Boşanmanızı çocuğunuza nasıl açıklamalısınız?

Hukuksal anlamda boşanma, evlilik sözleşmesinin bitmesidir. Ancak boşanma, hukuki yönden gerçekleştiği gibi, duygusal, psikolojik, ekonomik, sosyal ve anne baba olarak da farklı süreçlerden geçer. Boşanma birçok kişi için bir kayıp olarak algılanır.

Ailedeki herkesin duygusal süreçleri farklı zaman ve şekillerde yaşanır. Çoğunlukla problemler, tarafların farklı aşamada olduğunu göremiyor olmasından kaynaklanır. Boşanmayı isteyen genelde uzun zamandır bunu düşünen taraf olur. Kişi, muhtemelen yas tutma evrelerini tamamlamış ve yeni bir hayata geçmeye hazırdır. Fakat diğer eş henüz o aşamaya gelemediyse karşı tarafa yoğun öfke duyguları besleyebilir. Bunlar da çatışmaları daha da alevlendirebilir.

Çatışmalı bir evlilik çocuklara da faydadan ziyade zarar getirir. Medicana International İstanbul Hastanesi Uzman Psikolog ve Pedagog Reyhan Ateş Yücel; Kavgaların tükenmediği, eşlerin birbirini tahrip ettiği kimi zaman yok saydığı evliliklerin içinde yetişen çocuklar çok daha derin psikolojik problemlere sahip olabildiklerine dikkat çekiyor.

Karı Koca İlişkiniz Her Zaman Bitebilir Ancak Çocuklarla Anne Baba İlişkiniz Asla Bitmemeli
Çocuk sahibi olan ailelerde boşanma süreci hukuksal anlaşmanın bitişi ile son bulmaz. Boşanma sonrasında çocuklarla ebeveyn arasındaki bağ mekansal olarak değişse de duygusal anlamda her zamanki gibi devam etmelidir. Evden ayrılan ebeveyn düzenli aralıklarla çocuğu ile görüşmeyi sürdürmelidir. Ayrılan ebeveynler çocukları ile ilgili konularda medeni bir şekilde uzlaşmanın yolunu bulmalılardır. Karı koca arasında yaşanan ve evliliği sonlandırmaya götüren çatışmalar hiç bir zaman çocuklara yüklenmemelidir.

Boşanıyorsunuz, Peki Çocuğunuza Nasıl Açıklamalısınız?
Boşanmayı çocuklara duyurmak anne babanın ortak işi olmalıdır. Alınan kararın iletilmesi çocuğun yaşına göre de farklılık göstermelidir. Okul öncesi dönemde çocuklara çok yalın ve kısa açıklamalar yapmak uygundur. Çocuk büyüdükçe soruları da artacak, onu ilgilendiren kısmı ile ilgili cevapları arayacaktır. Boşanmanın nedeninin asla o olmadığı, karı kocaların kimi zaman anlaşamadıkları, aynı evde yaşamanın onlar için zor olduğu, ama anne baba olarak onun her zaman yanında olduklarını söylemeleri yeterlidir. Sordukları ya da merak ettikleri konulara kısa ve öz cevaplar vermeyi deneyebilirsiniz.

Farklı Yaşlar, Boşanmaya Farklı Tepkiler Gösterir
Boşanmanın gerçekleştiği dönemde çocuğun içinde bulunduğu gelişim basamağı ve yaşı, çocuğun bu olayı algılayışı ve olaylara vereceği tepkilerini etkileyen faktörlerin başında yer almaktadır. Sakin ve huzurlu aileler çocuklarının da bu dönemi sakin geçirmeleri için çabalarlar. Bu tür çocuklar boşanmanın etkilerini en minimal düzeyde yaşayacak çocuklardır.

Okul öncesi dönemde bulunan çocuklarda regresyon gözlenebilir. Bebeksi davranışlarda artış, alt ıslatma, konuşma gerilemesi gözlenebilir. Kimi çocuklar ebeveynlerini, kendilerinin evden uzaklaştırdıklarını düşünebilirler. Ben merkezci düşünce yapısı hakim olduğundan ayrılmanın sebeplerini kendi davranışlarında arayabilirler. Huzursuzluk ve öfke nöbetleri görülebilir.

Okul çağındaki çocuklara bakıldığında ise bu çağdaki çocuklarda boşanma sonrasında yoğun üzüntü gözlenebilir. Daha küçük çocuklar üzüntülerini sembollerle eşleştirebilirken, bu yaştaki çocuklar başlarına ne geldiğinin farkındadırlar. Çok uç noktada üzüntü yaşarlar ve gelecekten korkarlar. Kendisi için artık güvenli hiçbir yerin olmayacağını ve kendisini isteyebilecek her hangi birilerinin de çıkmayacağı hissine kapılırlar. Bazı zamanlarda da evden gitmesi gerekenin kendisi olup olmadığını sorarlar.

9 ve 10 yaş çocuğu boşanmanın gerçeğini tam olarak algılayabilen çocuklardır. Kaos olarak yaşadıkları dünyalarına bir düzen getirebilmek için savaş verirler. Genelde duygularını kendilerine saklamaktadırlar. Ayrılıkla ilgili olarak konuşmak dahi istemeyebilirler. Boşanmadan dolayı utanabilirler. Okul başarıları düşebilmektedir. Arkadaşlarıyla olan ilişkileri kötüye gidip bozulabilir. Davranışlarına bakıldığında genelde geri çekilen, tahripkar, düşmanca, kavgacı, yıkıcı tutumlar gösteren çocuklar olarak gözlenebilirler.

Yapılan araştırmalara göre ergenlik dönemi, boşanmadan en fazla etkilenen yaş grubunu oluşturmuştur.

Boşanma, kendi kimliklerini aradıkları, bağımsızlık mücadelelerini verdikleri bir zaman diliminde karşılarına çıkmıştır. Boşanmayla ergenler, genellikle taraf tutmak, bir ebeveyninin yanında olmak durumunda bırakılabilirler. Bazıları evden ayrılan ebeveynlerine suçu yükleyip evde kalan ebeveyne yardıma girişirler. Bazıları kendilerine dönük aktivitelerle uğraşırken bazıları da evi tamamen terk etme eylemine girişebilirler. Ama bir çoğuevlilik ile ilgili olan düşüncelerinde hayal kırıklığına uğramaktadırlar ve evlenmekten ya da kendileri çocuk sahibi olmaktan kaçınabilirler. Boşanma sonrası ergenlik döneminde olası problemler, okul başarısızlığı, ilişki problemleri, ebeveyne karşı düşmanca tavırlar, evden kaçma olabilir.

Hangi yaşta olursa olsun çocuklar, daha önce hiç dert etmedikleri konuları dert edinmeye başlarlar. "Boşanma sonrasında nerede yaşayacağız?", "Okulumu değiştirmek zorunda kalacak mıyım?", "Arkadaşlarıma ne söyleyeceğim?" "annemi ya da babamı istediğim zaman görebilecek miyim?". Çocukların tüm bu sorularına cevap vermek önemlidir.

loading...

Yaz tatiliniz sağlığınızı bozmasın

Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte tatil planları yapılıyor, erken rezervasyon indirimlerinden yararlanılmaya çalışıyor. Peki konaklama alanı seçerken sağlık tarafında nelere dikkat ediliyor?

Prof. Dr. Yonca Tabak özellikle astım hastalarının yaz aylarını nasıl geçirmeleri ve tatil alanlarının nasıl olması gerektiğine değiniyor. “Halı kaplı otel odaları ve klorlu havuzlar astımı tetikliyor.” diyen Tabak, yapılması ve yapılmaması gerekenleri sıralıyor.

Tatil yeri seçiminde erken rezervasyon imkanları, bütçeye uygunluk, konfor, denize ve şehir merkezine uzaklık gibi etkenler ön planda olurken, sağlık konusu geri planda kalıyor. Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, astımlı kişilerin, özellikle de astımlı çocukların yaz tatillerini sorunsuz geçirebilmeleri için ipuçları veriyor.

Konaklama Alanlarının Seçilmesi

Kısa süreliğine de olsa evimiz olarak kullanacağımız konaklama alanları, tatilin başrol oyuncusu oluyor. Bu yüzden en dikkat edilmesi gereken konunun, bu alanların seçimi olduğunu belirten Tabak, “Özellikle astımlı çocukların %90’ının ev tozuna karşı alerjisi var. Tozun da en çok halıda biriktiğini göz önünde bulundurursak, konaklama yapılacak mekanın halı kaplı olmamasına özen gösterilmeli.” diyor.
Astımlı kişilerin özel eşyalarını da tatile yanında getirmesinin önemli olduğunu söyleyen Tabak, anti alerjik yatak kılıfı gibi özel eşyaların kullanımına tatil süresince devam edilmesinin, olası olumsuz durumları engelleyeceğini belirtiyor.

Havuz mu? Deniz mi?

Yaz aylarında serinlemenin en doğal yolu olan suyla temasta da dikkatli olunmasının gerekliliğine değinen Prof. Dr. Yonca Tabak, astımlı kişilerin havuza mesafeli olmasının önemli olduğunu söylüyor. “Havuz temizliğinde kullanılan yüksek miktardaki klor, sıcak havada buharlaşarak solunum sistemine ulaşıyor. Bu da vücutta kimyasal bir ürünün solunmasına benzer etki yaratıyor. Deniz suyunun ise sinüsleri temizleme ve burnu açma özelliği bulunuyor” diyen Tabak, astımlı kişiler için deniz suyunun daha sağlıklı olduğunun altını çiziyor.
Tabak, ayrıca deniz suyunun sinüsleri açmasıyla kış aylarında daha az astım alevlenmesi yaşanacağını ve kışa daha hazır girileceğini sözlerine ekliyor.

Prof. Dr. Yonca Tabak
Yeme İçmeye Dikkat!

Astımlı her 10 çocuktan 8’inde reflü bulunduğuna dikkat çeken Tabak, bunların çoğunun “sessiz” reflü olduğunu ve tüketilen abur cuburlar ile astımı da tetiklediğini belirtiyor. Bu anlamda özellikle yaz aylarında tüketilen buzlu ve gazlı içeceğin yanı sıra, kızartma, ketçap, çikolata ve kakaolu gıdalardan da uzak durmanın çok doğru bir hareket olacağını söyleyen Prof. Dr. Yonca Tabak, yatmadan 2 saat önce meyve tüketimine son verilmesi gerektiğini aktarıyor.

Gün içinde alınan toksinlerden arınmanın en doğal yolunun ise bol bol su tüketmek olduğuna değinen Tabak’ın özellikle değindiği konu ise özenli davranmak. “Tatil diyerek ilaç kullanımını ve düzenli hayatı bozmamak gerekiyor. Astım ilaçlarının kullanımının tamamen kesilmesi gibi durumlar, keyifli tatili ciddi bir tehlikeye dönüştürebilir.”

loading...

Çene yapısındaki bozukluk çiğneme ve konuşmada sorun çıkarır

Pek çok kişi çiğneme ve konuşmada zorluk çektiği halde sorununun nereden kaynaklandığını bilmez. Oysa birçok vakada sorun çene bozukluğundan ileri gelir ve tedavisi mümkündür. KadıköyŞifa Kadıköy Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Ceren Saruhanoğlu, çene bozukluklarının yarattığı sorunları ve tedavi şeklini anlattı.

Günüzümüzde kişilerin yüz, çene ve dişlerinin düzgün yapıda olması için yapılan cerrahi tedavi yöntemi olan ortognatik cerrahi eski yunanca da orgos (düz) ve gnagos (çene) kelimelerinden türetilmiştir. Ortognatik cerrahi, bireyin diş, çene ve yüz yapısındaki bozuklukların ortodonti (tel tedavisi) işlemi ile düzeltilemediği durumlarda ortodontik tedavi ile birlikte uygulanan cerrahi tedaviye verilen addır. Bu ameliyatlar sonucu kişinin diş, çene ve yüz dokularının birbirleriyle olan bozuk ilişkileri düzeltilmektedir.

Alt ve üst çene arasındaki yapısal bozukluk çok çeşitli nedenlerden dolayı olabilir. Aşağıda belirtilen tüm bu yapısal bozukluklar ortognatik cerrahi ile tedavi edilebilir.

Prognatizm: Alt çenenin önde olması - class III malokluzyon
Mikrognatizm: Alt çenenin üst çeneye göre olması yetersiz gelişimi - class II malokluzyon
Retrognatizm: Alt çenenin üst çeneye göre geride konumlanması (gelişim geriliği olmayan durumlarda)
Laterognatizm: Alt çenenin üst çeneye oranla sağa ya da sola daha fazla gelişmesidir.
Mikrognati: Üst çenenin alt çeneye göre daha geride gelişmesidir.
Open-Bite: Dişlerin kapanış esnasında temas etmemesidir.
Mikrogenia: Çene ucunun normalden küçük olmasıdır.
Makrogenia: Çene ucunun normalden büyük olmasıdır.
Ortognatik cerrahi çok iyi planlanmalı!

Ortognatik cerrahi planlaması çok detaylı yapılmalıdır. Öncelikle hastanın alt üst çenesinden ölçü alınır ve bu modeller alçıdan dökülerek hastanın çene ilişkileri detaylı bir biçimde incelenir. Panoramik, sefalometrik ve çene eklemi görüntülemeleri değerlendirilir. Hastanın sefalometrik analizi yapılır ve tüm bu analizlere göre yapılacak cerrahi işlemler kararlaştırılır. Ameliyat öncesinde ortodontist mevcut dişleri ameliyat ortamına hazırlamak için hastanın ortodontik tedavisine başlar. Dişler istenilen düzeyde konumlandıktan sonra hastanın çenelerinin yeniden konumlanması için hasta operasyona alınır. Ortognatik cerrahi ameliyatları tam donanımlı hastanelerde yapılır. Operasyonlardaki genel amaç ilişki bozukluğu bulunan kemiklerin düzgün kesi hatları ile yeniden yapılandırılması ve sabitlenmesidir. Sabitleme işlemi doku dostu özellikli ufak vidalarla yapılmaktadır.

Ameliyat sonrası bakım büyük önem taşır!
Ameliyat sonrası bakım çok önemli olduğundan hasta ameliyatı takiben yapılan işleme göre 1 - 3 gün süreyle hastanede kalır. İlk günler beslenme sıvı gıdalarla olur. Çoğunlukla ilk iki hafta sıvı - yumuşak beslenme devam eder. Hasta ancak ikinci haftanın sonunda çiğneme fonksiyonunu yavaş yavaş kullanır. Operasyon sonrası hem çenelerin konumlarını hem de dişlerin konumlarını sabitlemek için ortodontik tedaviye devam edilir (pekiştirme tedavisi).

Ortognatik cerrahi operasyonları, hastaların;
• Çiğneme, ısırma ve yutma sorunları
• Konuşma problemleri
• Kronik çene ve TME(çene eklemi) ağrısı
• Karşıt çene ile kapanış bozukluklarını tedavi etmeye yöneliktir.

Ortognatik cerrahi tedavisi hastanın ağız, diş, çene fonksiyonlarının düzeltilmesinin yanı sıra hastaya çoğunlukla yeni bir estetik görünüm sağlamaktadır. Bu operasyonlar sonrasında yeni ve ideal bir görünüme sahip olan hastaların aynı zamanda ameliyat sonrasında kendine güvenlerinde artış görüldüğü bilimsel araştırmalarla tespit edilmiştir.

loading...

İşte 12 maddede siyah çayın faydaları

Sabah uyandığımız anda ilk yaptığımız iş mutfağa gidip su kaynatıp çay demlemek…

Misafirimiz geldiğinde sohbetin keyfini arttırmak için yaptığımız en sıcak ikram yine siyah çay…
Hepimizin alışkanlığı, güzel bir yemeğin üzerine ilk aklımıza gelen yine siyah çay…

Kısaca siyah çay, hayatımızın her alanında olmazsa olmazımız. Peki siyah çay içmek hayatımızda bu kadar yer alırken sağlığımıza nasıl etki ediyor hiç düşündünüz mü?

Diyetisyen Sanem Apa Doğan, günün her saati elden düşmeyen siyah çayın bilinmeyenlerini ve sağlığa faydalarını anlattı;

1. Daha iyi çalışan kalp: 2009 yılında yapılmış bir çalışmada günde 3 – 4 fincan siyah çay içen kişilerde; çevresel etkenlerle birlikte değerlendirildiğinde, inme riskini günde 1 fincan içenlere göre % 21 oranında azalttığını göstermiştir. Harvard'ta yapılan başka bir çalışma ise kalp krizi riskini % 44 oranında azaltabileceğini göstermiştir. Kötü kolesterol dediğimiz LDL kolesterol seviyesini ise % 11 oranında düşürebilir.

2. Kansere karşı koruyucu: Yapılan çalışmalar siyah çay tüketimi ile alınan polifenol ve kateşinlerin bazı kanser türlerinin oluşumuna karşı koruyucu etki yarattığını göstermiştir. Örneğin düzenli olarak günde 2- 3 fincan siyah çay içen kadınlarda meme ve over (yumurtalık) kanseri oluşumunun azaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca akciğer kanseri gelişimini de azaltabilir.

3. Sağlıklı kemikler: Siyah çayda bulunan fitokimyasallar ile düzenli tüketim sağlandığında güçlü kemikleri destekler, kemik yoğunluğuna katkıda bulunur, osteoporoz ve artrit riskini azaltır.
4. Diyabet riskini azaltır: Özellikle Akdeniz Bölgesi'nde yaşayan yaşlı bireyler ile yapılmış çalışmalar da düzenli olarak günde 1- 2 fincan siyah çay tüketimi yapıldığında, Tip 2 diyabet oluşumunun % 70 oranında düşürülebildiği ihtimali üzerinde durulmuştur.

5. Ağız Sağlığı: Yapılan çalışmalar siyah çayın plak oluşumunu azalttığı ve çürük oluşumuna neden olan bakteri gelişimini kısıtladığı üzerinde duruyor. Siyah çayda bulunan polifenoller, ağız boşluğunda bulunan bakterilerin diş plak oluşumunu ve yapışkanlık tadına neden olan enzimlerin gelişimini engelliyor.

6. Ağırlık denetimi sağlar: Özellikle karın çevresi yağlanmasını azaltırken, yağ yakımını ve ağırlık kaybını destekleyici etki gösterir.

7. Antioksidanlar: Polifenol içeriği yüksek olan siyah çay, DNA hasarını engelleme ile ilişkilidir. Tütün ve diğer toksin maddelerden kaynaklı olarak oluşan bu DNA hasarı için özellikle meyve ve sebzelerle desteklenmiş bir diyette siyah çayın yeri mutlaka olmalıdır. Açık ve limon ilave edilerek içilen çay ile antioksidan alım kapasitenizi arttırmanız kolaylaşır.

8. Stresi azaltır: Siyah çayda bulunan L- theanine rahatlama ve uzun süreli daha iyi konsantrasyon sağladığı çalışmaların ortak sonuçlarıdır. Gün içerisinde ortalama 2- 3 fincan siyah çay tüketildiğinde stres hormonu olan kortizol seviyesinin düştüğü gözlemlenmiştir.

9. Güçlü bağışıklık sistemi: Siyah çay, içeriğindeki alkylamine antijenleri ile bağışıklık sistemini güçlendirir. Siyah çay virüsler ile savaşır. Bu da sizin bağışıklık sisteminiz için koruyucu kalkan olur.

10. Düzenli sindirim sistemi: Bağışıklık sistemini geliştirmeye ek olarak siyah çayda bulunan tanenler aynı zamanda mide ve bağırsak hastalıkları üzerinde iyileştirici etki sağlar ve sindirim sistemi aktivitesinin azalmasına yardımcı olur.

11. Enerji arttırır: Yüksek kafein içeriği olan diğer içeceklere göre siyah çayda bulunan düşük kafein oranı kan akışına yardımcı olurken, beyin fonksiyonlarını da güçlendirir. Ayrıca metabolizma ve solunum sistemiyle kalp ve böbrekleri de uyarır.

12. Mutluluk faktörü: Doğru şekilde toplanmış ve kurutulmuş çay yapraklarından elde edilen siyah çayı demlediğinizde size mutluluk vermez mi? Hem de bunu tüm vücut fonksiyonlarını korurken yaparsa. Bu nedenle doğru şekilde toplanmış, doğru markalarıtercih etmeli

SİYAH ÇAY İÇERKEN DİKKAT
• Güvenilir şekilde toplanmış, kurutulmuş ve paketlenmiş siyah çayı tercih etmelisiniz.
• Koyu ve bayat çayları içmeyiniz.
• Demir eksikliği olan kişilerde çay özellikle yemeklerden hemen sonra içilmemeli en az 30 dakika beklenmelidir.
• Yaşlılar, çocuklar ve hamileler açık şekilde mümkünse limonlu çay içmeyi tercih etmelidirler.
• Doğru beslenme alışkanlıkları içinde gün içerisinde 3- 5 fincan siyah çay içebilirsiniz.

Diyetisyen Sanem Apa Doğan

loading...

Mobilya seçiminde kadınlar söz sahibi

Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER)'nin, Nielsen Araştırma şirketine yaptırdığı markalı mobilya tüketicilerinin profilini ortaya koyan araştırmada ev mobilyası seçiminde kadınların karar verici olduğu ortaya çıktı

Türkiye mobilya sektörünün yüzde 75'ini temsil eden MOSDER'in, Nielsen Araştırma şirketine yaptırdığı 'MOSDER 2015 Tüketici Tutum Davranış, Marka, İmaj ve Konumlama Araştırması'na göre; mobilya ve mutfak dolapları satın alımlarında karar kadınlardan çıkıyor. Ev mobilyası alımında kararın yüzde 80'i, mutfak dolapları alımında ise kararın yüzde 95'i kadınlar tarafından veriliyor.

Satın almada en çok dikkat edilen kriter yüksek taksitlendirme
Mobilya alımına karar veren kadınların 4'te 3'ü mobilya satın alırken 'taksitli' alışverişi tercih ediyor. Satın almada en çok dikkat edilen kriterin yüksek taksitlendirme olduğu ortaya çıkarken, Türkiye'deki mobilya satışlarının yaklaşık yüzde 70'i de ana caddelerdeki mobilya mağazalarından gerçekleşiyor. Bugün mobilya seçiminde en fazla söz sahibi olan kadınlar, evlerini de genellikle kendi zevklerine göre dekore ediyor. Bu süreçte de zamanın modasına, mobilyanın kullanışlı olup olmamasına, dayanıklı ve konforlu olup olmamasına dikkat ediyor.

Araştırmanın bir başka sonucuna göre, mobilya değiştirme veya satın alma kararında en çok etkili olan kriterler ise, bir önceki yıllara oranla artış gösteren; yeni modellerin çıkması, aynı mobilyayı kullanmaktan sıkılma, ev değiştirme ve evlilik olarak belirtiliyor.

loading...

Erkekler kadın evlendikten sonra çalışmasına ne diyor?

Son yapılan 'günümüz evliliklerindeki beklentiler' araştırmasına göre bekarlar evlenecekleri kişinin en çok kültürlü ve iyi eğitimli olmasını istiyor. Bekarların %16'sı en az 3 çocuk hayali kurarken, katılımcıların %74'ü kadının evlendikten sonra çalışmaya devam etmesi gerektiğini söyledi. Bunun yanında katılımcıların%50'si hayallerinin peşinden giden ve büyük şehirden uzakta sakin bir hayatı seçen biriyle evlenmeyi tercih edeceklerini belirtti.

5 milyondan fazla üyesiyle Türkiye'nin önde gelen 'ciddi ilişki ve evlilik' sitelerinden biri olan eÇift, bilimsel araştırmalara dayanan kişilik analiz testi ve 'İdeal Çift Metodu' isimli yenilikçi eşleştirme sistemleri sayesinde mutlu ve ciddi bir ilişki arayan bekar üyelerini 7 yıldır bir araya getiriyor. eÇift'in Türkiye genelindeki üyeleriyle gerçekleştirdiği ve 1250 kişinin katıldığı 'Günümüz evliliklerindeki beklentiler' anketine göre eş seçiminde eğitim ve kültür büyük önem taşıyor!

eÇift'in Türkiye genelinde yaptığı ankete göre, uyumunuz haricinde sizin için karşı cinste en önemli olan özellik nedir diye sorulduğunda, katılımcıların %44'ü iyi eğitim almış ve kültürlü biriyle olmak istediklerini söylerken, %35'i dış görünüşün, %16'sı arkadaşları ve ailesiyle iyi anlaşmasının önemli olduğunu söyledi. Ankete katılan bekar eÇift üyelerinin sadece %5'i kariyer ve maddiyat önemlidir dedi.

Türkiye'de bekarların çocuk sahibi olmakla ilgili düşüncesi ise değişmedi. Katılımcıların %16'sı en az 3 çocuk derken,%17'si tek çocuğum olsun, tüm ilgimi ve sevgimi ona vermek istiyorum dedi. %44'ü kardeşin önemli olduğunu söyleyerek 2 çocuk isterdim derken %16 ise birden fazla çocuk isterdim ama finansal olarak zorlanırım dedi. %7'si ise çocuk istemediğini belirtti.

Beraber olmayı düşündüğünüz kişiyle ilgili sizi en çok ne rahatsız ederdi diye sorulduğunda , %65 geçmişte çok fazla ilişkisinin olması, %28 ise çocuğunun olması dedi. Bekar eÇift üyelerinin sadece %7 ise daha önce evlenmiş olmasından rahatsız olurdum dedi.

Evlenmeden önce birlikte yaşamaya sıcak bakıyor musunuz sorusuna ise, katılımcıların %52'si evet, birbirimizi daha iyi tanımak için beraber yaşamak isterim dedi. %40'ı hayır kesinlikle evlenmeden birlikte yaşamayı doğru bulmuyorum diye yanıt verirken, ankete katılan eÇift üyelerinin %8'i ben istesem de ailem müsaade etmez dedi.

Evlilikte bütçe yönetimi söz konusu olunca bekarların %50'si herkesin şahsi hesabı olmalı ancak ortak harcamalar için de ortak bir hesap bulunmalı dedi. %26 paranın yönetimi kadında olmalıdır derken %24 ise paranın yönetiminin erkekte olması gerektiğini düşünüyor.

Evlendikten sonra kadın sizce çalışmalı mı sorusuna , %74 evet kariyerine mutlaka devam etmeli, %15 çocuktan sonra işi bırakmalı derken %11 ise evlendikten sonra çalışmasına gerek yok diye yanıt verdi. eÇift üyelerine göre evlilikte en dayanılmaz bulunan durumların başında ise %72 ile eşleri tarafından aldatılmak geliyor. Bunu %13 ile şiddetli geçimsizlik, %9'la kötü alışkanlıklar ve %6 ile maddi sıkıntı takip ediyor.

Hangi profilden biriyle olmayı tercih ederdiniz diye sorulduğunda bekarların %60'ı kariyerini bırakıp büyük şehirden uzakta, zeytincilik gibi sevdikleri bir işle uğraşarak sakin bir hayat geçiren biriyle olmayı, bir şirkette 9-6 çalışan birine tercih edeceklerini söylediler.

Ankete katılanların %39'u evlendiklerinde eşlerinin arkadaşlarıyla 1-3 saat arası vakit geçirmelerini makul bulurken, %48'i 4- 10 saat arası görüşmelerinin sorun olmayacağını söyledi.

loading...
Logo_4