Bugün yayına giren yazılar
print this page
Son Yazılar

Estetik Cerrahi Hakkında Gerçek Yalanlar

Estetik ve güzellik günümüz yaşamının vazgeçilmez parçalarından biri… Kadın erkek demeden toplumun her kesiminin ilgisini çeken estetik cerrahiyle ilgili şehir efsanelerinin oluşması da kaçınılmaz…

Hisar Intercontinental Hospital Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aydın Gözü’den şehir efsanelerine dönüşen ve yanlış bilinen estetik uygulamalarını konuştuk…

Burun Estetiği Sonrası Burnunuz Düşer/Çöker...
Burun ameliyatları sonrası çökme ya da düşme, geçmişten günümüze uzanan ve içinde gerçeklik payı da taşıyan bir konu. Burnun estetik cerrahisinde hedef ve teknikler son on yıl içinde neredeyse tümüyle değişti. Doğal, dengeli bir görüntünün yanı sıra işlevsel sonuç elde etme kaygısı ön plana çıktı. Eskiden standart olarak küçük, dar bir burun sırtı ile abartılmış ve kalkık burun ucu yapılmaya çalışılırken bu sorunla sık karşılaşırdık. Güncel anlayış ve yöntemlerle bu sorun aşıldı.

Yağ aldırmak çok tehlikeli…
Bu cümleyle başlayan ve ‘Alınan yağlar yerine gelir mi? Bu yağlar başka yerlerimde toplanır mı? Benden kaç kilo yağ alabilirsiniz?’ şeklinde devam eden soruların aslında yanıtları net…

Yağ aldırmanın ölümcül olabildiği inancı emboli adı verilen komplikasyonla ilişkilendirildiği için çok sık karşılaşılan yanlış bir inanç. Doğrusunu söylemek gerekirse bu olasılık her türlü major cerrahi girişim için yıllardır bilinen ve olmaması için uygun önlemlerin alındığı (varis çorapları, kan sulandırıcı ilaçlar, erken ayağa kaldırıp yürütme, vb) bir durum. Yağ aldırmanın emboliye yol açtığı efsanesi genellikle kolaycı bir yaklaşımla yola çıkarak her türlü komplikasyonu buna bağlamakla ilişkili. Hasta ve teknik tercihlerin uygun seçildiği, koşulların zorlanmadığı durumlarda bu sorunla karşılaşma sıklığı, yolculuk, uzun süre hareketsiz kalma, yatağa bağımlılık gibi gündelik yaşam sırasında görülme olasılığından daha yüksek değil.

Alınan yağların geri gelmesi ise insanın hayal gücünü ne kadar çalıştırabileceğinin göstergesi… Öncelikle bu tür ameliyatların kilo vermek için değil, istenen kiloya gelen ya da yaklaşan azimli hastalar için yararlı olduğu ve güzel sonuç verdiği, kendi çabasıyla kilo vermeye niyeti olmayan kimseler için gereksiz olduğu bilinmeli. Bu ameliyatları olmaya karar vermiş kişinin kendine güvenmesi ve ilerde tekrar kilo almayı düşünmüyor olması gerekir. Yine de alınacak olursa, bu kilonun, bizim müdahale ettiğimiz yüzeysel derialtı yağ tabakalarında değil, ağırlıklı olarak karın içi bölgede toplanacağı bilinmeli. Kişiden alınan yağ miktarına gelince; bu miktarın bilinen bir üst sınırı olmasa da kişiden kişiye, hekimden hekime değişir. Genellikle yağ alma (liposuction) işleminde 3 litreyi aşmamaya çalışılmalıdır.

Meme protezleri kanser yapar mı?
Hayır, yapmaz; aksine kişinin kendine olan güvenini ve iç huzurunu artırarak, onu büyük psikolojik sıkıntılardan kurtarır.

Saç ektirdikten sonra uçağa binebilir miyim?
Evet, neden olmasın? Merak etmeyin yıllardır hayalini kurduğunuz yeni görüntünüzü hiçbir güç bozamaz, en sert rüzgarlar, kabin içi basınç değişimleri bile (uçak fobisi olanlar tabii ki diğer ulaşım araçlarını tercih etmeyi sürdürmeliler) buna dahildir.

Botoks yılan zehriymiş?
Hayır, botoks yılan zehri değildir. Aslına bakarsanız bütün ilaçlar fazla alındığında zehir etkisi gösterir. Botulinum toksini ise bir bakteri türü tarafından üretilen ve besin zehirlenmesine yol açan bir ürün. Ancak uygun dozda kullanıldığında hiçbir sakıncası yoktur. Estetik amaçlı kullanıma girmeden çok önce çeşitli nörolojik hastalıklar, şaşılıklar vb. durumlarda çok daha yüksek dozlarda kullanılmaktaydı. Migren için de günümüzde yaygın kullanılmakta.

Bir kez estetik yaptıran bir daha iflah olmaz başka yerlerini de yaptırırmış?
Doğruluk payı kısmen de olsa var. Estetik cerrahi konusunda endişeli biri küçük bir işlem yaptırdığında (dolgu, botulinum toksini, lazer, benini aldırma vb) memnun kalıp daha büyük işlemler için kendini hazır hissedebilir. Ya da birden çok yakınması olan birine hekimi tarafından birkaç aşamalı girişim önerilebilir. Burnunu yaptıran biri daha sonra yağlarını aldırmak isteyebilir. Burada önemli olan istek ve beklentilerin gerçekçi olup olmadığıdır. Sorunsuz da olsa vücudundan hoşnutsuz olup gerçekle bağlantısız, olmadık isteklerle hekim hekim dolaşan ve kesinlikle ameliyat edilmemesi gereken bir grup hasta vardır ki, doğrudan psikiyatristler tarafından ele alınmalıdır. Meslekleri gereği fiziklerini sürekli korumak zorunda olan ünlüler için durum daha farklıdır. İstekleri abartılı bile olsa değerlendirilmeli ancak bilimsel ve etik doğrulardan ödün verilmemelidir.

Çocuğumu iyi tedavi etmediler, yanık sonrası iz kaldı?
Çocukluk çağında sık karşılaşılan yanık ve sonrasında kalan sekeller (izler, çekintiler, bantlar, yapışıklıklar vb.) çocuk ve aile için son derece sıkıntılı ve yoğun düzeltici ameliyat süreçleri gerektirebilir. Kimi ebeveynler hissettikleri suçluluk duygusunu sağlık personeli üzerine yansıtarak bu vicdani yükten kurtulmaya çalışırlar. Ne yapalım, bu da bizim kaderimiz…

Siz estetik cerrah değil misiniz, izleri yok edemiyor musunuz?
Evet, biz estetik, plastik ve rekonstrüktif cerrahız ve bu unvanı elde edene kadar da yanık ve sekelleri, doğumsal bozukluklar, el cerrahisi, deri kanserleri, çene-yüz cerrahisi, rekonstrüktif mikrocerrahi gibi birbiriyle ilişkisiz gibi görünen (aslında değil) birçok alanda etkinlik göstermekteyiz. Tabii ki en az iz bırakan yöntemleri (kesilerin fark edilmesi güç yerlere gizlenmesi, endoskopik yöntemler, liposuction, vb.) kullanıyoruz ve deneysel/klinik çalışmalar sürüyor, ancak, izsiz ameliyat konusu şimdilik bir fantezi ve olan izlerin yok edilmesi de mümkün değil. Elimizdeki çeşitli yöntemlerle (lazer, ilaçlar, yanık korseleri, cerrahi) bizim yapabildiğimiz, bu izlerin görünürlüğünü azaltmaktır.

Narkozdan ölür müyüm?
Günümüzdeki teknoloji ile bu oldukça nadir bir olasılık. Durup dururken herhangi başka bir nedenden (kaza, kalp krizi, inme, vb) kaynaklanabilecek ölüm olasılığından çok daha düşük. Çünkü bu sırada tüm sistemleriniz kontrol altında ve her türlü soruna karşı müdahale şansı elimizin altında.

Benleri aldırmak tehlikeliymiş! Bıçak vurulunca azarmış!
Modern anlamda plastik cerrahinin olmadığı devirlerde uygunsuz yapılan işlemler sonrası karşılaşılan sorunlar nedeniyle doğduğu düşünülen ve günümüzde de varlığını sürdüren yaygın bir efsanedir.

0 yorum

Zatürreden Mevsimine Dikkat

Dünyada mikroba bağlı ölümlerde birinci sıradaki yerini hiçbir hastalığa bırakmayan ve kış mevsiminin sık görülebilen hastalığı zatürreyi Hisar Intercontinental Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serhat Fındık’tan öğrendik…

Zatürrenin akciğerlerin mikrobik hastalığı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Fındık; ‘Zatürre genel olarak çok tehlikeli bir hastalık olmakla birlikte; erken tanı, erken teşhis ve uygun tedavi ile hiç iz bırakmadan iyileşir. Zatürrenin en temel belirtileri ateş, öksürük, balgam, balgamda kan, göğüs ağrısı, nefes darlığı, iştahsızlık, terleme, kilo kaybı ve üşümedir. Çocuklardaki en önemli bulgu; yüksek ateş, hırıltı, nefes darlığı ve hareketlerinde azalmadır. Pek çok akciğer hastalığı ile benzerlik gösterir. En çok bronşit, mikrobik olmayan akciğer tutulumları, akciğere pıhtı atması, KOAH, akciğer içerisine kanamalar veya akciğer kanseri bu tabloyla karışabilir.’ açıklamasında bulundu.

Kimler risk altındadır?
• Sigara içenler,
• Alkol alanlar,
• Bağışıklık sisteminde problem olanlar,
• 80 ve daha ileri yaştakiler,
• Beslenme bozukluğu ya da bağışıklık sistemi problemleri yaşayan özellikle 10 yaş altındaki çocuklar,
• Romatizma tedavisi (romatizma tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar bağışıklık sistemini baskıladığı için) görenler,
• Dalağı alınanlar,
• Yoğun stres yaşayanlar,
• Sağlık personelleri.

Zatürre teşhisi nasıl konulur?
Öncelikle hastalığınızın belirtileri sorgulanır. Daha sonra yapılan fizik muayene, akciğer grafisi ve kan tahlillerinin ardından tanı net olarak konulur. Tanının konulma aşamasında zatürreyi çağrıştıran her belirti dikkate alınarak hemen tedaviye başlanması gerekir. Çünkü geç teşhis zatürrenin yayılmasına neden olur. Enfeksiyon diğer akciğere sıçrayarak iki akciğeri birden tutabilir; mikrop kana karışarak diğer organlara ulaşabilir. Değişik organlarda apselere yol açabilir.

Zatürreden Korunmak Mümkün!
• Sigara içmeyin.
• Çevrenizde sigara içilmesine izin vermeyin.
• Alkolden uzak durun.
• Sıcak soğuk geçişinde kıyafetlerinize dikkat edin. Hava alacağım diyerek üzerinize bir şey almadan aşırı soğuğa çıkmayın.
• C vitamini yönünden zengin meyveleri özellikle portakal, nar ve greyfurt suyu tüketin.
• Hafta içi ve hafta sonu aynı saatlerde yatıp aynı saatlerde kalkın. Çünkü yapılan son araştırmalara göre uyku düzensiz olduğu zaman bağışıklık sistemi zayıflıyor.
• Başta antibiyotikler olmak üzere lüzumsuz ilaç kullanmayın.
• Her yılın Eylül-Kasım ayları arasında mutlaka grip aşısı olun.
• Risk faktörlerini taşıyorsanız 8 yıl koruyuculuğu olan zatürre aşısı yaptırın.

Kimler kesinlikle zatürre aşısı yaptırmalıdır?
• 80 yaşın üstündeki kişiler,
• 10 yaşın altında astım, akciğerlerinde veya bağışıklık sisteminde problem olan çocuklar,
• Sağlık personelleri,
• KOAH gibi akciğer hastalıkları olanlar,
• Kanser olanlar,
• Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanmak zorunda olanlar.

0 yorum

Fazla kilolar yatağınıza girmesin

Yatakta mutlu olmak için her ne kadar manken gibi bir vücuda sahip olmak şart olmasa da özellikle göbek bölgesinden alınan kilolar cinsel yaşamı olumsuz etkileyebiliyor. 

Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, karın bölgesindeki fazlalıkların sadece kadınlarda değil erkeklerde de görüldüğünü ve bu sorunun çiftlerin mutsuz olmasına neden olduğunu söylüyor.

Günümüzde fast food tarzı yanlış beslenme, 30 yaşından sonra kolay kilo verememe ya da hamilelik sırasında alınan kiloların verilememesi nedeniyle göbek çevresinde inatçı yağlanmalar görülebiliyor. Kadınlarda hamilelik esnasında karın kaslarının gevşemesi ya da yırtılması, erkeklerde de doğuştan gevşek olması nedeniyle karında fıtıklaşma cilt altı yağı yanında daha göbekli bir görünüme yol açabiliyor. Bu yağlanma ise sadece gündelik hayatı değil çiftlerin ilişkilerini de etkiliyor.

Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar , “Evli çiftlerde kadında ya da erkekte aşırı sarkmış, genital bölgeyi örten göbek, cinsel yaşamda da sıkıntılara yol açabiliyor. Karın germe isteği ile başvuran hastalarda sıklıkla cinsel yaşamla ilgili sıkıntılar dile getiriliyor. Karın germe ameliyatı geçiren hastalarda ise ameliyat sonrası cinsel yaşam konusunda mutlu olma oranı oldukça yüksek oluyor” diyor.

Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, “Karın germe ameliyatı sezaryen çizgisi denilen göbekten 8-10 cm aşağıdaki alandan kesi ile yapılıyor. Karın cildi kas üstünden sıyrılarak fazla yağ cilt gerilerek atılıyor. Göbek deliği tekrar oluşturuluyor ve karın kaslarında da gevşeyen fıtıklaşan bölgeler onarılıyor. Karın kasları tekrar gergin hale getiriliyor ve iz iç çamaşırı içinde kaldığı için belli olmuyor.
Kadınlar sezaryen izine alışkın olduğundan fazla sıkıntı yaşamayabiliyor. Erkekler iz konusuna daha yabancı olsa da iç çamaşırı içinde kaldığında bu operasyon tercih ediliyor. Özellikle de karın germe sonrasında mutlu bir yaşam ameliyatı daha da cazip hale getiriyor” diyor.

Erkekler de mağdur

Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar, kadınlar kadar erkeklerin de karın bölgesindeki yağlanmadan mağdur olduğunu belirtiyor ve “Kadınlarda karın bölgesinde yağlanma kıyafetten, denize girerken seçilecek mayo ya da bikiniye kadar her türlü seçimi etkiliyor. Aynı şekilde toplum içinde utanma duygusuna da neden olabiliyor. Kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişkide ise yine unutulmamalıdır ki; erkekler de en az kadınlar kadar bu durumdan şikayetçi oluyor. Erkeklerde genital bölgede aşırı yağlanma cinsel organda yanıltıcı kısalık algısı yaratabiliyor ve cinsel performans düşüklüğüne yol açabiliyor” diyor.

Karın germe ameliyatı ile daha atletik ve gergin bir vücuda sahip olmak bazen evliliklerde kurtarıcı olabiliyor. Bu ameliyat genel anestezi altında yapılıyor ve ortalama 2 ile 4 saat sürüyor. Ameliyat sonrası 1 gece hastanede kalmak gerekiyor. Pansumanlar ise üçüncü gün açılıyor. Günlük hayata ve işe dönüş için 1 hafta dinlenmek yeterli oluyor.

0 yorum

Kış aylarında makarna enerji veriyor

Sağlıklı beslenmenin büyük önem taşıdığı soğuk kış aylarında karbonhidrat zengini makarna ile enerji kazanın. 

Selva Gıda Genel Müdürü Mehmet Karakuş, makarnanın sağlıklı ve dengeli beslenmede büyük önem taşıdığını kaydetti. Mehmet Karakuş ile aynı görüşü paylayan Diyetisyen Seçil Kenar da, “Enerjimizin yüzde 60-65’ini karbonhidratlardan karşılarız” dedi.

Vücut direncini artırıp bağışıklık sistemini güçlendirmek için sağlıklı beslenmenin büyük önem taşıdığı kış aylarında, beslenmede karbonhidratın önemine dikkat çekiliyor.

Makarnanın tarifini değiştiren sektörünün yenilikçi markası Selva Gıda’nın Genel Müdürü Mehmet Karakuş, Türk mutfağının en eski yemekleri arasında yer alan karbonhidrat zengini makarnanın dengeli ve sağlıklı beslenmede büyük önem taşıdığını belirterek, bu durumun beslenme uzmanlarınca da kabul edildiğini kaydetti.
Türkiye’de yıllar itibariyle makarna tüketiminin artış gösterdiğini dile getiren Karakuş, yıllık kişi başına tüketimin 6.1 kg seviyesine ulaştığına dikkat çekti. Ancak bu rakamın yeterli olmadığına işaret eden Karakuş, “Birçok dünya ülkesine göre bu rakam oldukça düşüktür. Türkiye’de beslenme bilincini ve doğru tüketimi insanlara anlatabilirsek kişi başı tüketimin birkaç yıl içerisinde 8 kg’a kadar çıkabileceğini düşünüyoruz” dedi.

“Makarna kompleks bir karbonhidrattır”

Diyetisyen Seçil Kenar da, karbonhidratların beslenmede büyük önem taşıdığını yineleyerek, “Günlük aldığımız besinlerin kalorisinin büyük çoğunluğunu karbonhidratlardan almamız gerekmektedir. Enerjimizin yüzde 60-65’ini karbonhidratlardan karşılarız” dedi. Kenar, sağlıklı yaşam için tüm besin gruplarından gün içinde düzenli tüketmek gerektiğini sözlerine ekledi.

Makarnanın da kompleks bir karbonhidrat olduğuna dikkat çeken Seçil Kenar, makarnanın ana yemek olarak diğer besin gruplarıyla birlikte tüketildiğinde çok faydalı olduğunu kaydetti. Makarnanın tok tutma özelliğine sahip olduğunu dile getiren Kenar, makarnayı ana yemek olarak değerlendirmeyi öneriyor.

Un pirinç gibi beyazlaştırılmış diğer tahıllara göre lif içeriği daha yüksek, demir başta olmak üzere mineral ve B grubu vitaminleri bakımından daha zengin olan makarnayı tercih etmenin çok sağlıklı olduğunu kaydeden Kenar, “Aynı zamanda makarnanın aynı gruptaki tahıllara göre glisemik indeksi daha düşük; bir başka deyişle kan şekerini yavaş yükseltiyor. Makarna, bu özelliğinden dolayı şeker hastaları için de tercih edilebilir bir ana yemek. Makarnanın düşük glisemik indeksini korumak için de çok fazla haşlanmamalı. Aldante ya da hafif diri olarak tüketildiğinde makarnanın düşük olan glisemik indeksi korunuyor böylece kan şekeri de dengeli yükseliyor” diye konuştu.

Diyetisyen Seçil Kenar, ayrıca makarnayı diğer besin gruplarıyla birlikte yemeyi de öneriyor. Kenar, “Yoğurt, peynir, tavuk, kıyma, sebze gibi diğer besin gruplarıyla birlikte makarna ana yemek olarak yendiğinde dengeli beslenmenin altın kurallarına uyulmuş oluyor. iki dilim fırın makarna, bir kase yoğurt ve yanında salata yiyen ya da Çoban Kavurmalı makarnayı yoğurtla ve salatayla birlikte yiyen biri bir öğünde vücudun alması gereken tüm ihtiyacını karşılıyor” diye konuştu.
0 yorum

Sporunu burcuna göre yap, fit kal!

İşte sizlere burçlar ve spor tercihleri ile ilgili çarpıcı sonuçlar.

1500 kişi   arasında yapılan anket çalışmaları doğrultusunda hangi burçların hangi sporu tercih ettiklerini açıklanıyor.

Oldukça hırslı ve her zaman herkesten üstün olmayı seven Koç'lar, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahipler. Yönetici gezegeni "savaşçı" Mars sayesinde özellikle takım sporlarında başarılı olan Koç burçları, Aikido ve Tae-Bo derslerini tercih ediyor.

Yaşam sahnesinde her zaman parlayarak, odak noktası olmak isteyen Aslan'lar, özellikle takım çalışmalarını içeren sporlar tercih ediyor. Futbol, basketbol, tenis ve grup dansları sıkça tercih ettiği sporlar arasında yer alıyor.

Ateş elementinde yer alan ve hareketli bir yapıya sahip olan Yay'lar, açıkhava faaliyetlerinden hoşlanıyorlar. Kuvvetli, hızlı ve ritmik bir yapıya sahip Yay burçları, okçuluk, eskrim, spinning ve tae – bo'yu tercih ediyorlar.

Toprak elementi olan Boğa'lar, eğlenceli ve doğa ile iç içe olan sporları tercih ediyor. Doğada yürüyüş, bisiklete binmek ve yüzmek vazgeçilmezlerinden. Spor sonrasında ise kendini mutlaka sauna ve masajla ödüllendiriyor.

Düzenli, titiz ve mükemmeliyetçi Başak'lar, formuna çok özen gösteriyor. Spor salonunda uzun saatler geçirebilen Başak, özellikle kondisyon aletleri ile çalışmayı, jimnastiği ve tenis oynamayı tercih ediyor.

Oğlak'lar, bir toprak elementi olarak doğada yürüyüş, koşu gibi egzersizlerle kendi temposunu kendileri belirlemekten hoşlanıyorlar. Özellikle ayaklarının altında toprağı hisset dağcılık, golf, tenis ve joggingi tercih ediyorlar.

Hızlı ve hareketli sporlardan zevk alan İkizler, aerobik, tenis gibi enerjik sporları tercih ediyor. Bunun yanı sıra Oryantal dansının egzersiz hareketleriyle birleştirildiği Aero-Oryantal dersleri de İkizler tarafından büyük ilgi görüyor.

Ortaklık burcu olan Terazi, bir başkası ile takım olarak yapacağı sporlardan büyük keyif alıyor. Özellikle tenis, squash, basket, futbol, voleybol, yelkencilik gibi partner gerektiren sporları tercih ediyor.

Eğlenceli ve hareketli Kova'lar, sosyal bağlar da kurabileceği spor aktivitelerini tercih ediyor. Bu sporların başında aerobik, jimnastik, yoga ve dans dersleri geliyor.

Yengeç, Su elementi olmasının da etkisiyle su sporlarından ve su kenarlarında bulunmaktan zevk alıyor. Yüzmek, sahilde koşu, sörf ve kürek çekmek spor tercihleri arasında yer alıyor.

Akrep'ler, rekabetçi bir yapıları olmasına rağmen gevşemeye çalışırken yalnız olmayı tercih ediyorlar. Spor tercihlerini boks, uzun mesafe koşu, squash, yoga ve meditasyondan yana kullanıyorlar.

Ayakları yöneten Balık'lar, genellikle yüzme, buz pateni, step, dans, aerobik gibi egzersizleri tercih ediyor. Spor sonrasında yoga, pilates ve meditasyon yapmaya özen gösteriyorlar.
0 yorum

Sağlıklı beslenme için bitkisel protein

Sağlıklı bir beslenme düzeninin günde 5 porsiyon meyve ve sebze içermesi gerektiğini çoğumuz biliyoruz fakat, proteinlerin genel sağlığımız için önemini çoğu zaman unutuyoruz. Bedensel işlevlerimizi sürdürmek için her gün yeterli miktarda kaliteli protein tüketmemiz gerekiyor.

Ağırlıklı olarak et ürünleri ve soya gibi bitkisel ürünlerde bulunan protein saçtan tırnaklara tüm hücrelerimizin işlevsel ve yapısal bir bileşeni. Suyun ardından, bedende en çok bulunan molekül protein. Protein kaslarımızda, cildimizde, kemiklerimizde, saçımızda, bağışıklık sistemimizde ve bedenimizin tüm diğer kısımlarında bulunuyor. Protein, bedeninizdeki dokuları oluşturuyor, koruyor ve yeniliyor. Çocukluk, erişkinlik ve gebelik sırasında büyüme ve gelişme için de özellikle önemli.

Enzimler ve amino asitlerden oluşan protein, bedendeki kimyasal reaksiyonlar için güç kaynağı sağlıyor ve kanda oksijeni taşıyor. Mevcut 22 amino asitten 9’u, insan bedeni tarafından oluşturulamadığı ve dolayısıyla gıdalardan alınması gerektiği için “temel amino asitler” olarak adlandırılıyorlar.

Tam ve tam olmayan proteinler
Yediğimiz bazı proteinler, yeni proteinler oluşturmak için gerekli tüm amino asitleri içermektedir. Bu tür protein, tam protein olarak adlandırılmaktadır. Tam proteinler genellikle kırmızı et, tavuk, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi hayvansal kaynaklarda ve soya ürünlerinde bulunmaktadır. Diğer protein kaynaklarıysa, tam olmayan protein olarak adlandırılmaktadır ve meyvelerde, sebzelerde, tahıllarda bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Ortak Uzman Konsültasyonu’nun Protein Kalitesi Değerlendirme Raporu, bir proteinin kalitesini değerlendirmek üzere, basit, bilimsel ve akılcı bir prosedür olan “Protein Sindirilebilirliği Düzeltilmiş Amino Asit Skorunu (PDCAAS)” önermiştir. Bu PDCAAS değerine göre yumurta beyazı, kazein ve izole soya proteini 1.00 tam değer ile en kaliteli proteinler arasında yer almaktadır. Bu değerlendirmeye göre kırmızı et 0.92; bezelye unu 0.69; tam buğday ise 0.40 protein değerine sahiptir.

Soya, tek tam bitkisel protein
Geçtiğimiz 25 yılda ortaya konulan kesin bilimsel veriler, vazgeçilmez amino asit dizisinden ötürü, soyanın besleyici olarak tek tam bitkisel protein olduğunu göstermiştir.

Bu nedenle, FAO ve WHO tarafından önerilen değerlendirme yöntemine göre, soya proteini çocuklar ve erişkinlerin temel amino asit gereksinimlerini karşılamaktadır ve kırmızı et, süt, yumurta gibi hayvansal proteinlerle kıyaslanabilir tek tam bitkisel proteindir.

PROTEİN ÖNERİLERİ
Bir kişinin günlük beslenme düzeninde ne kadar proteinin gerekli olduğu kişilere göre farklılık göstermekle birlikte, sağlık profesyonelleri yetişkinlerin ağırlıklarının her kilosu başına günde en az 0,8 gram proteine ihtiyaç duyduğunu ileri sürmektedir. Bu proteini almazsanız, bedeniniz ihtiyacı olanı elde etmek için yavaş yavaş kendi dokularını bozmaya başlamaktadır. Dolayısıyla ortalama 65 kilodaki bir kadının her gün 52 gram; ortalama 80 kilodaki bir erkeğinse 64 gram protein alması gereklidir.

Farklı besinlerin protein içerikleri şöyledir:


Besin
Protein miktarı Gr.
100 gr. Izole soya proteini
90 gr.
100 gr. Yağsız soya unu
50 gr.
100 gr. Soya fasulyesi
36 gr.
100 gr. Tavuk göğsü
31 gr.
100 gr.  Biftek
31 gr.
100 gr.  Somon balığı
27 gr.
1 Bardak süt
8 gr.
1 Yumurta
6 gr.

0 yorum

Hastalıkların olmadığı bir dünya düşünün

Yapılan bilimsel çalışmalar gösteriyor ki hasta olmamızın en büyük sebebi bağışıklık sistemimizin zayıflaması. Probiyotikler ile bağışıklık sisteminizi koruyun, kendinizi koruyun…

Kış geldi, havalar daha da soğuyacak. Hasta olmamak için sıkı giyinip kendinize çok dikkat ediyorsunuz ama yine de hastalıktan kurtulamıyorsunuz... Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki hasta olmamızın en büyük sebebi bağışıklık sistemimizin zayıflaması. Özellikle kış aylarında yeterli havalandırma yapılmadığı için kapalı alanların tamamı sağlığımızı tehdit ediyor. Toplu taşıma araçları, iş yerleri, kafeler, sinemalar hatta evler bile… Hastalık yapıcı mikroorganizmalar, bu yerlerde insanlar arasında sürekli hareket ediyor. Kendimizi korumanın bir yolu var: Probiyotikler!

Probiyotikler,doğumla birlikte bağırsaklarımıza yerleşerek genel bağışıklık sistemimizi olumlu yönde etkileyen canlı mikroorganizmalardır. Sağlığımıza dost bu canlılar, zamanla kötü hava koşulları, çevre kirliliği, dengesiz beslenme gibi sebepler yüzünden azalır. Probiyotiklerin vücutta azalması, hastalığa davetiye çıkarır. Bu yüzden vücudumuza düzenli olarak probiyotik desteği yapmak hastalık ihtimalini azaltır. Probiyotikler, düzenli kullanımlarda vücudunuzun bağışıklık sistemini destekler. Vücudumuzu hastalık yapıcı zararlı mikroorganizmalara karşı hazırlar.

0 yorum

Vücudunu takıntı yapanlar

Bedeninizin bir yerini kusurlu görüyor ve bu bölgeyi düşünmekten kendinizi alıkoyamıyor musunuz? 

Zamanınızın birçoğunu bu kusuru düşünerek ya da üzülerek mi harcıyorsunuz? Öyleyse beden imaj takıntınız olabilir. Kişilerin gün içerisinde birkaç dakikasını görünümü için harcayabileceklerine dikkat çeken uzmanlar, sürenin uzaması halinde riskin de artacağına vurgu yapıyor.

Beden İmaj Takıntısı ergenlik döneminde özellikle de bayanlarda sık görülen durumlardan biri. Bu döneminde vücudunun bir ya da birkaç bölgesini kafasını takan kişiler günün her saatini o problemle yaşamak zorunda kalabiliyor.

Belirtilerinden en önemlisi ise kişinin kusurlu bulduğu bedensel bölgesi ile aşırı uğraşıyor olması. Bu rahatsızlığı olan kişiler zamanlarının çoğunu kendi kusuru üzerinde düşünerek ve üzülmekle harcıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Feneryolu Polikliniği Uzman Klinik Psikoloğu Zehra Erol durumu somut bir örnekle açıklıyor.

“Gözlerini çok küçük ve çekik gören kişi kendini çocuksu gösterdiğine inanır. Bu nedenle de ayna ya da cam olan yerlerden uzak durur. Bu çocuksu görünüşü nedeniyle işe başvurmak, insanlarla ilişki kurmak oldukça güçtür. Bu kişiler için çevresindeki insanların kendisi ile ilgili ne düşüneceği ve nasıl tepki vereceğine zamanını harcar.”

Normal şartlarda gün içinde hemen herkesin birkaç dakikasını görünümüne harcamasının doğal olduğunu vurgulayan Erol, bu rahatsızlığı yaşayan kişilerin zamanının büyük çoğunluğunu nasıl göründüğünü düşünerek ve buna üzülerek harcadığını söylüyor.

“Kişi görünümü ile ilgili kusurları kontrol etmek, değerlendirmek ve düzenlemek için büyük miktarda para ve zaman harcayabilir. Bazen de kusurlarını kapamak için çalışabilir.

Bunlar aynaya bakma, kendini tartma veya ölçüm yapma ya da makyaj yapma, kıyafet değiştirme ve ya saçını değiştirerek kusurunu kapama şeklinde olabilir.

Bu kişiler takıntılı bir şekilde bedenin de kusurların var olduğunu görürler. Çevresinden de bu kusurun çok büyük olmadığı veya açık olmadığına dair telkin beklerler. Bu bozukluğu yaşayan başka insanların da var olduğunu ve bunun tedavi edilebilir olduğunu bilmek kişiler için rahatlatıcıdır.”

Uzm. Psk. Zehra Erol, ailenin rahatsızlıkta zaman zaman risk faktörü olabileceğine de vurgu yapıyor.
“Aile içinde ebeveynleri görünüm takıntılı büyüyen çocuklar, bulunulan ortam, kültür, yaşam deneyimleri tetikleyici olabildiği gibi çocukluk çağı travmaları, çocukluk istismarı da risk faktörü oluşturmaktadır.”

Rahatsızlığın tedavisine ilişkin de bilgi veren Erol terapinin önemine dikkat çekiyor.

“Terapi uzun soluklu ve düzenli olduğunda kişi için oldukça faydalıdır. Terapide Beden imaj algısını etkileyen otomatik düşüncelerin değiştirilmesi üzerinde çalışılır. Bu düşüncelere bağlı davranışlar ve bunların kişiyi nasıl etkilediği üzerinde durulur. Beden imajı ile ilgili kişiyi dürten çekirdek inançları belirlemek, bozuk düşüncelerin etkisini anlamak da hedeflerdendir.

Üzerine gitme yoluyla beden imajı ile ilgili davranışları değiştirmek de terapinin parçasıdır. Bu kişiler görünümünün verdiği rahatsızlıktan dolayı sosyal ilişkilerden uzaklaştıkları için sosyal ilişkilerin arttırılması da üzerinde durulması gereken konulardandır. Tüm bu süreç kişinin özsaygısını zedelediğinden özsaygının da tedavide oldukça önemli bir rolü vardır.”

0 yorum

Cildiniz yüzde 80 daha sıkı olabilir!

Cilt çatlağı sık görülen bir rahatsızlık. Özellikle kadınların korkulu rüyası olan bu rahatsızlık, estetik açıdan da kadınları üzebiliyor. Deride çizgisel incelme ve yara izi şeklinde görülen bu rahatsızlıktan kurtulmak mümkün mü? 

Esteworld Plastik Cerrahi Hastaneleri Dermatoloğu Gül Yıldırım, “Son zamanlarda fraksiyonel lazer tedavileriyle çatlaklarda yüzde 80’e varan oranda azalma ve sıkılaşma yapabilmek mümkündür” diyerek cilt çatlağından kurtulunabileceği müjdesini verdi.

Cilt çatlakları vücudun değişik bölgelerinde kilo artışı nedeniyle derinin alt dokularında sürekli gerilme sonucu ortaya çıkıyor. Bu rahatsızlık özellikle kadınları rahatsız ediyor. Esteworld Plastik Cerrahi Hastaneleri Dermatoloğu Gül Yıldırım, cilt çatlağının freksiyonel lazer ile yüzde 80 aranında ortadan kaldırılabileceğini anlattı.

Fraksiyonel lazerin epidermis (üst deri) ve dermis (alt deri) de etkili olan yeni bir lazer sistemi olduğunu anlatan Dermatoloğu Gül Yıldırım, “Fraksiyonel lazerlerin etki mekanizması lazer ışığının minik sütunlar halinde deride ısı hasarı yaratmasıdır. Bu sütunlar halindeki ısı hasar alanlarına mikrotermal tedavi bölgeleri denir. Isı hasarı nedeniyle cilt tarafından yara olarak algılanan işlem , yara onarım mekanizmalarını tetikleyerek yeni kollajen sentezini başlatır. Yeni kollajen sentezinin bir sonucu olarak çatlak genişliğinde daralma, derinliğinde azalma, yüzeyde düzelme gözlenir. Fraksiyonel teknolojide mikrotermal tedavi alanlarının etrafındaki deri alanı sağlam kalır dolayısıyla bu hasarı görmüş alanlar etraftaki sağlam deriden gelen hücrelerle hızla onarılır” dedi.

Çatlakların yeni veya eski olması
Dermatoloğu Gül Yıldırım, fraksiyonel lazerler için en ideal vakaların açık tenli kişiler olduğunu belirterek, “Ancak uygun hava koşullarında her cilt tipine uygulanabilir, yüz dışında boyun gövde kol ve bacaklarda uygulama yapılabilir” diye konuştu.

Son zamanlarda fraksiyonel lazer tedavileriyle çatlaklarda yüzde 40 ile yüzde 80 oranında azalma ve sıkılaşma yapabilabildiğini açıklayan Dermatoloğu Gül Yıldırım, “Çatlakların yeni veya eski olması, herhangi bir sistemik hastalığın veya ilaç kullanımının olması, kişinin deri yapısı, deri tipi, genetik özellikleri hasta seçiminde önemli rol oynar” dedi.

Makyaj yapılabilir
Dermatoloğu Gül Yıldırım, işlem esnasında hafif yanma hissi ve hemen sonra uygulama yapılan bölgede kızarıklık ve hafif ödem olabileceğini ve bunun gün boyunca sürebileceğini ifade ederek, şunları şöyledi: “Ancak bu etkiler lokal etkili kremler ve buz pedleriyle giderilebilir. İşlemden birkaç gün sonra ciltte hafiften orta dereceye kadar soyulmalar görülebilir ancak bu tablo en geç 1 hafta içinde tamamlanır. Tedavi sonrası makyaj yapılabilir, hafif nemlendiriciler sürülebilir. Fraksiyonel lazer uygulamaları seanslar halinde uygulanır ortalama 2 ila 4 hafta aralıklarla şikayetin durumuna göre 2 ila 6 seans planlanır. Fraksiyonel lazer sonrası 6-12 ay süre ile güneşlenmekten kaçınılmalı ve güneş koruyucu kullanılmalıdır.”

0 yorum

Çocuğunuz Havale Geçiriyorsa...

Çocuğunuz küçükse her ateşlendiğinde sizi havale mi geçirecek korkusu sarabilir. İşin doğrusunu Hisar Intercontinental Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Şule Aslan’dan öğrendik.

Çocuğum havale mi geçiriyor?

Daha çok 6 ay ile 6 yaş arasında mikrobik enfeksiyonlara bağlı ateş sırasında görülen ateşli havale, vücut ısısının yükselmesine bağlı olarak beyin sisteminin etkilenmesi sonucu bilinç kaybı ile birlikte ortaya çıkan bazı belirtilerle kendini gösterir.

• Gözleri bir noktaya dikme,
• Kasılma,
• Ağzından köpük gelme,
• Morarma,
• İdrar ve dışkı kaçırma gibi bulgulardan hepsi veya birkaçı bir arada görülebilir. Bazı ailelerde ateşli havaleye yatkınlık olabilir.

Çocuğunuz Havale Geçiriyorsa

• Panik yapmadan yatırın.
• Kusarsa başını yana çevirin.
• Ağzında bir besin varsa çıkarmaya çalışın.
• Havale sırasında çocuğunuzun solunum yollarını açık tutmaya çalışın.
• Dişlerinin arasına kesinlikle bir şey sokmaya çalışmayın. Aralayabiliyorsanız eliniz dışında atkı, bez gibi yumuşak bir eşyayla ağzını aralayın.
• Ateşini düşürmelisiniz. Bunun için vücudunu soyun. Ilık su ile soğutma uygulayın.
• Parasetamol fitil/şurup kullanın.
• Çocuğunuzu kesinlikle yalnız bırakmayın.
• Havale durunca hemen doktorunuzu arayın ve önerilerine göre hareket edin.
• Eğer havale uzarsa acil tıbbı yardım için en yakın sağlık kuruluşundan yardım isteyin.

0 yorum

Bahçe Dekorasyonunun Dayanılmaz Cazibesi

Baharda ve yaz aylarında yazlık bahçeleri, bağ evi, kır evi bahçeleri ya da apartmanların önündeki küçük bahçeler rengârenk çiçekler, kuş sesleri ve huzur veren esintilerle çok keyifli bir ortam sunar. 

Bahçelerin eğlenceli ve huzurlu yaşam alanlarına dönüşmesi için bazı dekorasyon detaylarını göz önüne almak, trend dekorasyon öğelerini bahçeye yansıtmak yeterlidir. Zira doğanın sunduğu toprak ve yeşil siz onu süsleseniz de süslemeseniz de çok güzeldir. Bahçenizin mevcut alanından mümkün olduğunca çok yararlanmak için deco.zone adlı Türkçe dekorasyon bloguna göz atabilirsiniz.

Bahçe mimarisi, peyzaj, bahçe dekorasyonu, kamelya, çardak tasarımları, bahçe mobilyaları, balkon sandalyeleri, bahçe aydınlatmaları gibi birbirinden farklı bahçe, teras, balkon dekorasyon öğelerinin yanı sıra süs bitkilerinin özellikleri gibi küçük botanik bilgileri de bulabileceğiniz deco.zone ile siz de kendi bahçenizi keyifle şekillendirebilirsiniz.

Bahçenizin her metrekaresini hem görsel hem de işlevsel olarak doğru değerlendirebilmenizi sağlayacak ip uçları deco.zone yazarlarının sizin için araştırdığı bilgilerde mevcut. Ayrıca bahçenizde kullanacağınız saksı, bahçe mobilyası, barbekü, salıncak, tente, çit ve aydınlatma gibi aksesuarların son moda örneklerine dair görseller de sunan deco.zone, keyifli bahçeler için bilgi ve vizyon sunan bir blog.

Deco.zone’ un bahçe, teras, balkon gibi dış mekanlar için hazırladığı makalelerde, bu alanlarda rahat bir kullanım alanına kavuşurken, doğa ve açık havada vakit geçirmenin konforlu yanlarını keşfedeceğiniz eğlenceli detaylar bulabilirsiniz. Dekorasyon, iç mimarlık ve estetik bir yaşam fikri sizi de cezbediyorsa tasarıma dair en moda fikirler için deco.zone blogu takibe alın.

0 yorum

Depresyon Cinselliği Tüketebilir

Günümüzde artık her olay sinirlerimizi yıpratıyor. Kimilerimiz bu olaylardan o kadar etkileniyoruz ki depresyona girebiliyoruz. Fakat depresyon sadece sinirlerimizi bozmakla kalmıyor derin izler bırakabiliyor. Hatta cinsel yaşamı yok edebiliyor.

Çağın hastalığı depresyonun, cinsel hayata verdiği olumsuz etkiyi anlatan REEM Nişantaşı'ndan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, depresyona girmiş erkeklerde başta cinsel isteksizlik, erken boşalma ve sertleşme sorunları görülürken, kadınlarda ise daha çok cinsel isteksizlik gözlendiğini söyledi.

Dr. Mehmet Yavuz; şu bilgileri verdi:

“Çünkü cinselliğin; cinsel istek, uyarılma ve orgazm olmak üzere üç aşaması vardır. Depresyonda başta cinsel istek libido azalır. Buna bağlı olarak uyarılma ve orgazm sorunları da ortaya çıkabilir. Hatta birleşme olsa bile depresyonda ki kişi bundan zevk ve tad almaz. Ancak tüm bu sorunlar depresyonun tedavi edilmesiyle birlikte kendiliğinden düzelmektedir.”

Depresyon - Cinsel Sorun İlişkisi

Cinsel sorunların depresyona yol açtığını bilmeyen hastaların, genellikle bu sorunların kendi yetersizliklerinden kaynaklandığını düşündüğünü açıklayan Yavuz, bu durumun da mevcut tabloyu ağırlaştırarak, kişileri umutsuzluk ve karamsarlığa sürüklediğini, daha önce var olmayan cinsel sorunlara yol açabildiğini belirtti.

Dr. Mehmet Yavuz, “Hasta cinsel hayatının tamamen sona erdiğini düşünerek, depresyonunu daha ağır yaşamaya başlar. Bu durumda yine başarılı olamazsam düşüncesiyle performans anksiyetesine kapılan hastada, depresyon tedavi edilse bile cinsel işlev bozukluğu kalıcı olabilir.

Her fert ve her vaka birbirinden farklıdır, fakat eşlerden biri depresyonda ise, tüm aile bundan etkilenir. Bu durumda diğer eşin sabırlı ve anlayışlı olması, eşine yardım etmesi ve ona her konuda cesaret vermesi beklenir. Depresyonda olan kişinin duygusal olarak aileden kopması sebebiyle, bu bazen güç olabilir” dedi.

Evlilik Süreci Cinselliği Olumsuz Etkileyebilir

Bazı evliliklerin ilk günlerinde, erkeklerde sertleşme sorunu nedeniyle ilişkinin gerçekleşemediğini açıklayan Mehmet Yavuz, “Evlilik sürecinde yaşanan yorgunluk, gerilim veya ilk gecede yaşanan heyecan nedeniyle ortaya çıkan bu durum karşısında bazen panik yaşanabilir. Böyle durumlarda erkeğin eşine karşı duyduğu mahcubiyet, olayı daha da ağırlaştırabilir. Bu geçici iktidarsızlık olayı, genellikle bir süre sonra düzelmektedir. Daha uzun süren vakalarda ilaç desteği gerekli olabilir. Böyle bir olay karşısında yeni evlenmiş bayanın sabırlı ve eşini destekleyici pozisyonda olması düzelmeyi hızlandırır. Kırsal kesimde daha sık karşılaşılan bu durumu büyü ile erkekliğin bağlanması gibi değerlendirenlere de rastlanmaktadır. Böyle yörelerde kişilerin, doktora götürülmeden geleneksel telkin yöntemleri ile iyileştirilmeye çalışıldığını üzüntüyle görmekteyiz” şeklinde konuştu.

Antidepresanlar Cinsel Gücü Etkiliyor…

Depresyonda zaten var olan cinsel sorunların antidepresanlarla tedavi sırasında daha da artabildiğini ve depresyon ilaçlarının cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açtığını ifade eden Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün depresyon tedavisinde kullandığımız ilaçların çoğu, cinsel sorunlara yol açmaktadır. Bu yan etkilerin başlıcaları; sertleşmede azalma, istekte azalma ve orgazm yoğunluğunda düşmedir. Bu durumda kişiler, depresyonun tedavisi ve cinsellik ikilemi arasında sıkışıp kalabilirler. Depresyon hastalarının birçoğu kullandığı ilaçların cinsel güçlerini bozduğunu görünce tedaviyi bırakmakta ve tedavi yarım kalmaktadır. Antidepresan ilaçlar nedeni ile cinsel sorun yaşayan kişilere yan etkisi olmayan ve en az ilaçlar kadar etkili olan TMS tedavisini uyguluyoruz.”

0 yorum

Kadınların 4 Mevsimi...

Günümüzde yaygın bir yanlış inanış var: Kadınların sağlığına dikkat edecekleri yaşlar hep 40’lı yaşlar ve sonrası olarak algılanıyor. Oysa kadınların sağlıklarını korumaları, genç yaşlarda gerekli önlemleri alıp yaşam değişikliklerini kalıcı hale getirmesiyle mümkün olabiliyor. 

 Acıbadem Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sema Demirsoy, kadın ömrünün 4 mevsimi bulunduğunu belirterek bunları; ergenlik, aktif üreme, menopoz ve menopoz sonrası mevsim olarak ayırıyor ve şunları söylüyor:

“Genç yaşta spor alışkanlığı edinmek, 30’lu yaşlardan itibaren sonraki yıllarda da ideal kiloda kalmayı sağlamak için beslenme düzenini kurmak, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak genetik riskleri belirleyip koruyucu önlemler almak sağlıklı yaşamaya ve yaşlanmaya yardımcı oluyor.”

Kadınların sağlıklarıyla ilgili alınması gereken önlemler olduğunu ve belli yaşlarda bu önlemlerin değişebildiğini ifade eden Dr. Sema Demirsoy, kadınlara ömürlerinin 4 mevsiminde alacakları önlemler ve neler yapabilecekleriyle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:

Ergenlik Mevsimi (13-20 Yaş): HPV Aşısı Olunmalı

Bu dönemde ergenliğe girmiş gençlerin genel muayenelerinin yapılması gerekiyor.
- Adet düzenlerinin durumuna bakılmalı.
- Ultrasonla yumurtalık, rahim değerlendirmesi yapılmalı.
- Bu yaştaki gençlere doğum kontrol yöntemleri anlatılmalı.
- Cinsel hastalıklardan korunmanın yolları öğretilmeli.
- En önemlisi de rahim ağzı kanseri aşısı yapılmalı. (Bu aşının cinsel yaşam başlamadan yaptırılması önem taşıyor.)
- Obeziteden korunması için bilgi verilmesi gerekiyor.

Aktif Üreme Mevsimi (20-40 Yaş): PAP-Smear İhmal Edilmemeli

Kadınların 20-40 yaş arasındaki dönemi doğurganlık yönünden aktif oldukları bir dönemdir. Bu nedenle doğurganlığın korunması anlamında da sağlık kontrollerini ihmal etmemekte yarar var.
- Kadınlar bu yaş aralığında her 1-3 yıl arasında rahim ağzı kanserine karşı pap-smear testi yaptırmalı. (Risk olması halinde testin sıklığını arttırmak gerekebiliyor.)
- Her ay, adet sonrası elle meme muayenelerini yapmalılar. Ayrıca kalıtsal bir risk varsa meme ultrasonografisi çektirmeli, 35 yaş üzerinde meme kanseri riski varsa mamografi yaptırılmalı, 40 yaşını geçince de düzenli mamografi yaptırılmalı.
- Ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıklar değerlendirilmeli.
- Cinsel hastalıklara karşı detaylı bilgiler verilmeli.
- Bunların dışında kadınlar genel fizik muayenelerini de ihmal etmemeli. Diyabet, aşırı kilo, yüksek tansiyon, tiroid takiplerine özen göstermeli.
- Adet düzeni sorgulanmalı. Aşırı kanama, ara kanama, ağrılı adet görme, sık adet görme, az adet görme gibi anormallikler incelenmeli.

Menopoz Mevsimi (40-60 Yaş): Önlem Alma Vakti

Birçok kadın için menopoza girmek, olumsuz, sağlığı bozan bir süreç olarak algılanıyor. Oysa önceden alınacak bazı önlemlerle bu dönemi de sağlıklı geçirebilmek mümkün olabiliyor. Kadınlar 40-60 yaş arasında da kendilerine özen göstererek sağlıklı kalabiliyor. Bu dönemde şunları ihmal etmemekte yarar var:

- Menopoz yaşı ortalama 45-50 yaş kabul ediliyor. Bu dönemde biyokimyasal değerlendirmeler, hormon testleri, ulutrasonografik değerlendirmeler, pap smear, meme muayeneleri önem kazandığından ihmal edilmemeli.
- Meme kanseri riski 40 yaş üstünde artıyor. 40-45 yaş arasında iki yılda bir, 45 yaşın üzerinde artık yılda bir mamografiler yaptırılmalı.
- Mutlaka yumurtalık ve rahim ultrasonografik değerlendirmeyle takipler ihmal edilmemeli.
- 45 yaş öncesinde menopoza giren hastalarla fiziksel ve ruhsal çöküntüleri önlemek için tedaviler yapılmalı. Eğer memede öncül lezyonlar, rahim ve yumurtalıkları ilgilendiren kanser öyküleri yoksa, ailede kanser öyküsü yoksa, 45 yaşından önce menopoza giren hastalarda hormon replasman tedavisi başlanabilir. Bunun kararı hastayla birlikte verilmeli.
- Kadın eğer 45-50 yaş aralığında menopoza girdiyse ve muayene bulguları normal ve yakınmalar yok ise normal menopoz yaş aralığında kabul edip hormon replasmandan biraz daha uzak durulabilir. Ama bunlar hep hastaya göre, kişiye özel yaklaşımlar içermeli.
- Örneğin kemik erimesi başlayan bir hastada hormon desteğini keserseniz çok ciddi bir yıkım olabilir. Bu nedenle 5-10 yıl içinde sıkıntı çekmeye başlar. Bu hastalar çeşitli tedavilerle desteklenmeli.

Menopoz Sonrası Mevsimi (60 Yaş ve Üzeri): Kemik Yıkımlarına Dikkat!

60 yaş üzerindeki dönemde artık pap- smear takipleri kesilebiliyor. Ancak yine meme muayenelerinin, jinekolojik muayenelerin ve sistemik muayenelerin düzenli yapılması önem taşıyor. Bu dönemde menopoza bağlı kemik yoğunluğu değerlendirmeleri, kalp damar sistemine ilişkin takiplerin düzenli yapılması, gastrointestinal sistem değerlendirmeleri gibi sistemik muayeneler kronik hastalık teşhisi açısından önem kazanıyor. Kadınların bu dönemi rahat yaşayabilmeleri için şunlar önerilebilir:

- Aşırı kilo almayın. Çünkü şişmanlık kronik hastalıklar (diyabet, tiroid, omurga sistemi, kemik sağlığı) üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyor.
- Günlük aktiviteyi artırmakta, düzenli spor yapmakta fayda var. Kalsiyum ağırlıklı beslenmeyi özellikle öneriyoruz, yeşil sebzeler, posalı gıdaları ihmal etmeyin diyoruz.
- Kadınların metabolizması her 10 yılda bir yüzde 2-4 oranında yavaşlıyor. Aynı beslenme alışkanlığı sürerse kilo artışı hızlanıyor. Aynı miktarda beslenip, spor yapmayınca kilolar kaçınılmaz oluyor.
- Alkol ve sigaradan uzak durmak gerekiyor. Her ikisi de hem tüm vücut sağlığı, hem de kemikler üzerinde olumsuz etkilere sahip.
- Bu dönemi psikolojik olarak da rahat geçirebilmek için hobiler edinilmesi çok yararlı oluyor.

0 yorum

Baba olmak için geç kalmayın

Annelik yaşının artması çocuk sahibi olmayı güçleştirdiği gibi yanında bazı sakıncaları da getirdiği bilinmektedir. Peki ya babalık yaşı? Babalar için ileri yaşlarda çocuk sahibi olmanın potansiyel etkileri var mı? 

Eurofertil Tüp Bebek Merkezi’nden Dr. Elif Ergin, ileri yaştaki baba adaylarının çocuklarında şizofreni ve otizmin genç baba adaylarına oranla daha fazla olduğunu savunan araştırmaların mevcut olduğunu söyleyerek, “Bazı araştırmalar 35 yaş ve üzerindeki baba adaylarının çocuk sahibi olma olasılıklarının azalmaya başladığını göstermektedir.” dedi.

Son yıllarda üzerinde çalışılmaya başlanan konulardan biri de babalık yaşının hamilelik ve bebek üzerindeki etkileri. Babalık yaşının artmasının hem doğum şansı hem de bebek üzerinde etkileri olduğunu savunan araştırmalarda hızla artıyor. Bu araştırmalarda baba adaylarının belirli yaşlarda çocuk sahibi olma olasılığının daha yüksek, ilerleyen yaşlar ile birlikte ise bazı problemler ortaya çıkardığı görüşü desteklenmeye başladı.

İleri yaşta baba olmak zorlaşıyor
Eurofertil Tüp Bebek Merkezi’nden Dr. Elif Ergin, babalık yaşının artmasının yarattığı ilk problemlerden birinin hamile kalınma oranı olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

“Fransa’da yapılan 17000 aşılama tedavisi incelendiğinde, 45 yaş üzeri erkek hastaların bulunduğu grupta gebelik oranlarının 30 yaş altındaki gruptan daha düşük olduğu görülmüştür. Erkek infertilitesinin ilerleyen yaşlarda çok daha sık görülmeye başlanması, aynı zamanda sperm kalitesindeki düşüş ile birlikte ele alındığında, ilerleyen yaşta babalık oranlarında büyük bir düşüşe yol açtığı görülmektedir.”

Sadece doğum oranları üzerinde değil aynı zamanda sağlık açısından da baba adayının yaşının ileri olmasının risk taşıdığını savunan araştırmaların da yayınlandığını anlatan Dr. Elif Ergin, şunları söyledi: “Son zamanlara kadar baba adaylarının yaşlarının, çiftlerin çocuk sahibi olmalarını olumsuz etkilediğine dair kabul edilen kesin sınırlar yoktu. Oysa artık, artan erkek yaşının sperm hareketliliğine ve sperm DNA’sına zarar verebileceği konuşulmaya başlandı. Baba adayının yaşı ile orantılı olarak şizofreni ve otizm gibi rahatsızlıkların daha sık görüldüğü bildirilmiştir.

Otizm ve şizofren tehlikesi
Dr. Elif Ergin
Yapılan bir çalışmada 87 bin 907 çift incelenmiş ve bunların 50 yaş üzeri olan erkeklerin çocuklarında, 20-24 yaş arasındaki erkeklerin çocuklarından 2,96 kez daha fazla şizofreni bulunduğu gözlemlenmiştir. Aynı şekilde başka bir çalışmada da 40 yaş üzeri ile 30 yaşından genç erkeklerin çocukları karşılaştırıldığında 5,75 kez daha fazla otizm rahatsızlığı görülmüştür. İzlanda’da baba yaşı ile birlikte otizm ve şizofreninin arttığı bildirilmiştir.”

Dr. Elif Ergin, normal yolla çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerde anne adayının yaşı ile birlikte baba adayının yaşı da arttıkça bir yıl içerisinde çocuk sahibi olma oranlarının azaldığı gibi çocuk sahibi olma sürelerinin de uzadığına işaret ederek, şöyle devam etti: “Aynı şekilde tüp bebek hastalarında da 40 yaşın üzerindeki erkek hastaların bulunduğu gruplarda gebelik oranları daha düşük bulunmuştur. Tüp bebek yöntemi ile çocuk sahibi olacak baba adayları için 40 yaş sonrasında çocuk sahibi olmaları açısından risk teşkil edebilir. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı isteyen baba adaylarına da acele etmelerini öneririz.”


0 yorum

REKLAMI KAPAT
 
Kadın Sağlıklı Yaşam : Web sitesi | NetWork Grup | üyesidir
Copyright © 2011. Kadın ve Sağlık - Tüm hakları saklıdır
Kadın Sağlıklı Yaşam Websitesi sayfaları NetWork Grup
tarafından hazırlanmıştır
Yayıncı
LOGO4