23 Şubat 2017 Perşembe

Sorun ağız kokusuysa, önlemi içmek..
Dişleriniz sağlıklı, kontrollerini düzenli yaptırıyorsunuz. Yediklerinize dikkat ediyor, karanfil, tarçın, maydanoz gibi besinleri sıklıkla tüketiyorsunuz. Tüm bunlara rağmen ağız kokusu kabusunuz olmaya devam ediyorsa, en basit yöntemi atlamış olabilirsiniz: Su içmek! 

Yetersiz sıvı alımı sonucunda tükürük miktarının azaldığına ve buna bağlı olarak ağız kokusu yaşanabildiğine dikkat çeken Waternet Sağlıklı Yaşam Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, günde iki litre su içerek bu sorunun giderilebileceğini söyledi.

Kalabalıklar içine çıkmak istemiyor, biriyle konuşurken sürekli elinizi ağzınıza götürüyorsunuz. Oysa dişleriniz sağlıklı, geniz akıntısı, bademcik iltihabı gibi rahatsızlıklarınız yok. Kokusu ağır olan yiyecekleri hayatınızdan çıkartalı o kadar uzun zaman oldu ki, artık tatlarını bile hatırlamıyorsunuz. O halde hayatınızı büyük bir kabusa çeviren ağız kokusunun sebebi ne olabilir? Belki de, sizin için sosyal fobiye dönüşen bu rahatsızlıktan kurtulmada uygulayabileceğiniz en basit yöntemi atlıyorsunuz! Waternet Sağlıklı Yaşam Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, günde iki litre su içerek ferah bir nefese kavuşmanın mümkün olduğunu söyledi.

Diyetisyen Canan Aksoy, yetersiz sıvı alımı ile ağzı kokusu arasındaki ilişkiye şöyle açıkladı, "Gün içinde az besin tüketimi ve yetersiz sıvı alımı nedeniyle tükürük miktarı azalabilir. Aynı zamanda tansiyon ve psikiyatri ilaçları, kansızlık, ağız içi enfeksiyonları, ateşli hastalıklar ve diyabet de, tükürük üretiminin azalmasına yol açabilir. Tükürük üretiminin azalması nedeniyle, ağız temizliği için gerekli olan sıvı yetersiz kalır. Bu durum da, ağız kokusuna neden olur." Çeşitli nedenlerle azalan tükürük sıvısını artırmak için suyun çok önemli olduğunu söyleyen Aksoy, günde iki litre suyun ağız sağlığını korumaya yardımcı olduğunu belirtti.

Konuşmayı bile etkiliyor!

Tükürük salgısının azalmasının kokunun yanı sıra ağız kuruluğuna da yol açtığını ifade eden Canan Aksoy, bu durumun yutkunma, çiğneme ve konuşmayı etkilediğini söyledi. Aksoy, "Bu etkilerden korunmak için yeterli sıvı tüketmek gerekir. Sık sık içilen su ağız kuruluğunu giderir, dokuları nemlendirir, yutmayı kolaylaştırır ve ağız temizliğine yardımcı olur" diye konuştu.

Su ihtiyacı kişiye göre değişiyor

Oksijenden sonra en önemli yaşamsal öge olan suyun günlük ihtiyaçtan daha az tüketilmesi, vücut fonksiyonlarında aksaklıklara neden oluyor. Waternet Sağlıklı Yaşam Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, bu aksaklıkların nedeni ile ilgili olarak, "Besinlerin sindirimi, emilimi, hücrelere taşınması, eklemlerin kayganlığının sağlanması, elektrolitlerin taşınması ve ağız sağlığı su ile gerçekleşiyor. Bu nedenle yemek yemeden haftalarca yaşanabilirken susuz ancak birkaç gün hayatta kalınabilir. Vücut suyunun yüzde 10'u yitirildiğinde yaşam tehlikeye girer, yüzde 20 oranında eksilmesi ise ölümle sonuçlanır" dedi.

Kilo vermekten böbrek sağlığına, cilt güzelliğinden bağışıklık sisteminin güçlenmesine kadar birçok görevde rol alan suya ne kadar ihtiyaç duyulduğu, kişinin fiziksel aktivitelerine, fizyolojik durumuna ve sosyal yaşantısına göre değişiklik gösteriyor. Günlük su ihtiyacı genel olarak alınan kaloriye göre belirleniyor ve her bir kalori alımı için, 1-1.5 ml su tüketmek gerekiyor. Örneğin, günlük 1500 kalori alan birinin su ihtiyacı 1.5-2 litre. Terleme, spor - egzersiz, nemli yaşam alanı ise su gereksinimi artıran faktörler olarak sıralanıyor.

Yeterli su alıp alınmadığını takip etmek için en kolay yöntem, idrarın sayısını ve rengini kontrol etmek. Yetişkin bir birey günde 6-7 kere idrara çıkıyorsa ve idrar rengi açık sarı veya soluk sarı renkteyse, yeterli su tüketimi olduğu kabul ediliyor.

Çay ve kahve, suyun yerini tutmuyor   
• Sabah uyandığınızda ve gece yatarken su içmeyi alışkanlık haline getirin.
• Bebeğinizi biberon ile besliyorsanız, sütünü içirdikten sonra ağız temizliği için su içirin.
• Sağlıklı suyun arıtılmış olması ve iyi koşullarda saklanması gerekir. En iyi saklama koşulu da, cam şişede saklama şeklidir.
• Su, yaşam içeceğidir. Çay, kahve gibi içecekler suyun yerine geçmediği gibi, idrarda artış yaparak vücudun daha fazla sıvı kaybetmesine yol açar.
• İçtiğimiz sularda bile bulunabilen ağır metallerden kurtulmanın en kolay yolu, arıtılmış su tüketmektir.
• Suyun tadını sevmiyorsanız, içine bir dilim limon, taze nane, salatalık veya çubuk tarçın atarak lezzetlendirin.
• Su içmeyi unutuyorsanız hatırlatıcı notlar yazın.

Metabolizmayı hızlandırmanın 10 püf noktası!
Kış mevsiminde hemen hepimizin ortak sorunudur, kilo almak! Bunun önemli nedeniise metabolizma hızının düşmesi. Dolayısıyla kışın ideal kiloda kalmanın yolu öncelikle metabolizma hızını artırmaktan geçiyor!

Kış mevsiminde soğuyan havaların etkisiyle vücudumuz değişen ısıya uyum sağlamak için kendi ısısını korumaya çalışıyor. Bu nedenle harcadığı enerjiyi azaltmak için vücutmetabolizmahızını düşürüyor. Ancak düşen metabolizma hızıyla birlikte depolanan enerjiartıyor. Bu enerjinin çoğu, yine vücut ısımızın soğuyan havalara uyum sağlaması amacıyla maalesef yağ hücrelerinden oluyor. İşte kış aylarında belki de farkında olmadan aldığımız kiloların sebebi, enerji dengesini sağlayamamak. Bu noktada hemen hepimizin aklına şu soru takılıyor: Peki metabolizma hızımızı nasıl artırabiliriz?

Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş, kış mevsiminde metabolizmanızı hızlandırmanın püf noktalarını anlattı.

1.Uyandıktan 1 saat sonra kahvaltı edin
Hızlı bir metabolizma için düzenli beslenmek ilk kurallardan birini oluşturuyor. Uyandıktan sonra 1 saat içindekahvaltı ederek metabolizma hızınızı yüzde 30 oranında artırabilirsiniz. Kahvaltıda yağlı gıdalardan ve şekerli besinlerden uzak durmanız gerektiğini unutmayın. Kahvaltınızın dengeli ve doyurucu olması için protein (yumurta, peynir, süt), kaliteli karbonhidrat (tam tahıllı ürünleri, yulaf) mevsim yeşillikleri ve mevsim meyveleri içermesi gerekiyor.

2.Ara öğünleri asla atlamayın
Metabolizma hızının azalmasının en büyük sebeplerinden biri de, düzensiz beslenme alışkanlığı. Özellikle ana öğünleri (kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği) düzenli olarak tüketmek, besinlerin vücutta yağ olarak depolanmasının önüne geçiyor. İki ana öğünün arasında 4-5 saat gibi zaman dilimi olmasına da özen gösterin.

3.Günde 10 bardak su için
Havaların soğumasıyla birlikte unutmaya başladığınız su ihtiyacınızı yeniden hatırlayın. Vücudunuzun yüzde 70'ni oluşturan suyu günde 10 bardak içmeniz metabolizma hızınızı arttırarak, aldığınız enerjinin vücutta yağ olarak depolanmasını engelleyecektir.

4.1 fincan tarçınlı, limonlu zencefil çayı
Zencefil ve tarçın vücut sıcaklığını yükselterek metabolizma hızını arttırıyor. Bunların yanına bir de C vitamininden zengin olan limonu eklediğinizde hem metabolizmanızı hızlandırmış hem de bağışıklık sisteminizi güçlendirmiş olacaksınız. 1 büyük bardak kaynamış suya 1 dilim taze zencefil, 1 tane çubuk tarçın, 2 dilim limon ilave edip,karışımı10 dakika kadar demlenmeye bırakarak çayınızı hazırlayabilirsiniz. Çayınızı tatlandırmak isterseniz 1 çay kaşığı kadar üzüm pekmezi ilave edebilirsiniz.

5.Şekerli gıdalar ve hamur işlerine ambargo koyun
Yaşadığınız açlık krizlerinde belki de ilk aklınıza gelen şekerli gıdalar ve hamur işleri oluyor. "Ancak unutmayın ki karbonhidrat içerikleri ve kalori yükleri yüksek olan bu besinlerin tamamına yakını vücudunuzda yağ olarak depolanıyor." uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş, aralarda yaşadığınız açlıklarda bu besinler yerine mevsim meyvelerinden 1 porsiyon (1 orta boy elma veya portakal veya 1 tane kivi vb.) seçmenizin kilo kontrolünü sağlamayı kolaylaştıracağını belirtiyor.

6.Yeşil yapraklı sebzelersofraya
Değişen hava koşullarına uyum sağlamak için vücut direncinizi arttırmanız gerekiyor. C vitamini vücut direncinizin artmasında ve güçlü bir bağışıklık sistemiyle vücut ısınızın korunmasında en önemli vitaminlerden biri. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş, bunun için de C vitamininden zengin olan, ıspanak,pazı, brokoli ve karnabahargibiyeşil yapraklı sebze yemeklerini hafta da en az 3-4 kere tüketmenizi öneriyor. Yeşil yapraklı sebzelerin yanında C vitamininden zengin olan turunçgillerin tüketimi de bağışıklık sistemini destekliyor. Her gün 1 adet portakal veya greyfurt yemek de vücut direncinizi arttırmanın bir diğer yolunu oluşturuyor.

7.Badem yemekten korkmayın
Riboflavin, magnezyum, bakır ve yağ asidinden zengin olan bademin sindirilmesi için vücudun daha fazla enerji harcaması gerekiyor. Bunun sonucunda metabolizma hızınız artıyor. Badem ayrıca midede kalış süresi de uzun olması nedeniyle kendinizi daha uzun süre tok hissetmenizi sağlıyor. Tüm bu özelliklerini düşündüğümüzde günlük 8-10 tane kadar çiğ badem metabolizma hızlandırıcı ve tok tutucu bir ara öğün olacaktır.

8.Günde 1 fincan yeşilçay
Yeşilçayıniçerisinde bulunan kafein ve 'epiogallocatechin-3-gallat' adındaki bileşen sinir sistemi ile beyni etkileyerek kalp atış hızını ve metabolizmayı hızlandırıyor. İçerisindeki polinefol bileşenleri de iştahın baskılanmasına yardımcı oluyor. "Ancak yeşil çayın bu etkileri için onu doğru demlemekgerekiyor." diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş şu öneride bulunuyor:"Yeşilçayı kesinlikle kaynatmayın. Bir kupa kaynamış suyu ocaktan aldıktan sonra içine 1 çay kaşığı kadar yeşil çay ilave edip 3-4 dakika kadar demleyin, ardından süzün. Sonrasında çayınızı isterseniz soğuk isterseniz sıcak olarak içebilirsiniz."

9.Tadına bakmadan tuz ilave etmeyin
Tuzda bulunan sodyumun fazla alımı vücudunuzun su tutmasına, bunun sonucunda da ödem yapmasına neden oluyor. Sonuç; kendinizi, özellikle sabahları uyandığınızda şişkin ve kilolu hissetmek. Günlük tuz tüketiminizi 5 gram ( 1 çay kaşığı) ile sınırlandırmaya özen gösterin.

10.Fiziksel aktivitelerinize devam
Havaların soğuması spora ara vermeniz için bir neden olmasın. Eğer herhangi bir spor dalıyla ilgilenmiyorsanız günlük 30-40 dakikalık yürüyüşler yaparak harcadığınız enerjiyi arttırabilirsiniz. Böylelikle yavaşlayan metabolizma hızınızın da dengesini sağlamış olursunuz.

Yalnız yaşayan kadınlar daha mı mutlu?
Halk arasındaki yaygın bir inanış kadınların bekarken daha başarılı, erkeklerin de evli olduklarında daha iyi durumda oldukları şeklinde. Bir başka inanış ise evlenmenin herkes için daha iyi olduğunu, evliliğin insanları daha mutlu, daha sağlıklı ve daha bağlı kıldığını ve hatta daha uzun süre canlı tuttuğunu iddia ediyor.

Peki gerçek nedir? Bu alanda dünyada yapılan önemli araştırmaları inceleyen Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak, ilginç sonuçlara ulaştı:

BOŞANAN VE YENİDEN EVLENENLER DAHA KISA YAŞIYOR
"İnsanlar genellikle evlilikten sonra daha mutlu olmuyor. Evli erkeklerin ve evli kadınların ilişkileri ile ilgili olarak zamanla memnuniyetsizliklerinin artığı tespit edildi.

Evlilikte en çok hayal kırıklığına uğrayan kadınlar oluyor. 1912 yılından bu yana süregelen uzun ömürlü çalışmalara göre, en uzun yaşayanlar bekar ve evli olanlar. Boşanmışlar, boşanan ve yeniden evlenenler daha kısa yaşıyorlar.

GENELDE KADINLAR BOŞANMA DAVASI AÇIYOR
Evlilikteki reaksiyonların cinsiyet farkını gösteren en güvenilir göstergelerden biri, kimin boşanma davası açtığıdır. Bu farklılık, en azından geçmişten 1867 yılına kadar belgelenmiştir ve günümüzde hala geçerliliğini korumaktadır. Avrupa, Avustralya ve ABD'de kimin bir evlilikten uzaklaşması olasıdır ? Cevap:Kadınlar.

1867'de ABD'deki boşanmaların yaklaşık yüzde 62'sini kadınların isteğiyle oldu ve bu sayı günümüzde artık yüzde 70'e yaklaştı.

EŞLERİNİN ÖLÜMÜNE KADINLAR DAHA HIZLI UYUM SAĞLIYOR
Bazı evlilikler bir eşin ölümü ile sonuçlanır ve bu hem erkekler hem de kadınlar için çok üzücü olabilir. Yine de, kadınların erkeklere göre daha hızlı bir şekilde eşlerinin ölümüne uyum sağladıklarını gösteren bulgular vardır.

BOŞANAN KADIN YENİDEN EVLENMEYİ DAHA AZ DÜŞÜNÜYOR
Bir evlilik sona erdiğinde, ne sebeple olursa olsun, kadınlar erkeklere göre yeniden evlenmeyi daha az denerler. Yeniden evlenme oranları erkekler için neredeyse kadınlara oranla iki kat daha yüksektir.

KADINLAR BEKAR VE YALNIZ YAŞAMADA DAHA İYİ
Bekar yaşamda, evlilikte olduğu gibi, güvenilir cinsiyet farklılıklarının olmadığını gösteren önemli çalışmalar var. Farklılıklar olduğunda, bekar ya da yalnız yaşarken daha iyi durumda olan kadınlardır.

BEKARLAR İLİŞKİLERİNİ SÜRDÜRÜRKEN EVLİLER DIŞA KAPALI
Evlilikle ilgili yıkılmış mitlerden biri, evli insanların diğer insanlarla daha fazla bağlantılı olduğunu ve toplulukları bir arada tutan kişilerin olduklarını iddia etmesidir. Aslında, bir dizi çalışma, bekar kişilerin bunu evli insanlardan daha fazla yaptığını gösteriyor. Bekar kişi evli insanlara kıyasla kardeşler, ebeveynler, komşular ve arkadaşlar ile ilişkilerini sürdürmek için daha fazla şey yapar. İnsanlar evlendiğinde ise, genellikle dışa kapalı olurlar. Evlilik eşit derecede kadınların ve erkeklerin sosyal ilişkilerini sınırlandırabiliyor.

BEKAR KADINLARIN DAHA GENİŞ SOSYAL AĞLARI VAR
Yalnız yaşayan insan sayısındaki hızlı artış, zamanımızın en önemli demografik değişimlerinden biridir. Bu olgu üzerine kitaplar yazan araştırmacılar, medyadaki korkutucu hikayelerin aksine, yalnız yaşayan insanların çoğunun iyi durumda olduğunu keşfettiler.

Hayat boyunca bekar insanlar arasında, kadınlar genellikle sonraki yaşlarda oldukça iyi durumda oluyorlar. Bir araştırma kapsamında Avustralya, Finlandiya, Hollanda, İspanya, Birleşik Krallık ve ABD'de farklı evlilik ve ebeveynlik statüsündeki yaşlıların (65 yaş ve üstü) sosyal ağları incelendi. Genel olarak, hiç çocuğu olmayan insanların sosyal ağları en kısıtlı olanıydı. Ancak büyük bir istisna vardı: Altı ulusun beşinde hiçbir çocuk sahibi olmayan kadınlar, hayatları boyunca bekar olmuşlardı; daha geniş sosyal ağları vardı; arkadaşları gündelik destek sisteminin önemli bir parçasıydı. Hayatları boyunca, bekar kadınlar yalnız yaşlanmıyorlardı.

KADINLAR TEK BAŞINA YAŞARKEN ERKEKLERDEN DAHA İYİ DURUMDA
ABD'deki yaşlılar hakkında yapılmış araştırmalar, kadınların tek başına yaşarken, erkeklerden daha iyi durumda olduklarını, ancak erkeklerin diğer insanlarla yaşarken nispeten daha iyi olduğunu buldu. Kadınlar yalnız yaşarken ilgilendikleri şeyler için daha fazla zamanları olurken, erkekler başkasıyla yaşadıklarında sevdikleri şeyleri yapmak için daha fazla zamana sahip olurlar. Bir başka örnek, yaşlıların sahip oldukları arkadaş sayısıyla ne kadar memnun oldukları sorusudur. Kadınlar, ister yalnız ister başkasıyla yaşasınlar, sahip oldukları arkadaş sayısından her zaman daha memnunlardır. Fakat bu fark yalnız yaşadıklarında daha büyümektedir. Kadınların yüzde 71'i, ile erkeklerin sadece yüzde 48'i sahip oldukları arkadaş sayısından memnundurlar.

KADINLAR YALNIZLIKLARININ TADINI ÇIKARABİLİYOR
Kadınların erkeklerden daha fazla yalnızlıklarının tadını çıkardıkları yönünde bazı göstergeler var. Yalnız vakit geçirmekten hoşlanıp hoşlanmadıkları sorulduğunda, kadınların erkeklerden daha fazla yalnız vakit geçirmekten hoşlandıklarını söylemesi daha olasıdır.

Kadınların bazen neden yalnız yaşadıklarında daha iyi durumda olduklarını kesin olarak bilmiyoruz. Bir olasılık, bir koca ve çocuk yerine yalnız yaşayarak kadınların geleneksel rol ve beklentilerden kurtulmasıdır. Artık bir aile için kısa süreli aşçı, temizlikçi ve çamaşır yıkayıcı değillerdir. Egoların desteklenmesi ve incinmiş hislerin yatıştırılması gibi duygusal uğraşlardan kurtulurlar. Harcamış oldukları para için başkasına hesap vermek zorunda değildirler. Ayrıca, kocaların geleneksel olarak yaptıkları şeyleri nasıl yapacaklarını öğrenirler veya bu işler için birilerine para verirler veya yardım edecek başkasını bulurlar."

Psikolog Mehmet Başkak, yalnız yaşayan çoğu genç erkeğin de iyi bir durumda olduğunu, toplumsal yaşama ya da anlamlı insan bağlantılarına sahip olmak için bir eşe ihtiyaçları bulunmadığını sözlerine ekledi.

Aman dikkat! Ayaklarınızı sıcak tutun
Soğuk hava, idrar yolu iltihabı riskini artıran nedenlerdendir. Kadınlarda ve kız çocuklarında daha fazla görülen bu hastalık, sık idrara çıkma, şiddetli ağrılara ve bazen de idrarda kanamaya yol açarak kişinin hayat kalitesini bozabiliyor. Soğuğun idrar torbasının üzerindeki olumsuz etkileri idrar yolu enfeksiyonlarına yakalanma ihtimalini artırabiliyor. İhmal edildiği takdirde ise ciddi böbrek enfeksiyonlarına yol açabiliyor. 

Central Hospital'dan Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Temiz, "Kış aylarında özellikle ayakların ve bacakların aşırı soğuk hava ile temas etmesi idrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştırır" diyor.

Kış aylarında idrar yolu enfeksiyonları artabilir
İdrar yolu enfeksiyonları mikroorganizmaların neden olduğu bir rahatsızlıktır. Ancak soğuk hava gibi dış etkenler vücudun bağışıklık sistemini zayıflatabileceği gibi bazı bölgelerdeki (örneğin; idrar yolları, üst solunum yolları vs) kan akımını azaltarak veya mikroorganizmaları vücut dışına atmaya yardımcı mekanizmaların çalışmasını engelleyerek enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir. Bu nedenle kış aylarında idrar yolu enfeksiyonlarında artışlar görülebilir. İdrar yolu enfeksiyonları tedavisi kolay olan bir hastalık olsa da erken teşhis ve tedavi edilmez ya da ihmal edilirse ciddi böbrek enfeksiyonlarına yol açabilir. Ayrıca tedavi süreci de güçleşebilir.

Kadınlarda sistit, erkeklerde prostatit
İdrar yolu enfeksiyonu hem kadın hem de erkekte görülebilir. Hastalık kadınlarda sistit (idrar torbası iltihaplanması) veya böbrek enfeksiyonu (piyelonefrit) şeklinde gelişirken, erkeklerde sistit, prostatit (prostat bezi iltihabı) veya piyelonefrit olarak ortaya çıkar. Ancak kadınlar erkeklere nazaran anatomik yapıları nedeniyle idrar yolu enfeksiyonlarına karşı daha yatkındırlar.

Sık idrara çıkma ve yanma varsa dikkat
İdrar yolu enfeksiyonu olan bir hastada; sık idrara çıkma, acil idrara çıkma isteği, devamlı idrar yapma hissi, idrar yaparken yanma, kesik kesik idrar yapma, kötü kokulu idrar, alt karın bölgesinde basınç-ağrı ve idrarda kan görülmesi gibi belirtiler gözlemlenir. Bu bulgulara bulantı, kusma, ateş ve titreme de eşlik ediyorsa enfeksiyon böbreklere geçmiş olabilir.

Bol sıvı almayanlarda daha çok görülüyor
Soğuk hava yüzünden sıvı tüketiminde de azalmalar yaşanır. Bu durum da idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. Yapılan araştırmalar da günlük sıvı ihtiyacını yeterince karşılamayan kişilerde idrar yolu enfeksiyonuna yakalanma oranının daha fazla olduğunu belirtiyor. Çünkü alının sıvının çokluğu idrar yollarında mekanik olarak temizlik yaparak mikropların üremesine fırsat vermezler. Ayrıca belirtmek gerekir ki vücut; ihtiyacı olan sıvıyı alamazsa idrarın konsantrasyonunu arttırır. Konsantre idrar yani koyu renkli idrar mesaneyi rahatsız ederek sistit gibi bulguları ortaya çıkarabilir. Bu durumu ayırabilmek için de "tam idrar tahlili" yaparak idrarda enfeksiyon varlığı ortaya konabilir.

Ayaklarınızı sıcak tutun
Kış aylarında özellikle ayakların ve bacakların aşırı soğuk hava ile temas etmesi de idrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştırır. Kış aylarında ayak ve bacak bölgesinin soğuğa maruz kalması damar duvarının kasılmasına sebep olur. Bunun neticesinde idrar yolu bölgesindeki mukozada kanlanma azalacağından bu bölgeden girecek mikroplara karşı direnç de azalacaktır. İdrar yolu enfeksiyonu hastanın hayat kalitesini etkileyen bir hastalık olması dolayısıyla bu konuya dikkat edilmelidir.

Korunmak için..
Kış aylarında idrar yolu enfeksiyonlarına yakalanmamak için öncelikle soğuk havadan korunmak gerekir. Bu sebeple sıcak ortamlarda bulunulmalı, ayak ve bacak bölgesini sıcak tutacak pamuklu kıyafetler giyilmelidir. Günlük sıvı tüketimine de özen gösterilmelidir. Genellikle merak edilen konu gün boyunca ne kadar su içilmesi gerektiğidir. Günlük 2 litre ile 3 litre arasında sıvı tüketilmesi önerilir ancak kişiye özel en doğru yöntem idrar rengidir. Eğer idrar rengi sarı ise yetersiz sıvı alımı, idrar rengi su rengine ne kadar yakın ise de o kadar ideal sıvı alımı yapılıyor demektir. Çay, kahve ve gazlı içecekler yerine su tercih edilmelidir. Baharatlı ve ekşili gıdalardan uzak durulmalı, C vitamini yönünden zengin besinler tüketilmelidir. Sigara ve alkol kullanımı varsa da bırakılmalıdır.

İdrar tutmak sakıncalı
Genellikle birçok kişide idrarı tutma gibi kötü bir alışkanlık da vardır. Oysaki idrarı uzun süre tutmak mesane kasının fazla gerilmesine yol açar. Bu durum sıkça tekrar edilirse de kas zayıflar ve idrar tam olarak boşaltılamaz. Bu nedenle idrar asla tutulmamalı, tuvalet ihtiyacı geldiğinde hemen giderilmelidir. Bunların yanı sıra kişisel temizliğe ve hijyene de dikkat edilmelidir.

Tedavi sonrası idrar tetkikleri tekrarlanmalı
İdrar yolu enfeksiyonları genellikle antibiyotiklerle tedavi edilir. Bu ilaçlar çoğunlukla 3, 7 ya da 10 gün süresiyle kullanılır. Kadınlarda enfeksiyon hafif derecedeyse 3 günlük kısa bir antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Erkekler için de çoğunlukla benzer bir tedavi yolu izlenir ancak tedavileri daha uzun sürelidir. Ancak erkek hastanın şikayetleri uzun süredir devam ediyorsa kronik prostat iltihabından şüphelenilebilir. Kronik prostat iltihabı tedaviye direnç göstereceğinden iyileşme süreci zaman alabilir. Enfeksiyonun vücuttan tam olarak atıldığından emin olabilmek içinse tedavi sonrası idrar tetkikleri tekrarlanmalıdır.

22 Şubat 2017 Çarşamba

İşkolikleri Bekleyen Büyük Tehlike
Yoğun çalışma temposu, uzun çalışma saatleri, günün her saati e-postalara cevap verebiliyor olma beraberinde kronik yorgunluk, uykusuzluk, kaygı bozuklukları ve panik atağı getirebiliyor.

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi klinik psikologlarından Yeşim Selçuk, çalışanları işkolizm ve beraberinde getireceği hastalıklarla ilgili işkolikleri uyardı.

Yüksek tansiyonlu çalışma ortamları, teslim tarihleri kısa zaman aralığına sıkıştırılmış projeler, günlük işleyişteki hızlı tempo uzun ve yoğun çalışma saatleri anlamına gelir.

Teknoloji Sınırları Kaldırıyor
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte iş yaşamı ve özel yaşam arasındaki sınırlar gittikçe kayboluyor. Günümüzde çalışmak için telefon ve bilgisayarın yeterli olmasıyla birlikte işyerindeki sorumluluklar iş yeri dışına da taşmış durumda. Bu da iş yaşamı ve özel yaşam arasındaki dengenin korunamadığı anlamına geliyor.

Yorgunluk, uykusuzluk, kaygı bozukluğu…
İş; kişilerin hayatında başarı, saygınlık, maddi açıdan güvende hissedebilmek adına önem arz ederken aynı derecede kişinin hayat akışını bozuyor. Yoğun tempoda çalışan kişilerde kronik yorgunluk/uykusuzluk, panik atağı, kaygı bozuklukları gibi rahatsızlıklar sıklıkla görülüyor. Artan stres en nihayetinde ciddi sağlık sorunlarına ve işlevsellikte bozulmalara neden olabiliyor.

Bu şikayetlerin en çok görüldüğü grup işkoliklerdir. Takıntılı bir şekilde işe odaklanıp yaşamın diğer keyif veren alanlarını dışlamayı seçen işkolikler iş dışında birşey yaptıklarında kaygı, suçluluk ve mutsuzluk hissederler.

İşkolik olmak çalışkan olmakla karıştırılmamalıdır. İşkolizm; kişinin sağlığını, aile yaşantısı ve hatta yaptığı işin niteliğini olumsuz yönde etkilese dahi, iş yaşamını insanı mutlu ve motive eden her tür diğer etkinlikten ön planda tutma halidir.

Sağlıklı Kilo İçin 7 İpucu
Günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olan şişmanlık, teknolojinin getirdiği pasif yaşam şekli ve değişen beslenme alışkanlıkları ile daha da artış gösteriyor. 

Bu sorunla başa çıkmak için özellikle 'mucize diyetler', 'şok diyetler', 'manken diyetleri' gibi isimler verilerek hızla kilo vermeyi vadeden, ancak uzun dönemde önemli sağlık sorunlarına neden olan diyet modelleri, gençler tarafından epeyce rağbet görüyor. 'Sıfır beden' olma isteğinin de bilinçsizce yayıldığına dikkat çeken Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, "Çoğu zaman, aynı anlamda kullanılan ideal kilo ve sağlıklı kilo ifadeleri de akıl karıştırarak bireylerin ulaşması zor hedefler için yanlış uygulamalar yapmasına neden oluyor" dedi.

Bireye özgü özel şartlar dışında, ideal kiloya ulaşmak yerine sağlıklı olunan kiloyu korumanın önemine dikkat çeken Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, ideal kilo ile sağlıklı kilo kavramlarının karıştırıldığına dikkat çekti. Mumcu, farkı şu şekilde ifade etti: "İdeal kilo ifadesi, boy ve kilo değişkenleri ile ilişkili olan beden kitle endeksinin en uygun yerinde olmayı hedefleyen yaklaşımdır.

Sağlıklı kilo ifadesi ise farklıdır. Sağlıklı kilo; beden kitle endeksi yaklaşımı da göz ardı edilmeden, yaş, cinsiyet, hastalık durumu (diyabet, hipertansiyon veya diğer metabolik ve kronik hastalık varlığı), çalışma hayatı, aktivite düzeyi gibi tüm değişkenlerin dikkate alındığı, yaşam kalitesini bozmayacak, mevcut sağlık sorunlarında iyileşme sağlayacak ve ilave sağlık sorunlarına neden olmayacak kabul edilebilir bir kiloda olmak demektir." Sağlıklı kilo kavramında amacın görsel kaygıları gidermek olmadığına değinen Mumcu, "Burada amaç kilo-sağlık ilişkisini gözetmek ve yeri geldiğinde hafif bir kilo fazlalığına razı olmaktır" dedi.

50'li yaşlarda 36 beden olmaya çalışmayın

Her yaş aralığının ve bulunulan şartların kabul edilebilir bir kilo aralığı olduğunu vurgulayan Mumcu, "20'li yaşlarda 36 beden olan bir insanın ellili yaşlarda 40 beden olması ya da beden kitle endeksinin 28-29'lara ulaşması ve toplam vücut yağının artması son derece normaldir" dedi. Bu nedenle bazen sıkı bir kilo kontrol programına girerek kısıtlamalar yapmanın faydadan çok zarar verdiğini belirten Mumcu, tüm kilo kontrol programlarının uzman bir diyetisyen ve hekim tarafından planlanarak takip edilmesi gerektiği konusuna dikkat çekti.

Sağlıklı kiloya ulaşmak ve bunu korumak için şok diyetler uygulamak ve gıda takviyesi ilaçlar kullanmanın mucize etkiler yaratmayacağına açıklık getiren Mumcu, bunun için yeterli ve dengeli beslenmenin ve aktif bir yaşamın gerekliliğini ifade ederek, 7 basit öneride bulundu:

*Kısa sürede kilo kaybı sağladığı ve mucize etkileri olduğu anlatılan ilaçlar, gerçek kilo kaybı yerine aslında vücut suyu kaybına neden olurlar, pek çok yan etkileri vardır ve bilinçsizce kullanılmaması gerekir. Sağlıklı kiloya ulaşmak için genel bir sağlık kontrolünden sonra yaş, kilo, boy, aktivite düzeyi, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıklarınıza uygun hazırlanan diyet programlarını izleyin.

*Haftada en fazla 0.5-1.0 kg'lık kilo kaybı sağlıklı ve kalıcı olabilir. Daha fazla kilo kaybı hedeflemeyin.

*Düzenli aralıklarla yemek yiyin, öğün atlamayın. Porsiyon kontrolü için yemeklerinizi mümkün olduğunca küçük tabaklarda tüketmeye özen gösterin.

*Yemek yerken acele etmeyin, iyice çiğneyin. Tokluk hissinin mideden beyne yaklaşık 20 dakika içinde ulaştığını unutmayın.

*Kan şekerini hızla yükseltip düşüren basit karbonhidratlı ve şekerli besinler yerine tam tahıllı ekmekler, makarna, bulgur, kuru baklagiller, taze sebze ve meyve lifli besinleri tüketmeye özen gösterin.

*Vücutta oluşan zararlı maddelerin atılması ve bağırsak sağlığı için günde en az 2 litre su içmeye özen gösterin.

*Haftada en az 3 kez ve 30-45 dakika süreyle düzenli fiziksel aktivite yapmayı ihmal etmeyin.

Neden online alışverişi tercih ediyoruz?
Günümüzde artık mağazaları tabana kuvvet dolaşma devri eskide kaldı. E-ticaret sitelerinde sunulan seçeneklerin fazlalığı, mağazaya göre indirimli alışveriş yapma fırsatı hepimizi heyecanla online alışverişe yönlendiriyor. 

Zaman tasarrufu, evden çıkmadan oturduğumuz yerden alışveriş yapmanın rahatlığı, yorulmadan ayağımıza gelen hizmet, ürün çeşitliliği, ürünler ile ilgili yorumları görebilme, ürün karşılaştırmaları teslimatkolaylığı tüketicileri online alışverişe çeken en önemli unsurlar.

Yeni nesil teslimat sistemi, Pit Start Kurucusu Deniz Cem Altaca tüketicileri e-ticaret sitelerinden alış veriş yapmaya iten sebepleri sıraladı:

Avantajlı fiyatlar, indirim seçenekleri yakalıyorum
Onlarca çeşidin yanında online alışverişte bir de daha uygun fiyata ürün bulmak hepimize inanılmaz heyecan veriyor. İnternet üzerinden araştırma yapan bir çok tüketici online olarak istedikleri ürünlere hemen sahip olabiliyorlar. Hem keyifli, konforlu ve güvenli alışveriş yapıyorlar hem de çok uygun fiyat avantajlarına sahip oluyorlar.Beğendiğimiz bir ürünü incelerken sunulan "ikinci ürüne yüzde 50 indirim" veya alternatif olarak yanında bir hediye ürün vermek gibi kampanyalar tüketiciye çok cazip geliyor.

Aynı gün teslimatla ürünlerime hemen kavuşuyorum
Alışveriş yapmak adeta hepimiz için bir tutku, zamanımız ise dar. Bazen hediyeyi son dakikaya bırakmak, bazen de avm'lerde harcanan zamanın aileye tercih edilmesi online alışverişe yönelmemizde en büyük nedenler arasında. Gelişen teslimat sistemleri ile artık bilgisayar başından aldığımız bir ürün aynı gün ve hatta saatler içerisinde kapımızda olabiliyor. Neyse ki seçebileceğimiz teslimat yöntemleri sayesinde hızlı, hasarsız haftanın her günü 7/24 hizmet veren teslimat tercihi de yapabiliyoruz. Tüketicilerin ihtiyaçları doğrultusunda onları hoşnut edecek fikirden yola çıkarak kurulan yeni nesil teslimat sistemi Pit Start, aynı gün içerisinde farklı teslimat alternatifleriyle siz nereye isterseniz oraya teslim ediyor.

Zamandan tasarruf ediyorum
"İnanılmaz yoğunum, evden çıkamıyorum alışveriş yapmaya zamanım yok" diyen tüketiciler, mobil uygulamalar üzerinden e-ticaret sitelerine veya mağazaların internet sitesine giriş yaparak alışveriş yapabiliyor. Koştur koştur mağaza gezip zaman kaybetmek istemeyen tüketiciler, tek bir tuşla cep telefonları üzerinden diledikleri ürünlere hemen kavuşabiliyor.

Ürünleri ve fiyatları karşılaştırıyorum
İhtiyacımız olan ürün farklı mağazalarda satışta ise, hemen kısa bir internet araştırması ile karşılaştırma yapabilme imkanımız var. Bunun için mağaza mağaza dolaşmamıza gerek yok.

Alışveriş merkezleri çok kalabalık
Yoğun iş yaşamı ve şehir hayatı içerisinde bir de avm'lerde uzun kuyruklar beklemek tüketiciyi online alışverişe yönlendiren bir diğer neden oldu. Ev konforundan oturduğumuz yerden online alışveriş yapmak her zaman daha cazip geliyor.

Ödeme rahatlığı yaşıyorum
Çok fazla nakit paranız yok veya kredi kartınızı unuttunuz. Fakat mağazadaki ürünü de çok beğendiğiniz. Ezberlenen kredi kartı bilgileriyle hemen o markanın internet sitesine girerek tek bir tuşla ürüne sahip olmanın verdiği mutluluk anlatılmaz yaşanır:) Üstelik taksit avantajları hatta daha da indirim imkanını görmek bizi heyecandan havalara uçuruyor.

Adet ağrılarını hafifletmek için 10 öneri
Her iki kadından birinde görülen adet ağrıları, fiziksel olduğu kadar ruhsal sorunları da beraberinde getirebiliyor. Ağrının tipi ve şiddetine göre; egzersiz, sıcak uygulama, çeşitli bitki çaylarının içilmesi hatta cerrahi yöntemlere başvurulması gibi tedbirler alınabiliyor. 

Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Nadide Korkut, adet ağrıları ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Baş ağrısı ve halsizlik sık görülüyor
Dismonere denilen adet ağrıları yaklaşık her iki kadından birinde görülmektedir. Adet dönemlerinde yaşanan ve bazen günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyen ağrılar; kasıklara, bacaklara ve bele yayılan kramplar şeklinde yaşanmaktadır. Bu ağrı ve kramplara; baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, halsizlik, ishal, sinirlilik ve bayılmalar da eşlik edebilmektedir.

Giderek artan ağrılarınız için uzmana başvurun
Adetlerin oluşmasıysa birlikte ağrılar herhangi bir organik nedene bağlı olmadan yaşanabilmektedir. Doğal bir süreç olarak kabul edilen ve "Primer Dismonere" denilen bu ağrılar 20-25 yaşlarına kadar azalarak devam edebilmektedir. 20-30 yaşlarında ortaya çıkan ve artarak devam eden "Sekonder Dismonere" deniler ağrılara ise;
Miyom
Endometriosiz yani rahim içini döşeyen ve her ay adetle birlikte dökülen tabakanın karın içinde başka yerlere yerleşmesi.
Yumurtalık kisti
Polip
Genital enfeksiyonlar
Servikal darlık,
Rahim içi yapışıklık,

Bası yapan tümörler neden olabilmektedir.
Ağrının gerçek nedenini ortaya koymak için jinekolojik muayenenin yanı sıra ultrasonografi, smear testi ile ağrının özellikleri incelenmelidir. Ağrının nedeninin belirlenemediği durumlarda laparoskopik yöntemlerle karın içinde ağrıya neden olabilecek rahatsızlıkların varlığı sorgulanmalıdır.

Ağrınızın nedeni miyomlar olabilir
Ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlarla birlikte hormonal dalgalanmaların neden olduğu kasılmalara karşı doğum kontrol ilaçları kullanılabilmektedir. Kontrol altına alınamayan ve altında farklı sorunların neden olduğu ağrılara genellikle miyomlar neden olmaktadır. 40 yaş sonrası her 3 kadından birinde görülen miyomlar şiddetli ağrı ve kanamalar yapabilmektedir. 5 cm. üzerinde olan miyomların genel anestezi altında miyemektomi yöntemiyle alınması yaşana sorunların giderilmesini sağlayabilmektedir. Miyom gibi şiddetli ağrılara neden olan rahim iç zarına ve yumurtalıklara yerleşen kistlerde açık ya da laparoskopik cerrahiyle çıkarılarak ağrılar sonlandırılabilmektedir. Bütün cerrahi müdahalelere rağmen geçmeyen şiddetli ağrılar için "Presakral Nevrektomi" denilen rahim arka bölgesinden geçen sinirler kesilerek ağrıların beyne iletimi engellenebilmektedir.

Adet ağrılarını hafifletmek için…
Ruhsal ve cinsel sorunlar, eğitim yetersizliği, sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan kadınlarda ağrılı adet daha sık görülmektedir. Ailesinde adet ağrısı öyküsü olanlarda genetik faktörler dışında; koşullandırma yönü ile adet ağrılarının daha yaygın olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır Bu da adet ağrılarının psikolojik kökeni hakkında bilgi vermektedir. Yaşanan ağrıları dindirmek için;

1. Sıcak uygulama önemlidir. Sıcak banyo, karın üzerine ısıtılmış havlu uygulaması veya sıcak su torbası ağrıyı azaltabilir.
2. Spor ve egzersiz düzenli yapılmalıdır: Yürüyüş, bisiklet, yüzme gibi hafif spor ve egzersizler endorfin salgılamasını artırarak adet ağrısını azaltabilir. Sporcularda adet ağrılarına daha az rastlanır.
3. Karın kaslarının kanlanmasını artırıp gevşeme sağlayan masajlar ağrıyı giderir.
4. Akupunktur önemli bir tedavi alternatifidir. Belirli sinir bölgelerinde blokajlar yaparak; ağrı oluşturan yolakları keser ve kimyasal nöromediatörleri azaltır.
5. B vitamini, magnezyum takviyeleri ve balık yağı da ağrı giderecek nöro kimyasalları artırır.
6. Bitki çayları da başvurulabilecek yollardan biridir. Özellikle papatya, civanperçemi, sarı kantaron, nane, adaçayı, aslan perçemi, safran, maydanoz suyu hem ödem atıcı; hem de kas kramplarını önleyici özelliklere sahiptir.
7. Sigara içen kadınlarda adet ağrılarına daha fazla rastlanır. Sigarayı bırakanlar da adet ağrılarında azalma görülür.
8. Uyku, meditasyon, yoga ve pilates gibi uygulamalar kasların gevşemesini sağlayarak ağrı kontrolü açısından faydalı olabilir.
9. Lifli gıdalarla sağlıklı beslenmek adet ağrılarını hafifletebilir. Adet ağrılarına baş ağrısı karında şişlik gibi sorunlarda eşlik ediyorsa tuzu kısıtlamak olumlu sonuç verebilmektedir.
10. Karın kaslarının rahatlamasını sağlayan cenin pozisyonunda yatmak, ağrı kesici ilaç ve sıcak uygulamalarla birlikte olumlu sonuçlar yaratır

21 Şubat 2017 Salı

Ergenlik başlıyor, hazır mısınız?
Çocukluk döneminden erişkin dönemine geçişin gerçekleştiği, büyümenin ve seksüel gelişimin tamamlandığı üreme kapasitesinin kazanıldığı ergenlik dönemi hakkında Medicana Bahçelievler Hastanesi Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, önemli bilgiler verdi.

Ergenlik Belirtilerini Biliyor musunuz?
Ergenlik döneminin başlangıcı kız çocuklarında 9-12 yaş, erkek çocuklarda ise 10-13 yaş arasında olur. Erken ergenlik kızlarda 8 yaşından, erkeklerde ise 9 yaşında önce ergenlik bulgularının başlangıcıdır. İlk belirti kızlarda tek veya çift taraflı meme büyümesidir. Daha sonra cinsel bölgede ve koltuk atında tüylenme başlar. En son olarak adet görür. Erkeklerde ise ergenliğin ilk bulgusu testis büyüklüğündeki artıştır. Bunu takiben penis büyümesi, cinsel bölgede ve koltuk altında kıllanma, sesde kalınlaşma gözlenir. Kızlar da adet görme, erkeklerde ise sperm üretiminin başlaması ergenliğin tamamlandığını gösterir.

Ergenliğin başlangıç yaşı genetik özellikler, beslenme durumu, obezite, stres ve çevresel faktörlerle değişebilir. Son yıllarda beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve tüm dünyadaki sosyoekonomik zenginleşmeye bağlı olarak ergenlik başlama yaşı azalmış ve erken ergenlik tanılı hasta sayısı artmıştır. Erken ergenlik kız çocuklarında erkek çocuklara göre yaklaşık 10 kat daha fazla gözlenmektedir. Erkek çocuklarda daha nadir görülmesine rağmen buna neden olan organik bozukluklar daha sıktır.

Erken Ergenliğin Sakıncaları Olabilir

Alt yatması olası problemlerin tespiti için yaşıtlarına göre gelişimi hızlanan, erken ergenlik bulguları gözlenen kız ve erkek çocukların mutlaka araştırılması gereklidir. Tanıda gecikilmesi hayatı tehdit edebilir.

Çocukların erken ergenliğe girmesinin en büyük sakıncası boy kısalığına neden olabilmesidir. Ergenlik döneminde boy büyümesi hızlanır. Ergenlik çağının sonunda ise kızlarda salgılanan kadınlık hormonu östrojen ve erkeklerde salgılanan erkeklik hormonu testosteron büyüme kıkırdaklarının kapanmasına neden olur. Bu nedenle ergenlik döneminde yaşıtlarına göre uzun olan çocuğun büyüme kıkırdağının kapanmasıyla boy büyümesi durur ve erişkin boyu kısa kalır. Erken ergenlik çocuğun psikolojisini de etkiler ve psikososyal sorunlara yol açabilir.

Yapılan araştırmalar erken ergenlik probleminin son yıllardaki artışına gıdalar içindeki hormon ve katkı maddelerinin de neden olabildiğini göstermiştir. Hormonlarla hızlı büyütülen tavuklar, yumurtaları, yetiştirilen meyve ve sebzeler uyarıya neden olarak ergenliği başlatabilir. Aynı zamanda oyuncaklar içindeki kimyasallarda benzer hormon uyarıcı etkiyi gösterebilirler.

Erken Ergenlik Durdurulabilir mi?

Erken ergenlikte artan hormonların ayda bir kere kalçadan yapılan bir iğneyle baskılanarak ergenliğin durdurulabilmesi mümkündür. Endokrinoloji merkezlerinde bu tedavi uygulanmaktadır. Tedavi normal ergenlik yaşına kadar sürdürülür. Tedavinin kesilmesini takiben kendi hormonları tekrar devreye girerek ergenlik başlar. Bu tedavi ile epifizlerin erken kapanıp boy kısalığına neden olmasının da önüne geçilmiş olur.

Erken ergenlikte ergenliği geciktirerek boyu uzatmanın mümkün olabilmesine karşın normal zamanında başlayan bir ergenlikte tedavi ile ergenliği geciktirmenin herhangi bir yararı olmadığı yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.

Hamileyim; halterde kaldırırım yoga da yaparım
Seçtiğiniz egzersiz türü ne olursa olsun asla motivasyonunuzu kaybetmeyin. Gerçekten hoşlandığınız egzersizi yapın. Gebelik boyunca fit, sağlıklı ve zinde olmanın yüzlerce yolu olduğunu akıldan çıkarmayın. Yeter ki isteyin ve doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

Sırtınızın ağrısı sizi öldürüyor, elleriniz, ayak bilekleriniz şiş ve uyuyamıyorsunuz. Başka bir ifadeyle hamilesiniz… İşte gebelikten kaynaklanan bu ağrı ve sızıları en aza indirmek ve istenmeyen yan etkilerden kurtulmak için en iyi yol egzersizdir. Aslında gebelik dönemindeki en önemli yanılgı, egzersiz yapmaktan korkmaktır.

GERÇEK TEHLİKE HAREKETSİZLİK
Çünkü gebelik hareket etme zamanıdır. Gerçek tehlike hareketsiz olmaktır. Çünkü hareketsizlik beraberinde fazla kiloları, yüksek kan basıncını, ağrı ve krampları hatta şeker hastalığına yatkınlığı beraberinde getirir. Unutmamak gerekir ki gebelik dönemi diabeti olan kadınların %60-70'i sonraki dönemde gerçek diabete yakalanırlar.

Ayrıca egzersiz ruhsal anlamda sizi mutlu eder ve doğum sonrası da iyileşme sürecini kısaltarak, kiloları kolayca vermenize yardımcı olur.

Peki gebelik boyunca egzersiz miktarı ne kadar olmalıdır? Medical Park Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen "Eğer gebelikle ilgili tıbbi bir problem yoksa her gün en az 30 dakika egzersiz yapmak gerekir. En basit şekliyle; 30 dakika orta hızda yürüyüş ya da 10 dakikalık periyotlarla 3 kez merdiven çıkmak tarzında olabilir" diyor.

Tüm kardiovasküler egzersizlerin kan dolaşımını hızlandırdığını, kas tonusunu ve esnekliğinizi artırdığını belirten Op. Dr. Betül Görgen, hamilelerin yapabileceği 8 spor çeşidi hakkında şu bilgileri verdi:

Yüzme:
Yüzme ve suda yapılan egzersizler gebelik için mükemmeldir. Suyun kaldırma kuvveti kendinizi daha hafif ve hareketli hissetmenize neden olur. Ayrıca su bulantınızı azaltır, pozisyon ağrılarına ve şiş eklemlere iyi gelir.

Aktif Yürüyüş:
Zinde ve fit olmak için yürüyüşten daha kolay bir egzersiz yoktur. Üstelik özel bir ekipmana gerek olmadan, doğuma kadar yapabilirsiniz. İhtiyacınız olan tek şey rahat bir giysi ve spor ayakkabı.

Koşu:
Biraz daha hızlanalım mı? Kontrollü ve arada hızınızı azaltarak yaptığınız koşunun da metabolizmanıza katkısı yüksek olacaktır. Yeter ki yere sağlam basın ve eklemlerinizi incitmeyin.

Grup egzersizleri ve dans:
Yüksek tempolu olmayan aerobik egzersizleri ve danslar, kalp atışınızı hızlandırmak, mutluluk hormonlarını harekete geçirmek için mükemmel bir yoldur. Ancak büyüyen karnınızın dengenizi bozabileceğini unutmayın ve denge merkezinizi koruyun.

Salon Bisikleti:
Özellikle hafif ter atmak, kalp atışınızı güçlendirmek ve kaslarınızın doğal gerginliğini korumak için mükemmel bir yol. Ayrıca hızınızı kendinize göre ayarlamanız mümkün. Fakat bu sporu ilerleyen aylar için doktorunuza danışarak yapmakta fayda var.

Ağırlık kaldırma:
Her zamankinden bir seviye daha düşük ağırlık kaldırabilirsiniz.Çalışma setleriniz 3 ü geçmesin ve her sette 10 kez yapın.Ya da daha rahat olmak ve olası kazaları en aza indirmek için makinaları kullanabilirsiniz. Ağırlıksız yapılan tekrar egzersizlerinde doğru pozisyonlarda nefes alıp vermeyi unutmayın.

Pilates:
Gebeliğe uygun pilates kaslarınızı uzatır, iç enerjinizin dışa vurumunu sağlar. Kasların uzaması ve güçlenmesi sırt ve bel ağrılarınızı ortadan kaldırır. En önemlisi duruşunuzu düzeltir.

Yoga:
Hamile yogası, anne adayı için oldukça ideal bir spordur. Gevşeme, esneklik ve derin solumayla beraber doğum maratonuna mükemmel bir hazırlık sağlar. Fakat sıcak odada yapılan "Bikram Yoga"sından kaçınmalısınız.