tüketmemelisiniz.
Balık en sağlıklı et grubu olsa da ülkemizdeki tüketim oranı maalesef çok düşük. Oysa zengin Omega-3 içeriği ile balık alternatifsizdir.

Abur-Cubur Reyonu Bizimle Değilsin
Aç olarak gidilen alışverişlerde en tehlikeli reyon abur-cubur reyonudur. Eğer alışverişe aç karnına çıktıysanız yada uzun süre besin tüketmemişseniz kendinizi bu reyonun önünde bilinçsizce alışveriş yaparken bulabilirsiniz. Bu yüzden alışverişe her zaman tok karnına çıkmaya özen göstermeli, kendinizi ödüllendirdiğimiz bu reyonda doğru seçimi yapmaya dikkat etmelisiniz.
Çikolata alacaksanız daha çok bitter olan çikolatalarla kalori içeriği düşük olan barları; bisküvi alacaksanız light olanları ve krakerleri tercih etmelisiniz. Kremalı, karamelli, yüksek kalorili çikolatalar ise karın bölgesinde yağlanmaya neden olacağı için kaçınılması gerekenler arasındadır.

Sağlıklı yaşamın en önemli destekçisi içecek reyonu
Doğru içecek tercihi hem kilo vermek isteyenler hem de sağlıklı beslenmeyi bir yaşam biçimi haline getirenler için önemlidir. Asitli içecekler, siyah çay, kahve içmek yerine ıhlamur, yeşil çay, beyaz çay, chai tea, ekinezya, rooibos, kuşburnu gibi bitki çayları şekersiz olarak sıklıkla tercih edilebilirsiniz. Bu sebeple dolabınızda bunlara yer açın. Eğer diyetteyseniz market alışverişlerinizde sıcak çikolatadan uzak durmaya çalışın. Unutmayın 1 bardak sıcak çikolara ortalama 300 kalori demek. Çok canınız çektiyse de light olanını tercih edebilirsiniz. Yağlı, bol salçalı akşam yemeklerinizi ise pişirmemek sizin elinizde. Bunlar yerine sağlıklı sebze yemekleri ve ızgara et seçeneklerini hayata geçirebilirsiniz.

Diyetisyen Kübra Bal

loading...
Logo_4