30 Kasım 2016 Çarşamba

Çocuğunuzun Boy Gelişimi Kısa Kalıyorsa
Tiroid hormonu anne karnından başlayarak büyüme döneminde ve tüm yaşam süresince büyük önem taşır. Tiroid hormonu, büyümede ve beyin gelişiminde etkilidir. Özellikle yaşamın ilk üç yılında beyin gelişimi üzerine olan etkisi nedeniyle eksikliği halinde kalıcı zeka geriliği yapar. Bu eksiklik bezin gelişim kusurunaya da hormon üretimi için gereklienzimlerin çalışmamasına bağlı olabilir. 

Tanının doğar doğmaz konması muhtemel bir zeka geriliğini önler. Çünkü gecikmeyle oluşan hasar tedavi ile geri döndürülemez. Medicana Bahçelievler Hastanesi Çocuk Endokrinoloğu Uzm. Dr. Aliye Sevil Sarıkaya bebek ve çocuklarda görülen tiroid hormonunun bilinmeyenlerini açıkladı.

Doğumsal Hipotiroidinin Ülkemizde Sıkça Görülmesinin 2 Temel Sebebi : Akraba Evlilikleri ve İyot Eksikliği

Tüm yenidoğan bebeklere sağlık bakanlığı tarafından uygulanan tarama testi ile klinik bulgular oluşmadan erken dönemde hastalığın tespiti mümkün olmaktadır.Yenidoğanlarda1/2500 oranında doğumsal hipotiroidi görülür.Dünya geneline göre ülkemizde bu oran daha sıktır.Bu daakraba evliklerinin daha fazla olmasına ve ülkemizdeiyot eksikliği gözlenmesine bağlıdır.

Bu Belirtilere Dikkat!
Hipotiroidi ile doğan bir bebekhiçbir belirti vermeyebilir ya da belirtiler çok hafiftir.Kabızlık, emme güçlüğü,uzamış sarılık,kabasesle ağlama,kaba yüz görünümü,bıngıldağın büyük olması,göbek fıtığı,dilin büyük olması gibi belirtiler gözlenebilir.Tanı konan bir bebeğintedavisiüretemediği eksik olan tiroid hormonunun dışardan ağız yoluyla verilmesi ile yapılır.Tedavi ucuz ve kolaydır.Önemli olan tanının gecikmeden konması, düzenli takip ve tedavisidir.İlaç dozu, izleyen hekim tarafından bebeğin durumuna göre belirlenir. Eksikliğin kalıcı olması halinde tedavi ömür boyu devam eder.

Tiroid Hormonu Ders Başarısını Etkiliyor
Çocukluk ve ergenlik dönemindekitiroid yetersizliği dişlerin gecikmesi , gelişimdeki gerilik, büyümede yavaşlama, cilt kuruluğu,hızlı kilo alma,saçlarda dökülme,kabızlık,çabuk yorulma,halsizlik,uykuya eğilim,üşüme,konsantrasyon güçlüğü ve ders başarısının düşmesi gibi belirtiler yapabilir.Çocukluk ve ergenlik dönemindetiroidbezinin çalışmasını ensık bozan hastalık otoimmun tiroidit (Hashimoto)hastalığıdır.Ergenlik dönemindeki kız çocuklarında daha sık görülür ve bu çocukların ailelerindede benzer hastalık görülme oranı fazladır.Bağışıklık sistemindeki bozukluk nedeni ile üretilen antikorların etkisi ile tiroid bezinin harabiyeti sonucu oluşur. Sonuç olarak çocuk kolay kilo alıyor ve boy gelişimi kısa kalıyorsa tiroidhormonunun tetkiki mutlak gereklidir.

 Kadınlarda erkeklere oranla 100 kat fazla görülüyor
Kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında yer alan meme kanseri, erken tanı konulup zamanında müdahale edilmediği takdirde vücutta farklı organları da etkileyebiliyor. 

Özellikle kan yoluyla beyin ve omurgaya yayılım gösteren kanser vakalarında tedavi şansı da azalabildiği için tedavinin vakit kaybedilmeden planlanması gerekiyor.

Memorial Şişli Hastanesi Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Gökhan Akdemir, 4 Şubat Dünya Kanser Günü öncesinde "meme kanserinin beyin ve omurga sağlığına etkileri" hakkında bilgi verdi.

Kadınlarda erkeklere oranla 100 kat fazla görülüyor
Kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık %25'i meme kanseridir. Meme kanseri olan veya tedavi altında olan hastaların metastaz yani kanserli dokunun vücudun diğer bölgelerine sıçraması konusunda bilgi sahibi olmaları önemlidir. Memede ortaya çıkan kanser hücreleri, kana karışarak beyne ve omurga kemiklerine ulaşabilmektedir.

Şiddetli baş ağrısı ve vücutta kuvvet kaybına dikkat!
Meme kanseri akciğer kanserinden sonda beyne en çok sıçrayan kanser türüdür. Meme kanserlerinin %10-30 arası beyne metastaz yapmaktadır. Meme kanseri hücrelerinin beyne ya da omurgaya sıçraması farklı belirtiler verebilmektedir. Metastazlar genellikle, meme kanseri tanısı konulduktan birkaç yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Beyne sıçrayan hücreler zaman içinde büyüyerek beynin fonksiyonlarında bozulmaya neden olur. Meme kanseri tedavisi gören ya da daha önce tedavi alan hastaların bazı belirtileri bilmeleri ve dikkat etmeleri önemlidir.

• Giderek artan baş ağrısı; Şiddeti giderek artan baş ağrısıdır. Daha çok sabahları kalkınca ortaya çıkar ve bazen ağrıya bulantı kusma, bulanık görme eşlik edebilir. Bu kafa içi basıncın kanser nedeniyle arttığını ifade eder. Ağrı tipi migrene benzemez. Devamlıdır. Ağrı kesicilere yanıt verir ancak bütünüyle kesilmez.

• Nöbet geçirme; Konuşma bozukluğu, yüzde, dudaklarda seğirme, kol ve bacaklarda istem dışı hareketlerin olması, bütün vücudun kasılarak bayılması, kendini kaybetme şeklinde olabilir. Kanser hücrelerinin beyindeki kabuğu etkileyerek fonksiyonların bozulmasına neden olması sonucudur.

Kuvvetsizlik, hissizlik; Yüzde felç, kol ve bacaklarda kuvvet kaybının başlaması ve giderek artması, yürüyememe, yürürken düşme, bedenin aynı tarafının uyuşukluk önemli belirtilerdir. Bedeni hareket ettiren ve hissiyatını alan beyindeki bölgenin kanser hücreleri tarafından etkilenmesi sonucudur.

• Dengesizlik; Kanser hücreleri beyincik bölgesine sıçramışsa dengeyi kontrol eden beyincik etkilenmiştir. Yürürken denge kaybı, bir tarafa çekme, ayakta duramama gibi belirtiler olur.

Gece artan ağrıları önemseyin
Meme kanseri omurgaya sıçramış ise bel boyun ya da sırt ağrıları yaşanabilir. Ağrının geceleri artması önemli bir belirtidir. Kanser hücrelerinin omurga kemikleri tutması sonucu kemikte ve kemiğin içinden geçen sinirlerin etkilenmesi sonucu ağrı oluşur. Bununla birlikte kanser hücrelerinin omurgaya yerleşmesi, omurganın dayanıklılığını azaltmaktadır.

Ağır kaldırma veya düşme sonucu kırılmalara neden olabilmektedir. Bu kırılma ve çökmeler omuriliği etkileyerek kol veya bacaklarda kuvvetsizlik, idrar ve büyük abdestini kaçırmaya neden olabilmektedir. Uzun kemiklerde yaşanan kırılmalar, kol ve bacaklardaki sinirleri etkiyerek uyuşmaya ve hareket kısıtlılığına neden olabilmektedir.

Kilonuzun nedeni belki de babanız!
Obezite sadece kişide sağlık sorunlarına yol açmıyor; çocuklarına da sağlıksız genlerin aktarılmasına neden oluyor. 

Obez erkeklerin spermlerindeki DNA'ların sağlıklı kiloya sahip olan erkeklerden farklı olduğunu belirten uzmanlar, "Kilo alımı ile spermdeki DNA'nın kendisi değil vücudun onu nasıl kullanacağı değişmektedir. DNA'daki bu değişim aşırı kilolu erkeklerin çocuklarına genetik bir miras olarak taşınmaktadır" dedi.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi (SABİF) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Defne Kaya, obez erkeklerin çocuklarına sağlıksız gen aktardığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

"Erkeklerin vücut ağırlığı spermleri aracılığıyla çocuklarının iştah ve beyin gelişimlerini etkiliyor.
Obez erkeklerin spermlerindeki DNA'ların, sağlıklı kiloya sahip erkeklerden farklı olduğu gösterildi. Kilo alımı ile spermdeki DNA'nın kendisi değil, vücudun onu nasıl kullanacağı değişmektedir. DNA'daki bu değişimin aşırı kilolu erkeklerin çocuklarına genetik bir miras olarak taşındığı ve babaları gibi kilolu olduğu belirtilmektedir.

Mide küçültme cerrahisi sonrası hızla kilo veren erkeklerin spermlerindeki DNA'da değişim, cerrahi sonrası kilo sabitlenene kadar devam etmektedir. Bunun da yaklaşık bir yıla yakın bir süre aldığı gösterilmiştir.

Obez ebeveynlerin çocuklarının da obeziteye yatkın olduğu bilinmektedir. Bunda genetik mi yoksa yaşam tarzının mı daha etkin olduğu henüz aydınlatılmış bir konu değildir. Güncel bilgilerimizin "genetik durum obeziteyi yüzde 40 oranında etkiler" yönünde olduğunu söyleyebilirim.

Obezite beyin gelişimini de etkiliyor
Obezitenin sadece çocuğun vücut ağırlığını değil, beyin gelişimini de olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Otizm ile ilgili çalışmalar, otizmli çocukların ebeveynlerinin aşırı kilolu olduğunu ve ebeveynlerin aşırı kilosunun çocukların beyin gelişimini de olumsuz yönde etkilediği göstermiştir.

Planlı hamileliklerde ideal kiloya ulaşılmalı
Egzersiz ve beslenme durumunuz da hem kas hem de yumuşak dokunuzdaki DNA metilasyonunda (insanın normal gelişimini sağlayan bir süreçtir) hızlı değişimlere yol açar. Planlı hamileliklerde, ebeveynlerin ideal kilolarına ulaştıktan sonra çocuk sahibi olması, sağlıklı ve kaliteli genlerin çocuğa aktarılmasını sağlayabilir.

Kiloluysanız ve vücut yağ oranınız fazlaysa, aerobik egzersizler, C vitamininden ve kalsiyumdan zengin beslenme, vücudunuzdaki istenmeyen bölgesel yağları yakmanızı sağlayacaktır. Düzenli egzersiz/spor yaparak ve sağlıklı beslenerek sadece obeziteden korunmakla kalmayın, çocuklarınıza güzel bir genetik miras bırakın."

Boyun güzelliğine ameliyatsız çözümler

Boyun tıpkı yüz gibi, zamanın izlerini en fazla gösteren bölgelerden bir tanesi. Gevşeyen, kırışan ya da fazla yağ dokusu sebebiyle gıdık oluşan bu bölgeye, farklı estetik işlemlerle, mevcut soruna yönelik çözümler üretilebiliyor.

Op. Dr. Bülent Cihantimur, boyun estetiği için yapılabilecek, cerrahi teknikleri ve medikal uygulamaları anlattı. Yaşa bağlı olarak ya da sık kilo alıp vermeyle gelişebilen boyun estetiği sorunlarını, bölgedeki mevcut problemin derecesine göre kişiye özel çözümlerle giderildiğini ve ayrıca önleyici uygulamalarla oluşabilecek deformasyonu engelleyebildiklerini açıkladı. " Boyun estetiği yüz estetiği ile bütün olarak düşünülmesi gereken bir konudur. Yüz estetiğinin devamı niteliğindedir ve deformasyon eş zamanlı olarak gelişir. Eğer çok ileri derecede hindi boyun olarak tabir ettiğimiz sarkıklık, form kaybı ve ya aşırı derecede sarkma sorunu varsa, cerrahi bir müdahale olan boyun germe ameliyatı yapılır" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, kliniklerinde uygulanan diğer boyun germe uygulamalarına ve ameliyatsız çözümlere de değindi.

Boyun güzelliğine ameliyatsız Örümcek Ağı Estetiği

Geçtiğimiz senelerin en favori ameliyatsız cilt gençleştirme tekniği olan Örümcek Ağı estetiğini boyun estetiğinde de kullandıklarını açıklayan Bülent Cihantimur, cerrahiye alternatif bu tekniğin önleyici ve tedavi edici avantajlarından faydalandıklarını söyledi ve ekledi: "Örümcek Ağı Estetiğinde, hastamızın boynundaki deformasyon derecesine uygun adette ip, ince uçlu iğnelerle bölgeye yerleştiriliyor. Aynen yüz bölgesinde olduğu gibi, boyunda da iplere reaksiyon veren cilt alt dokusu, kolajen, elastin ve fibroplast üretimini hızlandırarak, mevcut alanda gençleşme, gerginlik ve toparlanma sağlıyor. Boyun form kazanıyor ve oluşabilecek diğer sarkma sorunlarının da bu sayede önüne geçiliyor. Üstelik hastamız işlem sonrası sosyal hayatına hemen geçiş yapabiliyor."

Medikal uygulamalarla boyun bölgesi form kazanabilir

Boyundaki mevcut estetik sorunlara yönelik olarak, farklı medikal uygulamaların da yapılabileceğini söyleyen Cihantimur, Ultherapy, Hyluronik asit içerikli mezoterapi, Secret ve PRP uygulamalarının boyun estetiği için son derece etkili işlemler olduğunu söyledi. Ayrıca, " Boynu kesinlikle yüzden ayrı tutmamak gerekiyor, bu yüzden yüzünüze gösterdiğiniz önemi, boyun bölgesine de göstererek, birbirinin devamı olan bu alanı korumak, bakım yapmak çok önemli. Kliniklerimizde uygulanan ameliyatsız teknik ve uygulamalar, boynun genç kalmasını sağlar ve yıpranmasını önleyici tedbirler olarak, boyun güzelliğinin istikrarını tazeler" açıklamasında bulundu.

İyi Bir Kariyer İçin Artık Yeterli Değil

İyi bir kariyer sahibi olmak ve istediğiniz işi bulmak için artık üniversite mezunu, yüksek lisans yapmak yeterli olmuyor. İş yaşamında artan rekabet yüzünden plastik cerrahi kişilerin imdadına koşuyor. 

Kariyeri için estetik yaptıranların her geçen gün arttığını belirten Op. Dr. Defne Erkara "Genç ve dinamik bir yüz için öğlen tatilinde bile estetik uygulamalar yapıyoruz" diyor.

Günümüzde estetik lüks olmaktan çıkarak önemli bir ihtiyaç haline geldi. İyi bir işe ve kariyere sahip olmak için estetik kaygılar ve istekler de gün yüzüne çıkıyor. Güzellik kavramı artıkça daha çok para kazanıldığı inancı git gide yaygınlaşıyor. Bu da kişilerin plastik cerrahların kapılarını sıkça çaldırıyor.

CV'lerdeki fotoğraflar için burun estetiği yaptırılıyor
İş ilanlarında en çok prezantabl sözcüğü dikkat çekiyor. Bu sözcük sadece eli yüzü düzgün olmak ve iyi giyinmekten daha fazlasını ifade ediyor. Görüşmelerde daha etkili olup, rakiplerden farklılaşmak ve şansını artırmak isteyenler en çok plastik cerrahiye başvuruyor. Özgeçmişlerindeki fotoğraflarda güzel ya da yakışıklı görünmek ve bu sayede fark edilmek isteyenler olduğunu belirten Op. Dr. Defne Erkara "Fotoğraflarında daha iyi görünmek için burun estetiği istiyorlar. Operasyon sonrasında erkek ve kadınların özgüveni artıyor. Bu da görüşmelerde olumlu bir etki bırakıyor" diyor.

Öğle arasında botoks ve dolgu uygulamaları arttı
Kadınlar kadar erkeklerde estetiğe yoğun ilgi gösteriyor. İş adamları daha genç ve daha fit görünmek için öğle tatillerinde bile estetik uygulamalar yaptırıyor. "Birçok iş adamı öğlen arasında gelip hızlıca botoks ve dolgu gibi uygulamalar yaptırıyor. Erkekler son derece bakımlarına düşkün ve bu tip uygulamalarda hızlıca karar verebiliyorlar. Botoks gibi uygulamalar günlük rutinlerinde son derece normal bir davranış" diyen Op. Dr. Defne Erkara yöneticilerin ve patronların kariyerlerini önemsedikleri için kendilerine baktıklarını söylüyor.

Özellikle 40-50 yaş arasındaki erkek yöneticilerin genç ve dinamik görünmek istediklerini söyleyen Op. Dr. Defne Erkara, ameliyat ve ameliyatsız birçok yönteme başvurduklarını dile getiriyor.

Kadın yöneticiler göğüs estetiği yaptırıyor
Kadın yöneticilerde ise göğüs estetiği dikkat çekiyor. Orta yaş ve üstündeki kadın çalışanlar botoks ve dolgu gibi uygulamalar sonrasında en çok göğüs estetiğini tercih ediyor. Kariyerinin başlangıcında daha çok burun estetiği gibi uygulamalar yaptıran kadınlar, ilerleyen zamanlarda daha büyük göğüse sahip olmak istiyor. Op. Dr. Defne Erkara "Günden güne eğitimli kadınlar artıyor, iş dünyasında da birçok kadın yöneticiyi görüyoruz. Kadınlar ne istediğini çok iyi biliyor, bu nedenle zekalarını ve başarılarını fiziksel görünümle de birleştirerek kendilerine daha çok güveniyorlar" diyor

27 Kasım 2016 Pazar

Kozmetiğe harcanan parayı nasıl azaltabiliriz?
Kozmetik sektörü, sunduğu yüzlerce çeşit ürünle güzel ve genç kalmak isteyenlerie çareler sunarken, bütçeleri de oldukça hırpalıyor

Hızla gelişen kozmetik sektörü, güzel ve bakımlı olmak, genç kalmak isteyenlere çareler sunarken, bütçeleri de oldukça hırpalıyor.

Kozmetik alışverişi keyifli olmasına keyiflidir de; oldukça pahalı olan bu ürünlerin bütçede büyük kara delikler açtığı, pişmanlığın da fayda etmediği herkesce bilinen bir gerçek.

Bu konuda ekonomik davranmak arzusundaysanız, "Güzel görünmek, illa çok para harcamak demek değildir" mottosuyla hareket eden Avantajix.com'un indirim mühendislerinin sunduğu önerilere kulak kabartmanız gerekecek.

Avantajix.com'un Kurucu Ortağı Güçlü Kayral, yüzbinleri aşan üyeleri ile sürekli etkileşim içinde olduklarını, herbiri indirim mühendisi olan üyelerinden gelen tasarruf önerilerini paylaştıklarını belirtti.

2015 yılında yaklaşık 800 milyon liralık kozmetik ürün ithalatı yapıldığını vurgulayan Kayral, "Kozmetiğe harcanan parayı azaltabilirsek ülke ekonomisine ciddi katkı sağlanabilir. Biz de üyelerimize bu konudaki önerilerini sorduk" dedi.

Kozmetiğe harcanan parayı azaltmak için sunulan öneriler şöyle:

*Öncelikle cildinizi tanıyın: Kişi öncelikle kendi cildini tanımalı, cildine uygun olmayan ürünlerden uzak durmalı. Cilt yapısını bilmeyen kişiler mutlaka bir dermatologdan destek istemeli. Çünkü kendi başına karar vererek alınmış bir ürün, isabetli olmayabilir ve bu ürün ya çöpe gider ya da rafta uzun yıllar kalarak bozulur. Bu da harcanan paranın uçup gitmesidir.

*Alışverişi internetten yapın: Herhangi bir kozmetik ürüne en uygun fiyatla ulaşabilmek için internetten satın almayı tercih edin. İnternette karşılaştırma yapmak son derece kolay. Aynı ürün hangi mağazada kaça satılıyor bir tıklamayla öğrenmek mümkün. Ayrıca, Avantajix.com gibi cachback siteleri üzerinden alışveriş yapılırsa, yapılan her alışveriş karşılığı ekstra nakit paralar kazanılacağı için kozmetik ürünlere benzersiz şekilde ucuza sahip olabilirsiniz.

*Pahalı ürün, iyi ürün değildir: Çok fazla para ödemeden sahip olacağınız uygun ürünlerle; hem cilt bakımınızı doğru şekilde yapabilir, hem de kesenizi fazla yormazsınız. Örneğin yüzünüzün günlük temizliği için; uygun bir sabunla yüze yapışan kirlerden ve tüm gün karşılaşılan sigara, egzoz dumanı gibi zararlı maddelerin etkilerinden arındırmak gerekir. Kuru ciltler için krem ya da gliserin ya da zeytinyağı içerikli bir sabun tercih edilebilir. Yağlı ciltler için ise kükürtlü ya da meyve esansı içeren bir sabun uygundur.

*Aşırı makyaj yapmayarak temizleme ürünlerinden tasarruf edin: Aşırı makyaj ciltte yapay durur ve temizlenmesi de oldukça zordur. Bunun yerine, gün içinde gidilecek yere göre hafif bir makyaj tercih edilmelidir. Doğal ve sade makyajın hem tazelenmesi, hem de çıkarılması daha kolaydır. Böylelikle hem makyaj malzemelerinize çok fazla para harcamazsınız, hem de makyajınızı çıkaracağınız ürünleri daha uzun süre kullanma imkânına kavuşursunuz.

*Badem yağı ve balla gençleşin: Nemlendirici olarak kullanılacak ürünler kişiden kişiye değişir Deriyi genç tutmak, kırışıklıkları azaltmak, gelişmiş lekeleri yok etmek için kullanılacak bir nemlendirici elde etmek kolaydır. Fakat bu tarz hazırlama kremler, stabilizasyonu sağlanmadığı için kolayca bozulabilir. Bunu göz önünde bulundurarak; A, E ve C vitaminleri içeren kapsüller, salatalık rendesi, badem yağı, bal gibi anti-aging maddelerinin bir kremle karıştırılıp sürülmesi yararlı olacaktır.

*Keselenmek en eski peeling yöntemi: Vücudunuzdaki ölü derileri atmak ve daha sağlıklı bir cilde kavuşmak için peeling yapmak gerekir. Bir avuç toz şekeri biraz zeytinyağıyla karıştırın ve karışımı duşta kullanarak ölü deriyi atın. Bunun dışında iyice buhar altında kalınan bir banyoda kese yapmak bilinen en eski peeling yöntemidir.

*Manikür yaptırmaya gidemiyorsanız: Evde sahtesini kendiniz de yapabilirsiniz. Tırnaklarınızı limon suyuna sokun. Daha sonra bir tırnak parlatıcısıyla (törpü şeklinde satılan ve tırnaklarınıza masaj yapan) tırnaklarınızın uçlarını parlatın. Böylece tırnak cilasına ihtiyacınız kalmayacak!

*Rujunuzun ömrünü uzatın: Farklı tonlar için ayrı ayrı rujlar kullanmak yerine, ufak hilelerle aynı ruju uzun süre kullanabilirsiniz. Örneğin; parlak bir görüntü için, ruju, ince bir tabaka halinde dudaklarınıza sürdüğünüz vazelinin üzerine sürün. Yepyeni sürülmüş ruj görüntüsü hoşunuza gitmiyorsa, parmak uçlarınızı kullanarak bunu değiştirebilirsiniz. Mat görünüm için biraz pudra sürebilir, gece kullanmak için de ruju koyu renk bir farla karıştırabilirsiniz.

Doğru bildiğiniz her şey yanlış
Çamaşır asmak, ütü yapmak, bulaşık yıkamak insanı nasıl sakatlayabilir? Uzmanlar, ev işleri sırasında yaşanacak uzun süreli duruş bozukluğu ve dengeleme sorunlarının; omuz, kol, kalça, el bileği parmaklar, sırt, bel, kalça, diz ve ayak sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. 

Uzmanlara göre, basit önlemler alınarak bu sorunların önüne geçmek mümkün.

Ev işleri sırasında yapılan hatalar, kas iskelet sisteminde kimi zaman telafisi oldukça zor rahatsızlıklara yol açıyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, ev işi yaparken alınacak basit önlemler ile kas iskelet sistemindeki yaralanmaların engellenebileceğini söyledi.

İşte Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu'nun uzun yıllar kas iskelet sistemini sağlıklı bir şekilde korumak için önerileri:

Sağlıklı bir omurga duruşu için çalışma yüzeylerinin doğru yüksekliği önemli. Bunun için önünde durduğunuzda sırtınız kambur olmadan çalışabildiğiniz yükseklik sizin için doğrusudur.
Belden çok fazla öne eğilmek omurga sağlığı açısından risklidir. Vücuttan 30 cm uzaklıkta sıklıkla yapılan işler, ağrıyla başlayan şikayetlere yol açar. Tezgah ve masada çalışırken, gövdenizin çok uzakta kalmamasına dikkat edin.

Lavaboda yıkama işi yaptığınızda bir adımınızı öne alarak çalışın ve öndeki bacağınızı belirli aralıklarla değiştirin.

Ev işlerinde, uzun süreli ayakta ya da oturarak çalışmamaya dikkat edin. Bu işleri gün içerisinde dönüşümlü olacak şekilde ayarlayın.

Vücudumuzu en çok yaralanmalara açık hale getiren ani dönme hareketleridir. Uzun süreli ütü yapılırken, istemsiz olarak gövde sık sık dönme hareketi yapar. Çalıştığınız yöne doğru bir adım alın ya da ayaklarınızın yere tam temasını sağlayan döner bir taburede oturarak ütü yapın.

Sıkça kullandığınız eşyaları, dolapların göz seviyesi yüksekliğinde kolayca erişebileceğiniz yerlerinde muhafaza edin.

Perde asarken olduğu gibi ellerin başın üzerinde, dirseklerin omuzların üzerinde olduğu işler yaralanmalara yol açar. Bunu önlemek için merdiven gibi yükseltiler kullanın.

Çamaşır asarken, sepeti bir sandalyenin üzerine koyun, böylelikle öne doğru bükülmek zorunda kalmazsınız. Çamaşırlarınızı, bel çukurunuzu artırmadan, hafifçe öne doğru eğilerek asın.

Yer silmeyi dizlerinizin üzerinde yapmayın. Uzun saplı bir temizlik malzemesi kullanın.

Elektrikli süpürgesinin sapının yeterince uzun olmasına dikkat edin.

Dizlerinizin üzerinde durmanızı gerektirecek bir iş yapacaksanız, dizlik kullanın ya da dizin altına minder gibi yumuşak bir dayanak koyun. Bu süre boyunca tek dizinizin üzerine değişimli olarak durun.

Alışveriş çantalarını iki kola eşit olarak bölüştürün. Çok ağır yükler için alışveriş arabası kullanın.
Ev işleri sırasında mutlaka dinlenme molası verin. Her 50 dakikalık çalışma sonrasında 10 dakika dinlenin.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, geçmeyen ağrı, kuvvet kaybı, uyuşma, yorgunluk, halsizlik, his kaybı, şişme ve yanma hissi, elleri sık sık sallama ihtiyacı, sıkı kavanozları ve kapı kollarını açmada zorlanma, taşınan bir eşyayı düşürme korkusu, gece uyanarak kolları sallama ihtiyacı, boynu ovma ihtiyacı gibi şikayetlerin önemli sinyaller olduğunu belirterek, bu durumda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğini söyledi.

Psikolojik İlk Yardım göz ardı ediliyor!
Deprem ve sel gibi doğal afetlere maruz kalanlar ya da bir yakınını kaybeden kişilere nasıl yaklaşmalıyız? İlk yardım denildiğinde ilk aklımıza fiziksel müdahale gelirken, psikoloji çoğu zaman göz ardı ediliyor. 

"Psikolojik İlk Yardım"da travmaya maruz kalan kişilere doğru yaklaşım büyük önem taşıyor. İlk yardımda iletişim kurulurken büyük bir hassasiyet gösterilmesinin önemine işaret eden uzmanlar, beklenmedik ani tepkilere saygı duyulmasını ve önyargılardan uzak durulmasını tavsiye ediyor.

Dünya Ruh Sağlığı Günü'nün bu yılki teması Psikolojik İlk Yardım. Travmatik olayları yaşayan bireylere destekleyici müdahale anlamına gelen psikolojik ilk yardımda bulunan kişilerin travmaya uğrayan bireylere büyük bir hassasiyetle yaklaşmaları gerekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPISTANBUL Hastanesi'nden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, travmaya maruz kalmış kişi veya kişilerle iletişim kurulurken çok hassas olunması gerektiğinin altını çizerek, "Kişi içine kapanmış olabilir. Gergin, öfkeli ve aşırı üzüntülü olabilir. İlk yaklaşımda 'ben sana yardım etmeye geldim' mesajını vermeden kendisine zaman tanınmalı ve hemen beklenti içine girilmemelidir" diyor.

Güven verici duruş önemli

Psikolojik ilk yardımın, yardım isteği veya başvurusu olmadan da yapılabileceğini belirten İhsan Öztekin, müdahalede öncelikle; sakin, karşı tarafa güven verici bir duruş ile iletişime geçilmeye çalışılması gerektiğini vurguluyor.

"İletişime kapalıysa, yardım almayı kabul etmiyorsa saygı duyulmalı, ne zaman yardım almak isterse yardım etmeye hazır olunduğu bilgisi verilmelidir" diyen Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, travmaya uğrayan kişilerde görülen ilk duygu durumlarını ise şöyle özetliyor:

"Yaşanılan travmatik olay kişide çaresizlik, ümitsizlik, şaşkınlık, anlam verememe, aşırı korku, kaygı, dehşete düşme gibi duygular oluşturabilir. Tabii kişilerin verdiği tepkiler yaşı, fiziksel ve psikolojik sorunları, önceden yaşadığı üzücü olaylar ve yaşadığı olayın şiddeti gibi etmenlere göre değişiklik gösterebilir."

Başlangıçta bazen sükûnet, konuşmaktan daha faydalı olabilir

Psikolojik ilk yardımın uzun süreli ve tedavi amaçlı bir yardım olmadığını vurgulayan Uzman Psikolog İhsan Öztekin, ilk anda en temel amacın kişileri kendilerine iyi gelecek davranışlara yöneltmek ve kendilerine zarar verebilecek davranışlardan kaçınmalarını sağlamak olduğunu söyledi. "Kişi çaresizlik, ümitsizlik duygularından uzaklaştırılıp, kurulan iletişim ve sağlanan güvenle, olumlu duygular edinmesi sağlanır" diyen Öztekin, psikolojik ilk yardımın 3 temel ilkesinin ise "İzle-Dinle-Bağ Kur" olduğunu kaydediyor. Yardımın illa kapalı bir ortam ve masa-sandalyede olmasının gerekmediğini, her yerde olabileceğini anlatan İhsan Öztekin, "Psikolojik ilkyardımı yapacak kişi kendini çok iyi ifade etmeli, kendini çok iyi tanıtmalı, bulunulan ortam güvensiz bir ortamsa güvenliği sağlanmalı veya kişinin daha güvenli bir ortama alınması sağlanmalı. Başlangıçta, bazen sadece fiziksel varlık, sükûnet ve destek göstermek, konuşmaktan faydalı olabilir" dedi.

İlk bağ uzun süreli yardıma zemin hazırlar

İhsan Öztekin, travmaya maruz kalan birden fazla kişi varsa, tümü izlenip psikolojik ilkyardıma en muhtaç olan kişilerin belirlenmesi gerektiğini dile getirerek, sonraki adımları ise şöyle sıralıyor:

"Psikolojik ilk yardımda bulunacak kişiler belirlendikten sonra en uygun iletişim yöntemleri ile kişinin sorunlarını, duygularını, isteklerini paylaşması sağlanır. Kişi ile kurulan bu bağ ile daha sonra sağlanacak uzun süreli yardım ve desteğin zemini de oluşturulmuş olur. Psikolojik ilk yardımda teknik anlatımlardan, analiz ve nasihatten uzak durulmalı. Beklenmedik ani kişisel tepkilere saygı duyulmalı ve önyargılardan uzak durulmalı."

Psikolojik ilk yardım almak istememe nedenleri?

Travmatik olayı yeniden yaşamayı ve düşünmeyi istememe
Diğer insanlara yük olma kaygısı
Neye ihtiyaçları olduğunu bilmeme
Alacakları yardımın işe yaramayacağı düşüncesi
Utangaç, mahcup, zayıf hissetme
Diğer insanların anlamayacağını düşüncesi
Yargılanacaklarına yönelik kaygı
Kontrollerini kaybetme korkusu
Psikolojik ilk yardımda yapılması gerekenler

Sakin, nazik, yardım etmeye hazır olunmalı ve bu karşı tarafa hissettirilmeli.
İlgi ve dikkat belli edilmeli.
Beden dili iyi kullanılmalı. Göz teması, fiziksel mesafe, yüz ifadesi ve mimikler konusunda hassas olunmalı.
Duyguların ifadesine yardım edilmeli. Kendisini, duygularını anladığı hissettirilmeli.
Teknik anlatımlardan, analiz ve nasihatten uzak durulmalı.
Beklenmedik ani kişisel tepkilere saygı duyulmalı.
Önyargılardan uzak durulmalı.
Deprem gibi afet ortamında psikolojik ilkyardım amacıyla orada bulunuluyorsa, kolaylıkla ulaşılabilir ve görünür yerde olunmalı.
Yaşanan ve yaşanabilecek zorluklar ve problemler hakkında bilgi ve birikim sahibi olunmalı.
Yardıma ihtiyacı olan kişi hakkında bilgi sahibi olunmalı.
Yapması gereken ve yapabileceklerinin dışına taşmamalı. Alanı dışına taşan ya da daha fazla uzmanlık gerektiren konularda gerekli yönlendirmeyi yapmalı. Bunun için yönlendireceği uzmanlarla önceden iletişimi sağlamış olmalı.

Psikolojik ilk yardımda yapılmaması gerekenler

Eleştiri ve tartışmalara girilmemeli.
"İyi olacaksın, boş ver, kafana takma" gibi söylemlerden uzak durulmalı.
"Daha da kötüsü olabilirdi" diyerek şanslı olduğu söylenmemeli.
Kişiyi dinlemeden, duygu ve düşüncelerini bilmeden tavsiyelerde bulunulmamalı.
Kişinin hikâyesi dinlemeden kendi düşünce ve tecrübeleri anlatılmamalı.
Kişi kendini rahatsız eden konuları anlatırken susturulmamalı.

Hamilelikte ilişki bebeğe zarar verir mi?
Kadınların hayatında önemli değişikliklere neden olan gebelik, anne adaylarının duygu ve isteklerinde farklılıklar yaratırken cinsel yaşamlarını da etkiliyor. 

Anne adaylarının gebelik süresince gösterdiği cinsel istek ve hormonal değişikliklere dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç, "Gebelik sırasında kadınlık hormonları fazlasıyla artar. Normal seyrinde devam eden risksiz, tek gebeliklerde ise cinsel ilişkinin son zamanlara kadar yaşanılmasında bir sakınca yoktur" dedi.

CİNSELLİK RİSKSİZ GEBELİKLERDE YAŞANABİLİR

Pek çok kadın gebelik sırasında cinsel isteğinin arttığını ya da cinsel ilişkide değişik duygular hissettiklerini söylüyor. Anne adaylarındaki bu değişimi değerlendiren Op. Dr. Cüneyt Genç gebelik sırasında estorojen ve progesteron denilen kadınlık hormonları fazlasıyla arttığını ve yaşanan cinsel ilişkinin bebeğe zarar vermediğini söyledi. Dr. Genç konuyla ilgili şu bilgileri verdi:

"Normal seyrinde devam eden tek gebeliklerde yani risksiz ya da az riskli diye tanımlanan gebeliklerde amnion suyu gelene kadar hatta doğum ağrıları başlayana kadar cinsellik yaşanabilir. Cinsel ilişki sırasında bebeğinize zarar vermezsiniz. Vajinanın sonunda bulunan serviks (rahim ağzı) ortalama 3-4 cm uzunluğunda kaslı bir yapıdır ve penisin bebeğe değmesi mümkün olmaz. Rahim ağzı doğuma yakın aylarda kısalır ancak genelde son aya kadar yeterince uzundur. İkinci ya da üçüncü doğumu olan hastalarda rahim ağzının ilk doğumlara göre erken açılabildiğini unutmamak gerekir. Yine de rahim ağzı açılmış olsa bile amnion ve koryon denilen 2 kat zar bebeğinizi korur.

Bazı hekimler gebeliğin son ayında ilişkiyi yasaklar. Bunun sebebi anne adayının farkında olmadan amnion suyunun az da olsa gelme bebeğin enfeksiyon kapma riskidir. Bu durum düşünülerek gebeliğin son 3 haftası, özellikle şüpheli sıvı akıntısı olan hamilelerde vajinal ilişkinin yasaklanması yerindedir."

BABALIĞA HAZIR OLMAYAN ERKEKLERDE CİNSEL İSTEK AZALIYOR

Gebelik sürecinin baba adaylarını da etkilediğini kaydeden Dr. Cüneyt Genç şunları söyledi:

"Gebelik hormonları saçları daha parlak ve teni daha pürüzsüz yani yumuşak ve sıcak hale getirir. Ancak cinsel istek durumu tıpkı kadınlarda olduğu gibi her erkek için aynı değildir. Gebeliğin bazı bölümlerinde baba adaylarında istek azalması olacaktır. Bunun ön önemli sebebi, erkeğin babalık rolü için kendini hazır hissetmemesi ve strese girmesidir. Gebe kadının heyecanı, depresif hali, endişeli durumu, bulantısının olması ve nefes problemi çekmesi gibi durumlar da baba adaylarında cinselliği ikinci plana itebilir. Bazı erkeklerdeki isteksizlik ise bebeğe zarar verme endişesinden kaynaklanır. Baba adayında bu yönde bir endişe var ise hamileliği takip eden doktor ile görüşmesi korkularının ve endişelerinin giderilmesine yardımcı olacaktır."

24 Kasım 2016 Perşembe

Çocukların tuvalet eğitimi için tüyolar
Çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimi için önemli bir aşama olan tuvalet eğitimi, çok kolay ve eğlenceli yöntemlerle kısa sürede aşılabilir. 

Öncelikle dikkat edilmesi gereken en önemli kriterlerin başında çocuğun hazır olması gelir. Diğer kriterler ise ebeveynin hazır olması ve ortam şartlarının uygunluğuyla ilgilidir. Eğitim için, evde, aile içinde gerçekleşen büyük değişimlerin olduğu dönemler tercih edilmemelidir. Örneğin kardeş gelmesi, taşınma gibi zamanlarda uzmanlar tuvalet eğitimine başlamanın uygun olmayacağını, çocuklarda uyum problemlerinin yaşanacağını belirtiyorlar.

Anne bebek sitesi Unnado.com danışmanı Klinik Psikolog Pınar Mermer konuyla ilgili olarak; tuvalet eğitimine başlamadan önce ebeveynlerin çocuklarının hazırlamasının önemini vurgulayıp; "Bezi haber vermeden atmak, saklamak doğru değildir. Çocuğunuzu, bir süre kitaplar, hikâyelerle hazırladıktan sonra tuvalet eğitimine adım adım başlamak daha uygundur. Alıştırma külotu, oturak, klozet adaptörü kullanılması eğitimi kolaylaştırabilir." diyerek konuyla ilgili ipuçları paylaşıyor.

Çocuklarda Bırakma Korkusu
Çocukların tuvalete gitmek istememesinin nedeni 2-3 yaş döneminde görülen "bırakma korkusu" olabilir. Zaman zaman bağımsız olmak isteyen çocuklar, bu yaşlarda bir anda anneye, oyuncağına veya evine yapışabilir! Bu durum da aileleri şaşırtır. Klinik Psikolog Pınar Mermer, "Çocukların böyle davranmasının sebebi bebeklik ve çocukluk arasına sıkışıp kalması diye düşünebiliriz. Tuvalet konusunda da bir olgun, uyumlu veya birden bebek gibi davranabilir. Böyle durumlarda anlayışlı ve sabırlı davranmalı, her zaman gülerek, oyunla ve çocuğun ritmine uygun olarak hareket etmeyi unutmamalı" dedi.

Çocukların ilk eğitimlerinden biri olan, ebeveyn ve çocuk arasındaki karşılıklı güven ve bağlılık duygusunu geliştiren tuvalet eğitimi, çocuğunuzla yakalayacağınız uyum çerçevesinde üstesinden kolayca geleceğiniz bir anıya dönüşebilir. Çocuğunuza güvenmeyi unutmayın.