Bugün yayına giren yazılar
print this page
Son Yazılar

Erkeğe erkeklik hissini kadın verir!

“Yuvayı dişi kuş yapar” söylemi, evliliklerdeki kadınların rollerine gönderme yapan anlamlı bir söz. Bir evlilikte kadın mutlu değilse o evliliğin mutlu olmasının zor olduğunu vurgulayan uzmanlar, erkeklerin duygusal davranış ve olaylara verdikleri tepkileri dahi kadınların şekillendirdiğini ifade ediyor. Yani sağlıklı ve huzurlu bir evlilikte kadına çok önemli görevler düşüyor.”

Evliliğin anahtarının kadınlarda olduğunu, mutluluğu yakalamanın yine kadınların elinde olduğunu hatırlatan Üsküdar Üniversitesi Feneryolu Polikliniği’nden Uzm. Psk. Seliyha Alten, erkeğin her davranış ve tepkisinin altında kadınların olduğunu vurguluyor. Alten;

“Kadınların öncelikle erkeklerin tüm duygusal davranışları ve olaylara verdikleri tepkilerinin kendilerine bağlı olarak değiştiğini bilmeleri gerekmektedir. Bu gerçek evliliklerin anahtarıdır ve bunun bilincinde olup buna yönelik doğru davranışlar sergileyen kadınlar evliliklerinde mutluluğu yakalayabilmektedir.”
Bir erkeğin eşinden en çok beklediği şeylerin başında çok fazla dile gelmese de takdir edilmek, onaylanmak ve şefkat olduğunu ifade eden Alten, erkeklerin kadının kendisini güçlü hissettirmesine ve kendisine ihtiyacı olduğunu bilmeye ihtiyaç duyduğunu kaydediyor.

Erkeğe erkeklik hissini kadın verir!
“Yani kendini erkek gibi hissetmek için karısının desteğini görmeyi tüm benliği ile beklemektedir. Erkeklerin kendisine bu şekilde hissettiren ve şefkat gösteren kadınlara eğilimi yüzyıllardır bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla aslında kadınlardan daha duygusal olabilen erkeklerin en büyük beklentisi bu alanda kendini göstermektedir. Kadınların eşlerine bu kalıpta yaklaşabilmeleri, aslında değişim gücünü elinde tutmalarına olanak sağlayan en önemli etkendir.”

Erkekler eleştirilmeden, suçlanmadan, akıl verilmeden dinlendiklerinde kendilerini daha rahat ifade edebilmektedir diyen Uzm. Psk. Seliyha Alten, çiftlerin birbirlerine zihin okuyarak davranmamaları gerektiği uyarısında bulunuyor.

Koşulsuz dinleyici olabilmek iletişimi sağlıklı kılıyor
“Evliliklerde çoğu iletişimin sorunlarının çiftlerin birbirlerinin zihinlerini okuyarak ona göre davranış gösterme eğiliminde olmasında kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla suçlanacağını, eleştirileceğini düşünen erkeklerin kendilerini iletişime kapamaları ya da dürüst davranmadıklarını görmekteyiz. Sağlıklı iletişim kurulmasını sağlayacak önemli tutumda kadına düşen rol koşulsuz bir dinleyici olabilmektir.”

Uzm. Psk. Seliyha Alten modern çağla birlikte kadınların psikolojik anlamda daha fazla yıprandıklarının altını da çiziyor.

Hoşgörülü kadın beklentilerinin karşılığını görüyor
“Modern çağın getirisi olarak ev içinde ve ev dışında ciddi sorumluluklar alan kadınlar psikolojik anlamda daha fazla yıpranmakta ve evlilik içerisinde erkeğin payına düşen sorumluluklarda beklentisini yukarıda tuttuğu gibi, ihmallere karşı daha duyarlı davranmaktadır. Bu ruh halinde kadın iletişim kurarken sağlıksız tutumlar gösterme olasılığı artmakta kocasını eleştiren, sürekli şikâyet eden ve hatta onları hor gören bir yapı içerisinde davranmaktadır. Oysa evde eşlerine karşı daha hassas, düşünceli davranabilmeyi başaran kadınların eşlerinden beklentilerini görebilme anlamında daha fazla destek aldıkları görülmektedir.”

Farklı fikirlerde ortak paydada buluşabilme önemli
Çevredeki kişilerin fikirlerine ilişkin de önemli uyarılarda bulunan Uzm. Psk. Seliyha Alten evlilikte biz olma gelişimine dikkat çekiyor.

“Evliliklerde kadınlar tarafından yapılan ve en sık görülen sağlıksız tutumlardan bir tanesi de yakın çevrenin desteğini aldığı konularda etkilenme düzeylerinin fazlalığı olmaktadır. Kadınlar özellikle çatışma yaşadıkları konularda, kararsız kaldıklarında yakın çevrenin fikirlerine başvurmakta ve genellikle bu çevrenin etkisi altında kalarak kararlar vermekte ya da iletişim şeklini sürdürmektedir. Oysa evliliklerde “biz olma gelişimi” kadın ve erkeğin ortak görüş birliğine varabilme becerisi ile doğru orantılıdır. Konu ne olursa olsun farklı görüş ve fikirler olduğu zaman ortak paydada buluşabilmeyi sağlayabilmek önemlidir.”
0 yorum

Ağrı kesici bağımlısı kimdir?

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Babür Dora, migren hastalarının doktor doktor gezerek aşırı dozda ağrı kesiciye yöneldiğini, oysa aşırı ağrı kesici kullanımının bir bağımlılık olduğunu ve tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.

Türk Nöroloji Derneği Yönetim Kurulu üyesi Dora, "Migrende ağrı başladığında hemen ağrı kesici kullanılıyor ancak önemli olan ağrı gelmeden bunu önleyici ve sıklığını azaltıcı ilaçlar alınmasıdır" dedi. Prof. Dr. Dora, toplumda sık rastlanan migrenin her 100 kişiden 16'sında görüldüğünü bildirdi.

Migrenin "epizodik" ve "kronik" olmak üzere iki ayrı tipi bulunduğunu, "epizodik" migrenin toplumda daha yaygın ortaya çıktığını ifade eden Dora, şu bilgileri aktardı:

"Epizodik migrende baş ağrısı yılda bir kez ortaya çıkabildiği gibi ayda 10-14 kez tekrarlayabiliyor. Kronik migrende ise ayda 15'den fazla tekrarlayan baş ağrısı söz konusudur. Bu tip migrende baş ağrısı artık müzminleşmiştir ve aşırı ağrı kesici kullanımını beraberinde getirir. Hasta giderek ağrı kesiciye bağımlı hale gelir, bu kısır döngü halinde devam eder. İlerleyen süreçte alınan ilaç yeterli olmadığı için doz giderek artırılır. Migren şekil değiştirerek 'ilaç aşırı kullanımı baş ağrısı'na dönüşür. Aşırı ağrı kesici kullanımı bir bağımlılıktır ve tedavi edilmesi gerekir. Böyle bir durumda ilaç kesilmeli ve hasta ilaçtan arındırılmalıdır."

AĞRI KESİCİ BAĞIMLISI KİMDİR?
Ayda 10 günden fazla ağrı kesici kullanan ve bunu en az 3 ay devam ettiren bir kişinin "bağımlı" olduğunu bildiren Dora, ilacın birden kesilmesi halinde vücudun buna tepki verdiğini, baş ağrısının şiddetlendiğini ve bulantı ortaya çıktığını anlattı. Dora, buna karşı uygulanan tedaviyle ilgili şunları kaydetti:

"Migrende yapılan en önemli yanlış, doktor doktor gezen hastanın aşırı dozda ağrı kesiciye yönelmesidir. Bir hastanın elinde 10 çeşit ağrı kesiciyle geldiği oluyor. Bir çok doktor, ağrı kesiciler aşırı kullanıldığında bağımlılık yaptığını bilmiyor. Tedavide hastaya destek veriyoruz. Ayda 10 gün migren ağrısı çeken bir kişinin hem özel, hem sosyal, hem de iş yaşamı olumsuz etkileniyor. Tedavide bu kişilerin ağrı kesicilere duyarlılığını artırıyoruz. Hedef migreni yok etmek değil, hayat kalitesine olumsuz etkisini azaltmaktır."

Migren için ağrı kesiciler dışında çok etkili alternatifler olduğunu dile getiren Prof. Dr. Dora, "Migrende ağrı başladığında hemen ağrı kesici kullanılıyor ancak önemli olan ağrı gelmeden bunu önleyici ve sıklığını azaltıcı ilaçlar alınmasıdır" diye konuştu.

0 yorum

Boşanmış çiftin çocuğu daha kolay boşanıyor

Boşanmalarda son dönemlerde bir artış yaşanıyor. Kişilerin henüz birbirini tanımadan evliliğe adım atmalarının boşanmayı hızlandırdığına dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Etiler Polikliniği Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, sosyal medyanın da boşanmadaki etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade ediyor. 

Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Etiler Polikliniği Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, son dönemler artış gösteren boşanma vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Boşanmalarda son dönemlerde bir artış yaşanıyor. Kişilerin henüz birbirini tanımadan evliliğe adım atmalarının boşanmayı hızlandırdığına dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Etiler Polikliniği Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, sosyal medyanın da boşanmadaki etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Sadakati zayıflatıcı çeldiricilerin sosyal medyada fazla olduğuna vurgu yapan Evrensel, anne babası boşanmış çocukların ileride boşanma risklerinin de yüksek olduğunu söylüyor.

5 evlilikten birinin boşanmayla sonuçlandığı günümüzde olayın üzücü ve düşündürücü olduğuna dikkat çeken Evrensel, bu tablonun detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu;

“Özellikle son yıllarda insanların birbiriyle tanışma ve kendi görüşleriyle eşini belirleme olanaklarında bir artış olduğunu ifade eden Dr. Evrensel, adayların duygusal davranıp, oturup düşünmeden, henüz daha birbirini tanımadan evlilik kararı alıyorlar. Hal böyle olunca da ilerleyen dönemlerde kişilik yapılarının ortaya çıkmasıyla evliliklerin boşanmalarla sonuçlanıyor.İletişim toplumunda gerek sosyal medya gerek diğer kanallar olsun evlilikte çeldirici rol oynuyor.

Sanal tanışıklıklar yanıltıcı oluyor
“Çeldiriciler karşında bireylerin iradesi çok önemli. Yanlış bir şey yapacak olmaktan kişiler korkmalı. Boşanma aşamasına gelmiş evliliği kurtarmayı tartışmak yerine evlenecek adaylara nasıl davranırsak sorunsuz evlilik inşa ederiz, bunu konuşabilmemiz gerekir.

İnternet ortamında tanışıklıklar yanıltıcı olabiliyor. Sanal ortamda o an aşk insanın aklını başından alabiliyor. Aklı bir karış havada kullanımı doğru bir kullanım. Bu kişiler bu süreçte sağlıklı analiz ve muhakeme yapamayabiliyor.

Görücü usulü ile evlilik daha mı sağlıklı?
Bizim kültürümüzde sosyal ortamın olmadığı durumlarda görücü usulü evlilikler vardı ve bunların daha sağlıklı ilerlediğini görüyoruz. Kişiler önce büyükleri aracılığıyla birbirlerini tanıma fırsatı buluyorlardı bu evliliklerde ve aile desteğiyle eşler daha mutlu oluyordu. Ama şimdi adaylar büyüklerini bir şekilde devre dışı bırakıyor. Anne baba artık müdahale edemiyor, otorite çok fazla gösteremiyor. Gösterilme olduğu durumlarda inatlaşma ve kaçmalar gözleniyor.

Boşanan anne baba çocukları da boşanıyor
Sanal ortam üzerinden gidilen evliliklerde boşanmaların sık yaşandığını klinikte de tecrübe ettiklerini vurgulayan Evrensel bu çiftlerin çocuklarına da dikkat çekiyor. Boşanmış anne babaların çocuklarının da ileriki yaşamlarında boşanma riskiyle karşı karşıya kaldığının altını çizen Evrensel, anne babaların bunu göz önünde bulundurarak bir karara varmaları gerektiğini söyledi. “

Sosyal medya sadakati zayıflatıyor
Sosyal medyanın riskli ve sabıkasının herkes tarafından bilindiğini vurgulayan Dr. Alper Evrensel;
“Gerek evli gerek evlenmemiş kişilerin sanal ortamda iletişim halinde olma sadakati zayıflatabiliyor. Bakınca internet ortamında zayıflatıcı çok çeldirici söz konusu. Sosyal medyanın sabıkası çok açık. Kıvılcımla başlayıp yangına dönebiliyor ilişki. İnsanlar ummadıkları yerlere ilerleyebiliyorlar. Kimse kendine fazla güvenmemeli. Çok acı örnekler görüyoruz. Sosyal medyadan bu noktada oldukça uzak durmak gerekir.” dedi.

0 yorum

'Kadınsı' teknolojik kazalar

Kadınların en çok karşı karşıya kaldığı teknolojik kazaları araştırıldı. 

Kazaların büyük bir çoğunluğu, kadınların hiçbir zaman hayatlarından eksik olmayacak gereksinimlerinin çıkarmış olduğu hasarlardan oluşuyor. Çıkan sonuçlara göre masum sandığınız birçok kadınsı ürün, aslında birer teknoloji düşmanı olabilir.

Sizler de elektronik cihazlarınızın başına gelen garip kazalardan mustaripsinizdir. Hiç beklenmedik anda çıkan bu sorunlar can sıkıcı bir hâl alır. Genellikle kadınların başına gelen bu ilginç kazalara karşı daha dikkatli olmak istemez miydiniz? İşte kadınların başına en çok gelen teknolojik kazalar…

Bir kadının cep telefonuyla yaşadığı en ilginç ve en bilinen kazaların başında telefonunun tuvalete düşmesi geliyor. Teknokask verilerine göre %45 oran ile en çok karşılaşılan sorun bu. Böyle bir sorunla karşılaşmamak için telefonunu çantada taşımak akıllıca görünebilir. Ancak cihazınızın başına çantanızda neler gelebileceğinden henüz haberdar değilsiniz.

Çantanızdaki anahtarlarınız, bilezikleriniz cihazınızın ekranına hasar veriyor. %25 oranıyla en çok karşılaşılan ikinci sorun bu olurken, ekran üzerindeki koruyucu filme bile hasar verebilecek düzeyde çizilmeler oluşuyor.

Teknolojik cihazları çantanızda bekleyen diğer bir tehlike ise, fondöten ya da parfüm gibi kozmetik ürünler. Bu ürünlerin akma, sızıntı yapma durumlarında görülen hasarların oranı ise %20. Yani kadınlar bazen çok sevdiği makyaj malzemelerinin mağduru olabiliyor.

Teknolojik cihazlara zarar veren kozmetik ürünlerin arasında kremler de yer alıyor. Ellerinize narin bir yumuşaklık hissi vermek için sürdüğünüz krem, elinizden telefonunuzu veya notebookunuzu alabilir. Kadınların yaşadığı teknolojik kazalar arasında %10’luk bir dilime sahip olan bu sorun, krem sürdükten hemen sonra ele alınan ve yere düşürülerek hasar gören teknolojik cihazların da az olmadığını gösteriyor.


0 yorum

Saç kesiminize karar verirken, yüz şeklinizi dikkate alın!

Yüz şekline göre saç kesimi

Bir saç modeli üzerinde karar verirken saç tipinize ve yüz özelliklerinize dikkat etmeniz gerekir. Hangi saç tipini beğendiğinizden daha önemli olan, hangi saçın size daha çok yakışacağıdır. Bu sebeple, yüz şeklinize uygun bir saç kesimine sahip olmanız oldukça önemlidir. Hangi yüz şekline hangi saç şeklinin uygun olduğunu sizler için araştırdık…

Yuvarlak yüzler hacimli saçlar ile ovalleşmeli

Yuvarlak yüzlere sahip olanlar, yüzlerini ovalleştirecek saç kesimini tercih etmelidir. Yuvarlak yüzler için Evoria.com, başın üstünde hacimlenen saçları öneriyor. Bu anlamda asimetrik saç kesimi, yüzü oval göstermek konusunda yardımcı olacaktır. Hacimli saçlar için bakım yapmayı da unutmamalı.

Yuvarlak yüzü olanların saç uzunluğu omuz hizasında olmalıdır. Ancak saçınız kısaysa da üzülmeyin, çene hattından aşağıya doğru katlarla kestirerek yuvarlak yüzünüz için ideal bir saç elde edebilirsiniz. Böylece saçlarınız genişler ve yeleler yüzünüzün daha ince görünmesini sağlar. Ayrıca uzun akıcı bukleler ve dalgalı saçlar da mükemmel bir görünüm verecektir. Evoria.com, kulak yüksekliğinde bir at kuyruğu yapmanın da yüzün oval görünmesine yardımcı olabileceğinin altını çiziyor. Bunun için saçlarınızı ikiye ayırarak geriye doğru yapıştırın ve kulağın üzerinde bir mesafede at kuyruğu yapın.

Oval yüzlere yumuşak dalgalar

İşte şanslılar grubu! Oval bir yüze sahipseniz, sizin için şanslı demek doğru olacaktır. İster spor, ister klasik, ister modern, her türlü modeli kullanabilirsiniz. Kısa, uzun, düz, dalgalı, kıvırcık, bağlı veya açık…. Ancak en mükemmel hangisi derseniz? Omuz boyunda uzunluk, saçı ortadan ayırarak yumuşak dalgalar oluşturmak ve bunların büyük dalgalar olmasını sağlamak, oldukça romantik bir etki yaratacaktır. Dalgaların kalıcı olması için de Evoria.com Down Under Fruit Kicks bukle belirginleştirici spreyleri öneriyor. Ayrıca omuzun biraz yukarısında kesilmiş saçları içe ve dışa doğru karışık tarzda şekillendirmek de muhteşem görünmenizi sağlayacaktır.

Kare yüzler kıvırcık saçları tercih etmeli

Kare yüze ve uzun saçlara sahipseniz, saçlarınızı su gibi aşağıya doğru akıtın. Hafif dalgalar da yüzünüzü ince gösterecektir. Çene hattından aşağıda duran uzun saçlar yüzünüzü incelterek kare görüntüden kurtulmanızı sağlar. Evoria.com’un kısa saçlı kare yüzlülere önerisi ise, biraz hileli davranmak! Kıvırcık saç veya dalgalı saç kullanın ve tam çene kemiğinde kesimi bitirin. Eğer saçlarınız kendi yapısında kıvırcık ya da dalgalı değilse de üzülmeyin, Evoria.com’da bulabileceğiniz Hayashi saç köpükleri ile saçlarınızı kolayca bu forma sokabilirsiniz.

Saçlarınız uzunsa da omuzlara kadar düzleştirip, omuzdan aşağısında dalga oluşturun ve dikkati saçın uçlarına çekin. İsterseniz Demi Moore gibi dümdüz, tek renk ve uzun kullanmak da yüzünüzü ince ve uzun göstermekte yararlı olacaktır.


Kalp yüzlere dolgun saçlar

Yüzünüzün alt kısmı dar üst kısmı geniş ise kalp şeklinde bir yüze sahipsiniz demektir. Bu yüz şeklinde en ideal saç kesimi; saçı çene hattına kadar düz indirip, çene boyunda hacimlenmesini sağlamak ve alnın bir kısmını saç modeliyle kapayarak üstteki orantısızlığı yok etmek olacaktır. Saçlarınızı hacimlendirmek için Evoria.com’un önerisi Nivea Diamonds saç köpük serisini kullanarak işinizi kolaylaştırabilirsiniz.

Elmas oval yüzler katlı kesimlerden kaçınmalı

Bir elmas gibi ovalleşen yüzlerde yapılması gereken en iyi hareket köşeliği azaltmaktır. Evoria.com, yuvarlak ve katlı kesimlerden kaçınmak gerektiğini özellikle belirtiyor. Saçları mümkün olduğunca uzun tutup, kulak hizasının altında biraz kat verip, dalgalarla hareketlendirerek kullanmak, bu yüz şekli için en ideal kesim olacaktır.

0 yorum

Annelerin Korkulu Rüyası: Bit...

Özellikle ilkokul çağında hangimiz bitlenmedik ki! Ya en yakın arkadaşımızdan ya da komşumuzun çocuğundan geçen ve misafirliğinden hiç hoşlanmadığımız bitlerle ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Ataman’dan öğrendik.

İnsanda 3 farklı bit tipinin hastalık yaptığını dile getiren Uzm. Dr. Ataman; ‘Bunlar, baş biti, vücut biti ve kasık bitidir. Bitler sanıldığının aksine atlayamaz ya da uçamaz. 3 çift bacağı olan 2 mm’den küçük kanatsız böceklerdir. Yakın temas ya da tarak, giysiler, çarşaf, şapka, cep telefonu, kulaklık gibi eşyalar ile bulaşabilir. Ev hayvanları insan biti için taşıyıcı değildir. Erişkin bitin ya da halk arasında ‘sirke’ denilen yumurtalarının görülmesi ile tanı konur.’ açıklamasında bulundu.

Küçük Ama Tehlikeli Olan Bitler ile İlgili Bilinmeyenler…
• Bit, tedavisinde kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirmesi ile tüm dünyada yaygın bir problemdir.
• Bit günde 5 kez pençelerini deriye geçirip, kan emer. Kan emdikten sonra kene gibi şişmese de, sindirdiği kanın etkisiyle ‘pas rengine’ döner.
• Bitin tükürüğü ve dışkısının deriye teması; kızarıklık ve kaşıntıya bazen de iltihaplı yaralara neden olabilir.
• Dişi bit, 1 aylık hayatının her bir gününde yaklaşık 6 adet yumurta üretir. Bitler yumurtadan ortalama
1 haftada çıkar. Bit tedavisinin haftada bir kez tekrarlanmasının nedeni budur.

• Baş biti çocuklarda daha sık görülür.
• Baş biti en çok ense ve kulak arkası saç derisinde bulunur.
• Kız çocuklar daha kolay bitlenir.
• Baş biti kan emme sırasında herhangi bir hastalık bulaştırmazken, vücut biti yaşam koşulları kötü, bakımsız insanlarda görüldüğü için savaş zamanlarında ya da fakir topluluklarda tifüs gibi bulaşıcı hastalıklara neden olabilir.
• Kasık biti cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Kasık tüylerinden başlayıp sakala dek tüm tüylü bölgelere yayılabilir. Erişkinlerden çocuk kirpiklerine bulaşma söz konusudur ve cinsel istismar bakımından uyarıcıdır.
• Başarılı bir tedavi için aile üyelerinin ve temasın söz konusu olduğu kişilerin; örneğin okul arkadaşlarının taranması ve tedavisi gerekir. Yine toka, taç, fırça, tarak, şapka, yastık, ev ve araba koltuklarının baş dayanan bölgelerinin silinmesi ve yıkanması gerekir.

Kalıcı etkili ilaçlar kullanılmalı
• İlaçlar kuru saça sürülmelidir. Bit suyla karşılaşınca solunum yollarını kapatır ve yarım saat nefes almadan kalabilir. Solunum yolları kapanınca ilaç bite nüfuz etmez ve öldüremez. İlaçlar solunumu felç ederek etkili olur. Yumurtalarda ilk 4 gün sinir sistemi gelişmediği için, bu felç edici ilaçların etkisi olmaz. Bu nedenle kalıcı etkili ilaçlar kullanılmalı veya 1 hafta sonra tedavi tekrarlanmalıdır.

• Tedaviye devam için canlı bitler görülmeli ya da saç derisine 1 cm mesafede beyaz, parlak, yapışık sirkeler saptanmalıdır. Saç derisinden uzak, kolay çekilebilen kuru ve gri sirkeler ölü olduğu için tedavi gerektirmez.
• Mekanik temizleme, yani bit ve sirkelerin elle ayıklanması ve sıkı dişli bit tarağı ile tarama ilaç kullanmaksızın iyileşme sağlayabilir. Bit tarağı ile tararken saçı su, sirke, zeytinyağı ya da saç kremi ile nemlendirme kolaylık sağlayacaktır. Bu tarama işlemi 3-4 günde bir 15-30 dakika süreyle tekrarlanmalı; saç temizlendikten sonra 2 hafta daha devam edilmelidir.

• Vazelin veya mayonez ile haftada bir, en az 10 dakika saçların kaplanması, yine ilaç gerektirmeyen alternatif çözümlerdir. Bu ürünler bol sürülmelidir, böylece bit nefes alamaz ve ölür.
• Yine 30 dakika süreyle saç kurutma makinesiyle sıcak hava uygulaması da denenebilir.
• Saçların kesilmesi bitin çok yoğun olduğu durumlarda düşünülebilir. Ancak tıraşın kız çocuklarında yaratabileceği mahcubiyet göz önünde bulundurulmalıdır.
• İlk tedavi uygulamasından sonra çocuk okula devam etmelidir. Okulda tarama yapılıp, bitlenmiş çocukların eş zamanlı tedavisi sağlanmalıdır.

0 yorum

Kışın kilo almamanın 10 kolay yolu

Kış aylarından hareketsizlikten, fiziksel aktivitelerin kısıtlanmasından ve sıklaşan ev ziyaretlerinden kilolar da artıyor. Kış aylarında alınan kilolar ortalama 0,5- 1 kg arasında değişiklik gösteriyor. 

Liv HOSPITAL’dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Sanem Apa kışı kilo almadan geçirmenin 10 kolay yolunu anlattı.

Taze besinleri seçin
Beslenme planınızda mutlaka taze besinlere yer vermelisiniz. Böylece vitamin, mineral, antioksidan ve posa alımınızı zengin kaynaklardan sağlamış olursunuz. İşlenmiş ve paketli ürünlerin yağ içeriğinin fazla olmasının yanı sıra tuz ve şeker yönünden de zengin olduğunu bilmelisiniz. Beslenme programınızda taze meyvelere yer vermek ile antioksidan alımınızı ve beraberinde A ve C vitaminince de zengin beslenmenizi sağlamış olur. Burada verilecek ipucu müsli veya yulaf tüketiyorsanız meyve ile değil yoğurt veya süt ile tüketmek olmalıdır.

Renkli beslenin
Serotonin salgılanmasını artırmak mutlu olmanızı sağlar. Tam buğday, esmer pirinç, yulaf, muz ve yağlı tohumlar gibi triptofan içeren besinleri tüketmek serotonin salgılanmasını arttırır. Üstelik verimliliğinizin artmasını sağlar. Avokado, yeşil yapraklı sebzeler de yine magnezyum içerikleri ile serotonin üretimini destekler. Beslenmenizde mutlaka B ve C vitaminleri ile magnezyum, çinko, kalsiyum ve manganeze yer vermelisiniz. Renkli beslenin. Her gün renkli besinler seçmeye özen gösterin. Kırmızı ve turuncu renkteki besinler A ve C vitaminlerince zengindir. Yeşil renkli besinler ise folik asitin iyi birer kaynaklarıdır. Nar, portakal, mandalina, ıspanak, brokoli, Brüksel lahanası, havuç, bal kabağı renkli beslenmenizin baş mimarları olabilir.

İşlenmiş karbonhidratlardan uzak durun
Modern toplumlarda işleme maruz kalmış karbonhidratların tüketiminden uzak kalmak gerekir. Çünkü bu besinler kan şekeri seviyesine etki ederek ağırlık artışına neden olabilir. Lif oranı yüksek besinler tüketmeniz glisemik indeks yönünden de düşük beslenmenize destek olduğundan ağırlık kontrolünüzü sağlamanız kolaylaşacaktır. Tam buğday unundan yapılmış ekmekler, kepekli pirinç, tam buğdaylı veya kepekli makarnaları tercih edebilirsiniz.

Protein tüketin
Her öğünde düşük yağlı ve kaliteli protein tercih etmeniz ağırlığınızı korumaya veya ağırlık kaybetmenize destek olur. Proteinler düşük glisemik indeks içerir, bu da kan şekeri seviyenizin uygun seviyede kalmasına yardım ederken bir sonraki öğünde yoğun tatlı atıştırmanızı engeller.

Doymuş yağları sınırlayın
Doymuş ve trans yağ asitlerinden zengin beslenmek sadece ağırlık artışına neden olmaz aynı zamanda kalp- damar hastalıklarına da neden olabilir. Özellikle kışa aylarında tüketimi artan cipsler ve fast food tarzı besinlerden uzak durmak doymuş yağ alımınızı azaltacağı için uygun olacaktır.

Krema değil çorba tüketin
Son yıllarda kremalı çorba tüketiminde artış vardır. Bu tarz çorbaların yağ içerikleri yüksektirç. Özellikle kış aylarında artan çorba tüketiminizi kremalı çorbalardan yana kullanmamak ağrılık kontrolü açısından doğru olur. Tavuk suyuna çorba yapacaksanız yine tavuğun derisini ayırarak haşlamanız daha az yağ alımını sağlar. Ayrıca kahvelere ilave edilen kremanın da ortalama 360 kalori ekstra enerji verdiğini söylemeliyiz.

Kış aylarının ritüellerini sınırlayın
Salep, boza, kestane, patlamış mısır… Bu besinler kışın geldiğinin habercisi gibidir. Ancak şeker, karbonhidrat ve yağ içerikleri fazla olabilir. Ağırlık kontrolünüzü sağlamak istiyorsanız; Salep ve bozayı haftada birer kez tüketebilirsiniz. Sinemada küçük boy mısırı tercih edebilir veya 1 çay bardağı mısırı kendiniz evde patlatabilirsiniz. Kestanenin ise 3 tanesinin 1 dilim ekmek olduğunu söylersek tüketim miktarını sınırlamanın ne kadar önemli olduğunu görebilirsiniz.

Omega 3 yağ asitlerini tüketin
Tüm vücut hücreleri için omega 3 yağ asitlerinin önemi artık bilinen bir gerçek. Haftada en az 2 defa olacak şekilde ızgara, buğulama veya fırında pişireceğiniz balık sağlıklı beslenme programı içerisinde hem ağırlık kaybına destek olur hem de bağışıklık sisteminizi güçlendirici rol oynar. Ayrıca yağlı tohumlarda ara öğünleriniz için çok uygun alternatiflerdir. Gün içerisinde tüketeceğiniz 8- 10 fındık veya baden veya 12- 15 Antep fıstığı veya 2- 3 ceviz ile omega 3 yağ asitlerinden almış, kalp sağlığınıza yatırım yapmış, ağırlık kontrolünüzü sağlamış olursunuz.

Su için
Vücudumuzda her bir kalorinin metabolize olması için 1 mL suya ihtiyaç vardır. Bu nedenle günde en az 1,5 litre su tüketimini sağlamalısınız. Erkekler için bu miktar 2 litreye kadar çıkarılmalıdır. Limon, mandalina veya portakal dilimleri ekleyeceğiniz su bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Çubuk tarçın ilavesi ise kan şekeri kontrolünüzü sağlayarak tatlı krizlerinizin önüne geçebilir.

Kış döneminde de aktif olun
Havaların soğuması ile evlere kapanarak hareketlerimizi iyice azalttığımız bu dönemlerde spor salonlarına üye olabilir veya evde ufak değişiklikler ile aktif olmayı sağlayabilirsiniz. Örneğin 20 adet kibrit çöpünü yere dağıttıktan sonra her bir kibrit çöpünü çömelerek topladığınızda kaslarınızın birçoğunu çalıştırmış olursunuz. İş yerinde merdivenleri kullanabilirsiniz. Ayrıca buna ek olarak haftada en az 3 kez 30- 35 dakika yürüyüş yapmanız da size aktif olma yönünde destek olacaktır.

Önemli olan mevsimsel beslenme tarzları değil yaşamınızın temelini oluşturacak beslenme tarzlarını öğrenmektir. Yapacağınız değişimlerin uzun vadeli olmasına dikkat etmelisiniz.

0 yorum

Profesyonel cilt bakımlarıyla kendinize özen gösterin

Günlük hayatın yoğun temposu cildimizi eskiten etkenlerden biridir. Belirli aralıklarla yapılacak bakımlarla, cildin doğal yapısı korunabilir ve olumsuz etkiler en aza indirilebilir. Bu uygulamalar ister evde istenirse de profesyonel ellerde yapılabilir.

Superplast Estetik Cerrahi Merkezi’nden Uzman Estetisyen Melis Önder cilt bakımının önemi ve son dönemdeki popüler uygulamalarla ilgili şu önemli bilgileri aktarıyor: “Cilt bakımı birçok farklı yolla sağlanabilir. Son dönemlerde anti-aging (yaşlanma karşıtı) bakımlar büyük oranda tercih ediliyor. Anti-aging bakımlar yaşlanmayı mümkün olduğunca yavaşlatmak ve vücudun bir bütün olarak orantılı ve sağlıklı yaşlanmasını sağlamak amacıyla uygulanır.

Bunun yanı sıra aydınlatıcı leke bakımları, lifting bakımları ve kolajen bakımlar sıkça tercih edilen bakımlardır. Cilt 30‘lu yaşlara yaklaştıkça daha yoğun bir bakıma ihtiyaç duyar. Bu tür bakımlar cildin yapısına ve ihtiyaçlarına göre seçilmiş özel maskeler ve ürünlerle karşılanır.

Ayrıca cildin günlük temizliği de çok önemlidir, cildin normal dengesini korumak için uzman tarafından yapılan derin temizlik ve ardından da cilde uygun ürünler kullanılması şarttır. Fakat tüm bunlarda her şeyden önemlisi cildimizi tanımalıyız ve neye ihtiyacı olduğunu bilmeliyiz.”

2013 yılı içerisinde en popüler olan uygulamaları da sıralayan Önder, “Cildin doğal yaşlanma sürecini dengeleme amaçlı uyguladığımız yoğun yenileme kürleri ve saf altın yapraklarıyla uygulanan master bakımlar öne çıkıyor. Bu bakımlar cildin yapısını oluşturan kök hücrelerin aktive olarak yeni hücre oluşumunu sağlarken, aynı zamanda kolajen yapının güçlenmesini ve sağlıklı bir cilde kavuşulmasını sağlıyor” şeklinde konuştu.

Uzman Estetisyen
Melis Önder
Artık erkeklerin de kadınlar kadar cilt bakımına önem verdiğini sözlerine ekleyen Melis Önder, her iki grup içinde öne çıkan uygulamaları şöyle özetledi: “Güzelliğine ve bakımına düşkün kadınların en önem verdiği nokta, canlı ve sağlıklı bir cilde sahip olmak…

Özellikle klasik cilt bakımlarından sıkılmış ve ‘enjeksiyona hazır değilim’ diyenler için çok farklı bakımlar uygulanabilmekte. Bunların başında SPOT PEEL , MILK PEEL ve COSMO PEEL gibi bakımlar son zamanlarda kadınların tercihlerinin başında geliyor.

Cildin canlılığını, kalitesini ve dinamizmini artırmaya yönelik gözaltı morlukları ve torbalanmaları, çizgi ve kırışıklıklara karşı bakımlar özellikle erkeklerin öncelikleri arasında yer almaktadır.”


0 yorum

Uyku apnesi cinsel isteksizlik nedeni

Uyku apnesi, sosyal hayata, kariyere, obeziteye, unutkanlığa ve hatta depresyona neden olabiliyor.

Kalitesiz uykunun gündelik hayata darbe vurduğunu söyleyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Gülten Özdemir, “Uyku apnesi, sosyal hayata, kariyere, obeziteye, unutkanlığa ve hatta depresyona neden olabiliyor. Uyku apnesinin en önemli belirtisi olan horlama sorununuz varsa mutlaka bir doktora başvurulmalı” dedi.

Her 100 kişiden 40’ının horlama sorunu yaşadığını söyleyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Gülten Özdemir, horlaması olan kişilerin yüzde 5’inde uyku apnesi görüldüğünü söyledi.

Uyku apnesinin en önemli belirtisinin horlama olduğunu sözlerine ekleyen Uzman Dr. Özdemir şu bilgileri verdi: “Horlama; uyurken nefes alma sırasında daralan hava yollarından geçen havanın yutak çevresindeki yumuşak dokuya çarparak, dokuların titreşmesiyle oluşan sestir. Üst solunum yolunda yutak ve dil arkasında daralmayla orantılı olarak horlama da artar. Horlama, toplumda her 100 kişiden 40’ında görülebilecek kadar sıklıktadır. Yaşın ilerlemesi ve kilo artışı horlama riskini artırmaktadır. Kadınlarda kilo alma kalça bölgesi, erkeklerde ise boyun ve karın çevresinde yoğunlaşır. Böylece erkek tipi kilo almada; yatar durumdayken göğüs için basıncı daha da artar, yutak çevresinde daralmada erkeklerin kadınlara göre daha yüksek oranda horlamasına neden olmaktadır. Menopoz döneminde ise kadınların hormonal denge değişikliğiyle birlikte, artık erkek tipi kas yapıları gelişerek horlama oranları erkeklerdeki sıklıkta olmaktadır.”

HANGİ TİPTE HORLUYORSUNUZ
Horlamanın farklı tipleri olduğunu belirten Uzman Dr. Özdemir, öncelikle kişinin nasıl bir horlama sorunu yaşadığının iyi tespit edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “Basit horlama; daha çok sırt üstü pozisyonda ortaya çıkan ve kişinin yorulmasıyla artan şiddette kesintisiz çıkardığı gürültü sesidir. Basit horlama, hastadan çok yarattığı gürültü nedeniyle eşin uykusuna zarar verir. Ama bazen de horlama üst solunum yolu direnç sendromu denen; düzensiz, solunum güçlüklerinin eşlik ettiği fakat 5-10 saniyeyi aşmayan solunum durmalarıyla birlikte olabilir. Sık uyanıklıklara neden olur, uyku kalitesi bozulur. Uyku apne sendromuna eşlik eden üçüncü tip horlama şeklinde ise horlama; en az 10 saniye süren nefes durmalarıyla kesintiye uğrayan, boğulur tarzda şiddetli çıkarılan sesten oluşur. Yani Obstrüktif (Tıkayıcı) Uyku Apne Sendromu (OSAS) dediğimiz horlamanın, solunum durmalarıyla birlikte olduğu hastalık şeklidir.”

UYKU APNESİ ANİ KALP DURMASINA NEDEN OLABİLİR
Uyku apnesinin uykuda 10 saniyeyi aşan nefes durması olarak tanımlanabileceğini söyleyen Uzman Dr. Özdemir, “Uykuda solunum durmaları, gecede yüzlerce kere tekrarlayabilir. Her solunum durmasıyla kişi kısa süreli sık uyanıklıklar yaşar, kişi ancak uyanarak solunum durmasını giderebilir. Bu uyanıklıkları hasta gece uykusunda fark etmez, bu sık uyanıklıklar yüzünden sürekli ve dinlendirici bir uyku olamaz. Hasta farkında olmadan kalitesiz, yüzeysel bir uyku uyur. Uykuda nefesin durmasıyla, kalp ve beyin için hayati önemi olan oksijen düzeyi kanda düşer, karbondioksit düzeyi artar. Kalp atımları da düzensizleşir, ileri yaşlarda ani kalp durmalarıyla uykuda ani ölümlere neden olabilir. Hasta gece boyunca boyun çevresinden terler” şeklinde konuştu.

CİNSEL İSTEKSİZLİK NEDENİ
Uyku apnesi hastalarının kaliteli uyuyamadıkları için sabah yorgun uyandıklarını ve kendilerini uykusuz hissettiklerinin altını çizen Uzman Dr. Özdemir, “Uyku apnesi, aşırı yorgunluk miskinliğe, hareketsizliğe neden olur. Bu hareketsizlik giderek kişinin kilo alışında artışa neden olur. Sonuçta kilo; uyku apnesi hastalığını şiddetlendireceğinden bir kısır döngüye girilmiş olur. Uykusuzluk sinirliliğe, gerginliğe, iş verimliliğinde düşmeye neden olur. Trafikte kırmızı ışıkta beklerken uykuya dalarlar, uzun yolda sık trafik kazalarına sebebiyet verdikleri ortaya çıkmıştır. Cinsel fonksiyonlarda azalma ve cinsel isteksizlik görülür. Konsantrasyon güçlüklerine ve belirgin dikkat ve hafıza problemleri ile unutkanlığa yol açar. Ayrıca hastaların yüzde 30’unda depresyon olduğu araştırmalarla saptanmıştır” diye konuştu.

SÜREKLİ VE ŞİDDETLİ HORLAMAYA DİKKAT!
Horlama; eşlerin ve çevresindeki yakınlarının uykusunu bozduğu için, hastalar daha çok yakınları tarafından uyku merkezlerine müracaat etmeye zorlanırlar. Horlamanın kalp krizi, beyin damar hastalığı gibi ciddi sonuçlar doğurabilen uyku apnesinin en önemli belirtisi olduğunun altını çizen Uzman Dr. Özdemir, “Sürekli ve şiddetli horlaması, uykuda solunum durması oluyorsa, uykudan yorgun ve baş ağrısıyla uyanıyorsa, gündüz kendilerini hep yorgun ve uykulu hissediyorsa mutlaka uyku hastalıklarıyla ilgilenen uzman hekime ulaşılmalı” dedi.

0 yorum

Dost ve Düşman İçecekler

Diyet yapanların aklına takılan sorulardan biri içecek tüketimidir. Genelde içecekler çok masum görünür ve bazen diyeti bozmamıza neden olur. Eğer sizde diyet yapıyor fakat sonuca ulaşamıyor iseniz, içecek listemizi gözden geçirmenizde fayda var.

SU: Diyetin vazgeçilmezi. Daha uzun süre tok hissetmemizin yanı sıra metabolizmamızı hızlandırmaya yardımcı. Çünkü vücutta yetersiz sıvı olması veya sıvı kaybının aşırı olduğu durumlarda vücut alarm veriyor ve metabolizmayı yavaşlatıyor. Kabızlık sorununun en önemli önleyicilerinden olan su, vücudumuzun ödem tutmamasını, kan dolaşımının düzgün sağlanmasını da sağlıyor. Tüm bu olumlu etkilerinin yanı sıra zayıflama esnasında vücutta yıkılan ve zararlı etkisi olabilecek öğelerin vücuttan uzaklaştırılmasını da sağlıyor.

Diyetteyseniz günde en az 1.5 litre su içmeyi ihmal etmeyin.

Minerallerden zenginleştirilmiş sular: İçerisine potasyum ve magnezyum eklenmiş sular özellikle diyetin yanı sıra egzersiz yapanlar için önemli. Terle atılan potasyumun karşılanmasını kolaylaştırdıklarından ötürü, olası kas kramplarını önlüyorlar. Magnezyum, kabızlıktan koruyan minerallerden biri olduğundan ötürü diyette yaşanan en büyük problemlerden biri olan kabızlığın da önüne geçmeye yardımcı.

Maden suyu: Maden suyu olarak bildiğimiz doğal mineralli sular, içerdikleri mineraller ile sağlığımızı korumaya ve geliştirmeye yardımcı. Aynı zamanda yemeği hızlı tükettiğimiz veya fazla yediğimiz zamanlar için de kurtarıcı. Hipertansiyon hastalarının uzak durması gereken içeceklerden biri.

Sebze Suları: Kalorisi düşük ve tokluk hissetmeye yardımcı sebze suları diyet yapanlar için ideal olabilir. Sebze suları birçok vitamin ve mineralden aynı zamanda antioksidanlardan zengindir. Fakat bazı çeşitlerinin sodyum içeriğinin yüksek olduğu unutulmamalı. Hipertansiyon hastalarının dikkat etmesi gereken içeceklerden biri.

Yarım yağlı süt: İçerdiği protein ile tokluk hissi sağlar ve metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olur. Kalsiyum mineralinin düzenli alınmasının özellikle göbek çevresinde yağlanmanın düşmanı olduğu bilinmektedir. Tam yağlı sütlere göre daha az kalori, doymuş yağ ve kolesterol içerir. Günde 2 bardak süt tüketimi kemik sağlığını korumak için gerekli ve aynı zamanda zayıflamaya yardımcıdır.

Filtre kahve: Günde 3-4 kupa kahve tüketmenin kafein sebebi ile konsantrasyonu güçlendirdiği ve metabolizmayı hızlandırdığı biliniyor. Yapılan son bilimsel çalışmalar kahvenin şeker ve kanser hastalıklarına karşı koruma sağlayabileceği sonucuna ulaştı. Hipertansiyon hastaları ve yüksek kolesterol hastalarının günde 1 kupanın üzerine çıkmaması gerekiyor.

Yeşil çay: İçerdiği kateşin ile metabolizma hızlandırmaya yardımcı ve yaşlanmayı geciktirici etkileri var. Antioksidan içeriği ile kansere karşı koruma sağladığı düşünülüyor. Günde 2 kupa tüketilmesi sağlıklı. Reflüsü olan veya hipotansiyonu olanların tüketmemesi gerekli.

Meyve çayları: İştahı azaltıcı etkisi olduğu düşünülüyor. Kalori maliyeti olmayan bir içecek çeşidi. Diyette yer almasında sorun yok. Su içemeyenler için su yerine geçecek sağlıklı bir alternatif olarak kabul edilebilir.
Şekerli asitli içecekler: Yüksek şeker içerdiklerinden ötürü yüksek kalorili olan bu tür içecekler gizli kalori alımına yol açarak kilo verememenize sebep olabilir.

Kremalı kahveler: İçerdiği krema oranına ve kahvenin boyutuna göre bir hamburger kadar kalori içerebilecek içeceklerdir. Gizli kalori bombası olan bu tür içecekler tüketilecek ise, küçük boy seçilmeli ve ara öğün yerine tüketilmelidir.

Enerji içecekleri: Kalori ve şeker içerikleri yüksek diğer bir içecek grubudur. Yüksek kafein içerikleri ile genelde tüketilmeleri önerilmemektedir.

Alkollü içecekler: İçerdikleri alkol oranına göre kalorileri yükselen içeceklerdir. Bir gram alkol 7 kalori içerir. Bunun dışında vücutta yağ yakımını güçleştirir ve ödem tutmaya sebep olabilir.

0 yorum

Kadınlar için 9 süper gıda

Tükettiğimiz gıdalar ile sağlıklı kalmak arasındaki güçlü bağı hepimiz bilsek de iş uygulamaya gelince başarılı olamıyoruz. 

Doğru seçilen gıdalar ile hem sağlıklı, hem fit, hem de genç kalmanın mümkün olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Ataşehir Tıp Merkezi Diyetisyeni Nilay Keçeci, sofralardan eksik edilmemesi gereken 9 süper gıda önerisi ve bunların faydalarını sıraladı:

Brokoli
Özellikle cilt sağlığı üzerinde olumlu etkisi olan brokoli, antioksidan özelliği ile cilt yenilenmesini hızlandırır ve yaşlanmayı geciktirir. Cildimizi esnek tutar, morarma ve çürümenin önüne geçer, kansere karşı korur. Akne oluşumunu önler, cilt kuruluğunu azaltır. Bunun yanında mide ve bağırsak sistemimizin düzenlenmesinde de olumlu etkileri vardır.

Havuç
A vitamini içeriği de yüksek olarak bilinen havuç, hem sinir sistemi hem göz hem de cildimiz için oldukça önemli bir gıdadır. Cilde parlaklık verir, nem kazanmasını sağlar ve yenilenmesine yardımcı olur. Kabızlığa iyi gelir, kalp dostudur ve iltihabik hastalıklarda etkilidir.

Kivi
Kivi hem vücudu mutluluk veren seratonin hormonunun salgılanmasına yardımcı olur hemde cildi güzelleştirir ve besler, kolestrerol düşürücü ve tansiyon düşürücü etkileri bulunmaktadır. C vitamini içeriği yüksek olan kivinin içeriği hücre DNA sını korur, kan şekeri regülasyonuna yardımcıdır

Düşük yağlı yoğurt
Yoğurtta bulunan faydalı bakteriler barsakları ve sindirim sistemini düzenliyor ve rahatlama sağlıyor. Bunun yanında kadınlarda mide ülseri ve vajina enfeksiyonu risklerini azaltıyor. Henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte, haftada üç ila beş kez tüketilen az yağlı yoğurdun kadınlarda göğüs kanseri riskini azalttığı yolunda görüşler var.

Yağlı balıklar
Balıkların en faydalı yeri olan omega-3 yağ asitlerini haftada iki üç kez yiyerek almak mümkün. Somon, sardalye vb. gibi balık çeşitleri, hücre zarını güçlendirdikleri gibi, kalp hastalığı, hipertansiyon, depresyon, eklem ağrısı gibi rahatsızlıklara karşı korunmaya katkıda bulunuyorlar.

Fasulye
Protein ve lif açısından son derece zengin olan fasulyeyi haftada üç dört kez tüketmekte fayda var. Fasulye kalp krizi ve göğüs kanseri riskini azaltmakla kalmıyor ayrıca kadınlık hormonlarının dengeli ve istikrarlı olmasına da katkıda bulunuyor. Uluslararası kanser araştırmalarına yer veren International Journal of Cancer adlı bilimsel makale dergisi araştırmacıların fasulye türlerinin ve mercimeğin göğüs kanserini önleyici etkileri olabileceğine dair bazı çalışmalar bulunduğunu duyuruyor.

Tüm kırmızılar
Kadınların domates, kan portakalı ve karpuz gibi likopen zengini gıdaları haftada üç - beş kez tüketmeleri tavsiye ediliyor. Güçlü bir antioksidan olan likopenin erkeklerde prostat kanseri riskini azalttığı gibi, kadınlarda da meme kanseri riskini azalttığını ortaya koyan yeni araştırmalar var.

D vitamini ile takviye edilmiş az yağlı süt veya portakal suyu
Kadınların günde belirli miktarlarda D vitaminine ihtiyacı bulunuyor. Kalsiyumun kemiklere faydalı olabilmesi için barsaklardan emilmesi gerekiyor. D vitamini alımı kadınlarda kalsiyum kaybı nedeniyle kemik kırılmalarına kadar olumsuz sonuçlara yol açabilen osteoporozun yanı sıra şeker hastalığı, multipl skleroz (MS), göğüs, kolon ve yumurtalık kanseri risklerini de azaltıyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar D vitaminin barsak ve yumurtalık kanserini önleme potansiyeli olduğunu ortaya koydu.

Çilek ve böğürtlen
Çilek, böğürtlen, kızılcık ve ahududu gibi meyveler aynı şarapta olduğu gibi anti kanserojen özelliklere sahip ve hücre onarıcı olduğu bilinen antokyan maddesini içerirler. Antokyanlar meme, mide ve bağırsak kanseri risklerini azaltan önemli antioksidanlar arasındadır. C vitamini ve folik asit açısından çok zengin olan bu meyveler, cildin yaşlanmaya karşı korunmasına da katkıda bulunuyorlar.

0 yorum

Karın germe kalp krizi riskini de azaltıyor

Kadınların özellikle hamilelik sonrası düz bir karına sahip olmak için bıçak altına yattıkları karın germe operasyonu sadece estetik bir görünüş kazandırmakla kalmıyor kalp krizi riskini de azaltıyor. 

Esteworld Plastik Cerrahi Hastanaler Grubu’ndan Op. Dr. Tamer Şakrak, özellikle 40 yaşın üzerindeki insanların kalp krizi riskinin bel çevresi ile doğru orantılı arttığını söyleyerek, “Bu nedenle karın germe ameliyatı 40 yaş üzeri hastalarda kalp krizi geçirme riskini direk olarak azaltmaktadır” dedi.

Kadınların hamilelik sonrası kurdukları hayallerinin başında yeniden düz ve estetik bir karına sahip olmak geliyor. Ancak karın duvarının direncini ve estetik duruşunu sağlayan kaslar, hamileliğin son aylarında karnın aşırı büyümesi ile oluşan gerilime dayanamayarak birbirinden uzaklaşıyor. Tekrarlayan gebelikler sonrası ise karın ön duvarı tüm direncini yitirmiş oluyor.

Doğum sonrası kadınlar ideal kilolarına kavuşmuş olsa bile karın sarkması, yemek sonrası hazım problemleri, şişkinlik hissi gibi problemlerle karşılaşabiliyorlar. Karın duvarının yeterli direnci gösterememesi de midenin rahatlıkla genişlemesine ve devamlı kilo almaya yol açıyor. Bu durumda kadınların tekrar düz ve estetik bir karına sahip olmasını engelleyebiliyor.

4 beden incelebilirsiniz

Op. Dr. Tamer Şakrak, hamilelik sonrası kadınların karın germe operasyonu ile yeniden düz ve estetik bir karına sahip olabileceklerini söyledi. Karın germe operasyonu ile karnın üst ve yan taraflarındaki yağ dokularının liposuction yöntemi ile çekildiğini belirten Op. Dr. Şakrak, “Daha sonra karın altına sarkmış olan fazla cilt ve cilt altı doku çıkarılarak gergin bir karın cildi elde edilir. Karın ön duvarında deforme olan kaslar plikasyon yöntemi ile birbirine yaklaştırılarak, iç karın olarak bilinen bölgedeki doğuma bağlı deformasyonlar giderilir” dedi.

Op. Dr. Tamer Şakrak, operasyon sonrası hastaların 2 beden inceldiklerini vurgulayarak, şunları söyledi: “Takip eden süreçte hastaların sadece karbonhidrattan uzak ve sıvı ağırlıklı beslenirler ile 2 beden daha incelmeleri hayal değildir. Öncelikle karın germe ameliyatı sonrası hastanın belli bir diyet programına uyması çok daha kolaydır. Çünkü ameliyata bağlı fiziksel değişim hastayı ileri derecede motive etmektedir. Karın duvarına yapılan plikasyon mideyi önden sıkıştırmakta, mide eskisi gibi rahat genişleyememekte ve dolayısıyla doyma hissi çok daha çabuk ortaya çıkmaktadır. Son olarak da önceki kiloları nedeniyle hareket zorluğu çeken hasta çok daha kolay hareket edebildiği için hareketsiz bir yaşam tarzından uzaklaşmakta, kalori tüketimini artırmaktadır.”

Dar ve idialı kıyafetler giyebilirsiniz

Op. Dr. Tamer Şakrak, karın germe ameliyatı ve sonrasına ilişkin olarak şu bilgileri verdi:

1- Karın germe ameliyatı yaklaşık 2 saat içerisinde tamamlanır.
2- Hasta ameliyathaneden üzerinde 6 hafta kalacak bir korse ile çıkar.
3- Hasta hastanede 2 gün misafir edilir.
4- Hasta ameliyat sonrası 6. saatte yürümeye başlar.
5- Hastaneden taburcu olduğunuzda kendiniz yürüyor, tuvalet ve temizlik ihtiyacınızı karşılıyor olacaksınız.
6- Ameliyatın 1. haftası bittiğinde kot pantolonunuzu giyip çarşıda dolaşabilirsiniz.
7- 2. hafta bittiğinde araba kullanabilirsiniz.
8- 3. - 4. aylarda giyim tarzlarınız değişebilir, daha dar ve iddialı kıyafetler seçebilirsiniz.


0 yorum

Kış güneşi depresyona mı yol açıyor?

Kış aylarının yaklaşmasıyla birlikte güneş ışığı miktarındaki azalmanın birçok kişide mevsimsel depresyona yol açtığına dikkat çekildi. 

Bayındır Hastanesi İçerenköy’den Psikiyatri Uzmanı Dr. Onur Özalmete, sonbahar ve kış aylarında fazla uyuma, aşırı beslenme ve kilo alımının mevsimsel depresyonun en önemli belirtileri olduğunu belirtti.

Uzm. Dr. Özalmete, “Mevsimsel depresyon düzenli olarak sonbahar ve kış aylarında güneş ışığının azalmasıyla ortaya çıkan bir duygulanım bozukluğudur. Bu depresyon türünde diğer depresyon tiplerindeki belirtilerin aksine, fazla uyuma, aşırı yeme, kilo alımı ve bitkinlik daha sık görülmektedir. Sonrasında genellikle çökkünlük, kaygı ve huzursuzluk ortaya çıkar” dedi.

SONUÇLARI İNTİHARA SÜRÜKLEYEBİLİYOR
Bu rahatsızlığı yaşayanların sabah yorgun ve zor uyandığını, enerjisinin azaldığını, konsantrasyon güçlüğü çektiğini kaydeden Uzm. Dr. Özalmete, mevsimsel depresyonunun diğer sonuçlarının, sosyal çevreden uzaklaşma, karamsarlık ve umutsuzluk, hayattan keyif almama olduğunu ifade etti.

Modern yaşama uyumu bozan bu hastalığın, intihar girişimine varan ağır depresyon biçimine dönüşebileceği uyarısında bulunan Uzm. Dr. Özalmete, "Bu nedenle her kış özellikle yorgunluk, kilo alma, aşırı uyuma gibi depresyon belirtilerini yaşayan kişilerin tanı ve tedaviye başvurmalarını öneriyoruz” diye konuştu.

SABAH IŞIĞIYLA TEDAVİ
Bu depresyon tipinin tedavisi seçenekleri arasında genellikle ışık terapisi (fototerapi) yönteminin etkili sonuçlar verdiğini belirten Uzm. Dr. Özalmete, tedavi yöntemleriyle ilgili şunları söyledi: “Tedavide tanısal değerlendirme çok önemlidir. Çünkü hangi tedavi yönteminin tercih edileceğine, psikiyatri uzmanının ayrıntılı değerlendirmesi sonrası hastanın kişisel özellikleri dikkate alınarak karar verilir.

Fototerapide, gün ışığı ritminin taklit edilmesinin daha etkili olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle ışıkla terapi seansları özellikle sabah saatlerinde gerçekleştirilir. Antidepresan ilaçları da diğer bir tedavi seçeneğidir. Psikoterapinin depresyon tedavisinde yüksek oranda etkili olduğu kanıtlanmıştır”.

0 yorum

İstenmeyen Yağlar Aşı Oldu

Yaş aşısı... Yapısal yağ aşılamaları, son yıllarda başta Plastik Cerrahi olmak üzere pek çok tıp alanında heyecan uyandıran yeni bir gelişme. 

Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel, yağ aldırma yöntemiyle elde edilen kök hücreden zengin yağların artık her türlü iyileşmeyen yara, deri kalitesini bozan durumlar, yara izleri, radyoterapi hasarları, kanser sonrası doku kayıpları gibi sorunların tedavisinde aşılama yöntemi ile yaygın olarak kullanılmaya başladığına dikkat çekiyor.

Hollywood yıldızlarından bakımlı kadın ve erkeklerin en gözde estetik uygulaması olan; yağ aldırma işleminde elde edilen yağlara “recycle modeli” geliyor. Vücuttan alınan yağlar diğer bölgelerde dolgu malzemesi olarak kullanılıyor.

Yağ dokusunun kök hücreden zengin bir içeriğe sahip olduğu gerçeğinin bulunması, estetik cerrahideki pek çok operasyon ve uygulamanın da içeriğini değiştirdi. Öyle ki, kemik iliğinden yaklaşık 200 kat daha zengin bir kök hücre içeriğine sahip bu kaynak, artık aşı şeklinde iyileştirici ve onarıcı olarak pek çok vaka türünde kullanılıyor. Bunların başında ise özellikle kanser sonrası memesinin tamamı yahut bir bölümü alınmış kadınların tedavisi geliyor.

Yapısal yağ greftlerinin ya da yapısal yağ aşılamalarının, son yıllarda başta Plastik Cerrahi olmak üzere, pek çok tıp alanında heyecan uyandıran yeni bir gelişme olarak görüldüğünü anlatan Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel, “Embriyolojik kök hücre çalışmalarında yaşanan duraksama sonrasında tıp dünyası, yağ kökenli kök hücrelere yöneldi. Nispeten kolay bir cerrahi teknikle alınabilen ve vücutta pek de istenmeyen yağ dokusunda, kemik iliğinden yaklaşık 200 kez daha yoğun kök hücre bulunduğunun anlaşılması ile mezenkimal kök hücre çalışmaları yağ dokusu üzerinde gerçekleştirilmeye başlandı. Yağ enjeksiyonları sonrasında dokularda gözlenen iyileştirici-onarıcı etkinin, aslında aktarılan yağ dokusunun içerdiği çok sayıda kök hücreye bağlı olduğu düşünülüyor. Yapısal yağ greftleri artık her türlü iyileşmeyen yara, deri kalitesini bozan durumlar, yara izleri, radyoterapi hasarları, doku kayıpları tedavisinde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Bunların yanı sıra yüz ve el gençleştirme, meme büyütme ve popo estetiği gibi alanlarda da çok sık kullanıyoruz” diyor.

Dikkat edilmesi gereken noktalar da var…
Yağ greftlerinin en önemli sorununun sonuçlarının fazla öngörülebilir olmaması olduğuna değinen Yücel, “Verilen yağın ne kadarının kaldığı, işlemin kaç kere tekrarlanması gerektiği tartışmalıdır. Ancak kesin olan bir gerçek, yağın alınması ve verilmesi aşamalarında kaydedilen ilerlemeler sonucunda, tutma oranlarının giderek yükseldiğidir. Kas içi gibi kanlanan bölgelerde tutma oranları çok daha yüksektir. Artık yağın alınmasında özel kanüller kullanılmakta, alınan yağ santrifüj, yıkama ve süzme, ya da kapalı sistemlerde işlenme gibi çeşitli saflaştırma yoğunlaştırma işlemlerinden geçirilmekte, yine özel kanüller ve teknikler yardımı ile dokuların içerisine verilmektedir. Her bir teknik deneysel çalışmalarla test edilmektedir. Şu anda yaşanmakta olan belirsizliğin de bir süre sonra yerini kanıtlanmış kurallara bırakacağına inanıyorum” diyor.

En büyük tartışma memede yağ greftleri konusunda…
Memeye yağ enjeksiyonlarının, belki de en çok tartışılan bölümü olduğunun altını çizen Yücel, bu alandaki çekinceleri şöyle sıralıyor. Yücel: “Memeye yağ enjeksiyonları, geniş yağ enjeksiyonu yelpazesinin en çok tartışılan bölümüdür. Buradaki çekincelerden ilki, yaşamayan yağ parçalarının kireçlenerek radyolojik incelemelerde kanser görüntüsünü taklit etmesi ve radyoloğu yanıltmasıdır. İkincisi ise, verilen kök hücrelerin yeni kanser gelişimini tetiklemesidir. Yeni geliştirilen uygulama teknikleri ile yağ dokusu, çok küçük parçacılar halinde çeşitli doku katmanları arasına verilmektedir. Bu hem yağın tutma oranını arttırmakta, hem de kireçlenmeleri en aza indirmektedir. Ayrıca yağ enjeksiyonları sadece deri altına ya da göğüs adalesi içerisine yapılmakta, kesinlikle meme dokusunun içerisine verilmemektedir. İşlemin öncesinde mutlaka bir radyoloğun ve meme cerrahının görüşü alınmalı ve hasta bu konuda yeterince bilgilendirilmelidir. Yağ enjeksiyonları ile verilen kök hücreler embriyolojik olmadığından, kanseri tetiklemesi beklenmez”.

Uygulama esnasında yağ dokusundan özel yöntemlerle kök hücrelerin ayıklanması ve yağ greftlerinin bu kök hücreler ile desteklenmesi gerekliliğine dikkat çeken Yücel, “Kök hücreden zenginleştirilmesi yağ grefti adı verilen bu uygulama çok sık yapılmamaktadır. ABD’de yağ enjeksiyonları meme kanseri sonrası onarımlarda neredeyse rutin olarak kullanılmaktadır. Kanser sonrası onarımlarda yağ enjeksiyonları tek başına değil, ama yardımcı bir yöntem olarak çok sık uygulanır. Avrupa’da da kanser sonrası onarımlarda yağ greftleri daha yaygın kullanılmakta. Dünyada Plastik Cerrahi konusunda önder ülkelerden olan Türkiye’de yağ enjeksiyonlarını uyguluyor. Memede yağ enjeksiyonları konusu başkanı olduğum Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Meme Çalışma Grubu’nun da önde gelen ilgi alanlarından birisini oluşturuyor” dedi.


0 yorum

REKLAMI KAPAT
 
Kadın Sağlıklı Yaşam : Web sitesi | NetWork Grup | üyesidir
Copyright © 2011. Kadın ve Sağlık - Tüm hakları saklıdır
Kadın Sağlıklı Yaşam Websitesi sayfaları NetWork Grup
tarafından hazırlanmıştır
LOGO4