Bugün yayına giren yazılar
print this page
Son Yazılar

Liposuction İle Yerçekimine Karşı Koyun

Uzun yıllardır uygulanan ve kanül adı verilen ince borucuklar yardımıyla vücuttaki yağların alındığı Liposuction yöntemi radyofrekans teknolojisi ile şimdi sıkılaşmayı da sağlıyor. 

Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serkan Dinar “yeni nesil radyofrekans ile liposuction yönteminin, klasik liposuction ameliyatları sonrası karşılaşılan sarkma problemlerini ortadan kaldırdığını ayrıca son yıllarda erkeklerin de radyofrekans liposuction yöntemine yöneldiğini’’ belirtiyor.

Estetik dünyasının son durumundaki gelişmeler Türkiye’de hızla ilerliyor. Uzun yıllardır birçok kişinin tercihi olan liposuction konusu artık sadece kadınlara değil, erkeklere de cazip geliyor. Türk kası olarak adlandırdığımız bölgelere ufak müdahaleler ile erkeklere daha sıkı bir vücut olanağı sağlanıyor. Ayrıca hamilelik sonrası karın bölgesinde inatçı yağ birikimi olan, karın duvarı kilo alıp vermeye bağlı sarkma eğiliminde olan hastalara da tavsiye ediliyor.

Klasik liposuctionda karın bölgesi, bacak içi, kol bölgesi gibi yer çekimine karşı koyamayan bölgelerde yağ alımı sonrası cilt içi boşalmış bir torba gibi sarkma eğilimi gösteriyor. Yeni nesil radyofrekans ile liposuction uygulamasında ise inatçı yağlar radyofrekans teknolojisi ile eritilip, vakumla alınırken aynı zamanda cildin de sıkılaşmasına yardımcı oluyor. Yani klasik liposuctionda sıkça rastlanan sarkma riski önleniyor ve morarma oranı da daha düşük oluyor. Liposuction bir zayıflama yöntemi değil, vücuda şekil verme yöntemidir. Op. Dr. Serkan Dinar bu uygulamanın ardından sıkça sorulan sorular arasında ameliyat sonrasında çok yemek yersem yine aynı yağları alır mıyım? sorusuna ‘’Yeni Nesil Liposuction yönteminin vücuda şekil verme yöntemi olduğunu, hastaların ameliyat sonrasında da beslenmelerine dikkat etmeleri gerektiği’’ cevabını veriyor.

Yeni Nesil Radyofrenkans ile Liposuction’nın Avantajları…
Klasik liposuctionda ve yeni nesil liposuctionda öncelikle inatçı yağlanma olan bölgelere serum verilerek yağ dokusu şişirilir ve daha sonra kanüller yardımıyla bu yağ alınıyor. Radyofrekans sayesinde yağlar eritilirken küçük kılcal damarlar da yakılarak kanama durduruluyor. Bu sayede iyileşme hızlanıyor, morarma daha az oluyor ve emboli (kan pıhtısı ile damar tıkanması) gibi riskler de azalmış olduğu gözleniyor.

Obezite sınırındaki hastalara uygulama yapılamıyor…
Yeni Nesil Liposuction sarkmaya eğilimli cildi olanlarda, özellikle yaş ya da beslenme şekli itibariyle ciltte kollajen dokusunun azalmasına bağlı elastik yapıyı kaybetmiş ciltlerde, bölge olarak özellikle kol bölgesinde sarkmadan müzdarip hastalarda, doğum sonrası karın gevşemesi olan hastalarda tercih edilebiliyor. Öte yandan obezite sınırında yani çok kilolu hastalarda çok fazla faydası olamıyor. Ancak bir uzman desteği ile verilebildiği kadar kilo veren hastalarda uygulama yapılabiliyor. Bunun dışında genel ameliyat riskleri olan hastalarda bu ameliyat içinde risk aynı oluyor.

Erkeklerde uygulanan yeni nesil liposuction yöntemi ile Türk Kası…
Liposuction, erkeklerde özellikle simit bölgesi denilen karın ve bel bölgesinde sıkça uygulanıyor. Erkeklerde de yeni nesil liposuction yöntemi ek sıkılaşma sağlıyor.. Son yıllarda Özellikle Türkiye’de erkeklerin estetikle tanışması saç ekimi sonrası artış göstermiştir. Saç ekimi amacıyla estetik kliniğine başvuran erkeklerde liposuction, yüz germe , göz kapağı estetiği gibi diğer estetik cerrahi yöntemlere ilgi artmıştır. Sporla verilemeyen inatçı yağlanmalarda yeni nesil liposuction erkekler içinde faydalı olmaktadır.

0 yorum

Çocuğum altını ıslatıyor, şimdi ne yapacağım?


Çocuğunuz geceleri altını ıslatıyor, bunu uzun süredir yapıyor ve en önemlisi buna engel olamıyorsa lütfen bu yazıyı dikkatlice okuyun.

Özelikle 2 yaş üstü çocuklarda görülen gece altını ıslatma problemini, tedavisini ve ailelere düşen görevleri Hisar Intercontinental Hospital Üroloji Uzmanı Op. Dr. Basri Çakıroğlu’yla konuştuk.

Çocuğumun Altını Islatma Problemi Var Diyebilmeniz İçin…
Çocukların çoğu 2–4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı başarırlar. İdrar kontrolü sinir sisteminin gelişmesiyle paralel olur. Bebeklik döneminde işeme tamamen refleksle oluşur. Üç yaşındaki çocukların %40'ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %15'e, 10 yaşında %10'a düşer. Çocuğunuz 5 yaşını doldurmuş olmasına rağmen ayda iki kereden fazla idrar kaçırıyorsa altını ıslatma problemi olabilir.

Çocuklar neden altını ıslatır?
Gece altını ıslatan çocukların büyük bir bölümü (%90-95'i) fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanır. Bu çocuklar;
• Gece uykuda mesane doluluğunu hissetmeleri yetersiz,
• Mesane kapasiteleri küçük,
• Uyku derinlikleri fazla çocuklardır. Bu çocuklarda geceleri gündüze oranla idrar çıkışı %50 daha azdır.

Alt Islatma Genetiktir!
Alt ıslatma büyük oranda genetik yatkınlığa dayanır. Anne ve babadan birinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta % 43, ikisinde birden varsa %77, her ikisinde de yok; yakınlarında varsa (dayı, amca, teyze, hala) %15 oranda altını ıslatma sorunu yaşanır. Aile öyküsü olan olgular iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir göstermektedirler.

Alt Islatma Bazı Hastalıkların Habercisi Olabilir!
Altını ıslatan çocukların %2-3'ünden şeker, böbrek ve mesane hastalıkları saptanır. Olguların %5-10'unda ise altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı gibi yakınmalar eşlik eder. Bu çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri, kabızlık ve bazen besin alerjisi görülür. Ayrıca son yıllarda halk arasında "geniz eti" olarak bilinen adenoid vejetasyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiği üzerinde durulmaktadır.

Çocuğum altını ıslatıyor, şimdi ne yapacağım?
Öncelikle bu çocuklara yanlış tutumların çok daha fazla zarar verdiğini unutmayın! Bunların içinde en tehlikelisi "Altına yapan kızını sobaya oturttu" gibi haber başlıklarına konu olan cinsel bölgelere yönelik cezalandırma girişimleridir. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakır. Altını ıslatan çocukların diş çıkarma, konuşma gecikmesi gibi fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı ve ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir uzman tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gerekir. Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama ve gece ağızdan nefes alma gibi organik faktörlerin varlığı bakımından incelenir. Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılır. Altını ıslatan çocukların %97'sinde fiziksel bir neden yoktur, ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı konusunda bilgi verir. Bu noktada altını ıslatan çocukta "küçük mesane" ya da uykudan uyanamama sorunu mu olduğunun aydınlatılması önemlidir. Bunun için;
• Ayrıntılı bir hastalık öyküsü alınıp sorgulama yapılması,
• İşeme-dışkılama çizelgesi tutulması,
• Genişletilmiş fiziksel muayene,
• Tam idrar tahlili yapılması genellikle yeterlidir.
Bu basamaklardan sonra, hastalığın “saf primer gece yatak ıslatma” problemi olduğuna karar verilirse, tedavi aşamasına geçilir. Eğer, hadisenin daha kompleks ve etraflı bir problem olduğuna karar verilirse, ileri tanı yöntemlerine başvurularak daha ayrıntılı tetkikler uygulanır. Altını ıslatan çocuklara genel olarak 7–8 yaşına geldiğinde tedavi için girişimlerde bulunulması önerilir. Bu girişimlerin başında çocuğun kendisinin ya da ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelir. Ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Bu program %90 oranında başarı sağlar.

Çocuğunuzun Alt Islatma Problemini Aşması İçin…
• Gece kalkıp tuvalete gitmeyi bir hedef olarak kesinleştirin.
• Tuvalete ulaşmasını kolaylaştırın.
• Çocuğun kuru kalma sorumluluğunu üstüne almasına yardım edin.
• Yatmadan önceki 2 saat boyunca fazla sıvı almasından kaçının.
• Kesinlikle kafein içeren içecekler vermeyin.
• Yatırmadan önce mutlaka tuvalete götürün.
• Gece tuvalete kalkma motivasyonunu olumsuz yönde etkileyeceği için kuru kalması amacıyla bez bağlamayın.
• Sabah temizliğine çocuğunuzun katılımını sağlayın.
• Çocuğunuzun hangi günler kuru kaldığını bir kart üzerine işleyin.
• Çocuğunuzu en az ayda bir kontrol ettirin.

0 yorum

Siz de “televizyon otizmi” yakalanmayın

Otizmin nedeni halen kesin olarak bilinmemekle birlikte uzmanlar, televizyonun otizmi tetikleyen bir unsur olduğu konusunda hemfikirler. 

Uzmanlara göre, 0-2 yaş arasındaki bebeklerin günde 2 saatten fazla televizyon izlemeleri otizm belirtilerinin artmasına neden oluyor.

Algı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi uzmanlarından psikolog Özge Hoşgör, 2 yaşından önce çocuklara televizyon izlettirilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Otizm, ülkemizde her 150 çocuktan birinde görülüyor. Erkeklerde kızlara oranla 3-4 kat daha yaygın. Otizmin nedeni halen kesin olarak bilinmemekle birlikte genetik olduğundan kuşkulanılıyor. Henüz otizm geni bulunmasa da uzmanlar bir yandan çevre kirliliği, kimyasal maddeler gibi çevresel faktörlerin de otizmi tetiklediğini düşünüyorlar. Tetikleyici bir diğer unsur da televizyon karşısında aşırı zaman geçirilmesi.

Dikkat eksikliğine yol açar
Algı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi uzmanlarından psikolog Özge Hoşgör, bazı anne-babalar tarafından çocukların ağlamaması ve sakinleşmesi için günde 2 saat ve daha fazla süreyle televizyon karşısında oturtulduğuna dikkat çekti. 0-2 yaş arasında aşırı televizyon izleyen çocukların okul dönemlerinde dikkat eksiklikleri ve özel öğrenme güçlükleri yaşadığına işaret eden Hoşgör, “Televizyondaki renkli uyaranlara çocuklar bebeklik döneminden itibaren maruz kaldıklarında ekrandaki aksiyona odaklanıyorlar ve beyinleri normalden çok daha fazla yoruluyor. Bu durumda çocuklarda bebeklik döneminde sosyal uyaran eksikliğinden dolayı zayıf göz kontağı, dikkat dağınıklığı ve sosyal ilişkilerde yetersizlik gibi otizminde belirtileri olan faktörler kendini göstermektedir” dedi.

Televizyondan uzak dursunlar
Televizyonla otizm arasında nedensel bir ilişki bilimsel olarak kanıtlanmasa da “televizyon otizmi” denilen bir kavramın türediğini vurgulayan Hoşgör şöyle devam etti:

“Ancak unutmamak gerekir ki çocukta var olan otistik belirtiler aşırı televizyon izleme, bilgisayar oyunu oynamada gibi etkenlerle tetiklenmektedir. Aileler 2 yaşından önce çocuklarına kesinlikle televizyon izlettirmemeleri gerek. Amerikan Pediatri Akademisi önlem olarak 0-2 yaş çocuklarının televizyon ekranlarından uzak durmaları gerektiğini önemle vurguluyor. Otizm belirtileri gösteren veya buna yatkın olan çocuklar, televizyona gösterdikleri ilgiyi çevreye ve insanlara gösteremezler. Ailelerin bu konuda çok dikkatli olması gerek. Otizm belirtileri gösteren çocukların özellikle 3 yaşından önce teşhis edilmesi tedavi şanslarını artırır.”
0 yorum

Soğuk algınlığının doğal ilacı

Kışın tam ortasına geldiğimiz şu günlerde soğuk algınlığı oldukça yaygın bir hastalık. Özellikle yoğun çalışanlar ve beslenmesine dikkat edemeyenler bağışıklık sistemleri zayıfladığı anda grip ve soğuk algınlığı ile yüz yüze geliyor. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirici özelliği ile vücut direncini arttıran şalgam suyu tam da bu anda ihtiyaç duyulan doğal şifa kaynağı...

Yüzyıllardır Anadolu’da yemeklerin, özellikle de etlerin yanında hazmettirici olarak tüketilen şalgam suyu vücut direncini arttırarak hastalıklara karşı koruyucu ve iyileştirici özellikler sunuyor. İçeriğindeki A-B-C grubu vitaminlerle kalp-damar hastalıklarının yanında boğaz iltihabına da iyi gelen şalgam suyunun faydaları saymakla bitmiyor. Soğuk algınlığının ilerleyip boğaza hatta ciğerlere indiği durumlarda en iyi bitkisel çözüm; göğsü yumuşatıp, akciğer ve bronşları temizleyen şalgam suyu.

ÇOCUKLARA “ANTİBİYOTİK YERİNE ŞALGAM”

Vücuttan toksinleri atmaya yarayan ve kansızlık için ideal bir ilaç olan şalgamın yaprakları da kökü gibi kalsiyum, demir, bakır ve iyot içeriyor. Çocuklarının gazlı içecekler içmesi konusunda endişe duyan aileler, bitkisel bazlı bu içeceği onların günlük demir, bakır ihyiyaçlarının karşılanması açısından da oldukça önemsiyorlar. Anti-enfeksiyon olarak bilinen bu doğal içecek, annelerin grip mikrobuna maruz kalmış çocuklarına gönül rahatlığıyla içirebilecekleri ender ürünlerden.

Aileler, küçük yaşlarda sık sık hasta olan çocuklarını mümkün olduğu kadar antibiyotikten uzak tutmaya çalışıyorlar. Böyle durumlarda alternatif tıbbı ve bitkisel çözümleri arayanlara fiyatının uygunluğuyla da dikkat çeken şalgam suyu oldukça cazip geliyor.

K.B.B. Mütehassısı Op.Dr.M.Sezai Yavaşça: Şalgam(Brassica napus) kökleri sebze olarak yenilebilen turpgillerden bir bitkidir.100 gr şalgam içerisinde ; 23 kalori,0.2gr yağ,24mg fosfor,35mg kalsiyum,188mg magnezyum,yanında B1,B2,B3 ve C vitaminleri ihtiva eder. Havuç (Davas carota) maydanozgiller familyasından etli kökleri için yetiştirilen bir bitki olup,A,B,C,D ve E vitaminleri yönünden zengindir. Adana ve Mersin yöresinde bu iki mucize sebzenin bulgur ile fermente edilmesi suretiyle hazırlanan ŞALGAM SUYU tamamen organik bir karışım olup ,hiçbir kimyasal katkı içermez.

Yıllardır çok sevilerek içilen ve güney illerimizin vazgeçilmezi olan şalgam suyu, bu gün tüm dünyada ciddi araştırmalara konu olmaktadır. Özellikle Çin’de yaşanan SARS GRİBİ sırasında Çinli araştırmacılar tarafından ısrarla tüketilmesi önerilmiş ve ülkemizden Çin’e Şalgam suyu ihraç edilmiştir. Kışın yaşanacak gripal enfeksiyonlardan korunmada ihtiva ettiği C vitamini ve prebiyotik etkisinden dolayı şalgam suyu içilmesi şiddetle tavsiye edilmektedir.

0 yorum

Sivri Burunlu Ayakkabı Başparmak Çıkıntısı Yapıyor

Vücudumuzun bütün yükünü çeken ayaklarımız. Ancak birçoğumuz için ayak sağlığı en son aklımıza gelen şey. Oysa omurga ile ilgili birçok rahatsızlığın temelinde ayak sağlığına gerekli önemin verilmemesi yatıyor. Ancak estetik kaygılarla birçok kadın ayağı rahatsız ettiği halde topuklu, ince burunlu ayakkabılardan vazgeçmiyor. 

Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Selim Muğrabi "İdeal ayakkabı önü yuvarlak ve geniş, mümkünse bağcıklı, topuğu da 5 ila 10 pont yüksekliğinde olmalı. Kadınların tercih ettiği sivri burunlu ayakkabılar parmağı sıkıştırıyor ve zamanla başparmak çıkıntısına neden oluyor. Sivri burun parmak çıkıntısını tetikliyor, küçük parmakların şeklinin bozulmasına neden oluyor" diyor. Op. Dr. Selim Muğrabi yanlış ayakkabı seçimleri hakkında bilgi verdi…

Babet diz ve bel ağrısı yapıyor

Babetler düz ve içinde hiçbir destek yok. Ayakta durdukça bir dönem sonra kas gücü azaldığı için babet tabanı kavisini kaybedip aşağı doğru çökmeye başlıyor. Ayakkabı iyiyse içinde bir destek varsa bu adale destek sayesinde kavis çökmeyeceği için hiçbir problem olmaz. Çünkü kavis çöktüğü anda ağrı başlar. Özellikle bel ve diz ağrısı başlar, o yüzden babet içinde hiçbir destek olmadığı için gün içinde çabuk yorulma bel ve diz ağrısı yapar.

Parmak arası düz ayakkabıda yürüme aksı bozuluyor

Babetle aynı sıkıntı. Hatta daha fazla. Babetin en azından önü kapalı ama parmak aralarının arkası boş olduğu için büyük sıkıntı yaratıyor. Parmak arası terlik giyildiğinde kişi düztabansa ayağının ciddi şekilde topuğu dışarı doğru döndüğü için diz ağrısı çok daha çabuk gelişiyor. Çünkü yürüme aksı bozuluyor.

İnce topuk şekil bozukluğu yapıyor

Topuk yükseldikçe yük tekrar dize ve bele dönüyor, diz ve bel ağrısı gelişiyor. Yük ön tarafa doğru gittiği için başparmak çıkıntısı ve parmaklarda şekil bozukluğu oluyor.

Dolgu topuk yükseldikçe sıkıntı yaratıyor

Dolgu topuğun önüyle arkası beraber gidiyorsa hiçbir problemim yok. Yani ayakkabının arkası yüksek öne de doğru yüksek gidiyorsa sıkıntı yaşanmaz. Ama her şeyin fazlasında sıkıntı var. 15 ponttan sonra ayak çok yükseliyor, yerden yükseldiğinde yine yaylanma bozulduğu için diz ve bel ağrısı oluyor. Çünkü ne kadar yükselirse malzeme o kadar sertleşiyor. Malzeme sertleşince sıkıntı artıyor.

Tahta topuk ağrı yapıyor

Ayakkabıda esneme olması gerekiyor. Tahta ya da sabo ayakkabı esnemediği için ağrı problemi yapar. 

0 yorum

Aşırı doz botoksa dikkat!

Son yılların en çok ilgi gören uygulamaları arasında yer alan botoks aşırı doz uygulanması durumunda donuk yüz görünümüne yol açıyor. 

Mimik kaslarında doğru noktalara yapılmayan veya aşırı dozda yapılan enjeksiyon mimiklerinizi kaybetmenize sebep oluyor.

Esteworld Plastik Cerrahi Hastanesi Uzmanlarından Dermatolog Dr. Gül Yıldırım, özellikle oyunculuk gibi işi gereği mimiklerini çok kullanmak zorunda olan kişilerin botoks yaptırırken kırışıklıklarda bir miktar açılma ancak mimiklerde tam kayba yol açmayacak uygulamaları tercih ettiğini belirtiyor.

Özellikle mimik kırışıklıklarının tedavisinde etkili olan botoksun aşırı dozda ve yanlış tekniklerle uygulanmasının mimik ve jestlerin kaybına neden olduğunu vurgulayan Dr. Gül Yıldırım botoks hakkında şu uyarılarda bulundu: “20 yılı aşkın bir süredir yüzdeki kırışıklıkların tedavisinde etkin bir şekilde kullanılan botoks eğer kaslarda tam bir fonksiyon kaybı yaratacak şekilde uygulanırsa, kişinin mimikleri anlaşılamaz. Bu istenilen bir durum değildir. Zira oyuncu gibi işi gereği mimiklerini kullanmak zorunda olanlar için özellikle kaşlar arasındaki mimik çizgileri olmazsa olmaz. Kızgınlık, sevinç, üzüntü gibi ifadeleri bir oyun sırasında sergileyemeyen bir oyuncunun başarı elde etmesi imkansızdır. Çünkü kelimelerin yetersiz kaldığı durumlarda mimik ve jestler oyuncuların en büyük silahıdır.”

OYUNCU BOTOKSU TERCİH EDİLİYOR
Dermatolog Dr. Yıldırım, oyuncu botoksu adını da verdiklerini, doğal görünümlü botoksların son dönemlerde daha sık tercih edilmeye başladığını ifade etti. Dr. Yıldırım şu bilgileri verdi:

“Doğal görünümlü ya da diğer adı ile oyuncu botoksu olarak nitelendirdiğimiz botoks uygulamalarında farklı bir ilaç kullanmıyoruz. Ancak burada önemli olan etkili olabilecek minimum doz ve doğru kasa yapılan enjeksiyonlardır. Yüzümüzde mimik oluşumunda görevli irili ufaklı bir çok ve iç içe geçmiş kas bulunmaktadır.

Dr. Gül Yıldırım
Botoks enjeksiyonu yapacak olan kişinin öncelikle yüzün anatomisini çok iyi bilmesi gerekmektedir. Örneğin kaş çatmada görevli kasımız iki kaş arası bölgede v şekilli 0.5 cm uzunluğunda olan bir kastır. Bu noktaya doğru bir teknikle yapılmayan uygulamalar asimetri, kaş çatamama (kızamama) gibi sonuçlar doğurabilir. Bu tür sonuçlar özellikle mesleğinde mimik kullanımının ön planda olduğu oyuncu ve siyasetçi gibi mesleklerde istenmeyen bir durumdur.

Botox dozu iyi ayarlandığında ve enjeksiyon noktaları muayene ile dikkatle değerlendirilerek tecrübeli ellerde uygulama yapıldığında mimikleri koruyarak ifadelerin dışarı yansıtılmasında bir sorun yaratmadan doğal sonuçlar elde etmek mümkündür.”


0 yorum

'Mükemmel Kadın' Olmak İsterken Sağlığınızdan Olmayın!

Kadınlar çocuk mu yapmalı kariyer mi? Yoksa ikisini bir arada yürütmek mümkün mü?

Modern yaşam ve ihtiyaçlar günümüz kadınlarının çalışmasını zorunlu hale getirdi. Eskiden kadının çalışması ayıplanır ve çalışmasına müsaade eden eş ya da baba toplum tarafından dışlanırdı. Geçmişte kalan bu tabular yıkılarak, kadınların ekonomik ve sosyal gelişimi günümüze kadar büyük ilerleme kaydetti. Son yıllarda birçok kadın ise hem kariyer hem de çocuk yapabileceklerini düşünüyor. Peki, bunların hepsi bir arada olunca ne gibi sorunlar ortaya çıkıyor? Kadınlar çocuk mu yapmalı kariyer mi, yoksa ikisini bir arada yürütmek mümkün mü?

‘Çocuk da Yaparım Kariyer de’ Fikri Nasıl Ortaya Çıktı?

Reem Nöroloji merkezi Kurucusu Dr. Mehmet Yavuz'un verdiği bilgilere göre, günümüzde özellikle evli kadınlar kendilerinden beklenenin fazlasını yapmaya çalışıyor. Bu durum sorunlu bir yaşam, stres ve strese bağlı hastalıkları gündeme getiriyor.

Kadınlar iş hayatının onlara sunduğu sosyal ve ekonomik getirileri ilk başlarda cazip görebiliyor. Daha özgür yaşam isteği, erkeğe bağımlı yaşamanın getirdiği zorluklar ve geçmişte toplumda yaşanan birçok kötü örnek kadınları çalışmaya ve bireyselleşmeye iten en önemli faktörler.

Değişen aile kavramı ile birlikte çocuk yapma planları da kadınların iş hayatı ile anne olma isteği arasında ikileme düşmesine ve karasız kalmasına neden oldu. Karasız kalan anneler ise çocukta yaparım kariyerde diyerek üzerlerinde olan yükü ikiye katladı.

Çalışan Kadın ‘Mükemmel Anne’ mi Olmak İstiyor?

Çalışan kadın hem çalışma hayatını hem de çocuğunu aynı anda idare etmek zorunda kaldığında ev ve iş yeri arasında yoğun bir tempo içerisine girer. İş, çocuk ve eş arasında kalan kadın tam anlamıyla bir tükenmişlik hissine kapılır. Yoğun duygular içerisine giren kişi kendini suçlama, eşi ve çocuğu ile yaşadığı iletişimsizliği çalışma hayatına bağlayabilir.

Çocuğu ve kariyerini bir arada yürütmek isteyen kadınlar genellikle çocuklarına daha düşkün bir tavır sergiler. Çocuğunun ihtiyaçlarını ve istediklerini sürekli yerine getirmek isteyebilirler. Bunun asıl sebebi ise çocuğun annesine olan ilgisinin azalması ve onu çalışıyor olmasından dolayı suçlaması korkusudur. Yeterli ilgiyi verdiğini çocuğuna ve eşine göstermek için daha fazla çaba gösterecektir.

‘Mükemmel Kadın’ İmajı Ne Gibi Sağlık Sorunları Ortaya Çıkarır?

Çocuk ve kariyer yapmayı hem de iyi bir eş olmayı isteyen kadın için hastalıklar da bir dönem sonra kaçınılmaz olur. Kişi bu süreçleri yaşasa da bunları umursamaz hatta çevresindeki kişiler bile bu durumu zamanla kapris olarak değerlendirebilir. Kişide oluşan belirtiler ise şu şekilde sıralanabilir:

• Tükenmişlik ve bıkkınlık hissi
• Depresyon, sürekli gerginlik ve panik atak belirtileri
• Uykusuzluk
• Sürekli yorgunluk hissetme
• Beyinde ağırlaşma, düşüncelerde karmaşa
• Unutkanlık
• Mide bağırsak rahatsızlıkları
• Eklem ağrıları
• Kas sertleşmeleri
• Sürekli sinirli tavırlar sergileme
• Cinsel isteksizlik

Çocuklar Olumsuz Etkileniyor mu?

“Çalışan anne çocuğu ile de ilgilenebilir” düşüncesini topluma ve eşine kanıtlamaya çalışan anneler çocuklarının her istediğini yapar hale geliyor. Sürekli endişe ve kaygı duydukları için çocuklar huzursuz, korkak güvensiz kişiler olabiliyorlar. Aynı zamanda aşırı ilgiden dolayı şımarık bir kişilikte ortaya çıkabiliyor. Çünkü anne çocuğun önüne tüm imkânları sunuyor, tüm isteklerini gerçekleştiriyor ve ilerde başkaları bu ortamı ona sağlayamadığında ise çocuk mutsuz ve doyumsuz bir birey olabiliyor.

Yaşanan Sıkıntılar Karşısında Ne Yapmalı?

• Endişe yapmayın.
• Nefes terapileri yapın.
• Mükemmel kadın ve mükemmel anne bilincinden uzak yaşayın.
• Kendinizi fazla yormayın.
• Çocuk, eş ve iş dengesini iyi kurun.
• Çocuğun gelişimi için sürekli endişe duymayın ve korkmayın.
• Kendinize zaman ayırın.
• Eşinizle sinemaya gidin, arkadaşlarınızla buluşun sosyal aktivitelerden uzak kalmayın.
• Çocuğunuzun mükemmel annesi yerine onu anlayan anlayışlı anne olmaya çalışın.
• Eğer sorunlarınız arttıysa mutlaka psikolojik destek alın.

0 yorum

Prematüre Bebek İçin Anne Sütü Hayat Kurtarıyor

Ülkemizde her yıl 1.3 milyon bebek dünyaya geliyor. Bu bebeklerin yaklaşık yüzde 10'u yani 130 bini erken (prematüre) doğuyor. Son araştırmalara göre 10 yıldır Türkiye'de bebek ölümleri azaldı. Fakat hala bebek ölümlerinin en büyük sebebi prematürelik. Prematüre doğumun en önemli nedeni ise enfeksiyon. 

Liv Hospital Yenidoğan ve Çocuk Hastalıkları Uzmanları Dr. Gülnihal Şarman ve Dr. Pınar Boncuk Dayanıklı, prematüre bebekler için anne sütünün hayat kurtardığına, prematüre bebek konusunda uzmanlaşmış bir ekip ve iyi bir yenidoğan yoğun bakım süreci ile bebeklerin hayata tutunabildiklerine dikkat çekiyor.

Prematüre bebeğin ilacı anne sütü

Tüm bebekler için önem taşıyan anne sütü, prematüre bebekler için hayat kurtarıcı niteliğinde. Anne sütü, hem bebeğin hem de annenin fiziksel ve ruhsal gelişimini etkiliyor. Anne sütü ile beslenen prematüre bebekler, yapılan araştırmalara göre çok daha hızlı gelişiyor, kilo alıyor, enfeksiyon riski azalıyor. Ayrıca bebek ve anne arasında, bu zorlu dönemde çok daha derin bağ kuruluyor. Bebeğini emziren annenin doğum sonrası depresyonu daha az oluyor ve sütü daha çok geliyor.

Prematüre bebekte ilk 2 yıla dikkat

Prematüre bebekler diğer yeni doğanlara göre çok daha ciddi takip gerektiriyor. Bu bebekler ne kadar erken doğarsa o kadar fazla sağlık problemi yaşıyor. Fakat sağlık problemleri uzmanlaşmış hekimlerin kontrolünde en aza indiriliyor. Ancak bebek, taburcu edildikten sonra bazı enfeksiyonlar, yetersiz beslenme ve bakım nedeniyle birtakım sorunlar yaşanabiliyor. Prematüre bebeklerde ilk 2 yıla dikkat etmek çok önemli. Bu süreçte iyi beslenmek, temiz hava solumak, enfeksiyondan kaçınmak ciddi önem taşıyor. Özellikle kış ayları prematüre bebekler için büyük risk oluşturuyor.

Kuvözde de olsa bol bol anne kucağı

• Bebekle ilişki hastanede kaldığı günlerden başlayarak devam etmeli.
• Kuvözde kucağa alınamadığı zamanlarda başını ya da parmağını tutarak, göz teması yaparak ilişki kurarak başlanabilir.
• Uygun haftaya geldiğinde emzirme denemeleri yapmaya başlayabilirsiniz.
• Evde bebekle teması arttırmak için masaj yapılabilir. Masaj bebeği rahatlatır, kasların çalıştırmasını sağlar, ilişkinizi güçlendirir.
• Kucağınızda çıplak teninize temas edecek şekilde onu tutmak bebeğiniz rahatlatır.


0 yorum

Her kadın HPV Enfeksiyonunu bilmeli

Aktif cinsel yaşantısı olan her 4 kişiden 3'ünün yakalanabildiği HPV virüsü basit rahatsızlıkların yanı sıra kansere de yol açabilir. Son derece bulaşıcı bir virüs olan HPV'den baştan aşı olmak üzere farklı yöntemlerle korunmak mümkün. 

ART Tıp Merkezi Kadın Hastlıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Senai AKSOY, HPV virüsü ile ilgili en çok merak edilen soruları yanıtladı.

HPV (Human Papilloma Virüsü) nedir?
HPV cilt teması ile kişiden kişiye bulaşabilen bir virüstür. HPV'nin 100'den fazla tipi vardır. Bunların yaklaşık 30 tanesi erkek ve kadınlarda genital bölge enfeksiyonlarına yol açar ve cinsel temas yolu ile kişiden kişiye bulaşır.

HPV ne sıklıkta görülür?
HPV çok sık görülen bir virüstür. Bazı araştırmalar cinsel yaşantısı olan her 4 kişiden en az 3'ünün hayatının bir döneminde genital HPV enfeksiyonuna yakalanacağını öne sürmektedir.

HPV enfeksiyonu nasıl yayılır?
HPV en fazla vajinal, anal ve oral ilişki yoluyla yayılır ama enfeksiyon oluşması için cinsel ilişki olması şart değildir. HPV cilt teması ile bulaşır ve yayılır. Cinsiyeti ne olursa olsun enfekte olmuş bir kişiyle cinsel temasta bulunmak virüsün en sık görülen bulaşma şeklidir. Pek çok diğer cinsel yolla bulaşan hastalık gibi genital HPV enfeksiyonu da çoğunlukla belirti vermez.

HPV enfeksiyonu hangi hastalıklara yol açar?
HPV'nin yaklaşık 20 türü genital siğillere yol açar. Bu siğiller vajinanın içinde veya dışında ve penisin üzerinde çıkar. Bu bölgelerin yakınındaki cilde de bulaşabilir. Genital siğiller anüste, vulvada veya rahim ağzında da oluşabilir. HPV'nin yaklaşık 15 türü anüs, rahim ağzı, vulva, vajina ve penis kanserleri ile ilişkilidir. Baş ve boyun bölgesi (bademcik, dilin arka tarafı gibi) kanserlerine de yol açarlar. Bunlar HPV'nin yüksek riskli tipleri olarak bilinir.

HPV rahim ağzı kanserine nasıl yol açar?
Rahim ağzı (serviks) hücrelerden oluşan ince bir doku tabakası ile kaplıdır. HPV bu hücrelere girebilir. Enfekte olan hücreler anormal hücreler haline gelerek veya zarar görerek farklı şekilde büyümeye başlarlar. Bu hücrelerdeki değişimler kanser öncesi olarak bilinen bir değişim olmaya doğru ilerleyebilirler. Rahim ağzını kaplayan ince dokudaki değişimlere displazi veya servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) adı verilir. Çoğu kadının bağışıklık sistemi virüsü kansere dönüşmeden yok eder. Fakat bazı kadınlarda HPV bağışıklık sistemi tarafından yok edilmez ve vücutta kalır. Bu durumda HPV kansere ya da daha sık olarak kanser öncesi oluşumlara yol açabilir.

Rahim ağzı kanseri için tarama testleri var mıdır?
Genellikle rahim ağzı kanserinin oluşması yıllar sürer. Bu süre içinde HPV enfeksiyonu rahim ağzı üstündeki veya çevresindeki hücreleri anormal hücreler haline getirir. Smear testi (Pap smear veya servikal sitoloji taraması) anormal hücre değişimlerini erken evrede saptayarak kansere dönüşmeden tedavi edilmelerine olanak sağlar. Smear sonucu anormal veya şüpheli çıkan 30 yaş ve üstü kadınlarda ek olarak HPV tiplemesi de yapılır. Bu test 13'ten fazla yüksek risk grubu HPV türünü saptayabilir.

HPV enfeksiyonu önlenebilir mi?
HPV enfeksiyonunun bazı türleri HPV aşısı ile önlenebilir.
Bunun dışında HPV enfeksiyonu riskini azaltmak için şu önlemler alınabilir:
-Tek eşli olmak
-Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanmak
Ancak prezervatif HPV enfeksiyonuna karşı %100 koruma sağlamaz. Prezervatifin kaplamadığı enfekte olmuş bölgelere (genital veya anal) temas ile bulaşabilir.

0 yorum

Yirmilik Dişin mi Var Derdin Var!

Yirmilik dişler… Çıkmadığında beklediğimiz; çıktığında ise hemen çürüyüp çektirmek zorunda kaldığımız, bazen de niye çıkıyor o zaman dediğimiz dişlerimiz… 

Yirmilik dişlerle ilgili merak edilenleri ve ne zaman çekilmesi gerektiğini Hisar Intercontinental Hospital Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Uzmanı Dt. Enver Selman Sümer’den öğrendik...

Ağzımızda en son süren ve üçüncü azı dişleri olan 20’lik dişlerin genellikle 17-25 yaşları arasında sürmeye başladığını dile getiren Dt. Sümer; ‘Bu dişlerin ağızda bırakılıp bırakılmaması konusu tartışmalıdır. Eğer doğru pozisyonda sürerlerse ve çevre dokulara zarar vermiyorsa bu dişin yerinde kalmasında bir sakınca yoktur. Çene kemiğine kaynaşmış; anormal pozisyonlu olduğu röntgenle tespit edilmiş bir dişin ileride yol açacağı zararlar göz önüne alınarak çekimine karar verilebilir.’ açıklamasında bulundu.

Yirmilik Dişimi Ne Zaman Çektirmem Gerekir?

Çürük: Tükürük, bakteri ve yiyecek parçacıkları yeni çıkmakta olan dişin açtığı yuvada birikerek hem yirmilik dişi hem de yanındaki azı dişini tehdit eder. Bu tip çürükleri erkenden fark ederek tedavi etmek oldukça zordur. Ağrıyla enfeksiyona yol açan ve apseyle sonuçlanan ağır tablolar meydana gelebilir.

Diş eti hastalığı (perikoronit): Kısmen çıkmış bir yirmilik dişin, dişetinde, bakteri ve yiyecek artıklarının depolandığı bir enfeksiyon odağı oluşur. Bunlar ağız kokusu, ağrı, ödem ve ağzın tam açılamamasına neden olur. Enfeksiyon lenfler aracılığı ile yanak ve boyuna yayılabilir. Yirmilik dişin etrafındaki bu enfeksiyona yatkın zemin her seferinde kolayca enfekte olmaya adaydır.

Basınç Ağrısı: Sürme sırasında komşu dişlere de basınç uygulanıyorsa sıkışmadan dolayı da ağrı hissedilebilir. Bazı durumlarda bu basınç aşınmaya yol açar.

Ortodontik Nedenler: Pek çok genç dişlerindeki çapraşıklıkları düzeltmek için ortodontik tedavi görür. Yirmi yaş dişlerinin sürme basınçları diğer dişlere de yansıyacağından diğer dişlerde de bir hareketlilik olur, çapraşıklıklar artabilir.

Protezle İlgili Nedenler: Protez planlaması yapılan bir ağızda yirmilik dişleri hesaba katmak gerekir. Çünkü, yirmilik diş çekildikten sonra değişen ağız yapısına göre yeni bir protez yapmak gerekecektir.

Kist Oluşumu: Gömük bir diş kiste; kist ise kemik yıkımı, çene genişlemesi, çevredeki dişlerin yer değiştirmesi ya da zarar görmesine neden olur. Kemik yıkımını önlemek için diş çekilerek kist temizlenmelidir.

Hiçbir Rahatsızlık Vermiyor Ama Kötü Pozisyonlu Bir Dişim Var…
• Dişin pozisyonunun bozuk olması enfeksiyon için tek başına yeterli bir sebeptir. Böyle bir durumda basınç ağrısı, diş eti problemleri ve benzeri sorunlar aniden ve beklenmeyen bir zamanda gelişirler.
• Yirmilik dişler, fırça ve diş ipiyle ulaşılması zor alanlarda bulunurlar. Zamanla çürümeye yol açan bakteri, asit ve yiyecek artıkları bu bölgede toplanır. Eğer diş çürür ve dolguyla onarılmazsa diş kısa zamanda iltihaplanır.
• Bu dişleri temiz tutmak zor olduğundan biriken bakteri ve yiyecek artıkları kötü ağız kokusuna sebep olur.
• Dişeti altında yatay pozisyondaki gömük bir diş, diğer dişlerin hareketi, sıklaşması ve çarpıklaşmasına neden olacak bir basınç oluşturur.
• Gömük dişin üzerini kaplayan dişetinin altına toplanan bakteriler enfeksiyona yol açar.

Yirmilik dişlerin çekilmesi için en uygun zaman nedir?
Kötü pozisyonlu bir diş şikayete yol açsın ya da açmasın 14 ila 22 yaşları arasında çekilmelidir. Genç yaşlardaki operasyonlar teknik olarak daha kolaydır ve iyileşme daha çabuk olur. 40 yaşın üstündeki operasyonlar daha zordur. Ayrıca yaşın artmasıyla birlikte yan etkiler de artar ve iyileşme dönemi uzar.

Diğer diş çekimlerinden farklı mıdır?
Yirmilik dişin konum, şekil ve boyutuna bağlı olarak uygulanacak işlemin zorluk derecesi değişir. Basit bir çekimden sonra hafif bir şişlik, ağrı ve kanama olabilir. Daha özel işlemler gerektiren bazı kompleks çekimler de uygulanabilir. Diş hekiminizin alacağı önlemler ve bulunacağı tavsiyeler yan etkileri minimalize eder. Bu çekimi takiben çekim boşluğunda kan birikmez ve ağrı da gelişebilir. Birkaç gün içinde durum düzelir. Ayrıca diş hekimini tavsiyelerine uyulduğu takdirde bu olayla hiç de karşılaşılmayabilir. İleri yaşlarda kemik yapısı yoğunlaştığı ve esneklik azaldığı için çekim zorlaşır, iyileşme yavaşlar.

Operasyon sonrası bakım
• Yara yerini kurcalamayın. Yoksa ağrı, enfeksiyon veya kanama gelişebilir.
• İlk 24 saat boyunca dişinizin çekildiği taraf ile çiğneme yapmayın.
• İlk 24 saat sigara içmeyin. Çünkü sigara kanamayı artırıp iyileşmeyi bozar.
• Tükürmeyin. Tükürürseniz kanama artar ve pıhtı yerinden oynayabilir.
• Kanamanızı kontrol edin. Eğer dikiş atılmamışsa steril gazlı bezle tampon yapılır. Pıhtı oluşumu için tamponu
yarım saat ağızda tutun. Tampon alındıktan sonra kanama devam ediyorsa yeni bir tane koyun.
• Şişkinliği kontrol edin. Operasyon sonrası bölgeye soğuk bir tampon uygulayarak dolaşım yavaşlatılır ve
yüzünüzün şişmesinin önüne geçilir. Uygulama 20 dakika soğuk tampon-20 dakika ara- tekrar 20 dakika soğuk tampon şeklindeki periyotlarla yapılır.
• İlk 24 saatten sonra her 2 saatte bir 1 bardak ılık suya 1 çay kaşığı tuz koyarak hazırladığınız karışımla gargara yapın.

0 yorum

Dert etmeyin, tedavisi var!

Özellikle kadınlarda büyük soruna neden olan idrar kaçırmanın 'tedavi edilebilir bir hastalık' olduğu bildirildi

Üroloji Uzmanı Opr. Dr. M. Gürkan Özkan, özellikle kadınlarda büyük soruna neden olan idrar kaçırmanın 'tedavi edilebilir bir hastalık' olduğunu söyledi.

İdrar kaçırma, kadınlar için önemli bir sağlık sorunu. Yaygın inanışın aksine idrar kaçırma yaşlanma sürecinin normal bir sonucu değil. Kadının iş, sosyal ve özel yaşantısında ciddi sorunlara yol açan idrar kaçırmanın çözümünü, modern tıp, tanı ve tedavi yöntemleriyle bulmuş durumda.

Rutin işler sırasında, idrarın ani ve istemsiz olarak idrar yolundan dışarı çıkmasının, “idrar kaçırma” olarak tanımlandığını belirten Üroloji Uzmanı Opr. Dr. M. Gürkan Özkan, "Her beş kadından biri, hayatının bir döneminde bu sorunla karşı karşıya kalıyor. Erken safhalarda tanı konulduğu takdirde, pek çok kadının ortak sorunu olan idrar kaçırmanın ilaç ve egzersizle bile ortadan kaldırılabiliyor. Stres kadınlardaki idrar kaçırmanın en sık görülen tipini oluşturuyor. Stres tipi idrar kaçırmanın en sık nedeni pelvik taban kaslarının zayıflaması. Pelvik kasları, taban üretrayı, idrar yapma zamanı gelinceye kadar kapalı tutuyor. Pelvik taban zafiyeti olduğunda, egzersiz ve öksürme gibi karın iç basıncını artıracak durumlar, üretranın açılmasına ve idrar kaçırmasına neden oluyor. Bir diğer nedenini ise mesane boşalmasını kontrol eden kasların yetersizliği oluşturuyor. Bu kaslar görevlerini yerine getiremediklerinde, öksürme ve egzersiz gibi çeşitli hareketler sırasında idrar kaçırılıyor. Çok sayıda müdahaleli doğum, iri bebek doğurma, obezite, ailesel yatkınlık ve menopoz, idrar kaçırma sorununda risk faktörlerini oluşturuyor" dedi.

Üroloji Uzmanı Op. Dr. M. Gürkan Özkan, güçlü bir tuvalete gitme ihtiyacı hissedildiği anda tuvalete yetişemeden idrar kaçırmayı ‘acil idrar tutamama’ olarak tanımladıklarını ifade ederek, “Stres idrar kaçırmadan farklı olarak pelvik tabandaki zayıflıktan değil, mesane kaslarının aşırı aktif olmasından kaynaklanıyor. Stres idrar kaçırma ile acil idrar kaçırmanın bir arada olduğu durumlarda miks idrar kaçırmadan söz edildiğini belirtiyor. Örneğin hasta hem öksürdüğünde ya da hapşırdığında, hem de bazen ani bir sıkışma hissi sonrasında idrarını kaçırabiliyor. Mesanede kapasitenin üzerinde idrar depolandığında idrar yapma zorunluluğu hissetmeden küçük miktarda idrar kaçırma görülüyor. Kadın hiçbir zaman mesanesini tamamen boşaltamadığı hissine kapılıyor. Diyabet, pelvik yaralanma, geniş pelvik cerrahi, omurilik yaralanmaları ve multipleskleroz gibi durumlarda kas tonusunun kaybolması sonucu oluşuyor” diye konuştu.

CERRAHİ OPERASYONLARDA BÜYÜK BAŞARI
Tanıda idrar tipinin belirlenmesinin büyük önem taşıdığını, çünkü her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımının etkili olmayabildiğini, bu açıdan en doğru tedavinin idrar kaçırma tipine göre belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Üroloji Uzmanı Op. Dr. M. Gürkan Özkan tedavi hakkında şu bilgileri verdi:

"Diğer tedavi yaklaşımları başarısız olduğunda cerrahi müdahale yapılıyor. Artık günümüzde lokal anestezi altında dahi uygulanabilen çok basit, daha az invazif (daha az kesi ile yapılan) çok kısa sürede uygulanabilen oldukça etkili, taburcu olma ve iyileşme dönemi çok daha kısa yeni metotların geliştiğini belirtmekte. Yirmi dakikada uyuşturma yöntemiyle kapalı cerrahi uygulayarak işlem bitmekte. Hastada herhangi bir ameliyat izi olmamakta ve bu tedavi ile idrar kaçırma yüzde 90’a varan oranla ortadan kalkmaktadır. İdrar kaçırma, sıklıkla tedavi edilebilen bir durum olsa da her kadında ve her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımı etkili olamayabiliyor. En doğru tedavi, idrar kaçırma tipine göre belirleneceğinden dolayı, idrar kaçırmanın tipinin belirlenmesi ve doğru tanının konması çok önemli. İlaç tedavisinde ise önemli olan idrar kaçırma tipinin doktor tarafından yapılacak muayeneyle belirlenmesidir. Acil idrar kaçırmada ilaç tedavisi ön plana çıkarken, diğer idrar kaçırmalarda cerrahi tedavi gerekmektedir. Günümüzde de oldukça etkili olan kullandığımız ilaçlar mevcuttur.”

0 yorum

Evlilik Aşkı Öldürür mü?

Kanat çırpan kalpler… Heyecanlı buluşmalar… Derken evlilik, balayı, cicim ayları… Ya sonra? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Çift ve Aile Terapisti Şirin Hacıömeroğlu Atçeken herkesin merak ettiği soruyu yanıtlıyor. “Aşkın Ömrü Var mı?”

İster erkekler Mars’tan kadınlar Venüs’ten gelsin, ister gönül yaşı hep genç kalsın. Ortak noktada buluşulan tek bir gerçek var: Aşkın ömrü sınırlıdır. Kaç gün olduğu tartışılır ama aşk; bir süre sonra evrimleşmeye başlar. Peki, çok âşık olduğunuz kişiyle ilişkiniz, özellikle evlilik sonrasında nasıl bir evrim sürecine girer? Evlilik aşkı öldürür mü?

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Çift ve Aile Terapisti Şirin Hacıömeroğlu Atçeken’e göre aşkın bir ömrü olduğu ve evlilikle inişe geçtiği bir gerçek. Ancak yok oluyor demek yerine evrim geçiriyor demek daha doğru.

Evliliğin insanın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu anlatan Atçeken, “Evlilik ile yeni bir dönem başlar. Tabi ki her yeni süreç gibi burada da değişime direnç gözlemlenir. Her ne kadar bu çiftin çok isteyerek aldığı bir karar da olsa, bir sistem değişmektedir. Bu durum sancılı bir süreçtir. Birçok genç ailesinin güvenli ve rahat kanatlarının altından çıkıp uçmaya başlarken büyük içsel gerginlik yaşıyor. Bu gerginlikler bireyler tarafından fark edilmezse ilişkilerine yansıyor” diyor.

Özellikle nişanlılık dönemi veya düğün hazırlıkları sırasında sorunların artığına dikkat çeken Atçeken, “Flört ederken çift henüz sorumlulukların içine girmemiştir. Aileleriyle veya kendi evlerinde daha bağımsız bir hayat sürdürüyordur. Oysa evlilik ile artık bir aile olacak, sorumluluklar ve beklentiler değişecektir. Ortak karar almak, güç dengesi, fikir ayrılıkları, para meseleleri, ailelerin kültürel farkları ve bunun gibi birçok sebeple çift birçok sorun yaşayabilir” diyor.

Aşk mı? Evlilik mi?

Evlilik öncesi yaşanan yoğun aşk duygularının evlendikten sonra devam etmesinin çok mümkün olmadığının altını çizen Atçeken, “Bu sadece evlilikle ilgili değil, uzun süreli ilişkiler için de geçerlidir. Aşk; karşı tarafın bilinmezliğinden, kişinin partneri için zihninde oluşturduğu imgelerden ve aradaki engellerin varlığından oluşur. Doğal olarak kişiyi daha iyi tanıdıkça, onu daha gerçek bir şekilde gördükçe ve aradaki bazı engeller aşılıp, güven oluşmaya başladığında duygular değişir” diyor.

Eğer iki taraf da birbiri için doğru insansa aşkın bitmediğini ama evrim geçirdiğini anlatan Atçeken, “Aşk sevgiye dönüşür. Bağlılık oluşur. Şefkat, güven, huzur, sevgi daha ön plana çıkar. Hatta yapılan araştırmalar bu değişimin kişinin vücut kimyası ile de paralel olduğunu gösterir. İlişkinin ilk zamanlarında beyinde yüzden fazla hormon salgılanır. Bunlardan en önemlileri; kadın ve erkekte salgılanan testosterondur. Testosteron; tutkuyu, norepineprin heyecan dalgalanmalarını, seratonin mutluluk, dopamin ise yoğun bir ödül hissi sağlar. İlişkinin ilerleyen zamanlarında hissedilen sevgi ve bağlılık ise daha yumuşak, ‘kucaklama hormonu’ denilen oksitosin ve vazopresine’dir. Bu sevgi, güven ve bağlılık hormonudur” dedi.

Aşkın ömrü kaç gündür?

Aşkın ömrünün kişiden kişiye değiştiğini anlatan Atçeken, “Bazı ilişkilerde aşk birkaç ay, bazen de birkaç yıl sürebilir. Bununla beraber aşk; sevgi, güven ve bağlılığa dönüşür. Bana göre aşkın süresini düşünmek yerine, ilişkinin tadını çıkarmak, onu beslemek için elinden geleni yapmak ve iletişimi artırmak gerekir. Bu sebeple uzun ilişkiden ne beklediğimizi iyi bilmek ve eğer evlilik istiyorsak ne hissettiğimize gerçekçi bir şekilde bakmak önemlidir. Büyük aşklar evlendikten sonra sihrini koruyamıyor değil, aşk evrim geçiriyor, değişiyor… Ve bu her zaman olumsuz anlamda algılanmamalı” diyor.

Aşkı canlı tutmanın yolları…

Evli çiftlerin aşkı ve aralarındaki sevgiyi canlı tutmalarının en önemli yollarından biri sağlıklı iletişim olduğunu anlatan Atçeken, “Çiftin birbirlerine beklentilerini net bir şekilde fakat karşı tarafı suçlamadan ve kırmadan ifade etmesi çok önemlidir. Ayrıca çift birbiriyle ne kadar iyi arkadaş olabilirse, aradaki olumlu bakış açısı ve bağ o kadar güçlenir. Birlikte baş başa kaliteli zaman geçirmek, eğlenebilmek, zor zamanlarda destek olabilmek ve ‘biz’ olarak hissetmek ilişkiyi çok güçlendirir” diyor.

Her insanın doğasında şartsız sevilmek ve kabullenilmek olduğunu, eşi tarafından sevildiğini, saygı duyulduğunu hisseden kişilerin bu nedenle daha uzlaşmacı davranışlar sergilediğini anlatan Atçeken: “Aşkın ve evliliğin devamı için sihirli bir formül veremeyiz çünkü her birey ve her ilişkinin yapısı farklıdır. Bununla birlikte tabi ki bazı noktalar da vardır ki ilişkide bunlara dikkat edilmesi birlikteliğin kalitesini artırır. Bunlardan en önemlisi sağlıklı iletişimdir. Kendini ifade edebilme, çiftin hayatlarında neler olduğunu konuşabilmesi, ilgi, sevgi ve takdirin ifade edilmesi önem taşır. Bunlar sağlam olduğunda çift aynı zamanda birbirinin iyi arkadaşı da olabilir; unutmayalım genelde sevgilimizden, eşimizden ayrılsak da yakın arkadaşlıklarımız bir ömür boyu sürer”.

Çiftler rollerini unutmamalı…

Çiftlerin devamlı küsmesinin, duygularını net ifade etmemesinin, imalar yapmasının ve birbirinin özel alanlarına saygı göstermemesinin ilişkiyi çıkmaza soktuğunu anlatan Atçeken, “İnat yapmak, fiziksel, psikolojik veya duygusal şiddet uygulamak ve her tartışmada ayrılık ima etmek ciddi krizler oluşturur. İçinde biriktirip agresifçe veya öfke patlamalarıyla kavga etmek yerine fikir ayrılıklarını konuşup uzlaşmaya varabilmek gerekir. Çiftin arasındaki olumlu etkileşimin artırılması ilişkiyi çok daha sağlam bir hale getirecektir. Birlikte geçirilen zamandan keyif alınması, birbirine yeteri kadar kaliteli zaman ayrılması ve sevginin iyi ifade edilmesi gerekir. Sevgi ne kadar sağlam olursa yaşanan gerginliklerin tolere edilmesi, meselelerin halledilmesi ve aradaki güvenli ortamın devamı mümkün olur. Aileye çocuk dâhil olsa dahi karı-kocanın arada anne-baba rolünden çıkıp birlikte kadın-erkek olarak zaman geçirmesi, kaçamaklar yapması da ilişkiyi güçlendirir” diyor.


0 yorum

Beslenme Trendleri ve Beslenme Haritası


Diyete başlamak, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını hayatımıza adapte etmek, fiziksel aktivitemizi arttırmak için hep planlar yapar ve bu planları hep pazartesileri başlamak için erteleriz. İşte önünüzde kapınızı senede bir defa çalacak ve yeni bir başlangıç yapmak için ele geçmeyecek bir fırsat. 

Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber’in vereceği sağlıklı beslenme tüyolarıyla yeni bir yaşama merhaba diyebilir ve formunuza kavuşmaya başlayabilirsiniz….

-Günde 6 öğünden fazla beslenmeyin: Son yapılan bilimsel araştırmalar, uzun süre aç kalmak kadar zararlı olan bir başka gerçek ortaya çıkardı. Çok sık beslenmek. Günde 8 öğünden fazla beslenmenin pankreası yorabileceği ortaya çıktı. Üç saatten uzun aç kalmayın ama dakika başı da atıştırmayın.

-Meyve çok sağlıklıdır gerçeği değişti: Meyve günlük beslenme düzenimizde yeteri kadar olması gereken bir vitamin ve lif kaynağıdır. Fakat sürekli meyve tüketmek ve meyve diyeti yapmanın da, pankreası yorabileceği düşünülüyor. Özellikle meyvenin yanında tüketilebilecek süt veya peynir gibi bir besin kaynağının şeker yükselmesini dengeleyebileceği de biliniyor.

-Her öğününüzde mutlaka bir parça protein olmalı: Proteinli besinler, diğer besinlere göre sindirim sistemini daha uzun süre çalıştırdıklarından ötürü metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olurlar. Bu nedenle her öğününüzde az miktarda da olsa süt ve süt ürünleri veya et, tavuk, balığa yer vermelisiniz.

-Ekmek cevize eşit değildir: Ekmek, karbonhidrat kaynağıdır, ceviz ise bitkisel protein ve yağ kaynağıdır. Bu nedenle ikisi birbiri yerine kullanılmamalıdır. Kimi zaman değişiklik olması için ceviz kahvaltı öğününe de eklenebilir ama bu sürekli yapılacak bir değişiklik değildir.


-Anne sütü ile zeytinyağı eş değer değildir: Anne sütünün içerisinde zeytinyağında bulunan omega-9 yağ asitleri bulunsa da; aynı zamanda protein, değişik yağ asitleri, bağışıklık sistemini destekleyen unsurlar, vitaminler ve mineraller yer alır. Bu nedenle “anne sütü ve zeytinyağı” birbirine eşittir diye bir söylem doğru değildir.

-Mucize ürün yoktur: Bu senede önceki senelerde olduğu gibi zayıflama kapsüllerinden ne yazık ki canlar yitirdik. Hiçbir besin veya besin takviyesi tek başına zayıflatmaz. Eğer bir besin takviyesi aldığınızda ciddi iştahsızlık ve ağız kuruluğu yapıyor veya kalp çarpıntısı yaratıyorsa ondan uzak durmalısınız. Doktorunuzun ve diyetisyeninizin önermediği hiçbir takviyeyi kullanmayın.

-Bu sene kahvaltı yapmaya başlayın: Kahvaltı günün altın öğünüdür kuralı yıllar geçse de değişmeyecek bir gerçek. Bu nedenle güne kahvaltı ile başlamayı ihmal etmeyin. Kahvaltı yapacak vaktiniz olmadığında en azından bir bardak süt veya 1 porsiyon meyve tüketin. İlk fırsat bulduğunuzda kahvaltınızı yapın.

-Egzersizden önce kahve için: Egzersizden 30 dakika önce içilen kafein içerikli bir kahvenin egzersiz sürecinde yağ dokusu kaybını daha hızlı başlattığı biliniyor. Sizde deneyebilirsiniz.

-Egzersizden hemen sonra light süt ürünleri tüketin: Egzersizden hemen sonra tüketilen light süt ürünlerinin yağ yakımını bir süre daha devam ettirdiği araştırmalarca kanıtlandı.

-Ananas tüketin: Ananas içerdiği bromalin pigmenti ile yağ dokusunun yıkımına ve düzenli tüketildiğinde selülit görünümünde düzelmeye yardımcı olur. Günde 2 dilim tüketin.

-Probiyotiklerden yararlanın: Yeni yılla birlikte hem sindirim sisteminizin düzene girmesi hem de bağışıklık sisteminizin güçlenmesi için probiyotik yoğurtlardan faydalanın.
Diyetisyen ve Yaşam Koçu
Gizem Şeber

-Lif alın: Çiğ sebze, kuru meyve ve taze meyvelere beslenmenizde yer verin. Liflerin düzenli tüketimi hem zayıflamaya hem de kilo korumaya yardımcı olur.

YENİ BİR YIL YENİ BİR SİZ…

-Hedeflerinizi belirleyin: Sağlığınızla ilgili hedeflerinizi belirleyin. Kilo vermek istiyorsanız gerçekçi hedefler koyun. Uzun süredir kaldığınız kiloda veya uzun zamandır inmediğiniz kilolara geldiğinizde bu yolun sizi birkaç hafta yorabileceğini de unutmayın.

-Günlük tutun: Her ne kadar sıkıcı gözükse de, günlük tutmak kendinizi takip etmenin en kolay yoludur.

-Kendinize 21 gün verin: Her alışkanlığın değişmesi belirli bir zaman alır. Bir günde tüm hayatınızı ve beslenme şeklinizi değiştiremeyeceğinizi unutmayın. Bu nedenle ufak hatalar yaptığınızda hemen vazgeçmeyin, direnin.

0 yorum

Parmaklarınızdaki Değişimleri Dikkate Alın...

Parmaklarınızda görülen değişimlerin özellikle tırnak kökü ile parmak ucu arasındaki bölümün genişleyerek şekil değiştirmesini dikkate alın. Pek çok hastalığın habercisi olabilir.

Hisar Intercontinental Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serhat Fındık’la parmaklarda çomaklaşmayla kendini gösteren hastalıkları konuştuk…

Parmaklarda çomaklaşma nedir?
Parmakların uç kesimlerinin, tırnak kökü ile parmak ucu arasındaki bölümün, genişleyerek ve bombeleşerek çomak şeklini almasına çomak parmak veya parmaklarda çomaklaşma adı verilir. Genellikle başparmaktan başlar ve diğer parmaklara yayılır. Sıklıkla her iki el parmakları tutulur. Bazen birlikte ayak parmaklarında da çomaklaşma oluşabilir.

Hangi hastalıklarda daha sık görülür?
Çocuklarda doğumsal kalp hastalıkları (özellikle Fallot Tetralojisinde), erişkinlerde ise akciğer kanseri en sık nedenlerdir. Bunların dışında;

Akciğer apsesi, Bronşiektazi (bronşların yani hava yollarının genişlemesi ve harabiyeti), Ampiyem (akciğer zarları arasında iltihap birikimi), Akciğer fibrozisi (sertleşmesi), Ağır pnömoni (zatürre), Ağır kronik (uzun süreçli) tüberküloz (verem) gibi solunum sistemi hastalıklarında,

Kalp yetmezliği, Enfektif endokardit (kalp kapaklarının iltihabı) gibi kalp hastalıklarında, siroz, Ülseratif Kolit, Crohn gibi iltihaplı barsak hastalıklarında, akciğer ve/veya akciğer zarlarına metastaz (yayılım) yapan tüm organ veya doku kanserleri, Hodkgin hastalığı, Lenfoma, Tiroid kanserinde de parmaklarda çomaklaşma görülebilir.

Parmaklarda çomaklaşmayı her zaman bir hastalığın habercisi olarak kabul edebilir miyiz?
Hayır. %1-3 oranında ailevidir yani diğer aile fertlerinde görülebilir ve bu durumda bir hastalık belirtisi değildir. Çomaklaşma sadece bir elde de görülebilir. Bu durumda parmaklarda çomaklaşmaya yol açabilecek hastalıklar değil; travma, el damarları veya sinirlerinin hastalığı olabileceği akla getirilmelidir.

Parmaklarında çomaklaşma fark eden kişi ne yapmalıdır?
Parmaklarda çomaklaşma pek çok önemli hastalığın en erken belirtisi olabileceğinden hiç vakit kaybetmeden göğüs hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Böylelikle erken teşhis ve tedavi fırsatı kaçırılmamış olur.

0 yorum

REKLAMI KAPAT
 
Kadın Sağlıklı Yaşam : Web sitesi | NetWork Grup | üyesidir
Copyright © 2011. Kadın ve Sağlık - Tüm hakları saklıdır
Kadın Sağlıklı Yaşam Websitesi sayfaları NetWork Grup
tarafından hazırlanmıştır
LOGO4