Kilo vermekte sorun çıkaran 10 hormonal sebep


Medicana International İstanbul Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fevzi Balkan, kilo vermekte zorluk çeken, diyet ve egzersize rağmen yetersiz kilo verenlerin aşağıdaki hormonal sebepler yönünden araştırılması gerektiğini ifade etti.

1-İnsülin Direnci: Göbek yağlanması, karaciğer yağlanmasının en sık sebeplerinden biridir. Açlık krizleri, doyamama, halsizlik, yorgunluk, sık acıkma gibi şikayetlere sebep olur. 8 saat açlık sonrası ölçülen insülin ve kan şekeri düzeyi ile hesaplanabiliyor.

2-Tiroid Hormonlarının Yetersiz Çalışması: Hashimoto hastalığı, tiroid ameliyatı veya tiroid iltihabı sonrası gelişebiliyor. Tiroid hormonlarının yetersiz salgısı vücutta su tutulumu, ödem, kilo alımı, kas ağrısı, adet düzensizliği, kabızlık yapabiliyor. Tanı kandaki hormon düzeylerine bakılarak konabiliyor. Tedavisi ömür boyu dışarıdan tiroid hormon ekstresi alarak yapılabiliyor.

3-Böbreküstü Bezlerinin Fazla Çalışması: Böbreküstü bezinden aşırı kortizol salgılanması cushing sendromu olarak da biliniyor. Aşırı kortizol salgısı kilo alımı, insülin direnci, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, adet düzensizliği, tüylenme artışı ve aydede yüze sebep olabiliyor.

4-Polikistik Over Sendromu: Genç bayanların %7'de görülebiliyor. Adet düzensizliği, tüylenme artışı, yüzde tedaviye rağmen geçmeyen sivilceler, kilo alımı gibi belirtiler gösteriyor. Yumurtalık ultrasonunda çok sayıda kistin görülmesi ve hormon tetkiklerinde bozukluklar ile teşhis edilebiliyor. Tedavi edilmezse kemik erimesi, kilo alımı, kısırlığa sebep olabiliyor ve rahim kanser riskini artırabiliyor.

5-Cinsiyet Hormonlarının Azalması: Erkeklerde testosteron bayanlarda östrojen hormon düzeylerinin azalması ile teşhis edilebiliyor. Erkeklerde testosteron azlığı kas gücünde kayba, ereksiyonun olmamasına, yağlanma artışına ve kısırlığa sebep olabiliyor. Kadınlarda östrojen azalması daha çok menapozda adetlerin kesilmesi ile oluyor. Sıcak basmaları, stres,çarpıntı, kilo artışı ile kendini gösteriyor.

6-Büyüme Hormonu Fazlalığı(Akromegali):Büyüme hormonunun hipofiz bezinde adenom olmasına bağlı fazla çalışması tüm organların ve boyun orantısız büyümesine kilo artışına, şeker hastalığı ve kalp hastalığı riskinin artmasına sebep olur.

7-Prolaktin Hormon Fazlalığı: Hipofiz bezinden salgılanan bir hormondur. Kadınlarda memeden süt gelme, adet düzensizliği, tüylenme artışı ile kendini gösterirken erkeklerde daha çok ereksiyon olamama ve görme kaybı ile kendini gösterir. İlaç ve bazı özel durumlarda cerrahi tedavi gerektirebilir.

8-D Vitamini Eksikliği: Eksikliği maalesef çok fazla. Güneş ışınlarına yetersiz maruziyet, ofis ortamında çalışma sıklığını artırıyor. Genelde belirti vermiyor. Kas kemik ağrıları, halsizlik, bağışıklık sistemi zayıflığına bağlı sık enfeksiyon geçirme, kemik erimesine sebep olabiliyor. Eksikliği insülin direncini ve şeker hastalığı riskini artırabiliyor.

9-Reaktif Hipoglisemi: Basit ve rafine karbonhidrat tüketiminden genelde 1-2 saat sonra halsizlik, uyuklama, sersemleme, terleme, çarpıntı ile seyreden karbonhidrat alınınca rahatlama olan hastalık tattlı ihtiyacını artırarak kilo aldırıyor. Tedavide ara öğünlü ve düşük glisemik indeksli beslenme bazen ilaç tedavisi gerekebiliyor.

10-Kortizon Ve Östrojen İçeren Hormon Preperatlarının Dışarıdan Kullanımı

loading...

Yaşınızı söylemeye çekinmeyin

Çevresel ve genetik faktörler sebebiyle daha erken yaşlanma belirtilerini gözlemliyoruz fakat Örümcek Ağı Estetiği yaşınızı dondurmayı başarıyor!

"İleride bıçak altına yatmak istemeyen pek çok kişi, henüz yaşlanma belirtileri başlamadığı halde, mevcut güzelliğini korumak için Örümcek Ağı Estetiği yaptırıyor" diyen Estetik Plastik ve Rekonstrüktif cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, erken yaşlarda Örümcek Ağı Estetiğine artan talebin arkasında, insanların güzelliklerini koruma bilinci olduğunu söyledi: "Bireyler artık yaşlanmadan koruyucu önlemler almak istiyorlar. Bu bilinç hızlı bir şekilde gelişti ve gençlik son derece eğitimli ve donanım sahibi.

Yaşlanınca neler yaşayacağını, cildinde ne gibi değişimlerin olacağını çok iyi biliyor ve 20'li yaşlarda henüz ince çizgileri oluşmadan önlemler almaya bakıyorlar. Geliştirdiğim ameliyatsız cilt yenileme tekniği Örümcek Ağı Estetiğinin bu kadar sevilmesinin nedenlerinden birisi de bu aslında".

Cilt 25 yaşından sonra yaşlanmaya başlar

"Kolajen kırılmalarının 25 yaş sonrasında başladığını biliyoruz. Bu kırılma gözle görülebilen bir düzeyde değil, öncelikle cilt altında başlıyor. Eğer siz bu noktada Örümcek Ağı Estetiği ile müdahale ederseniz, yaşlanma sürecini durdurur, daha ileri yaşlara itersiniz. Genç kalabilmek bir ütopya gibi düşünülse de, bugün estetik cerrahinin geldiği teknolojik donanım, yeni yapılan çalışmalar, vücudun asıl neye ve nasıl ihtiyacının olduğunun çok daha iyi bilinmesi, güzel ve genç kalmayı hayal boyutundan çıkarıyor" diyen Op. Dr. Cihantimur, Örümcek Ağı Estetiğine bu yaşlarda başlayıp, muazzam bir koruyuculuk sağlanabileceğini vurguladı. Bu sayede hep yaşın geriden takip edileceği için, yaşının iyisi olmak mümkün ve yaşını söylemekten çekinmeyenlerin oranının bu sayede artığını söylüyor.

İyileşme süreci kısa, kesi yapılmıyor

"Tüm bu saydıklarıma ek olarak artık çoğu zaman zamansızlıktan dem vuran modern dünyamıza, iyileşme süreci kısa, kesi yapılmayan Örümcek Ağı Estetiği ile ayrıca cerrahi işlemlerin olası risklerini de ortadan kaldırıyoruz" diyen Cihantimur, hastaların uygulama sonrası derhal sosyal yaşantılarına dönebildiklerinin altını çizdi ve ekledi: Teknik özellikle ameliyatsız bir şekilde yapılabildiği gibi, içerisine Cihantimur Yağ Transfer tekniği de eklenerek operasyon şeklinde yapılabiliyor. Neden yağ enjeksiyonu? Çünkü içerisinde kök hücre var ve kök hücre ise bu isteklerimizi cevaplayabilecek bir yapıya sahip en büyük silah ve en verimli halde yağ hücrelerinde bulunuyor. Hastamızın genellikle göbek ya da kalça bölgesinden bir miktar yağ alıyoruz, bunu kök hücreden zengin hale getiriyoruz. Bu haliyle Total Yüz Yenileme olarak, muhteşem bir değişime imza atıyoruz".

loading...

Parlayan Bronz Bir Ten İçin Süper Yaz Besinleri ve İçecek Tarifi

Yazı bronz bir tenle geçirmek isteyenler, güneş yağları, güneş kremleri, hangi saatte güneşlenmeleri gerektiğine dair birçok bilgi araştırıyor. Fakat bronzlaşma sadece bunlarla ilgili değil. Beslenme tarzımız ve seçeceğimiz besinlerde bronz bir ten için son derece gerekli ve önemli. 

Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber'in önerileri ve bronzlaştıran içecek tarifi ile bu yaz sağlıklı bronzlaşmak mümkün.

SAĞLIKLI BRONZ TENİN SIRRI BETA KAROTEN

Beta karoten özellikle turuncu-kırmızı sebzelere rengini veren, vücutta A vitaminine dönüşen pigmenttir. A vitamini deri sağlığı için en gerekli vitaminlerden biridir. Deri bütünlüğünü korur ve saç ve tırnak sağlığına destek olur. Beta karotenden zengin sebzeler sadece brozlaşmayı hızlandırmaz aynı zamanda güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı koruma sağlayarak deri kanserine yakalanma riskini azaltır.

BRONZ TENİN SIRRI: HAVUÇ, TATLI PATATES, KAYISI

Yaz mevsiminin beta karotenden en zengin besinleri havuç, tatlı patates ve kayısı. Bunlar dışında mısır, domates, kırmızıbiber, ıspanak, kavun da beta karoten içeriyor.

PARLAYAN BRONZ BİR TEN İÇİN BAŞKA NELER YEMELİ?

Yumurta sarısı

Yumurtanın sarısı da A vitamininden oldukça zengindir. Bu nedenle bronzlaşmanın hızlanmasında etkili besinlerin başında yumurta sarısı gelir. Yaz sıcaklarında yumurta yemekte zorlanıyorsanız sebzeli omlet, menemen gibi yumurta kokusunu çok hissettirmeyen yemeklerden faydalanabilirsiniz.

Mango

Mangoda A vitamini öncülü maddeleri yüksek oranda içeren meyvelerdendir. Yaz sıcaklarında meyve olarak tüketilebileceği gibi dondurma ile karıştırılarak milk shake veya buz ile karıştırılarak frozen olarak da tüketilebilir.

Zeytinyağı

Zeytinyağı tüketmek daha bronz bir cildiniz olmasına yardımcı olmasa da bronzlaşmış teninizi daha uzun süre muhafaza etmeniz açısından gerekli besinlerin başında gelir.

Çilek

İçerdiği antosiyanidin sayesinde kollojen dokunun desteklenmesini ve sağlıklı kalmasını sağladığı için deri sağlığı açısından önemlidir.

Kuruyemişler

Kuruyemişler daha bronz olmamızı sağlamasa da içerdikleri selenyum sayesinde derimizi kötü dış etkenlere karşı korur ve daha sağlıklı gözükmesine yardımcı olur.

Somon

Zengin A vitamini kaynaklarından biri olan somon da daha hızlı bronzlaşma sağlamasının yanı sıra deri sağlığının korunması açısından da destek oluyor. Aldığınız omega-3 yağ asitleri sayesinde kalp sağlığınızı korumak da cabası.

BRONZLAŞTIRAN İÇECEK

MALZEMELER (4 KİŞİLİK)
½ adet sarı tatlı kavun, çekirdekleri çıkartılmış
1 adet şeftali, yıkanmış, soyulmuş, çekirdeği çıkartılmış
4 adet kayısı, yıkanmış, soyulmuş, çekirdeği çıkartılmış
2 adet havuç, yıkanmış, soyulmuş
1 parça taze zencefil
1 su bardağı taze sıkılmış portakal suyu
1 su bardağı Hindistan cevizi suyu
1 top dondurma

YAPILIŞI: Malzemeleri küp küp doğrayarak blendera koyun, portakal suyu ve Hindistan cevizi suyunu ilave edin. Ayran kıvamında bir içecek oluşuncaya kadar karıştırın. Afiyet olsun.

loading...

Cildinizin rengine göre güneşten korunmanın yolları

Yaz aylarında güneşten korunmanın cilt sağlığı için önemli olduğunu belirten Amerikan Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Erkan Koyuncu; "Güneşe maruz kalmak ciltteki pigment üreten hücreleri uyarır, melazmanın oluşmasına ve tekrarlamasına neden olur. Yaşlılık lekesi olarak bilinen lentigolar ise güneşe maruziyetin en fazla olduğu alın, yanaklar, burun, dekolte ve el üstlerinde daha fazla görülürler," dedi.

Güneş, cilt lekelerinin oluşumunda en önemli etkendir. Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte, özellikle ciltte oluşan lekelere karşı daha duyarlı olunmalı ve tedbir alınmalıdır. Genelde kadınlarda yanaklar, burun, alın ve dudak üstünde kesin oluşum sebebi bilinmeyen kahverengi geniş lekeler (melazma) daha çok buğday ve esmer tenlilerde 30'lu yaşlardan sonra görülmektedir. Son araştırmalarda ise tiroid sorunu olan kadınlarda melazmanın daha sık görüldüğü saptanmıştır. Açık tenli kişilerde güneşin deride yıllar içinde yarattığı etkiyle ortaya çıkan ve lentigo olarak adlandırılan "yaşlılık" lekeleri ise daha geç yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Bunlar güneşe maruziyetin en fazla olduğu alın, yanaklar, burun, dekolte ve el üstlerinde daha fazla görülürler.

Bazı ilaçlara bağlı olarak leke oluşumu artmaktadır. Kalp ve tansiyon ilaçlarıyla antibiyotikler güneşe duyarlılık yaratarak lekeye neden olabilirler. Leke oluşumu ve tedavi yaklaşımında kullandığınız ilaçları dermatoloğunuza belirtmeniz de önemlidir. Ayrıca, melazması olan kişilerde mümkünse doğum kontrol haplarının kullanılmaması önerilir. Leke tedavisinde ayırıcı tanı önemlidir. Dermatoloğunuz tarafından yapılan incelemede lekeyle kendini gösteren birçok hastalık tanısı konulduktan sonra, farklı yaklaşımlarla tedavi edilebilir. Klasik leke tedavi yaklaşımı her hastalık için uygun değildir.

Güneşe maruz kalmak ciltteki pigment üreten hücreleri uyarır ve melazmanın oluşmasına ve tekrarlamasına neden olur. Bu yüzden güneşten ve solaryumdan uzak durmak, uygun ve yeterli miktarda güneşten koruyucu kullanmak melazmanın ve lentigonun oluşmaması için birinci şarttır. Özellikle bahar ve yaz aylarında yüz bölgesine tahriş yaratabilecek işlemlerin uygulanmasından kaçınılmalıdır. Bu tür işlemler leke oluşumunda veya melazmanın tetiklenmesinde rol oynar.

Kimyasal soyucular, renk açıcı özellikli ürünler, (ablatif/nonablatif) lazer uygulamaları leke tedavi yaklaşımları arasında yer alır. Ancak sonuçlar her zaman yüz güldürücü değildir. Kullanılan yöntem ne olursa olsun tedavinin en önemli adımı, yapılan işlem sonucunu korumaktır. Tam iyileşmeden güneşe korunmasız çıkılması durumunda daha ilk günün sonunda lekelerin tekrarladığı görülebilir.

Güneş koruyucuları melazma ve leke tedavisinde vazgeçilmezlerdir. Güneşten koruyucuların UVA ve UVB ışınlarına karşı etkili geniş spektrumlu fiziksel veya kimyasal koruyucuları içeren ürünleri yeterli miktarda ve sıklıkta uygulanmalıdır. Dışarı çıkmadan 30 dakika önce yüz ve boyun için yaklaşık iki parmak boyu sıkılan güneş koruyucu bütün gün güneşin zararlı etkilerinden koruyacaktır. Leke tedavisinde güneşten korunmayla leke açıcı ilaçlı krem kombinasyonları etkili olmakla birlikte, belirgin bir etkinin ortaya çıkması için 3-4 ay gibi bir süre gerekmektedir.

Yeterli yanıt alınamayan çok dirençli lekelerde ikinci basamak tedavi yöntemi olarak glikolik asit ve TCA gibi kimyasal peeling yöntemleri ve fraksiyonel lazer, düşük enerjili Q anahtarlı lazer veya bunların bir arada kullanılması esasına dayanan kombine lazer uygulamaları uygulanabilir. Ancak hiçbir peeling veya lazer uygulamasının leke tedavisinde kesin ve kalıcı bir etki gösterdiği iddia edilemez.

Güneş yanığıyla karşılaşıldığında yapılması gerekenler:

Çocukluk çağında bir ya da daha fazla su kabarcıklı güneş yanığı, kişinin melanom yani deri kanseri geçirme olasılığını iki kattan fazla artırır. Kişiler tüm yaşamları boyunca alacakları toplam UV'nin %50'sine yaşamlarının ilk 20 yılında maruz kalmaktadır. Bu nedenle özellikle çocukların güneşten korunması, ileri yaşlarda gelişebilecek deri kanserlerinin önlenmesi açısından çok önemlidir.

Güneş yanığıyla karşılaşıldığında öncelikle gölgeli bir yere geçilmeli ve yanan bölgeye soğuk suyla kompres uygulayıp sakinleştirici, parfümsüz bir nemlendirici sürülmelidir. Güneş yanıklarında vücuda yoğurt, diş macunu, limon gibi şeyler sürülmemeli ve vücut su toplarsa bir cilt hastalıkları uzmanına danışılmalıdır. Bol sıvı alımı da çok önemlidir. Aşırı su ve tuz kaybı vücudun ısı-ayar sisteminin bozulmasına neden olur.

Güneş çarpması olarak adlandırılan tabloda ise; yüksek ateşle birlikte çarpıntı, bulantı, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk, kol-bacak kaslarında ağrılı kramplar, huzursuzluk, bayılma, havale, bilinç bulanıklığı, yürüme ve konuşma güçlüğü, halüsinasyon gibi semptomlar ortaya çıkar. Zamanında müdahale edilmezse ölüme bile neden olabileceğinden bu durumlarda muhakkak acil müdahale gerekmektedir.

Güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak isteyen kişilerin dikkat etmesi gerekenler:

*Gün ortasında güneşte bulunma zamanını sınırlayın. Özellikle yaz aylarında 10.00-16.00 saatleri arasında dışarıya çıkmamaya çalışın.
*Güneşin beton, su ve kumdan yansıyarak gölgede bile yakacağını bilin.
*Mümkünse sıkı dokunmuş, güneşten koruyucu özellikli giysiler (UPF) giyin ve baş çevresini yaklaşık 10 santimetre genişliğinde çevreleyen geniş kenarlı şapkalar takın.
*Kataraktı önlemesi nedeniyle güneşten koruyucu gözlükler kullanın.
*Cildinize dışarıya çıkmadan 20 dakika önce geniş spektrumlu (UVA/UVB) ve yüksek SPF (güneşten koruma faktörü) içeren koruyucu ürün sürün.
*Güneş koruyucunun üzerinde yazan koruma değerine ulaşmak için ortalama bir yetişkinin bir seferde tüm vücuduna yaklaşık 35 ml güneş koruyucu ürünü sürmesi gerekiyor (2mg/cm2).
*Güneş koruyucu özellikle dudak üstü, burun, yanaklar, kulaklar, boyun, sırt, eller, kolların dış yüzü, ayak üstleri, saçsız baş derisine sürülmeli, yüzme ve aşırı eforlardan sonra her 2-3 saatte bir tekrarlanmalıdır.
*Her gün yarım saat baş, kol ve bacakları çıplak olarak güneşlendirilen bebek, vücudu için gerekli D vitaminini sentezler. Düzenli koruyucu kullanımı sonrasındaysa D vitamini yetmezliği geliştiğine dair herhangi bir laboratuvar sonucuna rastlanmamıştır. D vitamin sentezi olsun diye koruyucu kullanmayıp kansere yakalanma riskini artırmak yerine, yeterli dozda güneşten faydalanmak önemlidir.

loading...

Kırmızı Et Tüketimine Dikkat Edin

Yıl içinde kırmızı et tüketiminin en çok artış gösterdiği dönem olan Kurban Bayramı yaklaşıyor. Sindirimi zor besinler içerisinde yer alan et, yanında fazla miktarda karbonhidratla yenildiğinde, kolesterol ve kan şekeri düzeyinde ani yükselişlere sebep olabiliyor. Bu nedenle özellikle yüksek risk grubu içerisinde yer alan belirli bir yaştaki bireylerin dikkatli olması gerekiyor. Memorial Hizmet Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Bedia Sander, Kurban Bayramı’nda sağlıklı kalmak için önerilerde bulundu.

Taze ve yağlı et sağlığınızı bozabilir
Sağlıklı bir yaşam sürmenin temel unsurlarından biri dengeli beslenmedir. Dengeli beslenmenin ilk basamağı olan protein ve güçlü bir protein kaynağı olan et ise özellikle çocuklar, gençler ve doğurganlık çağındaki kadınlar için son derece önemlidir. Kırmızı etin kalori değeri, yağ miktarı, et kaynağının doğal ortamda beslenip beslenmediği, nasıl pişirildiği ve tazeliği altı çizilmesi gereken önemli noktalardır. Taze ve yağ oranı fazla olan etler, sağlığa daha çok zarar vermektedir.

Fazla et tüketimi kalp ve tansiyon hastaları için riskli
Kolesterol açısından zengin ve kalorisi yüksek olan kırmızı etin aşırı tüketilmesi kalp ve tansiyon hastaları için risklidir. Özellikle koroner kalp hastası, 40 yaşın üzerinde, az hareket eden, kilolu, kolesterolü ve tansiyonu yüksek olan hastaların kırmızı et tüketimine dikkat etmeleri gerekmektedir. Kırmızı et tüketimi ile birlikte sakatat tüketimi de ürik asit yüksekliğine neden olduğu için gut ve böbrek hastalığına yol açmaktadır.

Bayramda mangal keyfinin sonu kötü bitmesin
Kırmızı et tüketirken yağsız ve fazla tuz eklemeden pişirilmiş olmasına dikkat edilmelidir. Eti pişirirken ateşe yakın tutmamalı ve yanması önlenmeli, tercihen fırında ya da sebze ile birlikte pişirilmelidir. Etin mangal yöntemi ile ateşe yakın pişirilmesi kanserojen maddelerin oluşmasına neden olmakta ve bu durumun kalın bağırsak kanserine sebep olabileceği bilinmektedir. Tüm bayram süresinde protein ihtiyacımız göz önüne alındığında günlük 200 mg geçmeyecek şekilde protein alınmalıdır. Bu genel vücut ihtiyacının üzerinde olsa da kurban bayramı için nisbeten güvenli bir sınırdır. Ayrıca etin tüketim miktarının kişinin yaşına, boyuna, kilosuna ve kronik bir hastalığı olup olmadığına göre değiştiği unutulmamalıdır.

Tatlı servislerini yemekten 2 saat sonra yapın
Bayram sofralarının vazgeçilmezi tatlılar konusunda da seçici olmak gerekmektedir. Sadece kolesterol ya da diyabet hastaları değil, sağlıklı insanlar da tatlı tüketiminde dikkatli olmalıdır. Kan şekerini dengede tutmak için o öğünde ki yemek miktarını azaltıp tatlıyı ara öğün şeklinde tüketmek daha doğru bir yaklaşımdır. Sofralarda şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar ya da meyve tatlıları tercih edilmelidir.

Gün içerisinde taze sebze ve meyve tüketimi önemli
Bayramlarda zamansız tüketilen şeker ya da tatlılar, beslenme saatlerinin değişmesine neden olmaktadır. Gereğinden fazla et ya da tatlı yenildiyse günün geri kalanı meyve, salata ve sebze gibi besin değeri yüksek ancak kalorisi düşük besin gruplarından tercih edilmelidir. Taze meyve ve sebzeler, tok tutma özelliğine sahip olduğu için kurtarıcı olduğu unutulmamalıdır.

Her gün yenen kırmızı et hayati risk doğurabilecek hastalıklara neden olabilir
Harvard Üniversitesi’nin araştırmasına göre her gün kırmızı et yemek, ölümcül hastalıklara yakalanma riskini artırmaktadır. 30 yıldan fazla süren araştırma, kırmızı et tüketiminin kanser ve kalp krizini tetiklediğini ortaya koymaktadır. Her gün salam, sosis ve jambon gibi işlenmiş et tüketenlerde erken ölüm riskinin yüzde 20, işlenmemiş et tüketenlerde ise yüzde 13 olduğu gözlenmiştir. Günlük tüketilen et miktarını 40 grama düşürmenin; erkeklerde 10, kadınlarda ise 13 erken ölümden birini engelleyebileceği ifade edilmiştir.

loading...

Çay içerek zayıflayın

İncecik bir vücuda sahip olmanızı sağlayacak diyet, sağlıklı ve zinde görünmenizi sağlayan egzersiz programlarının yanına bir de bitkisel yöntemlerle uygulayacağınız tedavi ve kürleri de eklediğinizde istediğiniz sonuca ulaşmanız hayal değil.

Kilosuna dikkat edenler arasında metabolizmayı hızlandırmak günümüzün en merak edilen konuları listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Büyük çoğunluk fazla kilolardan kurtulmaya çalışırken gündelik koşturmaca nedeniyle düzenli egzersiz yapmak için yeterince vakit ayıramıyor. Bu nedenle diyet sürecini destekleyici mucizevi iksirler peşinde koşuyor.

Bu noktada metabolizmayı hızlandıran çay veya yiyeceklerin devreye girdiğini söyleyen Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aslıhan Küçük, “Bitki çaylarının metabolizmayı hızlandırma etkisi sayesinde kilo vermeye yardımcı olduğu bilimsel çalışmalar tarafından kabul ediliyor. Ancak bitki çayları kilo vermeye sadece yardımcı olur.

Kilo almanıza veya verememenize neden olan beslenme biçimini değiştirmeden, fazla hareket etmeden sadece yağ yakıcı bitki çaylarını içerek kilo vermek pek mümkün değil. Ama bitki çayları zorlu bir süreç olan diyet sırasında size çok fazla yardımcı olabilir” dedi ve istediğiniz sonuca ulaşmanızda yardımcı olacak tarifleri paylaştı:

Metabolizmanızı hızlandıran çay karışımı:
• 1 tatlı kaşığı dağ kekiği
• 1 tatlı kaşığı biberiye
• 1 tatlı kaşığı yeşil çay
• 1 tatlı kaşığı mate çayı
• 1 tatlı kaşığı funda yaprağı

Yapılışı: Yarım litre sıcak suda bütün malzemeleri demliyoruz üzerine yarım litre soğuk su ilave ederek ve elma ve limon dilimleriyle karıştırıp içebilirsiniz.

İştah kapatan çay karışımı:
• 4-5 adet gülhatmi
• 3 adet ardıç tohumu
• 1 kahve kaşığı mate yaprağı
• 3 yemek kaşığı ebegümeci
• 2 yemek kaşığı kuşburnu
• 1 adet zencefil
• 1 adet kabuk tarçın
• 1 yemek kaşığı melisa
• 2 yemek kaşığı sinameki
• 2 yemek kaşığı civanperçemi
• 2 çay kaşığı tere tohumu
• 3 yemek kaşığı ıhlamur
• 3 yemek kaşığı elma kurusu

Yapılışı: Malzemelerin hepsini karıştırıp mikserden geçirin. Elde etiğiniz tozdan her sabah 2 yemek kaşığı kadarını 2 su bardağı kaynar suyun içine atıp karıştırın. 5 dakika demlenmesini bekleyip aç karnına içebilirsiniz.

Gazdan kurtaran çay karışımı:
• 1 yemek kaşığı rezene
• 1 yemek kaşığı kekik
• 1 tatlı kaşığı tane kimyon
• 1 tk anason

Yapılışı: Bütün malzemeleri sıcak suyla demleyin. Yemeklerden sonra birer fincan içebilirsiniz.

Greyfurtlu zayıflama çay karışımı:
• 1 tatlı kaşığı tarçın
• 1 Greyfurt
• 2 çorba kaşığı maydanoz tohumu
• 2 çorba kaşığı rezene
• 1 tatlı kaşığı bal
• 1 litre kaynamış su

Hazırlanışı: Malzemeleri 1 litre kaynamış suya koyup 10 dakika demlendikten sonra içebilirsiniz

Yağ Yaktıran enerjik çay karışımı:
• 1 yemek kaşığı kırmızı çay
• 1 yemek kaşığı mate çayı
• 1 tatlı kaşığı yasemin çayı
• 1 çubuk tarçın
• 4 top karabiberi
• 1 litre su
• Portakal dilimleri
• Nane Yaprakları

Hazırlanışı: Malzemelerin üzerine yavaş yavaş sıcak su dökülerek ağzı kapatılır, 5 dakika beklenir. Süzerek gün boyunca içebilirsiniz.

loading...
Logo_4