Bugün yayına giren yazılar
print this page
Son Yazılar

Kadınlara aşk tavsiyeleri

Bir cevapsız aramanız var… Ondan! Şimdi ne yapacaksınız? Geri aramadan önce, bunu hak edip etmediğine karar verin. Belki aşağıdaki listenin bir faydası olur.

İşte onu geri aramamanız için bazı geçerli sebepler…

Sizi gece yarısından sonra aramış

İkinizden birisi gece çalışmıyor ise neden aramak için bu saati bekledi? İki kelime, telefon seksi. Ona hiçbir şey borçlu değilsiniz, geri aramayı bile.

Arayacağınız söylediği halde oldukça geç kaldı

Eğer telefonunuzda bir hastane ziyareti esnasında bırakılan sesli bir mesaj bulmazsanız, hiçbir özür kabul edilmemeli.

Sarhoş olduğunu tahmin ediyorsunuz

Sarhoşken telefon görüşmeleri çok keyifli gelir. Eğer duygusal bir dürtüyle özellikle siz aklına gelerek yapıldıysa hoş olabilir. Ama sarhoşken sizi arayıp, evinize uğramak istediğini söylemeyi alışkanlık haline getirdiyse bu hiç de hoş değil. Hatta reddettiğinizde bunu hatırlamayacaktır bile.

Yine aynı şey

Bu üzgün olduğunu söylemek için ilk arayışı değil. Kaç kez daha özür dilemesine ve sonra yine aynı şeyleri yapmasına izin vereceksiniz? Sizi ikna etmesi için aramasından çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu ona gösterin.

Sizi sadece seks için arar

Sadece kendi ihtiyaçları doğrultusunda hareket eden birini, işin içinde dayanılmaz bir cazibe olsa bile, hayatınızda istemezsiniz. Sizden beklentisini gayet net ortaya koymuş, öyleyse tartıştığımız nedir? Aklınızdan bile geçirmeyin!

Onu bir daha görmek istemiyorsunuz

En son görüşmenizde kendinize verdiğiniz bu sözü hatırlayın ve ondan nasıl kaçarak uzaklaştığınızı. Eylemler sözcüklerden güçlüdür, unutmayın.

Kız arkadaşı ya da karısı varsa

Diğer kadın 6 senedir bitkisel hayatta değilse ya da çift olarak çok eşli takılmıyorlarsa, bu maceraya girmek istemezsiniz. Eğer söylediği gibi mutsuzsa, neden ayrılmıyor? Yakın olduğu bir diğer insana yalan söyleyen ve aldatan bir adamın size sadık kalacağını da nereden çıkartıyorsunuz?

Eski sevgiliniz ise

Ayrılmanızın bir ya da daha fazla sebebi olmalı. Peki bu sefer daha iyi olacağını neden düşünüyorsunuz? Aklınızı tekrar karıştırmasına izin vermemeyi tercih edebilirsiniz. En azından tekrar düşünseniz iyi olur.

0 yorum

Çocukların beslenmesinde dikkat edilmesi gerekenler

Çoğu alışkanlık gibi beslenme alışkanlıklarının da çocukluk çağında edinildiğini söyleyen Diyetisyen Esra Baş Toktay, sağlıklı bir beslenme çantasının bütün besin gruplarını (süt-tahıl-et-sebze-meyve-yağ) içermesi gerektiğini söyledi.

Peynirin doğal ve kaliteli halini sunarak anne-babaların en büyük yardımcılarından biri haline gelen TEKSÜT’ün Facebook sayfasında bulunan “Beslenme Çantam” uygulaması yoğun ilgi gördü. 1000 kişinin TEKSÜT ürünleri ile dolu beslenme çantası kazandığı uygulamada anne-babalar, çocuklarının sağlıklı beslenmesi konusunda merak ettikleri sorulara da cevap buldu. Uygulama sayesinde Diyetisyen Esra Baş Toktay’a sorularını yönelten anne-babalar, çocuklarının beslenmesi konusunda altın öneriler aldı. En çok sorulan sorulardan biri ise olması gereken vücut ağırlığının üstünde olan çocuklarının nasıl bir diyet yapması gerektiği oldu.

Diyetisyen Esra Baş Toktay, TEKSÜT’ün Facebook’taki “Beslenme Çantam” uygulamasında şu önerileri verdi:

• “Çoğu alışkanlık gibi beslenme alışkanlıkları da çocukluk çağında edinilir. Çocuğunuzun sağlıklı beslenmeyi öğrenebilmesi için ebeveynler olarak siz de evdeki beslenme düzenine dikkat edip ona örnek olmalısınız. Buna ilk olarak eğer evde abur cubur çekmecesi varsa onu ortadan kaldırarak başlayabilirsiniz. Bununla birlikte dolaptaki sağlıksız meşrubatları da uzaklaştırın.

• Mutlaka her sabah hep birlikte kahvaltı yapın.

• Çocuğunuzun evden çıkmadan kahvaltı yapmasına özen göstermelisiniz. Okuldaki başarısı ve büyüme-gelişmesini sağlaması açısından kahvaltı okul çocuklarında en önemli öğündür.

• Öğünlerinizde salata, yoğurt bulunmasına özen gösterin. Ekmek seçiminizi besleyici değeri yüksek ve doyurucu olan tam tahıllı, tam buğday, çavdar ekmeğinden yana yapın.

• Akşam yemeklerinizde ağır yemeklerden ziyade sebze yemeklerini tercih etmeye çalışın.

• Yumurta insan vücudunda bulunmayan ve mutlaka dışarıdan alınması gereken çeşitli protein yapı taşlarını içerir. Başlıca A, D, E ve B vitaminleri olmak üzere diğer vitaminleri de önemli oranda içerir. Demir ve çinko içeriği de yüksektir. Bu yönleriyle yumurta özellikle çocuk beslenmesinin vazgeçilmez besinidir. Büyüme çağındaki bir çocuğun başka herhangi bir rahatsızlığı yoksa mutlaka günde bir tane yumurta tüketmesi gerekir. Yumurta çabuk bozulabilecek bir besin olduğu için okula gitmeden önce kahvaltısında tüketmesi beslenme çantasına koymaktan daha sağlıklı olacaktır.

• Sağlıklı bir beslenme çantası bütün besin gruplarını (süt-tahıl-et-sebze-meyve-yağ) içermelidir. Örneğin tahıllı sandviç ekmeğinin arasına sadece beyaz peynir değil mevsimine göre domates-marul vb. koymalısınız. Bunun yanına ayran veya süt eklemelisiniz. Farklı bir teneffüs saati için meyve-kuru meyve ve yanına kuruyemişi (badem-ceviz-fındık vb.) çantasında bulundurmalısınız. Su tüketimine özen göstermelisiniz. Çantasına koyduğunuz besinleri tüketip tüketmediğini takip etmelisiniz.

Diyetisyen
Esra Baş Toktay
• Çocuğunuz eğer öğle yemeğini okulda yiyorsa okulda uygulanan aylık yemek menüsünü edinip çocuğunuzla birlikte bu menüyü gözden geçirerek daha sağlıklı tercihler yapması konusunda onu eğitmelisiniz.

• Tatlı olarak şerbetli ve hamurlu tatlılar yerine evde hazırlanmış sütlü tatlıları tüketmesi onun için daha uygun olacaktır.

• Olması gereken vücut ağırlığının üstünde olan çocuk ve ergenlerin öncelikle bir çocuk doktoru veya endokrinoloğu tarafından muayene edilerek biyokimyasal bulguları, gerekirse ultrasonografik görüntülemelerinin incelenmesi gerekir. Bu muayene ve tetkikler sonucunda çocuğun kilo almasına sebep olan veya kilolu olduğu için gelişmiş olabilecek herhangi bir hastalığının var olup olmadığı tespit edilmelidir. Sonrasında diyetisyen tarafından çocuğun veya ergenin yaşı, vücut ağırlığı, boyu, vücut yağ analizi, sosyal hayatı, beslenme düzeni, okul saatleri vs. doğrultusunda sağlıklı beslenme programı hazırlanmalıdır. Diyetisyen bu programı çocuğun açıkça anlayabileceği şekilde onunla paylaşmalıdır. Bu program mutlaka bütün besin gruplarını içermelidir. Bu program doğrultusunda düzenli takipler, ebeveynler ve öğretmenlerin desteğiyle çocuğun sağlıksız olan beslenme alışkanlıkları olumlu yönde değiştirilebilir. Çocukluk çağında edinilen sağlıklı beslenme alışkanlığı ömür boyu sürdürülür. Program doğrultusunda hedef kilo verilmese bile alınmasını engellemektir. Bu dönemde çocukların hareketsiz yaşam sürdürmeleri de kilo alımına ve yağlanmaya sebep olabilir. Çocuğun hareketini arttırmak, birlikte yürüyüşlere çıkmak, dans etmek, yüzmeye gitmek vb. onun hareketlenmesini sağlayacak ve kilo almasını engelleyecektir.

0 yorum

Pürüzsüz bir cildin keyfini çıkarın

Aynaya her baktığınızda gözünüze batan yara, yanık ve sivilce izlerinizden ağrısız ve kısa sürede kurtulmak istemez misiniz? 

 Esteworld Plastik Cerrahi Hastanesi Uzmanlarından Dermatolog Dr. Gül Yıldırım, akne, yanık, yara ve dikiş izlerinden hamilelik ve doğum sonrası çatlaklarının giderilmesine kadar pek çok sorunun tedavisinde kullanılan fraksiyonel lazer ile mümkün olduğunu belirtti

Hemen her cilt sorununun tedavisinde kullanılan lazer sistemleri, yara ve akne izlerine de çözüm oluyor. Esteworld Plastik Cerrahi Hastanesi Uzmanlarından Dermatolog Dr. Gül Yıldırım, cildin üst ve orta tabakasında ısı hasarı oluşturarak kolajen üretimini artıran fraksiyonel lazerin, göz çevresi, dudak çevresi hatta göz kapakları gibi hassas bölgelerde dahi güvenle uygulanabildiğini belirtti.

TÜMÖR VE SİĞİL TEDAVİSİNDE DE KULLANILIYOR

Uzman Dermatolog
Dr. Gül Yıldırım
Fraksiyonel lazerin, doğum ve kiloya bağlı olarak gelişen vücut çatlakları ile ameliyat izlerini de gidermekte etkili olduğunu vurgulayan uzman. Dr. Gül Yıldırım, fraksiyonel lazerin cilt çatlaklarının tedavisindeki başarısı hakkında şu bilgileri verdi: “Herkeste görülebilen cilt çatlakları, özellikle estetik açıdan kadınları rahatsız eder. Cilt çatlakları sonucunda derinin dermis tabakasındaki kollajen ve elastik lifler hasar görür. Erken dönemde cilt çatlağı, pembe renkli ve kaşıntılıdır zamanla beyazlaşır ve deriden çökük hale gelir. 2 ila 4 hafta ara ile en az 4 seans yapılan fraksiyonel lazer tedavileriyle çatlaklarda yüzde 40 ila yüzde 80 oranında azalma ve sıkılaşma mümkündür.”

Uzman Dermatolog Dr. Gül Yıldırım fraksiyonel lazerin ayrıca derinin selim tümörleri, siğillerin tedavisi, el ve yüz gençleştirmede kullanıldığını da belirtti.

EN UYGUN ZAMAN KIŞ MEVSİMİ

Lazer uygulamalarında açık tenli kişilerin uygun vakalar olduğunu belirten Dr. Uzman Dermatolog Dr. Gül Yıldırım lazer uygulamasının ardından cildin güneş ışınlarından korunması gerektiğini vurguladı. Güneşin olmadığı kış aylarının fraksiyonel lazer yaptırmak için en uygun zaman olduğunu söyleyen Uzman Dermatolog Dr. Gül Yıldırım ,kişinin hamile olması, son 6 ay içinde retinoid tedavisi görmüş olması , deride aktif enfeksiyon varlığı ve bağışıklık sistemi ile ilgili hastalık durumlarında uygulamanın yapılmadığını hatırlattı.


0 yorum

Kadına Şiddet Utancı Sürüyor!

Her gün binlerce kadın evde, okulda, işyerinde, sokakta şiddete maruz kalıyor. Kadın cinayetlerinin bir türlü ardı arkası kesilmiyor.

Kadın hakları alanında olup biten tüm olumsuzluklar ve ihlaller her geçen gün artıyor ve tehlikeli bir noktaya gidiyor. Kadın sorunlarının gündeme geldiği 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Türk kadınının durumunu masaya yatıran Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, oldukça çarpıcı tespitler yaptı. Kadın haklarının kazanılmasında nerelerden başlandığının ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırlanması için 8 Mart’ı özel bir gün olarak nitelendiren Dr. Keçe, her şeyde olduğu gibi, önemli manaları ve büyük meseleleri bir güne sığdırmanın, sadece o günde konuşmanın ve hatırlamanın da suni bir etkiden öteye gidemediğinin altını çizdi.

Şiddet Utancı Sürüyor!

Dr. Keçe’nin günümüz Türk kadınının yaşadığı sorunlara yönelik tespitleri oldukça önemli:
"Ülkemizde ne yazık ki kadına yönelik şiddet utancı hala yaşanmaktadır. 21. yüzyılın Türkiye’sinde hala töre veya namus cinayeti, cinsel şiddet, aile içi şiddet, kadınlarımızın hor görülmesi, dövülmesi, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesi gibi olaylar yaşanmaktadır. Bir kadının sokak ortasında eşi ya da sevgilisi tarafından katledilmesinin veya küçük yaşta bir kız çocuğunun uğradığı tecavüz olayının medyada yer almadığı bir haftayı bile geçiremez olduk."

Şiddet Normalleştirildi

Kadına şiddetin temel nedenleri arasında cinselliğin de yattığını belirten Cem Keçe, "Bekaret, kızlık zarı ve cinsellik üzerine kurgulanmış olan hurafeler, ailelerde bir baskı yaratmakta, namus kavramının sadece kendi üzerine yüklenmesi ile kadına şiddet toplumda kabul görmektedir. Yani kadına yönelik her türlü şiddet bir şekilde normalleştirilmektedir" diye konuşuyor.

Sorunların Temeli Hurafeler

Dr. Keçe’ye göre sorunların temelinde eğitimsizlik var:
"Kadına şiddeti durdurmak adına alınan kolluk önlemlerinin tek başına bu sorunun önüne geçmek için yetersiz olduğu aşikardır. Sorunun kaynağında ise her olumsuzlukta olduğu gibi eğitimsizlik yatmaktadır. Bugün halen kendi bedenini bile tanımaktan uzak, sorunlarıyla başa çıkabilmekten korkan ve hurafelere, tabulara inanmayı daha kolay gören insanların çoğunlukta olduğu bir toplum süregelmektedir. Kadına şiddet başta olmak üzere, toplumdaki birçok sorunun kaynağı olan hurafelerle ve yanlış inançlarla mücadelenin tek etkin yolu eğitim, özellikle de cinsel eğitimdir."

Cinsel Eğitim ve Evllik Öncesi Eğitim Şart

Cinsel ve evlilik öncesi eğitimin önemine de dikkat çeken Cem Keçe, şu açıklamalarda bulunuyor:
"CİSED olarak kurulduğumuz günden bu yana ilan ettiğimiz deklarasyonumuzda olduğu gibi diyoruz ki: Anaokulundan başlayarak Cinsel Eğitim yasal olarak şart olmalıdır. Ergenlik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Hizmetleri yasal olarak şart olmalıdır. Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Hizmetleri yasal olarak şart olmalıdır. Evlilik Öncesi Anne, Baba ve Eş Eğitimleri yasal olarak şart olmalıdır. Tüm bu görüşlerin ışığında, Türk kadınının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü canı gönülden kutlar, bu günün sembolizminden ziyade, kadın hakları için samimi ve net önlemlerin pratiğe yansıdığı bir gün olmasını dilerim."

0 yorum

Erkekteki "Saldırganlık Geni" Bulundu

İsveçli bilimadamları, erkeği agresif hale getiren ve ilişkilerine olumsuz yön veren geni bulduklarını açıkladı. Bu geni taşıyan erkekler, diğer hemcinslerine göre problemli ilişkiler yaşıyorlar...

'Allel 334' adı verilen bu geni taşıyan erkekler, ikili ilişkilerinde ve özellikle evliliklerinde 2 kat daha problemli oluyor. Araştırmayı yürüten Stockholm Karolinska Enstitüsü Tıbbi Epidemiyoloji ve Bioistatistik Bölümü'nden Hasse Walum, "Tabii ki insanın ilişkilerinde sorunlar yaşamasında bir sürü faktörler vardır. Fakat bu özel gene sahip olan erkeklerin ikili ilişkilerinde daha problemli olduğunu gördük. Kadınlarda ise böyle bir farklılığa rastlamadık" dedi.

Sonuçları Amerikan akademik bilim dergisi PNAS'da da yayınlanan araştırma ile birlikte, gelecekte otistik, sosyal fobi ve uyum zorlukları gibi hastalıkların çözümü daha da kolaylaşacak.

Gen tespiti sırasında Karolinska Enstitüsü'nde kayıtlı bulunan 21 bin 200 ikiz kişinin listesi çıkarıldı. Bunlardan, karşı cinsle en az 5 yıldır ilişkisi olan 550'si ayrıldı. Seçilen kişiler üzerinde değişik anketler ve röportajlar yapıldı. İlişkilerinde problemi olanların yaklaşık yüzde 40'ında 'Allel 334' geni ortaya çıktı.

Bu genin en az 2 tanesini taşıyan kişinin evliliklerinde 2 misli problem yaşadıkları, bu gene sahip olmayan insanların ise bir sıkıntı yaşamadıkları gözlendi.

Enstitü'deki bilimadamlarından Paul Lichtenstein, "Bu tür genlerin insan ilişkilerini nasıl etkilediğini görmek çok heyecan verici. Bu deneyleri devam ettirmeyi düşünüyoruz" diye konuştu.

0 yorum

Ameliyatsız vücut şekillendirme ile kolayca incelme

Tüm kadınlar ince bir vücudun hayalini kurar. Eski yöntemlerle yapıldığında günlerce dinlenme gerektiren estetik operasyonlar, artık ağrısız ve acısız bir şekilde kolayca uygulanabiliyor. Yeni teknolojiyle geliştirilen yöntemler, vücut şekillendirmede estetik cerrahi işlemlerinin yönünü değiştiriyor.

Superplast Estetik Cerrahi Merkezi’nden Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Levent Taşçı ameliyatsız vücut şekillendirmeyle ilgili şu önemli bilgileri aktarıyor: “Artık estetik cerrahları elinde kanlı bisturi, kocaman doku makası ve kocaman bir çelik liposuction çubuğu ile ameliyathanelerde görmüyoruz. Bunun yerine küçücük fiber optik kanüller veya bilgisayarlar benzeri gelişmiş lazer cihazları ile yapılıyor bu mucize benzeri teknoloji destekli estetik cerrahi işlemler.

Lazer destekli estetik cerrahi ameliyatların yerini tutan uygulamalar, gerçek anlamda 2006 yılında smartlipo isimli cihazla başladı.Bu hem yağ eriten hemde o bölgedeki cildin gevşeyip sarkmamasını sağlayan cihaz, basen, göbek, kol, gıdı ve diğer vücut bölgelerinde yağ eritme yolu ile inceltme ve germe yaptığı gibi; bu cihazın daha sonra slimlipo gibi gelişmiş versiyonları yıllar içinde başka lazer cihazları ile kombine edildiğinde yüz germe ve yüz gençleştirmeden, lazer destekli meme büyütme ve küçültme uygulamalarından, lazer destekli burun estetiğine kadar tüm estetik cerrahi işlemlere bambaşka teknolojik devrim ve alt yapı oluşturdu.

Bilinçli bir hasta olarak; yüksek teknolojik destekli ameliyatlar veya uygulamaları yaptırmak isteyen ve çok daha ucuza aynı işlemi yaptırdığını düşünürken, işlem sonrası eski ameliyat sonrası sıkıntıları ve sorunları yaşayan aslında kısmen bilinçli olan bir grup hastanın bu sıkıntıları yaşamasının sebebi ise; herşeye rağmen kendilerine eski usül ameliyatların uygulanıyor olması veya teknolojiye hakim olunmaması ve eski teknoloji kullanılıyor olması olsa gerek.”

Hastaların yaşadıkları klasik liposuction deneyimlerinin lazer lipolizle karşılaştırılamayacağını belirten Taşçı, uygulamaların profesyonel ellerde yapılmasının önemine de değindi: “Hastalarımızın özellikle lazer lipoliz uygulaması yaptırılmaya çalışılırken yaptıkları seçimdeki en büyük hatalarının sebebi; en ucuza en çok yağı aldırmaya çalışıyor olmaları ve sonuçta aynı işlemin yaptırıldığı düşünülüp bambaşka uygulamalara maruz kalınılması ve aslında muhtemelen gerçekte bir lazer lipoliz uygulaması yaptırmamış durumdalar ki; yine muhtemelen klasik liposuction benzeri bir uygulamaya geçirmişler fakat lazer lipoliz geçirdiklerini düşündükleri için, lazer lipoliz hakkında haksız yere olumsuz düşünebiliyorlar.

İlk lazer lipoliz cihazımızla 0,5 ile 1 kg arasında yağ eritebiliyorken; şu anda çok daha yüksek kapasitelere çıkabiliyoruz fakat bu miktar yinede kimi zaman hastalarımda duyduğum ve korktuğum çok yüksek miktarlara teknolojik olarak zaten çıkamıyor. (Elimizde dünyada üretilen en yüksek kapasitedeki cihazların tümü olmasına rağmen) ve Amerikan İlaç ve Sağlık Örgütü’nün belli bir miktar üzerinde yağ eritimini yasaklaması nedeniyle yüksek miktarlarda yağ alınmamalı zaten hangi yöntemle olursa olsun.

Dikkat edilmesi gereken; lazer lipolizde belli bir miktarın üzerinde yağ alınmaz. Bir seferde çok miktarda yağ aldırmak isteyen hastalarımız liposuction istiyorlar demektir ve bu yüksek miktardaki yağı tek seferde aldırıyorlarsa liposuction oluyorlar demektir. Aslında o zamanda doğrusu; yapılacak liposuction uygulamasının bütün risklerinin de uygulama geçirecek insanlara anlatılmış olması gerekir.”


0 yorum

Ereksiyon sağlığın barometresidir

Yaşam biçimi, beslenme alışkanlıkları ve çevre koşullarındaki olumsuz değişiklikler, sağlığı etkileyen risk faktörlerinin artmasına yol açıyor. Sertleşme sorunu da buna paralel olarak artıyor. 

Yaşamı tehdit eden bir bozukluk olmasa da çiftlerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebiliyor ve yaşamı tehdit edebilen hastalıkların habercisi olabiliyor. Liv HOSPITAL Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Muammer Kendirci sertleşme sorununun nedenlerini, korunma yollarını ve tedavi yöntemlerini anlattı.

Erkeklerin yaşamında önemli bir yer tutan sertleşme sorunu, şok dalga yöntemi ile tedavi edilebiliyor. Liv HOSPITAL Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Muammer Kendirci sertleşme sorununun merak edilen ayrıntılarını anlattı.

40 yaş üstü her 3 erkekten 1’inde rastlanıyor
2010 yılı bulgularına göre, Türkiye’de 40 yaşın üzerindeki erkeklerde sertleşme sorunu sıklığı yüzde 33 düzeyindedir. Bir başka deyişle her 3 erkekten 1’inde sertleşme bozukluğu bulunuyor. Hastalık herkeste aynı derecede olmuyor. Genellikle daha genç yaşlarda hafif derecede bozukluklar olabilirken, yaş arttıkça sorunun ciddiyeti de buna paralel olarak artıyor. Hastalığın sıklığı yaşla birlikte belirgin olarak artış gösteriyor.

Örneğin; 40-49 yaş arasında her 100 kişiden 17’sinde ve 50-59 yaş arasında 35’inde hastalık görülürken; 60-69’lu yaşlarda her 4 erkekten 3’ünde, 70 yaş ve üzerinde ise her 5 erkekten 4’ünde sertleşme sorunu görülüyor. Bu tablo, daha genç yaşlarda sorun görülmeyeceği anlamına gelmiyor. Ancak 40 yaş altındaki erkeklerde daha az oranda görülüyor ve yaşı 40 üzerinde olanlara göre genellikle daha hafif düzeyde oluyor.
Şeker hastalarında daha sık görülüyor

Sertleşme bozukluğu olan erkeklerin yüzde 30’unda altta yatan sorun şeker hastalığıdır. Son yıllarda beslenme alışkanlıklarımızdaki değişiklikler diyabet ve obezitenin görülme sıklığının artmasına yol açtı. Şeker hastalarındaki sertleşme bozukluğu diğer nedenlerden farklılıklar gösteriyor. Genel toplum ortalamasına göre şeker hastalarında sertleşme bozukluğu daha sık görülüyor (her 4 diyabetliden 3’ünde), 5-10 yıl daha erken ortaya çıkıyor, daha ciddi düzeyde seyrediyor, diyabetin ilk belirtisi olabiliyor ve standart tedavilere daha az yanıt veriyor. Bu yüzden, şeker hastalarındaki sertleşme bozukluğunun tedavisi için daha farklı tedavi planı uygulamak gerekiyor.

Sertleşme bozukluğuna yol açan bazı durumlar
• Şeker hastalığı
• Kalp damar hastalıkları
• Hipertansiyon
• Kolesterol yüksekliği
• Obezite
• Prostat büyümesi, prostat kanseri tedavileri
• Kötü beslenme, düzenli fiziksel aktivite yapmama, kronik sigara ve alkol kullanımı
• 40’lı yaşlarla birlikte testosteron miktarında azalma.

Başka hastalıkların habercisi olabilir
Sertleşme sorunuyla bir üroloji uzmanına başvuran hastalarda, daha önce tanı konulmamış ciddi hastalıkların varlığına rastlanıyor. Ürologlara ereksiyon bozukluğu nedeniyle başvuran hastaların değerlendirilmeleri sırasında şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve kalp-damar bozuklukları ilk kez fark edilebiliyor. Yani, sertleşme bozukluğu bu hastalıkların ilk belirtisi olabiliyor. Dolayısıyla, sertleşme bozukluğu sağlığın barometresi olarak kendini gösteriyor. Yeterli ereksiyonun olup olmaması, erkeklerin genel sağlık durumlarının adeta bir belirteci gibi davranıyor. Sertleşme sorununun tedavisine yönelik girişimler de genel sağlık durumunun iyileştirilmesine katkıda bulunuyor.

Kalp-damar hastalığı riski artıyor
Kalp ve cinsel organ damarları; yapı, kalınlık ve fonksiyon açısından birbirleriyle benzerlik gösteriyor. Birinde ortaya çıkan bir sorun diğerinde de görülebiliyor. Sertleşme sorunu yaşayan kişilerde kalp-damar rahatsızlıklarının ortaya çıkma riski artıyor. Kalp-damar hastalığı olanların da yarısından fazlasında ereksiyon bozukluğu görülüyor. Orta-ciddi düzeyde sertleşme bozukluğu olanlarda ileride kalp krizi görülme riski iki kat artıyor. Dolayısıyla sertleşme bozukluğu; kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı gibi durumların ilk belirtisi olabilir, bu yüzden bu hastalıklar için bir haberci olarak kabul edilmeleri gerekiyor.

Şok dalga tedavisi yüz güldürüyor!
Sertleşme bozukluğu nedeniyle başvuranlarda, hastaların beklentileri ve istekleri göz önünde bulundurularak tedavi planını yapmak gerekir. Genellikle ağızdan ilaç tedavileriyle hastaların yüzde 70’ine yakınında başarı sağlanabiliyor. Şeker hastalarında tedaviye yanıt yüzde 30-50 düzeyine kadar düşüyor. Ağızdan tedavilerle başarılı olunamayan hastalarda enjeksiyon tedavileri kullanılabilir. Son aylarda sertleşme bozukluğunun tedavisinde şok dalga yöntemi kullanılmaya başlandı. Ağızdan ilaç kullanmak istemeyen, ilaçlara yeterince yanıt vermeyen veya cerrahi tedavi öncesinde başka seçenek isteyen hastalarda bu tedavi uygulanabilir. Penisteki kan akımını artıran bu yöntemin sonuçları oldukça yüz güldürücü. Genellikle daha ciddi sertleşme bozukluğu olan, daha önceki tedavilere yanıt vermeyen hastalarda ise cerrahi tedaviler gerekir.

İyi ereksiyon için 5 altın kural:
• Düzenli egzersiz yapın.
• Fazla kilolarınızdan kurtulun.
• Sigara ve alkolü sınırlayın.
• Akdeniz tipi beslenin.
• Testosteronunuzu kontrol ettirin.
Doç. Dr.
Muammer Kendirci

Bunları biliyor musunuz?
• Ülkemizde 40 yaş üzerinde her 3 kişiden birinde sertleşme sorunu görülüyor. Sertleşme bozukluğu tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır.
• Ereksiyon bozukluğu olan her 100 hastadan yalnız 5-10’u tedavi için doktora başvuruyor.
• Genç yaş grubunda sertleşme sorununun ciddiyeti daha hafif ve orta düzeyde seyrederken, daha yaşlı erkeklerde sorun orta veya şiddetli düzeyde görülüyor.
• Sertleşme bozukluğu için şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, obezite ve kalp-damar bozuklukları gibi hastalıklar tetikleyici faktörü oluşturabiliyor.
• Sertleşme sorunu kalp-damar hastalıklarının erken habercidir.
• Sertleşmeyi sağlayan en önemli faktörlerden birisi testosteron hormonudur. Kırklı yaşlardan sonra testosteron düzeyinde azalma başlar.

0 yorum

Gebelikte Mide Şikayetleri Mutlaka Olmalı mı?

Bulantı, kusma ve mide şikayetleri anne adaylarının özellikle hamileliğin ilk dönemlerinde sıkça yaşadığı sorunların başında gelmektedir. Bu süreçte her tür yemek, koku ve pek çok neden mide bulantısına neden olarak yediklerini çıkarma ile sonuçlanır. Ancak gebeliğin bu tatlı kaprisi ile başa çıkmak için bazı önlemlerin alınması yeterlidir. 

Memorial Ankara Hastanesi kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nesrin Fener, gebelikte mide şikayetleri hakkında bilgi verdi.

Hafif sabah bulantıları normaldir
Gebelikte bulantı, kusma ve çoğu zaman da midede yanma ile reflü en sık görülen yakınmalardır. Bulantı ve kusma adet gecikmesinden sonra görülen en erken belirtidir ve gebelerin yaklaşık % 60-80’inde görülür. Hafif sabah bulantısı ise hemen tüm hamileliklerde görülebilir. Bulantılar genellikle 5- 6’ncı haftalarda başlar 8’inci haftada zirve yaparak 14-16’ncı haftaya kadar azalır bazen de doğuma kadar devam edebilir.

Kilo kaybı ve organ yetmezliklerine kadar gidebilen tablolar ortaya çıkabilir
Gebelikte “Hiperemezis gravidarum” olarak adlandırılan %0.5-1 oranında görülen bulantı ve kusmaların daha ağır yaşandığı tablolar da görülebilir. Kilo kaybına yol açacak düzeyde bulantı-kusma, aşırı elektrolit-sıvı kaybı, bazen de karaciğer ve böbrek yetmezliğine kadar giden bir sorundur. Bu durumlarda hastanede yatırılarak tedavi edilebilir.

Sigara, ağır parfüm ve kızartma kokusundan uzak durun
Bulantı ve kusmanın tek bir nedeni olmamakla beraber kaynağı çoğunlukla kesin bilinmemektedir. Gebelik hormonları (östrojen, progesteron), tiroid bezinin çok çalışması, gastrointestinal sistem rahatsızlıkları (ülser, özofajit), psikolojik ve genetik nedenler başlıca nedenler arasındadır. Sigara, parfüm, kahve, petrol ürünleri ve kızartma gibi kokular da en önemli tetikleyicilerdendir. Bu nedenle anne adayları sigara içilen ortamda bulunmamalı, anne adaylarının eşleri ve sevenlerinin de hamilelik dönemlerinde hiç sigara kullanmaması gerekmektedir.

Mide şikayetlerinden kurtulmak için yaşam tarzı değişikliğine gidin
Mide yanması ve reflü şikayetleri ise gebelikte ortalama %30-50 oranında görülür. Erken dönemde başlayarak doğuma kadar giderek artar, genellikle doğumdan sonra düzelir. Takip eden gebelikte tekrarlama eğilimindedir. Bu durum gebelikte ortaya çıkan hormonal ve fizyolojik değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Gebelik öncesi mide şikayetleri olan hastalarda daha fazla görülmektedir. Gebelikte hem hormonların etkisiyle mide boşalması yavaşlar, hem de rahim büyüdükçe mideyi yukarı doğru iter. Sindirim zorlaşır ve aynı zamanda mide ve yemek borusu arasındaki basınç azalıp tersine dönünce yiyecekler yemek borusuna kaçar ve tahriş eder. Böyle durumlarda yaşam tarz değişiklikleri ile reflü ve mide yanmasının azaltılması amaçlanır.

Gebelikte bulantı-kusmayı önlemek için;
*Kokular tetikleyici olduğu için mutfaktan uzak durmak gerekir.
*Kuru, yağsız, tuzlu gıdalar tüketilmelidir. Sabahları tuzlu krakerler yataktan kalkmadan tüketilebilir.
*Sık sık az az yemeli ve öğün sayısı 6’ya çıkarılmalıdır.
*Limonlu su veya soda iyi gelebilir.
*Baharatlı yemeklerden uzak durmalıdır.
*Alkol, sigara, hazır meyve suları ve diğer asitli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
*Yatmadan en az 2 saat önce beslenme bırakılmalıdır.
*Zencefilin bulantıyı azalttığı bilinmektedir. Zencefil çayı içmek doğru bir tercih olacaktır.
*Bu dönemde zorunlu olmadıkça ilaç kullanılmamalıdır. Demir ve vitamin ilaçları mide şikayetlerine neden olabilir.
*Aşırı bulantı kusmalarda bulantı önleyici ilaçlar ve B vitamini kullanılabilir. Hiperemezis gravidarum gibi durumlarda da ağız yoluyla beslenme bırakılıp serum tedavisi gerekebilir.

Mide yanmaları ve reflüyü önlemek için;
*Aşırı kilo almaktan kaçınılmalı,
*Yatağın başını yükseltmeli,
*Yemekten hemen sonra uzanılmamalı ve ani olarak öne eğilmemeli,
*Aşırı sıcak besinlerden uzak durmalı,
*Yemek aralarında bol su tüketilmeli,
*Sıkı giysiler giymekten kaçınılmalı,
*Reflü yaşam kalitesini, uyku düzenini bozuyorsa ve beslenmeyi engelliyorsa tedavi edilmelidir.

0 yorum

İşte kadınların doğru bildiği yanlışlar

Uzmanlar rahim ağzı kanserinin erken evrede tedavi edilebildiğini belirtti

Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Zeki Salar, rahim ağzı kanseri ile ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerini içeren kanser sıklığı istatistik çalışmasında, rahim ağzı kanseri ne sıklık ne de yaşamı tehdit edici özelliği ile en sık görülen ilk 10 kanser arasında olmadığını belirten Op.Dr. Salar, “Hastalık, tüm kanser türleri arasında 17’inci sırada görülmektedir” dedi.

BELİRTİ VERİYOR
Rahim ağzı kanserinin sinsi bir hastalık olduğu yönündeki bilginin yanlış olduğunu kaydeden Op.Dr.Salar, şöyle konuştu: “Kadın kanserleri arasında özellikle yumurtalık kanseri başta olmak üzere birçok türde, hastalığın ileri evrelerine kadar herhangi bir belirtiye rastlanmazken, rahim ağzı kanseri erken evrelerde belirti vermektedir. Erken evrede; anormal lekelenme tarzı vajinal kanamalar, cinsel ilişki sonrası kanamalar, kötü kokulu akıntı, et suyu kıvamında akıntı, genital kaşıntı ve yanma gibi sıklıkla görülen belirtilerle kendini gösterebilir”

NEDENİ HPV VİRÜSÜ
Toplumda genel olarak rahim ağzı kanserinin nedeninin belli olmadığı yönünde yanlış düşünceler olduğuna değinen Op. Dr. Salar, şunları söyledi:

”Günümüzde birçok kanserin asıl etkeni belli değildir. Sadece bazı faktörlerin, bazı kanserlerin ortaya çıkışını kolaylaştırdığı, süreci hızlandırıldığı bilinmektedir. Örneğin; sigara içimi akciğer kanserinde, aşırı alkol tüketimi pankreas kanserinde süreci hızlandırır. Rahim ağzı kanserinde ise diğer kanserlerden farklı olarak bir virüsün kansere neden olduğu ispatlanmıştır. Bu virüs, Human Papilloma Virüsü (HPV). HPV’nin yüzden fazla çeşidi olup tümü kansere yol açmaz. Etken olarak virüsün saptanması; kabakulak, kızamık gibi hastalıklarda olduğu gibi virüse karşı koruyucu aşı geliştirme düşüncesinin oluşmasını sağlamıştır.”

VİRÜSÜN İKİ TİPİ İÇİN AŞI
Rahim ağzı kanserinin erken evrede yakalanıp tedavi edildiğinde başarı oranının yüzde 80-85 olduğunu anlatan Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Zeki Salar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Erken teşhisi çok kolay ve yine erken dönemde yapılan tedavi sonuçları son derece yüz güldürücüdür. Hastalık, günümüzde en korkutucu kanser türleri arasından çıkmış, ölümcül olmaktan çok uzaktadır. Rahim ağzı kanseri erken dönemde belirti veren özelliğinin yanında, tanısı jinekolojik muayene ve Smear Testi ile kolaylıkla konulabilmektedir."

Rahim ağzı kanserine yol açan HPV’nin 100’den fazla tipinin mevcut olduğunu anlatan Salar, sözlerine şöyle devam etti: "Günümüzde rahim ağzı kanserine yol açan iki tipine karşı koruyucu aşı geliştirilmiştir. Halen HPV’ye yönelik iki farklı aşı mevcuttur. Her ikisi de rahim ağzına sıklıkla neden olan HPV 16 ve HPV 18'e karşı koruma sağlamaktadır. Aşılar HPV’nin iki tipine karşı koruma sağlar. Ancak, bu iki virüs, rahim ağzı kanserinin oluşmasında yüzde 70 oranında sorumludur. Aşının ömür boyu koruma sağlayıp sağlamadığı kesinlik kazanmamıştır.”

Rahim ağzı kanserinde bilinen en önemli risk faktörünün HPV olduğuna dikkat çeken Op.Dr.Salar, hastaların yüzde 99.7’sinde bu virüsün saptandığını, HPV’nin cinsel yolla bulaşan en yaygın virüs olduğunu ve toplumda çok yaygın bulunduğunu sözlerine ekledi.

İHA

0 yorum

Zayıflama uğruna fıtık olmayın

Kış mevsiminde soğuk havanın kasvetiyle az hareketten dolayı alınan kilolar, havaların ısınmasıyla biran evvel verilmek isteniyor.

Soğuk kış aylarında spordan uzaklaşanlar, bahar döneminde açık spor alanları ve spor salonlarına akın ediyor. Fit olmak ve yaza zinde girebilmek uğruna, tembelleşen vücutlarına gereğinden fazla ve bilinçsiz yüklenenlerse başta fıtık olmak üzere sağlık sorunlarına davetiye çıkarıyorlar.

Yaz mevsiminin yaklaştığını bu günlerde, kadınlar mayo-bikini hazırlığı, fazla kilo ve selülitlerden kurtulmak, erkeler ise; fit ve zinde bir görünüm için spor alanlarında ter döküyor. Bu dönemde yanlış ve ters hareketler, ısınmadan spora başlamak, aşırı zorlanma gibi birçok bilinçsiz spor davranışı, bel ve boyun fıtığı oluşumunu tetikliyor.  Bu yüzde bahar aylarında yanlış spor aktiviteleri nedeni ile oluşan bel ve boyun fıtıklarında artış yaşanıyor.

SPOR ESNASINDA BELDEN BACAĞA YAYILAN AĞRI FITIK HABERCİSİ OLABİLİR
Sağlık kontrolü yaptırmak ve antrenör eşliğinde çalışmak spora bağlı hastalıkların önüne geçiyor…
Özellikle fitness, vücut geliştirme, kürek çekme, tenis gibi sporlarda daha fazla görülen bu rahatsızlıklarla karşılaşmamak için başlangıçta tam bir sağlık kontrolünden geçtikten sonra iyi bir antrenör eşliğinde ve kontrolünde bilinçli spor yapılmasının önemini vurgulayan Fizik Tedavi ve Maniplasyon Uzmanı Dr. Ali Şahabettinoğlu, belirtilerin iyi takip edilmesinin teşhis ve tedavide faydalı olacağını belirtiyor.

Antrenman sırası veya sonrasında bel veya belden bacağa doğru yayılan bir ağrı olursa bel fıtığı, ense veya enseden sırta-kola yayılan ağrı şikayeti olursa boyun fıtığı olabileceğinin akla getirilmesi ve bir fizik tedavi uzmanına başvurarak teşhis ve gereken tedaviyi yaptırmalarını öneriyor. Ayrıca Uzm. Dr. Şahabettinoğlu, manipülasyon yani elle fizik tedavide bel ve boyun bölgesine germe, bastırma, döndürme gibi çeşitli el teknikleri uygulanarak hafif vakalarda 2-3, orta vakalarda 4-5, ileri ise 8-9 seansta iyileşme sağlandığını söylüyor.

TEDAVİ BİTİNCE SPORA DEVAM EDİLEBİLİR
Fıtık tedavi edildikten sonra doktor kontrolünde belli hareketlere dikkat etmek ve aşırı yüklenmemek şartı ile genellikle tekrar spora dönülebiliyor.

Bel ve boyun fıtıklarının tedavisinde manipülasyon yani elle fizik tedavi yöntemini uygulayan ve %98 hastanın tedavisinin mümkün olduğunu ifade eden Bursa Maniplasyon Merkezinden Uzm. Dr. Ali Şahabettinoğlu, sadece %1-2 hastada ameliyat gerektiğini belirtiyor.

Bel fıtığında sadece ayaklarda ilerleyen kas gücü kaybı, idrar-büyük abdest kaçırma, boyun fıtığında da ellerde-kollarda ilerleyen kas gücü kaybı şikayeti olan ya da ameliyatsız tedaviye cevap vermeyen %1-2 hastada ameliyat gerektiğini belirtiyor.

0 yorum

Yaz makyajı hakkında yeni trendler

Sezonun makyaj trendleri
Yaz ayı gelince hangi tür makyaj yapılır? İşte size bilmediğiniz yöntemler.

İki ünlü ve başarılı makyaj artisti Nur Toktay ve Gila Benzera, Yaz sezonu makyaj trendlerini ve bu trendleri nasıl uygulayacağınızı açıklıyor…

YÜZ ŞEKLİNE GÖRE GÖLGE VERME
Temel olarak bilinmesi gereken tek bir şey var: Kusurları örtmek için gölgelendirme şart. Bunu yaparken de ciltten bir-iki ton daha koyu fondöten tercih etmek gerekiyor.

UZUN YÜZLER: Yüzün uzun görünmesinin nedeni alın yapısının yüksekliği ve çene yapısının uzunluğudur. Alnı bu görüntüden kurtarmak için çevresini koyu renkli fondöten yardımıyla gölgelendirmek gerekir. Çenenin uzunluğu çene bölgesine uygulanan gölge ile ortadan kalkar. Son olarak transparan bir pudra ile fondöteni sabitlemek yeterli olacaktır.

YUVARLAK YÜZLER: Yüze oval bir görünüm vermek için yapılan ilk iş elmacık kemiklerini belirginleştirmektir. Gölgelendirme elmacık kemiklerin altından şakaklara doğru yapılmalı. Çene kemiği de yine koyu renkli fondötenle kullanarak gölgelendirilir. Yüzde elmacık kemikleri belirgin değilse ortaya çıkarmak gerekir.

ÜÇGEN YÜZLER: Alın geniş, çene ince ve uzundur. Alnı daraltmak için ten renginden bir-iki ton koyu fondöten ile şakaklara doğru gölgelendirme yapılmalıdır. Alnın saç diplerine kadar olan bölümüne ise normal fondöten uygulanır. Gölgelendirme şakak kemiklerinde baskın iken çene bölgesinde tene uygun fondöten tercih edilerek yapılır. Üçgen yüzlerde toprak tonlarında allık sürmek gerekir. Gölge gibi algılanacağından yüzün olduğundan daha ince görünmesini sağlar. Şeftali tonları ise her ten rengine uygundur.

KARE-KÖŞELİ YÜZLER: Göze çarpan, çene kemiklerinin çıkık, alnın dikdörtgen ve aynı zamanda bombesiz olmasıdır. Alın bölgesinde yapılacak gölgelendirme yine şakak kemiklerine doğru uygulanmalıdır. Kulak memesinin alt kısmından başlayıp çeneye kadar olan bölüm ise koyu renk fondöten ile gölgelendirilir. Bu tip yüzler kemikli olduğu için elmacık kemikleri de genelde çıkıktır. Ve yüzün güzelliğini vurgulayan en önemli detaylardır.

Makyaj artisti Gila Benezra'dan:
SEZONUN DOĞAL GÖRÜNÜMLERİ
Makyajda son trend, doğal görünüm. Ve bu trend çok uzun zaman sürecek gibi görünüyor. Artık birçok kişi abartılı makyajdan kaçınıyor. Makyajı ise sadece sağlıklı ve daha canlı görünmek adına kullanıyor. Bunun için de bazı kurallara uymak gerekiyor…

• Makyajın daha hoş görünmesi için makyajdan önce temiz bir cilt hazırlanmalı.
• Cilt önce temizlenip arındırılmalı. Daha sonra nemlendirerek makyaja hazır hale getirilmeli. Temiz ve nemli bir cilt her zaman daha az makyaj gerektirir. Böylece ten makyajı daha doğal bir görünüme kavuşur.
• Seçilecek fondöten rengi kişinin teninde kaybolan renk olmalı. Fondöten seçerken uygulayacağınız ufak bir test sizi yüzünüzde maske gibi durabilecek olan fondötenden kurtarır. Çene bölgesinde uygulayacağınız renk testiyle cildinizle birebir örtüşen rengi bulduğunuzda o sizin fondöten renginiz olur.
• Yapılan en büyük yanlış bronz görünmek adına koyu renkli bir fondöten seçmektir. O zaman fondöteni boyuna belki dekolte bölgesine de sürmek zorunda kalırsınız.
• Bronz bir görünüm elde etmek için doğru ten renginizde seçtiğiniz fondötenin üstüne bronz pudra uygulayın. Alın, çene, elmacık kemikleri ve burun dışındaki bölgeler mutlaka aydınlık kalmalı.
• Allığınızı hafifçe gülümseyerek yanaklarınıza dairesel hareketlerle sürün. Allık seçimlerinizi canlı renklerden yana yapın. Unutmayın, dikkat çekici tonlar sizi olduğunuzdan daha sağlıklı ve daha genç gösterir.

0 yorum

Pirinç kilo aldırmıyor, tok kalmanıza yardımcı oluyor..

Yeni çalışma, bu popüler tahılın gerçekten doyurduğunu gösteriyor-

Diyet Yapanların Dikkatine: Pirinç Tok Kalmanıza Yardımcı Oluyor.. Kilo Almanıza Değil!

Las Vegas, -Ağustos 2012- Yeni araştırma, beyaz ve kahverengi pirinçten oluşan bir garnitürün öğünlere leziz bir aroma ve besleyici öğelerden daha fazlasını kattığını göstermektedir. Aslında, bu çalışmanın Gıda Teknolojisi Uzmanları Enstitüsü (Institute of Food Technologists / IFT) Yıllık Toplantısı’nda bugün açıklanan sonuçları, beyaz ya da kahverengi pirincin, hem yemekten zevk almaya hem de kalorileri kontrol etmeye çalışan kişiler için son derece önemli olan doygunluğu ve tokluğu sağladığını kanıtlamaktadır.

Kahverengi ve beyaz pirincin tokluk ya da doygunluk üzerindeki etkilerini inceleyen ilk insan klinik çalışmasında, Minnesota Üniversitesi Gıda Bilimi ve Beslenme Bölümü’ndeki araştırmacılar, beyaz ve kahverengi pirinçten oluşan 400 kalorilik kahvaltıları 400 kalorilik standart glikoz çözeltili kontrolle kıyaslayan normal kilolu 20 erişkin erkek ve kadın arasındaki tokluk işaretlerini karşılaştırmıştır. Her denek farklı zamanlarda üç test kahvaltısı yapmış ve ardından araştırmacılar yemekten dört saat sonra açlık ve tokluğu değerlendirmiştir.

Sonuçlar tokluğun test kahvaltıları arasında anlamlı ölçüde farklılık gösterdiğini, hem beyaz hem de kahverengi pirinçte glikozlu içeceğe kıyasla artan tokluk ve doygunluk yaşandığını göstermektedir.

“Sonuçlarımız, beyaz ve kahverengi pirincin tokluk ya da doygunluk verdiğini ve doygunluk kalorileri kontrol etmeyi kolaylaştırdığı için, her ikisinin de öğünlere ek ya da atıştırmalık olarak harika bir seçim olduğunu gösteriyor,” diye açıklayan, araştırmayı yürüten Minnesota Üniversitesi’nden bir araştırmacı Snow Wang sözlerine şöyle devam ediyor: “Ayrıca beyaz ve kahverengi pirincin doygunluk değerleri arasında bir fark yoktu ki, bu her ikisinin de sağlıklı, dengeli, kalori kontrollü bir diyetin parçası olabileceğini ortaya koyuyor.”

Bu çalışma, pirinç tüketen kişilerin pirinç yemeyen kişilere kıyasla fazla kilolu olma olasılığının daha düşük olduğunu, daha dar bel çevresine sahip olduğunu ve genel olarak daha sağlıklı bir beslenme düzenleri olduğunu gösteren yakın zamanda yayımlanmış iki çalışmayı da içeren gelişen literatüre katkıda bulunmaktadır.1,2

Pirinç, kilo vermek ya da sağlıklı bir beslenme düzenini korumak için mücadele eden milyonlarca Amerikalı için akıllıca bir seçimdir. Yarım bardak pişmiş pirinç, sadece 100 kaloridir. Pirinç genellikle sebze, meyve, yağsız et ve fasulye gibi sağlıklı besinlerle yendiği için, sağlıklı, dengeli bir beslenme düzeni sağlamaya yardımcı olabilir. Aslında, Nisan ayında San Diego’da Deneysel Biyoloji 2012’de sunulan bir çalışma, beyaz ya da kahverengi pirinç yemenin beslenme düzenini geliştirmeye, kilo ve diğer hastalık risklerinin kontrolüne yardımcı olduğunu göstermiştir. Tufts Üniversitesi, Friedman Beslenme Okulu’nda Ulusal Sağlık ve Beslenme İncelemesi Araştırması 2007-2008 verilerine dayalı olarak yürütülen araştırma, erişkinlerle çocuklar dahil pirinç yiyen kişilerin anlamlı ölçüde daha fazla folik asit, demir, potasyum, B6, B12, A ve D vitaminleri aldığını ve yağ ve doymuş yağdan tükettikleri kalorinin yüzdesinin daha düşük olduğunu göstermiştir.

Ayrıca kahverengi pirinç, %100 öğütülmemiş hububattır ve beyaz pirinç, demir dahil önemli besin maddeleri ve folik asit açısından zengindir.

“Öğünlerde pirinç yemenin birçok yararı var,” diye belirten ABD Pirinç Federasyonu, Yurtiçi Üretim Başkan Yardımcısı Anne Banville sözlerine şöyle devam ediyor: “Lezzetli, çok yönlü, besleyici ve artık kilo kontrolüne yardımcı olabileceğini de biliyoruz. En çok pirinç tüketen ülkelerdeki nüfusun genellikle en zayıf ve dünyanın en sağlıklı kişileri arasında olması hiç şaşırtıcı değil. Pirinç, aynı zamanda porsiyon başına yalnızca 20 kuruşluk maliyetiyle en bütçe dostu gıdadır.“


0 yorum

Regl dönemlerinde inanılmaz değişim!

Pek çok bayanın ortak sorunu adet öncesi gerginliği. Kadınlar regl dönemlerinde işte böyle değişiyor!

Baş ağrısından öfkeye kadar bir dizi şikayete yol açan bu sendroma karşı çeşitli tedavi yöntemleri uygulanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, bu durumun bir hastalık olmadığı için kadının yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için tedavi uygulandığını söylüyor.

Kadınlar her ay adet dönemlerine yakın fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşıyor. İşyeri ve aile içi tartışmaları en çok bu dönemde oluyor. Çünkü kadınların hoşgörüsü, sabrı, dayanma gücü en aza iniyor. Gece sürekli delinen uyku, şiddetli baş ve karın ağrıları, halsizlik, aşırı tatlı yeme isteği, mutsuzluk, karamsarlık duygusu kadınları esir alıyor. Her ay tekrarlanan Adet Öncesi Gerginlik Sendromu olarak tanımlanan bu değişiklikler, kadınların hayatını zorlaştırıyor. Kadınların bu zor anlarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmak ve hayatını kolaylaştırabilmek amacıyla Acıbadem Maslak Hastanesi'nde Adet Öncesi Sendromu yaşayan kadınlara özel bir klinik kuruldu.

"Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği" Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, adet öncesi dönemde her 100 kadından 95'inin fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşadığını, yüzde 40'ının ise bu gerginlik yüzünden günlük yaşamda sorunlarla karşı karşıya kaldığını, bunların da yüzde 5-10'unun çok ciddi boyutlarda rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor.

Üstelik bu belirtiler her kadına göre de değişiyor. Sendrom; adetten 2–14 gün öncesinden başlayan fiziksel ya da ruhsal çok değişik bulguların ortaya çıkması fakat adet kanamasıyla birlikte 10–12 günlük süre içinde kaybolması, adeta değişik bir kişilik yapısında hayatını sürdürmesi, ay ve ay tekrar etmesi ile kendini belli ediyor.

SARA, MİGREN ATAKLARINI ARTIRIYOR

Adet öncesi dönemde kendi tanısını almış birçok tıbbi rahatsızlık (sara, migren, astım nöbetleri, alerjik reaksiyonlar gibi) artabiliyor. Bu hastalıklar kendilerine özgü tedavilerinin yanısıra, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu'nun tedavisinden de yarar görebiliyorlar. Sara hastası bir kadın adet öncesinde hastalığıyla ilgili bir alevlenme yaşıyorsa, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu tedavisinden de sara adına yarar görebiliyor.

PROGESTERON HORMONU VÜCUDUN DÜZENİNİ ALTÜST EDİYOR

Adet öncesi döneminde salgılanan progesteron hormonuna vücut ve beyin uygunsuz tepkiler gösterebiliyor. Tamamen doğal ve fizyolojik olan bu biyolojik süreç de vücudun progesteron hormonunun azalıp yükselmesine verdiği bir anlamda uygunsuz tepki veriyor. Kültürel yapıda ağrının algılanmasında önemli bir etken. Kadının ekonomik ve sosyal özgürlüğüne kavuştuğu kültürlerde bu bulgular daha çok ruhsal yönden ortaya çıkıyor. Ruhsal bulguların ortaya konmasının kabul görmediği kültürlerde fiziksel bulgularla ortaya çıkıyor, eşine bağırmanın hoş karşılanmadığı kültürde bel ağrısıyla kendini gösterebiliyor.

HASTAYA 'ADET GÜNLÜĞÜ' TUTTURUYORUZ

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, çeşitli yakınmalarla gelen hastanın dikkatli dinlenerek bulguların adet düzeniyle karşılaştırılması sonucunda tanı konulduğunu belirtiyor.

Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam ediyor: "Bir iki ay süresince hastanın tuttuğu günlükler bize yardımcı oluyor. Her gün hangi bulguları ne şiddette hissettiğini böylece ölçebiliyoruz. Altta yatan bir hastalık olmadığından yapılacak testlerin tanıda fazlaca bir faydası yok, hepsi genelde normal çıkacaktır. Ancak benzer şekilde rahatsızlıklar varsa bu hastalıkların tek tek değerlendirilmesi ve şikayetlerin bu nedenlerden kaynaklanmadığından emin olunması gerekiyor.

ADET ÖNCESİ GERGİNLİK SENDROMUNU AZALTAN UYGULAMALAR

- Tedavide ilk nokta kadının bu konuda bilgilendirilmesidir. Bunun bir hastalık olmadığının anlatılması gerekiyor. Tedavinin kendi yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için verildiğinin ifade edilmesi gerekiyor.

- Sağlıklı bir beslenme önemli. Daha az işlemden geçmiş doğal yiyecekler, sebze, meyve tüketilmesi, pirinç, patates, yulaf türevi yiyecekler, düşük yağ oranlı beyaz etler, baklagiller, doymamış yağ karbonlarını içeren bitkisel yağlar, sağlıklı beslenmenin temelini oluşturuyor. Adet döneminde daha da çok dikkat etmek gerekiyor.

- Çikolatadan, çok şekerli, tuzlu yiyeceklerden uzak durulması öneriliyor. Doğal isteğe karşı kan şekerini dengede tutmak lazım. Çikolata yenilince şeker yükseliyor, aniden düşüyor. Vücut ani artış ve azalmaya olumsuz tepki veriyor.

0 yorum
 
Kadın Sağlıklı Yaşam : Web sitesi | NetWork Grup | üyesidir
Copyright © 2011. Kadın ve Sağlık - Tüm hakları saklıdır
Kadın Sağlıklı Yaşam Websitesi sayfaları NetWork Grup
tarafından hazırlanmıştır
LOGO4