Fazla su hücreleri şişiriyor

Yeni yapılan çalışmalar birçok insanın egzersiz sırasında veya sonrasında çok fazla su tükettiğini ortaya koyuyor. 

Clinical Journal of Sport Medicine’de yayımlanan çalışma, çarpıcı veriyi ortaya koydu. Çalışmaya göre egzersiz sırasında alınan fazla su, böbreklerde birikiyor. Biriken su, hücrelerde şişmeye yol açıyor.

Fazla su alımı tehlikeli
Uluslararası Egzersizle İlişkili Hiponatremi Fikirbirliği Geliştirme Konferansı’nda uzmanlar, egzersiz sırasında aşırı su tüketiminin son derece tehlikeli olduğunu ve sağlık sorunlarına yol açtığını söylüyor. Fazla su alımının, böbreklerin fazla suyu atamamasından ötürü vücuttaki sodyum yoğunluğunu azalttığını gösterdi. Bunun da hücrelerde tehlikeli bir şişmeye ve egzersiz ile ilişkili hiponatremiye (kan sodyumu düşüklüğü) yol açtığını gözler önüne serdi.

Hiponatremiye dikkat
ABD’nin Oakland Üniversitesi Egzersiz Bilimleri’nden Dr. Tamara Hew-Butler, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Egzersiz ile İlişkili Hiponatremi Fikirbirliği Geliştirme Konferansı’nda fazla su tüketimiyle ilgili önemli tavsiyelerde bulundu. Hew-Butler, “Aşırı su kaybını önlemek için sıvı alımı yapıyoruz. Sıvı tüketimimize yol göstermek üzere tabiatımızda olan susama mekanizmasından yararlanmanın zararları da bulunuyor. Bu durum, aşırı su tüketerek hiponatremi ile karşı karşıya kalmamamızı sağlayabilecek bir stratejidir” dedi.

Böbrek fonksiyon bozuklukları görülüyor
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Ergün ise şöyle konuştu: “Egzersize bağlı hiponatremi, kan sodyum düzeyinin özellikle 135mmol/L Kan sodyum değerinin istenilen seviyenin altına düşmesi (126 mmol/L’nin altında olduğu) gibi ciddi durumlarda; bayılma, solunum distresi, beyin ödemi, koma ve hatta ölüm vakası görülebilir. Bu istenmeyen durumlardan korunmak için spor yapan kişilerin, ter ve idrar yoluyla kaybedilen sıvı miktarını çok aşan sıvı tüketimlerinin riskleri ve doğru sıvı alım stratejileri hakkında eğitilmeleri gereklidir.”


Saç Kayıpları Önlenebilir!

Kim sağlıklı ve gür saçlara sahip olmak istemez ki? Günlük hayatın yoğunluğu içerisinde saçlarımızı ne derece dış etkenlerden koruyor ve doğru uygulamalar yapıyoruz? Zamanla saçlarda meydana gelen deformasyonlar, hastalıklar ve sonrasında saç dökülmeleri nedenlerinden ne kadar haberdarız? Kısacası saçlarımız bize neler anlatıyor?

Hisar İntercontinental Hospital Dermatoloji Uzm. Dr. Funda Ataman ile saç kayıplarının nedenleri ve nasıl önlem alınabileceğini konuştuk.

Normal şartlarda her insanda günlük saç kaybı sayısının ortalama 100 olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Ataman; ‘Erkeklerde özellikle genetik faktörlerin de etkisiyle yaş ilerledikçe saçlar daha belirgin olarak azalır.

Saç ve saçlı deri; cinsiyete, yaşa, ırka, iklime göre farklı özellikler gösterir. Örneğin; ergenlikte saç yağlanır, gebelikte gürleşir, doğumdan sonra dökülür. Bunlar saç kayıplarına neden olan fizyolojik sebeplerdir. Bir de fizyolojik olmayan, yaşam biçimimizden ve yanlış uygulamalardan kaynaklanan saç kayıpları vardır.’ açıklamasında bulundu.

Neler saç kaybına neden olur?
• Yoğun stres ve özellikle bu strese dayalı ortaya çıkan halk arasında saç kıran olarak bilinen Alopesi,
• Hava kirliliği,
• Sigara ve alkol tüketimi,
• Hareketten uzak durağan yaşam,
• Yeterli uyumama,
• Kemoterapi ilaçları başta olmak üzere bazı ilaçlar,
• Ağır enfeksiyonlar,
• Egzama,
• Sedef,
• Büyük ameliyatlar,
• Zehirlenmeler,
• Beslenme bozuklukları,
• Hormonal dengesizlikler,
• Ağır böbrek ve karaciğer yetmezlikleri,
• Vitamin eksiklikleri,
• Liken planus gibi sinirsel deri deformasyonu yapan hastalıklar,
• Özellikle çocuklarda görülebilen mantar hastalığı,
• Mide barsak sisteminde olan kanamalar ya da kadınlarda görülen jinekolojik ağır kanamalar saç kaybına neden olabilir. Bu yüzden saçlarınızda meydana gelen kızarma, yağ dengesi bozuklukları ve dökülmeleri dikkate alın.

Saç Kayıpları Önlenebilir!
• Basit saç kepeklenmeleri için selenyum sülfit, çinko prition, katran, kükürt gibi maddeleri içeren şampuanlar kullanın.
• Saç kaybının nedenine yönelik; demir, çinko, biotin içeren ilaçlar ve saç tipine uygun medikal şampuanlar losyonlar kullanın.
• Saçınızı çok sıcak suyla yıkamayın.
• Banyo sonrası saçınızı ıslak bırakmayın; ancak aşırı sıcak havayla da kurutmayın.
• Saçlarınızı her gün yıkamayın. Bu saçta aşırı yağlanmaya veya aşırı kurumaya sebep olabilir.
• Saçınızı taç ve tokalarla çok sıkı ve gergin toplamayın.
• Yapılan yanlış ve yoğun diyetler telafisi mümkün olamayacak saç kayıplarına neden olabilir. Bu nedenle diyet yapmaya karar verdiyseniz beslenme uzmanından destek alın.
• Yoğun stresten uzak kalarak beslenmenize ve uyku düzeninize dikkat edin.

Uyku Apnesi Belirtilerine Dikkat

Eğer gece iyi uyuyamadığınızı düşünüyorsanız, sabahları yorgun uyanıyorsanız, herkes horlamanızdan şikayet ediyorsa, belki de sorununuzun çok kolay bir çözümü vardır.

 Uyku Apnesi’nin çok sinsi bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken Ortodontist Dr. Aylin Sezen Yalçın hastalığın belirtilerini ve tedavi yöntemlerini anlattı:

Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın, Uyku Apnesinin uyku sırasında nefes almanın duraksaması ile karakterize ciddi ve sık görülen bir uyku bozukluğu olduğunu belirterek “Çoğunlukla horlama ile birlikte görülür ancak her horlayan kişide uyku apnesi vardır denilemez” dedi. Uyku Apnesi’nin genellikle erkekleri etkilediğini ve her yaşta görülebildiğini belirten Yalçın, “ Fakat, 40 yaşın üzerinde iseniz, kilonuz fazla ise bademcikleriniz büyük, diliniz büyük ama çeneleriniz küçükse, ailenizde Uyku Apnesi varsa, burun yollarında, allerji, septum eğriliğine bağlı tıkanıklık varsa; daha fazla risk altındasınız demektir” şeklinde konuştu.

İki farklı şekilde görülür;
Yalçın, Uyku Apnesi’nin iki farklı şekilde görüldüğünü belirterek şöyle devam etti: “Tıkanıklığa bağlı olarak oluşan apnede, boğazın gerisinde yumuşak dokuda daralma olur. Obezite(aşırı şişman olma durumu) sorunun artmasına sebep olur. Diğer bir tipi, merkezi uyku apnesi olarak adlandırılır. Solunum yolu tıkalı değildir. Beyin solunum yapan kaslara doğru iletiyi verememektedir. Bu tip apne, kalp hastalıkları, beyin tümörü gibi ciddi hastalıklarda görülür.

Tedavi edilmezse ne olur ?
Ortodontist Dr Aylin Sezen Yalçın Uyku Apnesi’nin tedavi edilmezse ne olacağını ise şöyle aktardı: “Yüksek tansiyona sebep olabilir. Kalp yetmezliği, kalp krizini tetikleyebilir, inme, Şeker hastalığı, Depresyon, ADHD (hiperaktivite) belirtilerinde artış.”

Nelere dikkat etmeliyiz?
Yalçın Uyku Apnesi olan kişilerin nelere dikkat etmeleri gerektiğini şöyle sıraladı:
“Uyku sırasındaki pozisyonumuzu düzeltmekten başlayabiliriz. Uyku apnesi olan kişilerin, sırtüstü ve dümdüz şekilde yatmamaya özen göstermeleri gerekiyor. Uyku sırasında sürekli pozitif hava desteği sağlayan cihazlardan kullanmak (CPAP), Ağız içine yerleştirilen apareyler aracılığıyla, solunum yollarındaki sıkışma engellenebiliyor. Bu aygıtlar vasıtasıyla alt çene önde konumlandırılıyor. Yapılan çalışmalar orta şiddetteki apnenin, ağız içine yerleştirilen bu tip aygıtlarla düzeldiğini göstermektedir. Ameliyat. Diğer yöntemler işe yaramadığında başvurulabilir.”

Çocuğunuzun Ateşi Düşmüyorsa...

Çocuklarda sık görülen yüksek ateş, anne babaları en çok endişelendiren konuların başında gelmektedir. Ebeveynlerin panik halinde çocuğu soğuk su ile yıkaması, ya da çocuğun üşüdüğünü düşünerek üzerinin örtülmesi gibi uygulamalar daha ciddi tablolara neden olabilir. Alınan önlemlere rağmen çocuğun ateşi düşmediği takdirde mutlaka uzman doktora başvurulmalıdır. 

Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nde Uz. Dr. Eda Durmuş, çocuklarda sık görülen yüksek ateş ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Ateş, ölçüm yapılan bölgeye göre değişiklik gösterebilir
Vücut ısısının normalden yüksek ölçülmesi olarak tanımlanan ateş aynı zamanda vücudumuza giren bakteri, virüs ve toksin gibi yabancı maddelerin neden olduğu hastalıklara bağışıklık sistemimizin verdiği önemli bir yanıttır. Çocukluk çağında diş çıkarma ve aşı sonrası da ateş görülebilir ancak bu durumlarda genellikle ateş ciddi boyutlara ulaşmaz. Küçük çocukların ateş kontrol sistemi tam gelişmediği için ateş yükselmesi daha hızlı olur. Vücut ısısı gün içinde zamana ve hareket durumuna göre ya da koltuk altı, kulak ve makattan gibi ölçüm yerine göre değişiklik gösterebilir. Akşam saatlerinde veya hareketli bir oyun sonrası vücut ısısının artması normal olabileceği gibi makattan ölçülen 37,5 C de normaldir. Kabaca vücut ısısı 36,5 C – 37,5 C arası seyreder. Koltuk altından ölçülen 37,5 C üzeri, makattan 38 C üzeri, kulaktan ise 37,6 C üzeri vücut ısısı ateş olarak değerlendirilir. Çocuklarda dilaltından ateş ölçümü ve 6 ayın altındaki bebeklerde kulaktan ölçüm de önerilmemektedir.

Yüksek ateş, kalp ve solunum sistemini hızlandırır
Vücut ısısı arttıkça kalp ve solunum sistemi daha hızlı çalışmaya daha fazla enerji harcamaya başlar. Hayati organlara olan kan akımı artarken kol ve bacaklar gibi uç bölgelerdeki damarlar büzüştüğünden bu bölgelere kan akımı azalır. Ciltte alacalı, mermerimsi bir görüntü olur, el, kol ve bacakların soğuk, gövdenin ise daha sıcak olduğu görülür.

Suçiçeği, nezle kaynaklı ateşe ilaçlı müdahale enfeksiyona sebep olabilir
Her ateşli durumda aceleci davranıp telaşla ateşe ilaçla müdahale edilmemelidir. Hatta suçiçeği, nezle gibi bazı hastalıklarda ateşe ilaçla erken müdahale etmek enfeksiyonun süresini uzatabileceği için zararlı bile olabilir. Çoğu aile ateşe bağlı havale geçirme korkusu ile ateş düşürücü ilaçlara hemen başvurur. Ateşli havale geçirme sıklığı oldukça düşüktür. 6 ay – 5 yaş arası görülebilen ateşli havale en sık 1-3 yaşta ortaya çıkar. Anne, baba ya da kardeşlerde havale geçirme öyküsü olan, daha önce ateşli havale geçiren çocuklarda risk biraz daha yüksektir. Bu nedenlerle ateşli durumlarda ilaçlardan önce basit yöntemlerle ateşi takip edip kontrolü sağlamalı, gerekliyse ilaca ya da uzman kontrolüne başvurulmalıdır.

Yüksek ateş soğuk su ile yıkayarak değil bol su içirilerek kontrol altına alınmalı
Yüksek ateş durumunda çocuğun dinlenmesi sağlanmalı, kıyafetlerini çıkarılmalı, oda ısısı fazlaysa düşürülmelidir. Artan vücut ısısı metabolizmayı hızlandırır ve sıvı ihtiyacı da artar bu nedenle çocuğun sıvı alımı artırılmalıdır. Ateş yüksekse ılık uygulama yapılmalıdır. Soğuk su ile yıkamak, sirkeli su uygulamak doğru uygulamalar değildir. Bu uygulamalara rağmen yüksek seyreden ateşte doktora danışılmalı, gerekirse ilaçlara başvurulmalıdır. Ateşe eşlik eden ishal, kusma gibi bulgular varsa, çocukta aşırı halsizlik görülüyorsa, deride morarma ya da kanama benzeri ani çıkan döküntüler oluşursa ve ateş düşürücü yöntemler ile ilaca rağmen ateş düşmüyorsa vakit kaybetmeden çocuk bir sağlık kuruluşuna götürülüp ateşin kontrolü sağlanmalıdır.

Hafta Sonu Babası Olmayın

Günümüzün çalışma şartları, hızlı akan zaman, stres, yorgunluk gibi birçok faktör babanın çocuğuyla geçireceği vakitten çalıyor. Bunun yanı sıra eşinden boşanmış ve çocuğunu sadece hafta sonları görebilen babalar da bu konuda zorlanıyor. 

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Selin Karabulut ve Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Zafer Atasoy çocuğun gelişiminde baba ile olan ilişkinin önem taşıdığını belirterek, babalara çocuklarıyla kaliteli ve keyifli vakit geçirmenin tüyolarını veriyor.

Babalar eve geldiğinde ya çocuklar uyumuş oluyor ya da kendileri çocuklarıyla ilgilenemeyecek kadar yorgun olabiliyor. Boşanmış anne-babaların çocukları ise sıklıkla babalarını hafta sonu ya da daha seyrek görebiliyor. Babanın anne-çocuk ilişkisinin dışında üçüncü kişi rolünü üstlendiğini söyleyen Uzman Psikolog Selin Karabulut, “Çocuk ile anne arasında iç içe geçmiş bir ilişki vardır.

Anne hamile kaldığı andan itibaren annelik rolünü benimsediğinden, bebeğiyle aradaki bağı kurmaya başlar fakat baba bunu sonradan öğrenir. Bu nedenle babanın çocuğuyla kuracağı ilişki ve iletişim, sağlıklı bir birey olarak yetişmesi anlamında hayati önem taşımaktadır” diyor. Karabulut ayrıca, babanın yasaklayan, çocuk ve anneyi ayıran değil çocuğun kendisiyle özdeşleşmesine izin veren olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Baba – çocuk ilişkisi çocuğun tüm gelişimini etkiler
Baba-çocuk arasındaki sağlıklı ilişki ve iletişim çocuğun tüm gelişimini etkiler. Ancak çocuğunu sadece hafta sonları görebilen, eşinden boşanmış babalar bu konuda bazen zorlanabiliyor. Aile içinde anne kadar, babanın da büyük rolü olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Doktor Zafer Atasoy ise, “Çocuk sahibi olan boşanmış çiftler mahkemenin evliliği sonlandırması ile yasal olarak ayrılmış olsalar bile çocuk, anne-baba ilişkisinin sürdürülmesini zorunlu kılıyor. Zihinlerinde boşanmayı gerçekleştirememiş çiftlerin, sert ve kırıcı bir biçimde çocuğun karşısında boşandığı eşini aşağılaması çocuğuna karşı büyük bir kötülüktür. Boşanmış olma ve boşanmanın yarattığı zedelenmeye rağmen eski eşe karşı saygılı davranmak ve onun anne-babalığına da özen göstermek çocuğun ruh sağlığı için önemlidir” diyor.

Kaliteli ve keyifli zaman geçirmek için sürenin önemi yok
Boşanmış anne-babanın çocuk üzerinde etki bıraktığını belirten Dr. Zafer Atasoy, “Çocuk anne kadar babaya, baba kadar da anneye gereksinim duyar. Çocuk, hafta sonu görüştüğü ebeveyn ile keyifli, zevkli zaman geçiriyorsa bu karşılaşmayı özler, aksi durumda ise bu karşılaşma çocuk için sıkıntılı yaratabilir. Önemli olan zamanın süresi değil, ne kadar kaliteli ve keyifli olduğudur. Birlikte geçirilen her vakit keyifli olmayabilir ancak keyifli olmayan zamanın da zararlı olacağını ileri sürmek doğru değildir” diyor.

İşten gelince ilk iş çocuklarla ilgilenin
Çocuk ile geçirilecek vaktin niteliğinin, çocuk sayısına, yaşına, cinsiyetine, ilgi alanlarına, evde ve ya dışarıda oluşuna göre farklılık göstereceğini söyleyen Selin Karabulut ise, babaların işten eve geldiğinde ilk olarak ilgisini ve sevgisini çocuğuna vermesi gerektiğine dikkat çekiyor. Çocuk ile geçirilecek vakitte cep telefonu, bilgisayar, televizyon ve çağrı cihazı gibi dijital aletlerin zamanı bölmesine izin verilmemesi ve çocuklarına sarılmaları, başını okşamaları ve sevdiklerini söylemeleri konusunda uyararak “Uzaktan seven babalardan” olmanın yanlış bir davranış olduğuna değiniyor.

Babalara “kaliteli zaman” tüyoları
Uzman Psikolog Selin Karabulut’un çocuk ile geçirilecek kaliteli zamanlar için önerileri;

Evde;
• Masa Oyunları: iskambil, tavla, Scrabble, kızmabirader, zekâ oyunları, bulmacalar
• İnşa Oyunları: Yap-bozlar, Legolar, oyun hamurları, maketler, yastıklardan ev yapmak, sandalyelerden tren yapmak
• Resim-İş Faaliyetleri: Boyama yapmak, kesme yapıştırma yapmak, atık malzemeler kullanarak çalışmalar yapmak
• Müzik Faaliyetleri: Şarkı söylemek, dans etmek, taklit yapmak, defile yapmak, müzik aleti çalmak
• Ev İşleri: Tamir işlerini çocukla beraber yapmak, ona görev vermek, beraber sofra kurmak, oda toplamak, yemek yapmak
• Evcilik Oyunları: Çocuğun hayal ettiği, sizin katkı sağlayabileceğiniz, oyuncaklarla veya oyuncaksız oynanabilen her tür oyun
• Akademik Faaliyetler: Kitap okumak, hikâye anlatmak, soru-cevap oyunu oynamak, ödev yapmak, gazete-dergi karıştırmak, sayıları kullanarak oynanan oyunlar
• Hareketli Oyunlar: Saklambaç, sıcak-soğuk, gıdıklamak, boğuşmak, güreşmek
• Özel Geceler Düzenlemek: Sinema gecesi, pijama partisi, meyve yeme gecesi, dondurma gecesi gibi…

Dışarıda ise;
• Top oyunları oynamak
• Bisiklet, paten, kay kay, scooter sürmek
• Pikniğe gitmek
• Yemeğe gitmek
• Sinema, konser ve tiyatroya gitmek
• Hayvanat bahçesi, çiftlik, doğal park, orman gibi yerlere gitmek
• Arkadaş doğum günlerine, partilerine gitmek
• Su ve su oyunları, oyuncakları ile oynamak
• Balık tutmak
• Bahçe işleriyle meşgul olmak, çiçek dikmek, bahçe sulamak, ağaçtan meyve toplamak, doğada keşif yapmak

Boynu ağrıyanlara çok iyi haber

Boyun ağrısı oldukça yaygın görülen ve günlük hayatı ciddi şekilde etkileyen bir problem. Ancak boyun ağrısı çekenlere bilim dünyasından iyi haber var.

Okan Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa’nın verdiği iyi habere göre, boyun ağrılarının çoğu mekanik boyun ağrısı. Yani altında ciddi bir rahatsızlık yoktur. Sorun, boyundaki kas ve eklemlerdeki problemlerden kaynaklanıyor.

EN ETKİN TEDAVİ MANUEL TERAPİ
Boyun ağrısının tedavisi hakkında yapılan son araştırmalar ise en etkin tedavinin ilaçsız, manuel terapi olduğunu ortaya koyuyor. 2013 yılında yapılan ve The Journal of Orthopaedic & Sports Physical Therapy (JOSPT) (Ortopedik ve Spor Fizik Tedavi Dergisi)’nde yayınlanan bir çalışmaya göre, mekanik boyun ağrısında en etkili ve en hızlı çözümün manuel terapi ve egzersiz ikilisinin olduğu bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa’nın verdiği bilgiye göre, boyun ağrısı olan 64 kişinin katıldığı çalışmada kişiler 2 gruba ayrıldı. 1 haftalık tedavinin ardından manuel terapi ve egzersiz gurubunda yer alanların ağrıları %75 azaldı. %70’inde ise günlük yaşam aktivitelerinde belirgin iyileşme olduğu kaydedildi.

3’TE 1 ORANINDA DAHA AZ MALİYETLİ
Yapılan bir başka çalışmada ise boyun ağrısında manuel terapi ile klasik fizik tedavinin uzun dönem sonuçları karşılaştırıldı. 52 haftalık takip sonucunda manuel terapinin klasik fizik tedaviye göre 3’te 1 oranında daha az maliyetli ve daha etkili olduğu kanıtlandı.

PEKİ BOYUN AĞRILARININ SEBEBİ NEDİR?
Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, boyun ağrılarının sebepleri ve alınması gereken önlemler konusunda şu önemli bilgileri verdi:

“Bir çok hastalığın altında yatan stres boyun ağrılarının oluşmasında da ilk sırada yer alıyor. Yoğun stres altında çalışan kişiler, hamileler, ofis çalışanları, hareketsiz bir yaşama sahip kişiler ise boyun ağrılarından en çok şikayet eden gruplar.

DOĞRU OTURALIM
Eğer hareketsiz veya uzun süre oturarak çalışıyorsanız düzgün bir oturuş boyun ağrılarını engellemenin en önemli faktörüdür. Çünkü yanlış oturma pozisyonu belinizin geriye doğru, boynunuzun ise öne doğru gitmesine neden olur. Bu da boyun ve ense bölgesine aşırı yük binmesine, kasların normalden daha fazla yüklenmesine yol açar. Saatlerce aşırı yük altında kalan kaslar bir süre sonra başınızı taşıyamaz hale gelir ve boynunuzun ağrıması kaçınılmaz olur.

BİR KAÇ AĞRI KESİCİ İLE GEÇİŞTİRMEYİN
Boyun problemlerinde ağrı, tutulma ve boyun hareketlerinin azalması en tipik şikayetlerdir. Kişiler ilk önce ense kökünde ya da başın arkasında ağrı hisseder. Bazen beraberinde baş ağrıları da görülebilir. Bir kaç ağrı kesici ile geçiştirilen bu ağrılar zamanla artar ve boyun hareketlerini kısıtlar. Boynun arkasından gelen çekme hissi, omuz başlarında hissedilen sertlik veya gergin bantlar ise sabahları yorgun ve ağrılı kalkmanın en büyük sorumlusudur.

Ellerdeki ve kollardaki uyuşmalar ise bir çoğumuz için gece uykularının en büyük düşmanıdır. Uykudan uyandıracak kadar şiddetli olabilen bu ağrılar boyun bölgesindeki gergin dokuların sinirlere baskı yapması sonucu ile oluşur. Sinir sıkışmaları ilerleyen dönemlerde güç kaybı, sinir hasarı gibi ciddi problemlere yol açabilir.

BİRKAÇ GÜNE GEÇER DEMEYİN
Birkaç güne, birkaç haftaya geçer denilerek pek fazla önemsenmeyen boyun ağrıları aslında birer uyarıdır. Uzun süreli boyun ağrısı çeken, sık boyun tutulması yaşayan kişiler geleceğin boyun düzleşmesi veya boyun fıtığı adaylarıdır. Ağrıya ilk sebep olan aşırı yüklenme uzun süre devam ettiğinde omurgada geri dönüşsüz hasarlara neden olabilir. Meydana gelen bu hasar sadece boyunda değil, sırt, bel hatta kalça bölgesine kadar yayılır ve çok daha karmaşık çok daha ciddi problemlerin oluşmasına yol açar.

Daha ileriki yaralanmaları önlemek, iş gücü kaybını önlemek ve en önemlisi günlük hayattaki yaşam kalitesini düşürmemek için boyun ağrıları hissedildiği ilk dönemde tedavi edilmelidir. Erken teşhisle boynunuz dolayısıyla hayatınız kurtulabilir.”

Yayıncı