19 Nisan 2017 Çarşamba

Hamilelik İle İlgili Doğru Bilinen 10 Yanlış
Hamileyken iki kişilik yemek yemek, gebelik süresince tüm seyahatleri iptal etmek ve mümkün olduğunca az hareket edip, sporu kısıtlamak… Tüm bu doğru bilinen yanlış uygulamalar, gebelik döneminde hem anne adayının hem de bebeğin hayatını riske sokabiliyor. 

Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Nadide Korkut, hamilelikte doğru bilinen 10 yanlış hakkında bilgi verdi.

1- "Hamilelik 9 ay sürer"
Yanlış! Gebelik, adet döneminin son gününe göre hesaplanır. Son adet tarihine 7 gün eklenir ve aydan 3 gün çıkarılır. Buna göre son adet tarihinden itibaren 40 hafta olarak doğum tarihi belirlenir. Bu tahminler doğrultusunda doğum tarihinin tutma olasılığı %70 civarındadır. Ayrıca %10 ihtimalle bazı anne adaylarının çeşitli nedenlerle erken doğum yapma ihtimali olduğu da unutulmamalıdır.

2- "Anne adayı 2 canlı olduğu için 2 kişilik yemek yemelidir"
Yanlış! Anne adayının hamile kaldıktan sonra iki kişilik yemek yemeye başlaması, hatalı bir beslenme davranışıdır. Anne adayı hamilelik süresince sadece 9-16 kilo almalıdır. Ayrıca gıda kalitesi ve yeme düzeni de çok önemlidir. Dengeli beslenilmeli ve aynı zamanda da hareket edilmelidir ki çok kilo alınmasın.

3- "Gebelikte cinsel ilişki bebeğe zarar verir"
Yanlış! Gebelik cinsel hayat için bir engel oluşturmaz ve bebeğe de herhangi bir zararı bulunmamaktadır. Sadece anne adayının düşük ve erken doğum riski varsa cinsel hayat kısıtlanır.

4- "Anne karnındaki bebeğin çok saçı varsa hamilelik dönemi bulantılarla geçer"
Yanlış! Bebeğin saçlarının çıkmaya başlaması anne adayının mide şikayetlerinin artmasına neden olmaz. İlerleyen gebelik haftalarında bebeğin diyafram ve mideye baskı yapması sonucunda ya da çok fazla yemek yenildiği dönem mide şikayetleri artar. Az ve sık yenerek, uykuda yüksek yastık kullanılarak ve kimi zaman da doktorun önereceği ilaçlarla mide yanması ve reflü rahatsızlıklarını önlemek mümkündür.

5- "Hamileyken uçağa binmek düşüğe neden olabilir"
Yanlış! Gebelikte seyahat sakıncalı değildir. Ancak kısa mesafeler, en fazla 2 saat sürecek arabalı yolculuklar ve mümkünse uçak yolculuğu tercih edilmelidir. Gidilen bölge de uzak, tehlikeli ve tıbbi olanakların kısıtlı olduğu bir yer olmamalıdır.

6- "Erken doğan ya yaşayamaz ya da bebek sağlıksız olur"
Yanlış! Erken doğan bebeklerin yaşama ihtimali düşük değildir, aksine giderek yükselmektedir. Özellikle yenidoğan yoğun bakımı tam donanımlı olan hastanelerde artık 24-26 hafta ve üstünde dünyaya gelen bebekler de yaşayabilmektedir. Bebeğin normal şartlarda anne karnında kalması gereken ideal süre 38 haftadır ve zamanında doğum daha sağlıklıdır. Erken doğan bebek iyi bir bakımla kısa zamanda yaşıtlarının gelişim düzeyini yakalayabilmekte ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmektedir.

7- "Hamileler X- Ray cihazından geçemez ve akciğer filmi çektiremez"
Yanlış! Radyon gebeler için risklidir ancak X-Ray cihazları gebeler ve bebekleri için büyük bir risk taşımamaktadır. Ayrıca akciğer filmi esnasında alınan radyasyonunun dozu da çok düşük olduğu için güvenilirdir.

8- "Hamile kadın aşerdiği gıdayı tüketmezse bebeğin bir uzvu eksik olur"
Yanlış! Aşermek gebeler için psikolojik bir durumdur. Hamilelikte anne adayının temel kuralı, doğru ve dengeli beslenme olmalıdır. İstenilen her yiyeceği tüketmenin bebekte organ eksikliğine neden olacağı inanışı doğru değildir.

9- "Hamileyken spor yapılmaz"
Yanlış! Gebelikte hareketsizlik, hem anne adayının hem de bebeğin hayatı için risklidir. Bu dönemde ağır ve zorlu sporlar yapılmamalıdır ancak düzenli yürüyüş, yüzme ve hafif egzersizler önerilmektedir. Düzenli spor yapan anne adaylarının doğum sürecini çok daha kolay atlattıkları da unutulmamalıdır.

10- Hamilelikte saç boyatmak ve makyaj yapmak bebeğe zarar verir"
Yanlış! Anne adayları gebelikte saçlarını boyatabilir ancak genel olarak kimyasal maddelerden kaçınılması gereklidir. Yapılan araştırmalara göre gebeliğin 3. ayından sonra saç boyatmanın sakıncalı olmadığı ortaya koyulmuştur. Makyaj maddelerinde ise minimal dozda kullanıldığı müddetçe bir sakınca görülmemektedir. Üstelik anne adaylarının gebelik süresince bakımlı olması ve kendini iyi hissetmesi de çok önemlidir.

Ameliyatlı Burun Kötü Görünmek Zorunda mı?
Estetik müdahaleler son zamanlarda gündelik yaşamın bir parçası haline geldi. Yine de kişilerin en fazla çekinerek yaklaştığı ameliyatlar burun ameliyatları. Sağlık sorunu olanlar bile yanlış estetik uygulamalarını görünce ameliyata çekinerek yaklaşıyor. 

Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel "burun ameliyatlarındaki sorun nedir?" diyerek güncel ve yüzlerce yıldır devam eden önemli bir estetik probleme değiniyor.

Akın Yücel'e göre burun estetiği Türkiye'de ve dünyada en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor. En uzun zamandır yapılan, ilk tarif edilmiş ameliyatlardan bir tanesi. Hakkında ciltler dolusu kitaplar basılmış, binlerce teknik tanımlanmış. Sadece burun estetiği ile ilgilenen doktorların kurduğu birçok dernek var; her yıl onlarca kongre, seminer, kurs düzenleniyor. Yine de her yerde karşımıza kötü yapılmış burunlar çıkıyor. Muhtemelen iyi yapılmış burunların birçoğunu fark edemiyoruz; yine de kötü burunların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel "hekimler tarafından bu kadar ciddiye alınan bir ameliyatın sonuçları neden yeterince başarılı olmuyor?" diye soruyor ve anlatıyor…

Her Hastaya Uyan Burun Farklıdır
Prof. Dr. Akın Yücel; "Her plastik cerrahın amacı, hastada hem doğal, hem de güzel görünen bir burun yaratmaktır. Gerçekten de, iyi yapılmış bir burnun ameliyatlı olduğunu anlamamalı, ancak güzel bulmalıyız. Burun, güzel bir şekil verilmiş bile olsa, yüzün geri kalanı ile uyumlu olmayınca doğallığını kaybediyor ve ameliyatlı olduğu anlaşılıyor. Geniş yüzlerde burnun fazla inceltilmesi, uzun yüzlülerde fazla kısaltılması yüz oranlarını bozarak gözü rahatsız ediyor." diyor. Akın Yücel'e göre bu hatalara düşmemek için ameliyat öncesinde yüzün fotoğraflarının çekilip iyi analiz edilmesi gerekiyor. Yeni burnun tasarlanmasında, cerrahın teknik kapasitesi kadar estetik algısı da öne çıkıyor. Burnun tasarlanması sırasında hastanın karakteri, yaşı, sosyal konumu ve etnik özelliklerinin de dikkate alınması gerekiyor. Erkek ve kadınlarda estetik hedefler çok farklı oluyor ve burnun, cinsiyet özellikleri göz önüne alınarak tasarlanması gerekiyor. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel bir erkeğe kavisli ve kalkık bir burun yapılmaması gerektiğine değiniyor. Hekimin hastanın ne istediğini, hastanın da hekimin ne yapacağını net bir şekilde anlamış olması gerekiyor. Yücel, "Ben, hastalarımın örnek resimler getirmelerini teşvik ediyorum. Ben de neler yapabileceğimi, bir bilgisayar programı kullanarak hastanın resmi üzerinde gösteriyorum." diyor.

Ameliyat Sonrasında Burundan Nefes Alabilmek
Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel, önceleri estetik burun ameliyatları sırasında hastaların solunumunun gözetilmediğini belirtiyor. "Eski dönem aktrislerin bir kısmının burunları tıkalı gibi konuşmalarının bir nedeni de budur." diyen Yücel'e göre onlar sayesinde genizden konuşma hali bir çekicilik kazandı. Ancak, artık modern burun ameliyatlarında, solunum fonksiyonuna en az estetik görünüm kadar önem veriliyor. Estetik uğruna solunumun feda edilmemesi; ameliyat sırasında hastanın var olan solunum sorunlarının da mutlaka çözülmesi; ameliyattan sonra hastanın rahat nefes alabilmesi ve ses tınısının bozulmaması gerekiyor.

Doğru Teknikleri Bilmek ve Uygulayabilmek…
Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel, burun cerrahisinin, plastik cerrahinin en hızlı gelişen ve üzerinde en çok çalışan dallarından birisi olduğunun altını çiziyor. Bu konuda sürekli yeni teknikler geliştiriliyor. Yücel'e göre burun ameliyatı yapan plastik cerrahın medikal yayınları ve kongreleri düzenli takip etmesi önem taşıyor. İdeal bir cerrahın cerrahi tekniği düzgün uygulayabilecek el becerisi ve deneyime, komplikasyonlarla baş edebilecek bilgi ve tecrübeye sahip olması gerekiyor.

En sık yapılan hatalar burnun fazla kısaltılması, fazla oyulması, burun sırtının geniş kalması ya da burnun aşırı daraltılması, burun ucunun fazla sivrileştirilmesi, burun çökmeleri, düzensizlikler, asimetriler ve solunum güçlükleri olarak öne çıkıyor. Aslında uygun teknikler doğru uygulandığında bu tür sorunlarla nadiren karşılaşılıyor. Ancak, teknik açıdan başarılı bir burun her zaman güzel görünmeyebiliyor. Burada plastik cerrahın estetik algısı öne çıkıyor. Bu sadece mesleki eğitimle kazanılabilen bir özellik değil. Hekimin görsel algısı, kişisel beğenileri, kültür birikimi ve görgüsü sonucu doğrudan etkiliyor.

Belirtisi sırt ağrısı olan 5 ciddi hastalık!
Her 5 kişiden birinin sorunu olan sırt ağrısı, gençlerden ileri yaştaki kişilere kadar hemen her yaş grubunda ortaya çıkıyor.

Bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte görülme sıklığı gün geçtikçe artan sırt ağrısı kimi zaman kas incinmesi gibi basit bir nedenle oluşurken, kimi zaman ise fibromiyaljiden osteoporoza kadar çeşitli ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor!

Sırt ağrısı; boyun alt ve arka kısmı, omuzların arka kısımları, kürek kemikleri çevresi ve bele kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Yapılan geniş çaplı araştırmalara göre her 5 kişiden birinin sorunu olan sırt ağrısı gençlerden ileri yaştaki kişilere kadar hemen her yaş grubunda ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi'nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ayçe Atalay, sırt ağrılarının kimi zaman kas incinmesi gibi basit bir nedenle oluşabilirken, kimi zaman ise fibromiyaljiden osteoporoza kadar pek çok ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çekerek, "Bu nedenle, özellikle sabit bir bölgede ve sürekli devam eden sırt ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı." uyarısında bulunuyor.

1- Myofasiyel ağrı sendromu
Sırt bölgesinde kaslara ve yumuşak dokulara bağlı gelişen ağrıların görülme sıklığı bilgisayarın hayatımıza daha fazla girmesi nedeniyle özellikle genç ve orta yaştaki kişilerde arttı. Yapılan çalışmalara göre; uzun süreli sırt ağrısından yakınan hastaların yaklaşık yarısında Myofasiyel Ağrı Sendromu mevcut. Bu sendrom özellikle ofis çalışanları gibi oturarak uzun süre çalışan kişileri etkiliyor.

Ağrının tipik özelliği: Bu hastalarda, genellikle sırt bölgesindeki kaslarda, üzerine basmakla ağrının tetiklendiği noktalar bulunuyor. Kişilerin duruşlarının bozuk oluşu yakınmaları arttırıyor.

2- Boyun fıtığı
Boyun, sırt ve omuz birbirine yakın olduğu için bu bölgelerin ağrıları birbirleri ile karışabiliyor Boyundan kaynaklanan ağrılar bazen boyunda şiddetli hissedilirken, bazı hastalarda ise sırt bölgesine kadar, bazen de kol boyunca uzanabiliyor. Boyun ve sırt omurgalarındaki eklemleri tutan kireçlenmeler de sırt ağrısı kaynağı olabiliyor. Sırt bölgesindeki omurlar arasında fıtıklar olabilmekle beraber, bu sorun daha nadir olarak görülüyor.

Ağrının tipik özelliği: Ağrıya özellikle kolda güç kaybı veya uyuşukluk eşlik ediyorsa, boyun fıtığının habercisi olabiliyor.

3- Fibromiyalji
Fibromyalji kadın hastalarda daha sık görülen ve boyun ile sırt bölgesi başta olmak üzere, yaygın vücut ağrısına neden olan bir tablo. Hastalar sıklıkla sabah yorgun kalktıklarından, çabuk yorulduklarından şikayetçi oluyor. Şikayetler soğuk, yorgunluk ve stresle artıyor. Bu grup hastada baş ağrıları, bağırsak sorunları (özellikle şişkinlik) ellerde uyuşma ve şişlik hissi gibi bazı başka şikayetler de sık gözleniyor. Depresif duygu durum hastaların ağrıya hassasiyetini arttırıyor. Bu nedenle hastaların bu yönden de tedavi olmaları ağrıların tedavisini kolaylaştırıyor.

Ağrının tipik özelliği: Hastalar sabah yorgun ve ağrılı olarak uyanırlar. Bazen vücudun sağ, bazen sol yarısı etkilenebiliyor. Yaygın nitelikte olan ağrıya bel ve sırt ağrısı da eşlik edebiliyor.

4- Skolyoz
Sırt ağrısı ile başvuran hastaların yaşı da dikkate alınıyor. Çünkü farklı yaşlardaki hastalarda farklı hastalıklar kendini sırt ağrısı olarak gösterebiliyor. Örneğin gelişme çağındaki çocuklarda skolyoz adı verilen omurga eğriliğinin tipik belirtisi sırt ağrısı olabiliyor. Şikâyetler uzun süre bilgisayar başında kalındığında artış gösterebiliyor. Bu hastalığın sıklıkla takip edilmesi gerektiği için erken dönemde doktora başvurulması gerekiyor.

Ağrının tipik özelliği: Çocuk ve adolesanlarda genellikle ağrı olmayabiliyor. Omuz, kürek kemikleri ve kalçalardaki asimetri bu hastalığa işaret edebiliyor.

5- Osteoporoz
Yaşlı ve kadın hastalarda ise kemik erimesi (osteoporoz) işaretini sırt kemiklerinde kırılmalar ve buna bağlı boy kısalması ile sırt ağrısı olarak verebiliyor. Bu durumda ilaç tedavisini yanı sıra sırt kaslarına yönelik egzersizler kişinin sırtında kalıcı kamburluk oluşmasını engelleyebiliyor.

Ağrının tipik özelliği: Belli bir sırt omuru üzerinde yoğunlaşan ağrı ve hassasiyet oluyor. Ağrı sürekli ve şiddetli nitelikte özellik sergiliyor.

Bu belirtilere dikkat!
Daha nadir olmakla beraber omurgaları tutan kötü huylu hastalıklar da sırt ağrısına neden olabiliyor. Bu yüzden ağrı gece başlıyorsa veya sürekli ya da şiddetli ise ve kilo kaybı varsa zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekiyor.

Sağlıklı Bir Yaşam İçin Tavuk Tüketin
Özellikle kış ayları ve mevsim geçişleri hastalıkların kendini en yoğun olarak gösterdiği aylardır. Bu aylarda sağlığınızı korumak için daha fazla özen göstermek gerekir. Bunun için de yapılması gereken ilk iş beslenmeye dikkat etmektir. 

Diyetisyen Canan Aksoy, sağlıklı bir yaşam için neden tavuk yenmesi gerektiğini anlatıyor.

Sağlıklı kalabilmek için yapılması gereken en önemli adımın sağlıklı beslenme olduğunun altını çizen Diyetisyen Canan Aksoy, sağlıklı beslenme konusunda tavuk etinin büyük bir rolü olduğunun altını çiziyor. Sağlıklı bir yetişkinin günde kilogram başına bir gram proteine ihtiyacı olduğunun altını çizen Aksoy, hayvansal protein kaynaklarından en önemlisi olan tavuk etinin neden tüketilmesi gerektiğiyle ilgili dikkate alınması gereken başlıkları açıklıyor.

Hastalıklardan Koruyor

Yapılan birçok araştırma sonucunda tavuk eti tüketiminin obezite, kalp damar hastalıkları ve tümör gelişimini azaltıcı etkisine sahip olduğu ortaya konuldu. Doymuş yağ oranının düşük olması, sodyum miktarının az olması, selenyum gibi güçlü bir antioksidan içermesi, B 12 vitamini açısından zengin olması ve demir içeriğinin yüksek olması tavuk etinin en önemli özelliklerinden. Bu özellikler sayesinde vücut direnci artarak hastalıklardan korunuyor.

Doymuş Yağlar Açısından Sağlıklı

Doymuş yağların yüksek oranda tüketimi sağlıklı bir yaşam için pek uygun olmadığını dile getiren Diyetisyen Canan Aksoy, ağırlıklı olarak doymuş yağ oranının düşük olduğu besinlerle beslenilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Tavuk eti ise, bu tür beslenme için biçilmiş kaftan. Tavuk eti, doymuş yağlar açısından çok sağlıklıdır; hele ki derisini çıkarıp yiyorsanız. Örneğin; 100 gram tavuk göğüs etinde 0.9 gram yağ bulunuyor.

Sindirimi Kolaydır

Tükettiğiniz besinin içinde yer alan protein oranı kadar, vücudunuzun bu proteinin ne kadarını sindirdiğinin de önemli olduğunun altını çizen Aksoy, tavuğun sindirilebilirlik açısından örnek sayılabilecek besin grubunda yer aldığını belirtiyor. Tavuk etinden temin edilen protein vücut tarafından rahatça sindiriliyor.

İyi Bir Selenyum Kaynağı

Güçlü antioksidan yapısıyla kas zayıflamasını önleyen, kan hücrelerinin yıkımını geciktiren selenyum tüketimi yetişkinler için günlük 40 – 55 mikrogram aralığında olmalı. 100 gram tavuk but eti, yaklaşık günlük ihtiyacınızın yarısını karşılar çünkü 100 gram tavuk but etinde 22 mikrogram selenyum bulunuyor.

Kilo Kontrolüne Yardımcı Oluyor

Doymuş yağ içeriğinin düşük olması ve kolay sindirilebilirliği sayesinde tok tutma özelliği yüksek olan tavuk etine ana öğünlerinizde yer vererek kolaylıkla doyabilir, böylece gereksiz kalori alımından kurtulabilirsiniz.

17 Nisan 2017 Pazartesi

Prematüre doğum da, prematüre yaşam da artıyor!
Prematüre doğum oranının son yıllarda artış sergilediği gözleniyor. Ancak aynı şekilde, prematüre doğumlarda yaşam şansı da artıyor. Gelişen teknoloji sayesinde 1000 gramın altında doğan bebekler dahi yaşatılabiliyor.

Halk arasında "erken doğum" olarak bilinen prematüre doğum sayısında, dünya genelinde son 15-20 yılda yüzde 10'a varan oranlarda artış gözleniyor. Türkiye'de ise ortalama her 10 doğumdan 1'i prematüre doğum olarak gerçekleşiyor. Öte yandan prematüre gerçekleşen doğumlarda yaşam şansının da benzer oranlarda arttığı görülüyor.

PREMATÜRE DOĞUM NEDİR?

Erdem Hastahanesi Yenidoğan Uzmanı Dr. Fazilet Metin, normal hamilelik süresinin 40 hafta olduğunu hatırlatarak "Genel anlamda 38 haftadan daha erken bir sürede gerçekleşen her doğum prematüre, bu şekilde doğan her bebek de prematüre bebek olarak adlandırılıyor. Bu doğumlardan 35 ilâ 38 haftada gerçekleşenler herhangi bir kuvöz tedavisi olmadan annesinin yanına verilebilirken, 35 haftadan erken doğan bebekler ise başta kuvöz dâhil bazı tıbbi müdahalelere ihtiyaç duyabiliyorlar" dedi.

BİR BEBEK NEDEN ERKEN DOĞAR?

Prematüre doğumun çok çeşitli sebepleri olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Metin, "Bunların arasında genetik yatkınlık, yaş, gebelik dönemindeki beslenme alışkanlıkları, kalp, böbrek hastalıkları, diyabet, hipertansiyon gibi kronik ve kalıtsal hastalıklar, fiziksel ve ruhsal travmalar, alkol, sigara ve ilaç kullanımı gibi birçok sebep sayılabilir. Örneğin 18 yaş altı ve 35 yaş üstü gebeliklerde veya ikiz, üçüz gibi çoğul gebeliklerde de prematüre doğum riski diğerlerine göre daha yüksek oranlarda gözlemlenebiliyor." diye konuştu.

"25 HAFTANIN ALTINDA DOĞAN BİLE YAŞATILIYOR"

Son yıllarda prematüre doğum oranının da, prematüre doğan bebeklerin yaşama şansının da arttığını kaydeden Uzm. Dr. Metin, "Bunun başlıca sebebi tıpta yaşanan teknolojik gelişmeler. Örneğin günümüzde oldukça yaygınlaşan yenidoğan yoğun bakım üniteleri sayesinde artık 24 haftanın 1000 gramın altında bir ağırlıkla doğan bebekler dahi yaşatılabiliyor. Halbuki 1990'lar öncesinde bu bebeklerin yaşayamayacağı varsayılırdı" dedi. Bir başka nedenin de tüp bebek uygulamalarındaki düzenlemeler olduğunu ifade etti.

Erdem Hastahanesi'nde bulunan Yenidoğan Yoğun Bakım ünitesinden de söz eden Uzm. Dr. Metin, "Burada gebeliğin 24-25'inci haftasından itibaren doğan ve yoğun tıbbi bakıma ihtiyaç duyan her bebeğe hizmet verebiliyoruz. Başka hastanelerden nakil de kabul edebiliyoruz. Yenidoğan Yoğun Bakım ünitemize; çocuk cerrahisi, çocuk kardiyolojisi, çocuk nörolojisi, beyin cerrahisi, üroloji, ortopedi ve radyoloji servisleri de destek veriyor" şeklinde konuştu.

Bu haberi okumadan zayıflama ilacı almayın
Daha az yeme ve daha fazla hareket etme, kilo vermenin temellerini oluşturur. 

Bazı insanlar için reçeteli kilo verme ilaçları yardımcı olabilir. Bu ilaçları alırken yine de diyet ve egzersize odaklanmanız gerekir. Ayrıca bu ilaçlar herkese uygun değildir.

Doktorlar genelde vücut kitle endeksiniz 30 veya daha yüksekse ve tip 2 diyabet veya yüksek tansiyon gibi kilonuzla ilgili olabilecek bir durumunuz varsa reçete yazar.

Obezite & Metabolik Cerrah Prof. Dr. Halil Coşkun, en yaygın reçeteli zayıflama ilaçları hakkında bilmeniz gerekenleri kaleme aldı:

Orlistat (Xenical)
Nasıl etki eder? Yediğiniz yağın yaklaşık üçte birini vücudunuzun absorbe etmesini engeller.
Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet.

Yan Etkiler: Yan etkiler arasında mide krampı, gaz çıkarma, ishal, daha fazla tuvalete çıkma ve tuvalete çıkmayı kontrol edememe gibi faktörler bulunur. Bu yan etkiler genellikle hafif ve geçicidir. Ancak yüksek yağ içeren gıdaları yerseniz daha da kötüleşebilir. Orlistat kullanan insanlarda ciddi karaciğer hasarı vakaları rapor edilmiştir, ancak ilacın bu problemlere neden olduğu kesin değildir.
Başka ne bilmeniz gerekir? Orlistat almadan önce az yağlı bir diyette (günlük kalorinin yüzde 30'undan azı yağdan) olmalısınız.

Ayrıca, orlistat almadan yaklaşık iki saat önce veya sonra bir multivitamin alın, çünkü ilaç geçici olarak vücudunuzun A, D, E ve K vitaminlerini daha zor absorbe etmesine neden olur.
Orlistat, ABD'de onaylanan türünün tek ilacıdır. Diğer tüm reçeteli zayıflama ilaçları, aşağıdakiler de dahil olmak üzere iştahınızı azaltır.

Belviq
Nasıl etki eder? İştahınızı keser.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet.

Yan Etkiler: Şeker hastalığı olmayan kişilerde en sık karşılaşılan yan etkiler baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, yorgunluk, ağız kuruluğu ve kabızlıktır. Şeker hastalığı olanlarda en sık görülen yan etkiler düşük kan şekeri (hipoglisemi), baş ağrısı, bel ağrısı, öksürük ve yorgunluk.
Belviq ile bazı depresyon ilaçları kullanan insanlar, nadir görülen ancak ateş ve sersemlik içeren ciddi bir reaksiyon yüzünden çok yakından izlenmelidir. Hamile olan ya da hamile kalmayı planlayan kadınlar Belviq'i kullanmamalıdır.

Başka ne bilmeniz gerekir? 'Belviq'u kullandıktan 12 hafta sonra kilonuzun yüzde 5'ini kaybetmezseniz, almayı bırakmalısınız çünkü bu ilacın size faydası yoktur.

Contrave
Nasıl etki eder? Contrave, uzatılmış salım formülünde iki FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı ilaç olan naltrekson ve bupropiyonun bir kombinasyonudur. Naltrekson alkol ve opioid bağımlılığını tedavi etmek için onaylanmıştır. Bupropion, mevsime bağlı duygusal rahatsızlıkları tedavi etmek ve insanların sigarayı bırakmasına yardımcı olmak için onaylanmıştır.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet.

Yan Etkiler: En sık yan etkiler bulantı, kabızlık, baş ağrısı, kusma, baş dönmesi, uykusuzluk, ağız kuruluğu ve ishaldir. Bupropion ile ilişkili intihar düşünceleri ve davranışlarında artış riskiyle ilgili Contrave'ın kutusunda uyarı vardır. Uyarıda ayrıca, bupropiyon ile bağlantılı ciddi nöropsikiyatrik sorunların bildirildiği söz edilmiştir. Contrave, nöbetlere neden olabilir ve epilepsi olan hastalarda kullanılmamalıdır. İlaç ayrıca kan basıncını ve kalp atış hızını artırabilir.

Başka ne bilmeniz gerekir? 'Contrave,'i kullandıktan 12 hafta sonra kilonuzun yüzde 5'ini kaybetmezseniz, almayı bırakmalısınız çünkü bu ilacın size faydası yoktur.

Saxenda
Nasıl etki eder? Saxenda, Tip 2 diyabet ilaçları Victoza'nın daha yüksek dozudur. Mideye midenizin dolu olduğunu ileten bağırsak hormonunu taklit eder.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet.

Yan Etkiler: Mide bulantısı, kusma, ishal, kabızlık, düşük kan basıncı ve iştah artışı. Ciddi yan etkiler kalp atış hızı, pankreatit, safra kesesi hastalığı, böbrek sorunları ve intihar düşüncelerini içerebilir.
Başka ne bilmeniz gerekir? 'Saxenda'yı aldıktan 16 hafta sonra kilonuzun yüzde 4'ünü kaybetmezseniz, almayı bırakmalısınız, çünkü bu ilacın size faydası yoktur.

Phentermine
Nasıl etki eder? İştahınızı keser.

Doktorunuz bunu Adipex veya Suprenza adlarıyla reçete edebilir.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Hayır. Sadece kısa süreli kullanım (birkaç hafta) için onaylanmıştır.

Yan Etkiler: Kan basıncını yükseltme veya kalp çarpıntılarına neden olma, huzursuzluk, baş dönmesi, titreme, uykusuzluk, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve daha önce yapabildiğiniz aktivitelerde sorun çıkarma gibi ciddi yan etkileri olabilir.
Phentermine sizi uyuşuk hale getirebilir ve araç sürme veya kullanma yeteneğinize engel olabilir. Bazı diğer iştah kesicilerinde olduğu gibi, ilaca bağımlı olma riski vardır.
Daha az ciddi yan etkiler, ağız kuruluğu, ağızda hoş olmayan tat, ishal, kabızlık ve kusmayı içerir. Uykusuzluğa neden olabileceği için akşam geç saatlerde almayın.
Diyabet için insülin alırsanız, insülin dozunuzu ayarlamanız gerekebileceğinden, phentermine almadan önce doktorunuza bildirin.
Kalp hastalığı, inme, konjestif kalp yetmezliği veya kontrolsüz yüksek tansiyon geçmişiniz varsa phentermine almamanız gerekir. Glokom, hipertiroidizm veya madde bağımlılığı geçmişiniz varsa veya hamileyseniz veya emziriyorsanız da ilacı almamanız gerekir.
Başka ne bilmeniz gerekir? Phentermine bir amfetamindir. Bağımlılık ya da aşırı kullanma riski nedeniyle, bu uyarıcı ilaçlar "kontrollü maddeler" olup, bu da özel bir reçete gerekliliğini ifade eder.

Qsymia
Nasıl etki eder? İştahınızı keser.

Qsymia, phentermine'i nöbet / migren ilaç topiramatı ile birleştirir. Topiramat, kendinizi tok hissetmenizi sağlayan, gıdaların tadını daha az çekici hale getiren ve daha fazla kalori yakarak dahil olmak üzere çeşitli şekillerde kilo kaybına neden olur.

Uzun süreli kullanım için onaylı mı? : Evet. Qsymia, bu ilaçlar tek başına verildiğinde olduğundan çok daha düşük miktarda phentermine ve topiramate sahiptir.

Yan Etkiler: En yaygın görülen yan etkiler, el ve ayaklarda karıncalanma, baş dönmesi, ağızda değişik tat hissi, uykusuzluk, kabızlık ve ağız kuruluğudur.
Ciddi yan etkiler, bazı doğum kusurları (yarık dudak ve yarık damak), daha hızlı kalp atış hızı, intihar düşünceleri veya eylemleri ve tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybına neden olabilecek göz problemlerini içerir.
Hamile olabilecek kadınlar Qsymia almadan önce bir gebelik testi almalı ve ilaç kullanırken doğum kontrol yöntemlerini kullanmalı ve ilacı kullanırken aylık gebelik testleri yapılmalıdır.
Glokom, hipertiroidizm, kalp rahatsızlığı veya felç varsa Qsymia almamanız gerekir. İlacı başlatırken veya doz arttırırken kalbinizle ilgili düzenli kontroller yaptırın.
Başka ne bilmeniz gerekir? Qsymia'da 12 hafta sonra kilonuzun yüzde 3'ünü kaybetmezseniz, FDA bunu almayı bırakmanızı veya doktorunuzun önümüzdeki 12 hafta boyunca dozunuzu artırmasını önerir; eğer bu işe yaramazsa yavaş yavaş ilacı almayı bırakmalısınız.

ZAYIFLAMA İLACI ALMADAN ÖNCE, TIBBİ GEÇMİŞİNİZİ DOKTORUNUZA BİLDİRİN
Sahip olduğunuz alerjiler veya aldığınız ilaçları veya takviyeleri (bitkisel veya doğal olsalar bile); ya da hamile olup olmadığınızı, emzirip emzirmediğinizi ya da yakında hamile kalmayı planlayıp planlamadığınız gibi diğer koşulları da doktorunuza bildirin.

Bu arada, bu ilaçların tamamı Türkiye'de bulunmuyor.

Gözaltı Morlukları Nasıl Giderilir?
Gözaltında beliren morlukların en belirgin nedeni, göz çevresindeki pigmentlerin fazlalığından kaynaklanıyor. Ayrıca bölgedeki yağ katmanının azalması, yine Panda göz diye tabir edilen bu estetik dışı görüntüyü tetikliyor. Fakat sorun çözümsüz değil!

"Asyalı ve Afrikalı kadınlarda daha sık rastlanan gözaltı morlukları, derinin doğal bir parçası olan gözaltında mavimsi siyah gölgelere sebep olurken, daha ilerlemiş vakalarda gözaltlarında sarkma ve yağ yoksunluğuyla birlikte kan damarlarının daha fazla görülmesine neden oluyor" diyen Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, gözaltı morluklarının nasıl tedavi edilebileceğini açıkladı.

Gözaltı Morlukları Nasıl Giderilir?

"Aynaya baktığınızda, göz çevrenizde koyu halkalar görüyorsanız, yalnız olmadığınızı, hatta yapılan araştırmalar neticesinde her 3 kadından birinin gözaltı morluk sorunu yaşadığını söyleyebiliriz. Kliniklerimize gözaltı morluk tedavisi amacıyla gelen hastalarımızın hemen hemen hepsi, özellikle uykusuz kaldıklarında ve yorgun olduklarında, gözaltlarında beliren koyu halkalardan ve şişliklerden rahatsız olduklarını belirtirler. Öncelikle sorunun neden kaynaklandığına bakmak lazım. Eğer gözaltı morlukları bölgedeki yağ miktarının azalmasıyla beliren çöküklükten kaynaklanıyorsa, yağ transferi gerektirir. Sadece pigment sorunu varsa, bunun için de fraksiyonel lazer ve duruma göre iğneli mezoterapi uygulaması yapılabilir.

Yağ transferinde hastanın kendi bölgesel yağından alarak, kök hücreden zenginleştirilmiş şekilde enjeksiyon yapıyoruz. Son derece hassas olan gözaltı bölgesi, bu yağ transferiyle yenileniyor, canlanıyor ve olası komplikasyon risklerini de barındırmıyor" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, hangi tedavinin uygulanması gerektiğine muayene sırasında karar verildiğini belirtti.

Demir eksikliği en büyük neden

Gözaltı morluğu sorunuyla gelen hastalarda başarılı sonuçların alınabilmesi için, öncelikle altında yatan nedenlerin belirlenmesi gerektiğini söyleyen Cihantimur, "Hastanın öncelikle demir eksikliği veya böbrek yetmezliği gibi sorunları olup olmadığını irdeleriz. Eğer var ise, bunların tedavisi için yönlendirme yaparız. Dolayısıyla uygun kişiye, uygun tedavi yapıldığı takdirde en verimli sonuç alınacaktır" dedi ve diğer olası nedenleri sıraladı:

Panda gözleri olarak da bilinen gözaltı morlukları aynı zamanda kötü beslenme, alkol, sigara kullanımıyla ortaya çıkabilir ve hatta bir başka hastalığın nedeni olabilir.

Burun tıkanıklığı gözaltlarınızda morluklara sebep olabilir. Tıkanan burun kanalları, bu bölgede bulunan damarların şişmesine yol açar. Ayrıca alerji sorunları, saman nezlesi gibi hastalıklarda aynı şekilde, zaman içinde gözaltı morluklarına neden olabilirler.

Kullanılan kozmetik ürünlerinin yaşattığı hassasiyet ve yaptıkları tahriş, cilde zarar vererek, gözaltı derisinin morarmasını sağlayabilirler.

Özellikle hamile kadınların, değişen hormonal düzeyleri, kan damarlarında artan dilastasyona bağlı olarak da gözaltı morlukları görülebilir.

Gözaltı Morlukları Tedavisi için Pratik Öneriler

Op. Dr. Bülent Cihantimur, ayrıca gözaltı morlukları için evde yapılabilecek diğer pratik uygulamalara değindi:

Kafein içeren jeller, niasinamid, suda eriyen B vitamini kompleksleri, temel kan damarlarının renklerini açmaya yardımcı ürünlerdir.

Kan damarlarını büzmeye ve gözaltı torbalarını indirmeye yardımcı olan soğuk salatalık kompresleri, aynı zamanda göz çevresinin nemlenmesine de yardımcı olur.

Gözaltı torbalarının inmesine ve gözaltı morluklarının giderilmesine yardımcı olan çay kompresleri, içerisinde barındığı tanen maddesi sayesinde, etkili sonuçlar almanızda fayda sağlayabilir.

Aloe vera da yüzyıllardır gözaltı morlukları için kullanılan şifalı bir bitkidir.

Gözaltı şişliklerini azaltmak için kullanılan kremler, gözaltı morluklarını tedavi etmek amaçlı kullanılan medikal serumlar, vitamin, antioksidan ve farklı kimyasal içeriklere sahiptirler. Mutlaka doktor tavsiyesi üzerine ve kullanma talimatlarına uyarak kullanılmalılar.

Kış Kilolarıyla Vedalaşma Vakti
Kışın kilo alıp, yazın hızlıca verebilmek için aç kalmayı bile göze alıyoruz. Ama bu kısır döngüyü kırmak mümkün!

Yaz bitince güneşin yüzünü az görüyoruz. Bu da bizde ister istemez enerji düşüklüğüne neden olabiliyor. Hele de sonbahar bitip kış başlayınca havalar bizi yoruyor. Soğuyan havaların etkisiyle vücudumuz değişen ısıya uyum sağlamak için kendi ısısını korumaya çalışıyor. Bu nedenle harcadığı enerjiyi azaltmak için vücut metabolizma hızını düşürüyor. Ancak düşen metabolizma hızıyla birlikte depolanan enerji artıyor. Bu enerjinin çoğu, yine vücut ısımızın soğuyan havalara uyum sağlaması amacıyla maalesef yağ hücrelerinden oluyor. İşte kış aylarında belki de farkında olmadan aldığımız kiloların sebebi, enerji dengesini sağlayamamak. Bu noktada hemen hepimizin aklına şu soru takılıyor: Peki metabolizma hızımızı nasıl artırabiliriz?

Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş, kış mevsiminde metabolizmanızı hızlandırmanın püf noktalarını anlattı.

Metabolizma Hızlandırmanın Basit Yolları

• Uyanır uyanmaz kahvaltıya oturmayın
Hızlı bir metabolizma için düzenli beslenmek ilk kurallardan birini oluşturuyor. Uyandıktan sonra 1 saat içinde kahvaltı ederek metabolizma hızınızı yüzde 30 oranında artırabilirsiniz. Kahvaltıda yağlı gıdalardan ve şekerli besinlerden uzak durmanız gerektiğini unutmayın. Kahvaltınızın dengeli ve doyurucu olması için protein (yumurta, peynir, süt), kaliteli karbonhidrat (tam tahıllı ürünleri, yulaf), mevsim yeşillikleri ve meyveleri içermesi gerekiyor.

• Öğünleriniz düzenli olsun
Metabolizma hızının azalmasının en büyük sebeplerinden biri de, düzensiz beslenme alışkanlığı. Özellikle ana öğünleri (kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği) düzenli olarak tüketmek, besinlerin vücutta yağ olarak depolanmasının önüne geçiyor. İki ana öğünün arasında 4-5 saat gibi zaman dilimi olmasına da özen gösterin.

• Metabolizma hızlandırıcı çay
Zencefil ve tarçın vücut sıcaklığını yükselterek metabolizma hızını artırıyor. Bunların yanına bir de C vitamininden zengin olan limonu eklediğinizde hem metabolizmanızı hızlandırmış hem de bağışıklık sisteminizi güçlendirmiş olacaksınız. 1 büyük bardak kaynamış suya 1 dilim taze zencefil, 1 tane çubuk tarçın, 2 dilim limon ilave edip karışımı 10 dakika kadar demlenmeye bırakarak çayınızı hazırlayabilirsiniz. Çayınızı tatlandırmak isterseniz 1 çay kaşığı kadar üzüm pekmezi ilave edebilirsiniz.

• Hamur işi değil, meyve yiyin
Yaşadığınız açlık krizlerinde belki de ilk aklınıza gelen şekerli gıdalar ve hamur işleri oluyor. Ancak unutmayın ki karbonhidrat içerikleri ve kalorisi yüksek olan bu besinlerin tamamına yakını vücudunuzda yağ olarak depolanıyor. Aralarda yaşadığınız açlıklarda bu besinler yerine mevsim meyvelerinden 1 porsiyon (1 orta boy elma veya portakal veya 1 tane kivi vb.) seçmenizin kilo kontrolünü sağlamayı kolaylaştıracağını belirtiyor.

• C vitamini enerji veriyor
Değişen hava koşullarına uyum sağlamak için vücut direncinizi arttırmanız gerekiyor. C vitamini vücut direncinizin artmasında ve güçlü bir bağışıklık sistemiyle vücut ısınızın korunmasında en önemli vitaminlerden biri. Bunun için de C vitamininden zengin olan, ıspanak, pazı, brokoli ve karnabahar gibi yeşil yapraklı sebze yemeklerini hafta da en az 3-4 kere tüketin. Yeşil yapraklı sebzelerin yanında C vitamininden zengin olan turunçgillerin tüketimi de bağışıklık sistemini destekliyor. Her gün 1 adet portakal veya greyfurt yemek de vücut direncinizi artırmanın bir diğer yolunu oluşturuyor.

• 1 çay kaşığından fazla tuz tüketmeyin
Tuzda bulunan sodyumun fazla alımı vücudunuzun su tutmasına, bunun sonucunda da ödem oluşmasına neden oluyor. Sonuçta kendinizi özellikle sabahları uyandığınızda şişkin ve kilolu hissediyorsunuz. Günlük tuz tüketiminizi 5 gram (1 çay kaşığı) ile sınırlandırmaya özen gösterin.

• Ara öğünde 8 badem
Riboflavin, magnezyum, bakır ve yağ asidinden zengin olan bademin sindirilmesi için vücudun daha fazla enerji harcaması gerekiyor. Bunun sonucunda metabolizma hızınız artıyor. Badem ayrıca midede kalış süresi de uzun olması nedeniyle daha uzun süre tok hissetmenizi sağlıyor. Tüm bu özelliklerini düşündüğümüzde günlük 8-10 tane kadar çiğ badem metabolizma hızlandırıcı ve tok tutucu bir ara öğün olacaktır.

• Yeşil çayı kaynatmayın
Yeşil çayın içerisinde bulunan kafein ve 'epiogallocatechin-3-gallat' adındaki bileşen sinir sistemi ile beyni etkileyerek kalp atış hızını ve metabolizmayı hızlandırıyor. İçerisindeki polinefol bileşenleri de iştahın baskılanmasına yardımcı oluyor. Ancak yeşil çayın bu etkileri için onu doğru demlemek gerekiyor. Yeşil çayı kesinlikle kaynatmayın. Bir kupa kaynamış suyu ocaktan aldıktan sonra içine 1 çay kaşığı kadar yeşil çay ilave edip 3-4 dakika kadar demleyin, ardından süzün. Sonrasında çayınızı isterseniz soğuk isterseniz sıcak olarak içebilirsiniz.

• Su yağlanmayı önlüyor
Havaların soğumasıyla birlikte unutmaya başladığınız su ihtiyacınızı yeniden hatırlayın. Vücudunuzun yüzde 70'ni oluşturan suyu günde 10 bardak içmeniz metabolizma hızınızı artırarak, aldığınız enerjinin vücutta yağ olarak depolanmasını engelleyecektir.

• Kış geldi diye spora ara vermeyin
Havaların soğuması spora ara vermeniz için bir neden olmasın. Herhangi bir spor dalıyla ilgilenmiyorsanız günlük 30-40 dakikalık yürüyüşler yaparak harcadığınız enerjiyi artırabilirsiniz. Böylelikle yavaşlayan metabolizma hızınızın da dengesini sağlamış olursunuz.

Bu Yağ Beli İnceltiyor!
Günde 2 tatlı kaşığı kadar bu yağı tüketenlerin günlük enerji harcaması yüzde 5 artarken, bel çevreleri inceliyor...

Diyetisyen & Yaşam Koçu Gizem Şeber, son günlerde sıkça konuşulan Hindistan cevizi yağı ile ilgili bilinmeyenleri ve beslenmeye etkilerini açıklıyor. Peki nasıl ve ne kadar tüketilmeli? Hangi hastalıkları körükleme riski bulunurken, hangi hastalıkların olumlu yönde gelişimine fayda sağlar?

Hindistan cevizi yağı, diğer yağlardan farklı olarak orta zincirli yağ asitleri içerir. Orta zincirli yağ asitlerinin vücutta işlenmesi diğer birçok yağda bulunan uzun zincirli yağ asitlerinden daha farklıdır. Sindirim sisteminden direk karaciğere gönderilerek, enerji üretimine dahil olurlar.

Hindistan cevizi yağının diğer yağlara göre vücutta yüzde 23 daha az depolandığı düşünülüyor. Ayrıca bu yağın termojenik yani metabolizma hızlandırıcı etkisi olduğu bilimsel çalışmalarda belirlenmiştir. Günde ortalama 2 tatlı kaşığı Hindistan cevizi yağını diğer yağların yerine tüketen kişilerde günlük enerji harcaması yüzde 5 artmıştır.

Kadınlar ve erkekler üzerinde yapılan araştırmalarda, Hindistan cevizi yağının özellikle kalp sağlığını tehdit eden karın bölgesi yağının azalmasında etkili olabileceği kanıtlanmıştır. Günde 2 tatlı kaşığı kadar bu yağı tüketen kadınlarda tüketmeyenlere göre bel çevresinde anlamlı bir incelme saptanmıştır.

Fazlası Kalbe Zarar

Bu yararlı etkilerine rağmen Hindistan cevizi yağının; yağlı bir bonfileden veya tereyağından daha fazla doymuş yağ içerdiğini unutmamak da fayda var. Zayıflamaya yardımcı etkisi sebebi ile aşırı miktarda tüketilmesi kalp sağlığının olumsuz etkilenmesine ve kötü huylu kolesterolün yükselmesine neden olabilir. Önerilen oranlarda tüketildiğinde ise içerdiği laurik asit ile iyi huylu kolesterolü yükselten doymuş yağ içeriği yüksek tek yağ Hindistan cevizi yağı.

Beslenmede en önemli olanın denge ve çeşitlilik sağlamak olduğu unutulmamalı. Olumlu etkileri nedeniyle Hindistan cevizi yağını günde 2 tatlı kaşığına kadar beslenmenize eklemek makul olabilir ancak bütün beslenme sisteminizi yüksek yağlı oluşturmak veya bazı yerlerde geçen zeytinyağından daha sağlıklı haberlerine inanıp tek çeşit yağ kullanmak uzun dönemde sağlığınız için olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Kadınlar sakallı erkekleri tercih ediyor
Son zamanlarda siyaset ve ünlüler dünyasında yaygınlaşan sakal modasının nedeni anlaşıldı. Yeni bir araştırmaya göre, kadınlar sakallı erkekleri tercih ediyor. Sakal, erkeğin çekiciliğini arttırıyor.

Erkekleri yakından ilgilendiren araştırma Avustralya'nın Queensland Üniversitesi Psikoloji Okulu'nda yapıldı. Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak, araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

"Bir erkeği bir kadına cazip kılan şey, araştırmacıların yıllardır aynı fikirde olmadığı bir sorudur. Araştırmacılar, kısa ve uzun vadeli ilişkiler açısından, sakalların bir erkeğin cazibesini nasıl etkilediğini araştırmaya koyuldular.

8 BİN 520 KADIN KARAR VERDİ

Temiz tıraşlı, hafif kirli sakallı (5 günlük), kirli sakallı (10 günlük) ve tam sakallı (en az 4 haftalık traşlanmamış sakal) olmak üzere sakalın üç aşamasında olan 36 kişinin fotoğrafları çekildi.
Buna ek olarak, çeşitli uzunluktaki sakala sahip olan bu erkeklerin 16'sının fotoğrafları fotoşopla daha erkeksi veya dişil görünecek şekilde değiştirildi.

Araştırmacılar, 8 bin 520 kadından normal ve fotoşoplanmış fotoğrafları incelemelerini ve her bir erkeğin genel olarak ne kadar cazip olduğunu düşündüklerini, kısa ve uzun vadeli ilişkiler için ne kadar cazip olduklarını sordular.

"Kısa vadeli çekicilik" durumu, katılımcıların kısa vadeli bir ilişki içinde cazip olacak kişi türünü düşünürken erkekleri değerlendirmesini istediler.

"Uzun vadeli çekicilik" durumu, katılımcılardan uzun vadeli bir ilişki içinde cazip olacak kişiyi hayal etmelerini istedi. Bu tür bir ilişkiye örnek olarak, evine taşınacağın, beraber yaşamaya başlayacağın ve belli bir noktada evlenmek isteyebileceğin biri" diye katılımcılara ek bilgi verdiler.
Genel olarak, tıraşlı erkekler arasında erkeksi yüzler en az çekici düşünülmüş ve ardından da kadınsı yüzler bu sıralamayı izlemiştir. Üzerinde düzeltme yapılmayan yüzler en çekici olarak değerlendirildi.

KISA İLİŞKİLER İÇİN KİRLİ SAKALLILAR TERCİH EDİLİYOR

Sakalların çekicilik yargısı üzerine etkilerini değerlendiren ekip, hafif sakallı erkeklerin, tam sakallı ve tıraş olmuş erkeklerle karşılaştırıldığında en çekici olduklarını keşfetti.

Bununla birlikte, ilişkilere geldiğinde, araştırmacılar, kısa süreli ilişkiler için hafif kirli sakallı ve kirli sakallılar en çekici görülürken, kadınlar tam sakallı erkekleri uzun vadeli ilişkiler için en çekici olarak nitelendirdiler.

Sakallar fazla dişil veya çekici olmayan özelliklerini maskelediği için de erkekte cazibeyi artırıyor.
Bulgular, sakallı olmanın cazip olduğunu gösteriyor. Siz de bu haberi okuduktan sonar traş olmaya mola vermek isteyebilirsiniz."