Bugün yayına giren yazılar
print this page
Son Yazılar

Elmanın çok bilinmeyen şifası!

Ülkemizde de çok fazla tüketilen meyvelerden biri olan elmanın bilinmeyen bir faydası çıktı

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Gıda ve Beslenme Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Saime Küçükkömürler, elmanın kronik hastalıkların görülme riskini düşürdüğünü belirtti.

Küçükkömürler, besinlerin tarihsel geçmişi ve halk kültüründe yer almasının insanların besin, sağlık konusundaki deneyimlerinin sonucu olduğunu ifade ederek, 'İnsanlar tükettikleri besinlerin sağlık üzerine olumlu etkilerini gördükçe o besinleri beslenmede, halk hekimliğinde ve sözel kültürde kullanmışlardır' dedi.

Elmanın dünya genelinde halk hekimliğinde ve sözel kültürde yer alan besinlerin başında geldiğini belirten Küçükkömürler, ana vatanı Orta Asya ve Kafkasya olan elmanın Türkler tarafından çok eskiden beri tüketildiğini anlattı.

Anadolu'da Romalıların hüküm sürdüğü dönemlerde elma üretiminin çok yaygınlaştığını ifade eden Küçükkömürler, 'Roma tanrılarının elma ve diğer meyvelerle onurlandırıldığı, Roma mutfağında ve tıpta da elmanın önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Günümüzde de elma ekolojik şartların uygunluğu ve gen merkezi olması nedeniyle Anadolu'nun birçok bölgesinde yetişmektedir' diye konuştu. Elmanın sağlık yönünden birçok faydası olduğunu vurgulayan Küçükkömürler, şunları kaydetti:

'Yapılan çalışmalarda elmanın kanser, astım, kardiyovasküler hastalıklar gibi kronik hastalıkların görülme riskini düşürdüğünü, kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği görülmüştür. Elma üzerine yapılan araştırma sonuçları da dikkate alındığında, düzenli sebze ve elmayı da içeren meyve tüketimi kronik hastalıklardan korunmaya ve sağlığın sürdürülmesine yardımcı olabilir. Elma birçok meyveye göre kolaylıkla taşınmakta ve güzel bir şekilde yıkanmışsa her ortamda tüketilebilir. Özellikle öğün aralarında tüketilmesi önerilmektedir. Piyasada elma ekstrası, kapsülü, özü gibi isimlerdeki ürünler yerine taze elma tüketimine önem verilmelidir.'

0 yorum

Ayçekirdeği Kolestrolü Düşürüyor

Sağlıklı bir atıştırmalık mı arıyorsunuz? Açlığınızı giderirken aynı zamanda size zengin besin içeriği sağlayacak sağlam ama gevrek dokulu hafif ayçekirdeğini deneyin.

Fitosteroller kimyasal yapısı kolesterole çok benzeyen ve beslenme düzeninde yeterli miktarda alındığında, kan kolesterolü düzeyini azalttığına, bağışıklığı güçlendirdiğine ve belirli kanser türleri riskini azalttığına inanılan, bitkilerde bulunan bileşiklerdir.

Fitosterollerin yararlı etkileri o kadar güçlüdür ki, yağlı tohumlardan çıkarılarak, kolesterol düşürücü “gıdalar” olarak pazarlanan “tereyağı” muadili ürünler gibi işlenmiş gıdalara eklenmektedir. Ama toprak ananın kabuklu yemişleri ve tohumları doğal olarak bu kadar zengin fitosterol –ve kalp koruyucu lif, mineral ve sağlıklı yağ- kaynağıyken, neden taklit “tereyağı” ile yetinelim ki?

Journal of Agricultural and Food Chemistry’de yayımlanan bir araştırmada, araştırmacılar Amerika Birleşik Devletleri’nde yaygın olarak tüketilen kabuklu yemişler ve tohumlarda ne kadar fitosterol bulunduğunu gösterdi.

Atıştırmalık olarak tüketilen kabuklu yemişler ve tohumların arasında, ayçekirdeği ve şamfıstığının fitosteroller açısından en zengin olduğu görülürken (270-289 mg/100 g), bunları kabak çekirdeği izliyordu (265 mg/100 g).

Ayçekirdeği yılın her döneminde marketlerinizde farklı markalar altında bulunmaktadır.

Türkiye’deki ayçekirdekleri genellikle kabuklu şekilde, hem açık hem de paketli olarak satılmaktadır. Açık kuruyemişler bölümünden alabileceğiniz tüm diğer ürünlerde olduğu gibi, ayçekirdeği kaplarının kapalı ve marketin devir hızının iyi olduğundan, yani çekirdeklerin azami tazelikte olduğundan emin olmalısınız.

Kabuklu çekirdek satın alırken, rengi sarımsı olanları almaktan kaçının, çünkü bunlar büyük olasılıkla bayattır. Ayrıca ayçekirdeğini açık olarak alıyorsanız, hala taze ve bozulmamış olduğundan emin olmak için koklayın.

Ayçekirdeğinin yağ içeriği yüksek olduğu ve bozulmaya meyilli olduğu için, buzdolabında hava geçirmez kaplarda saklanmalıdır. Dondurucuda saklanması da mümkündür, çünkü düşük sıcaklık dokusunu ya da tadını büyük ölçüde etkilemeyecektir.

Ulusal Ayçekirdeği Derneği Hakkında
National Sunflower Association (Ulusal Ayçiçeği Derneği/NSA), Amerikan ayçekirdeği ve ürünlerinin tanıtımını yapmak ve dünyanın her yanında ayçiçeği piyasalarının geliştirmek üzere kurulmuş, kar amacı gütmeyen bir kuruluştur.

NSA’nın faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için lütfen şu adresi ziyaret edin: www.sunflowernsa.com
.

0 yorum

Türk kadınlarının yüzde 67'si sekste korunmuyor!

Araştırmalara göre, Türk kadınlarının yüzde 67’si partnerlerinin “hastalık taşımadığını düşündükleri” için korunmuyorlar. Türklerin yüzde 46’sı da AIDS hakkında yeterli bilgiye sahip değil.

Prezervatif markası Durex’in dünya çapında yürüttüğü araştırmaya göre Türkiye’de kadın ve erkeklerin yüzde 46’sı, AIDS hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Harris Interactive firmasınca 36 ülkede 29 binden fazla kişi üzerinde yapılan araştırma, cinsellik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara dikkat çekmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda güvenli ve sağlıklı cinsel yaşam için korunmanın önemi vurgulanıyor.

Sadakat karnemiz!
“Türkiye’nin sadakat karnesi”ni de ortaya koyan araştırma, Türk erkeklerinin dörtte birinden fazlasının ve Türk kadınlarının yüzde 11’inin partnerlerine sadık olmadığını gösteriyor. Türkiye’de özellikle erkeklerde görülen çokeşlilik oranı, diğer ülkelere kıyasla hayli yüksek. Türk erkeklerinin yüzde 28’i çokeşli bir yaşam tarzı sürdüklerini belirtirken, bu oran Yunanistan’da yüzde 22, Hırvatistan’da yüzde 21, İtalya’da yüzde 18, İspanya’da ise yüzde 11 dolaylarında.

Kadının önyargısı
Araştırma kapsamında, HIV ve AIDS hakkında bilgi eksikliği yaşayan Türk kadını ve erkeğinin aynı zamanda partnerlerinin cinsel geçmişleri hakkında da bilgi sahibi olmadıkları ortaya konuyor. Ankete katılanların yüzde 30’u partnerlerinin cinsel yolla bulaşan herhangi bir hastalığa sahip olup olmadığını bilmediklerini söylüyor. Türk kadınlarının yüzde 67’si ise partnerlerinin hastalık taşımadığını düşündükleri için korunmayı tercih etmediklerini belirtiyor. Dünya genelinde yapılan araştırmanın detayları, 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nde açıklanacak.

Kaynak: HT Hayat

0 yorum

Adet gecikmesi ne zaman ciddiye alınmalı?

Kadınlarda çeşitli nedenlere bağlı alarak adet gecikmesi yaşanabiliyor. Uzmanlar yılda bir iki kez adet gecikmesinin normal karşılanabileceğini ancak düzensizliğin iki üç ay devam etmesi durumunda hekime başvurulması gerektiğini belirtiyor. 

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ebru Füsun Işık, adet gecikmesinin ne zaman ciddiye alınması gerektiğini anlattı.

Adet gecikmesinin birçok nedeni olabilir. Hormonal faktörler, üreme organları ile ilgili hastalıklar, stres gibi yaşam koşulları, ağır egzersiz veya aşırı kilo alıp verme adet gecikmesine neden olabilir. Op. Dr. Işık, adet gecikmesinin nedenleri arasında en sık görülenin yumurtanın geliştiği folikülün çatlamaması olduğu söyleyerek şu bilgileri verdi:

“Aslında kadınların birçoğu yılda bir siklüs yumurtanın çatlamaması gibi sorunlar yaşayabilirler. Fizyolojik olan bu durum pek çok kez birkaç günlük adet gecikmesine yol açtığı için kadınlar tarafından fark edilmez. Adet gecikmesinde ilk olarak akla gelmesi gereken şey ise gebeliktir. Adet gecikmesi fizyolojik olan bu durumlar dışında yumurtalıklarda gelişebilecek endometriozis kistleri, yumurtalıkların iyi ve kötü huylu tümörleri gibi patolojik kistik oluşumlarda da görülebilir. Bazı hormonal denge bozukluklarında da ilk belirti adet gecikmesi şeklinde olabilir. Bu grup hastalıklar çok çeşitlidir ve karmaşık bir yapı içerisinde olabilirler. Bunlar içerisinde en sık rastlananları ise polikistik over sendromu, tiroit bezi fonksiyon bozuklukları ve süt hormonu olarak bilinen prolaktin hormonu salgı bozukluklarıdır. Bu hormon bozuklukları arasında adet düzensizliklerine en sık yol açan durumu ise polikistik over sendromu oluşturuyor.”

Tanı ve tedavi önemli

Op. Dr. Işık, tedavi yöntemleri ve tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek riskler konusunda da şunları söyledi:

“Tedavi şekli, bulunan patolojiye göre değişir. Tiroit hormonu yetersizliğine bağlı durumlarda tiroit hormonu verilir. Prolaktin hormonunun yüksek düzeyde salgılandığı durumlarda, salgılamayı kesici ilaçlar verilir. Polikistik over sendromunda ise sadece kilo vermeyle bile adetler düzene girebilir. Ayrıca progesteron hormonu veya doğum kontrol haplarıyla da tedavi mümkün olabiliyor. Sürekli östrojen hormonu etkisi altında kalan rahim içini döşeyen endometrium tabakası her ay düzenli dökülüp adet kanaması şeklinde atılmadığı için sürekli kalınlaşır. Uzun yıllar içersinde bu durum rahim kanseri oluşumu riskini artırır. Ayrıca adet gecikmeleri tedavi edilmezse gebelik oluşumu gecikir veya gerçekleşmez. Adet gecikmesine neden olan yumurtalıkta kistik bir durum söz konusu ise tedavisi gecikmiş olur.”

0 yorum

Su Kenarındaki Çocuklara Pür Dikkat!

Çocukların en sevdikleri eğlencelerden biridir su ile oynamak. Banyo, havuz ya da denizde çocuğunuzun keyifle ve güvenli bir şekilde zaman geçirmesi hayati önem taşıyor. Ebevenylerin, çocukları su ile ilgili bekleyen tehlikeler ve alınacak tedbirler konusunda çok dikkatli olması gerekiyor. 

Liv Hospital Yeni Doğan ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülnihal Şarman, 5 ile 25 yaş arasında ölümle sonuçlanan kazalarda suda boğulmanın ikinci sırada yer aldığına dikkat çekiyor. Uzm. Dr. Gülnihal Şarman, “Çocukların güvenliği için banyo, havuz ve denizde anne-babalar mutlaka temel kuralları öğrenmeli ve her türlü tedbiri almalıdır” diyor.

Havuz, su kaydırakları, süs havuzu, akvaryumlar, banyo küveti, şişme havuzlar, deniz kenarı... Nasıl bir su kaynağı olursa olsun dikkatimizi bir saniye bile çocuklardan ayırmamamız gerekir. Nasıl ve nerede olursak olalım, çocukların çok yakınında olmalıyız. Dirsek temasından daha uzakta olmamalıyız. Unutmayın! 10 santimlik bir su derinliğinde bile kötü sonuçlar doğabilir.

Yüzme seferberliği başlatılmalı
Üç tarafı sularla çevrili 2 yarımadadan oluşan ülkemizin sahillerinde oturan vatandaşlarımızın bile çoğu yüzme bilmiyor. Ebeveynlerin de, çocukların da yüzme öğrenmesi gerekiyor. Yüzme becerisi yürümek, koşmak gibi yaşamsal işlemlerimizden biri olmalı. Su kazalarında yüzme bilmeden kurtulmak hayal bile edilemez. Çocuklara küçük yaşlarından itibaren yüzme kursları aldırmalıyız. Ancak gelişimsel olarak 5 yaşın altındaki çocukların kursa gitmiş olsalar da yüzmelerine güvenmemek gerekir. Çocuklar su kenarında oynarken başlarında bir büyük tarafından izlenmelidir.

Su güvenliği evde başlar
• Suda güvenlik evdeki banyo küvetinde hatta temizlik kovasında başlamalı. Temizlik yapılan günlerde ortaya kirli su kovaları bırakılmamalı. Suyu çok seven bebekler bu kovalara kafalarını sokabilir. Klozetin içindeki su bile 1-5 yaş çocukları için çekici olabilir. Klozetin kapağı her zaman kapatılmalı, banyo kapısı da gerekirse kilitlenmelidir.
• Çocukları banyoya sokmadan önce tüm hazırlıklar yapılmış olmalıdır. Onların gözlemcisi olan yetişkin çok kısa bir süreliğine bile başlarını bırakıp havlu almaya gidemez. Küveti doldurarak suda oynamayı seviyorlarsa başlarında mutlaka bir yetişkin nöbet tutmalıdır. Elektrik çarpmasını önlemek için suya yakın yerlerde prize takılı fön, traş makinesi gibi eletrikli aletler kesinlikle bırakılmamalıdır.
• Haşlanmalar ve yanıklar da evdeki su kazalarının başını çeker. Evdeki termostat ayarlanabiliyorsa su sıcaklığı çocuklu evde 50 C’yi geçmemelidir. Çocuk derisi yetişkinlere göre çok daha kolay yanar. Aynı yüksek derecede suda bebeğin eli yanıp su toplarken anne babasının cildinde hiçbir hasar oluşmayabilir. Her zaman su sıcaklığını kolun içiyle hissedip, rahat, dayanılabilir bir sıcaklıksa çocuğumuzu yıkamalıyız.

Havuzunuz varsa güvenliğini sağlayın
• Çocuklar açısından güvenlik tedbirleri artırılmalı, aileler evlerinin çevresindeki tüm sulu ortamların güvenliğini gözden geçirmeliler.
• Yapabileceğiniz en akıllı yatırım havuzu güvenli bir çitle çevirmektir. Evin önünde havuz, sitede su havuzu, evin içinde havuz veya jakuzi bulundurmak büyük sorumluluk yüklenmektir.
• Evin bahçesinde havuz varsa havuzun etrafını direkt çevreleyen bir çit olmalıdır. Bu çit çocukların tırmanabileceği şekilde basamaklı olmamalı, 120 santim yüksekliğinde ve parmaklıkların arası 10 santimden geniş olmamalıdır. Kendiliğinden kapanan bir kapısı olmalı ve kapı kapanırken kendinden kilitlenmelidir. Havuz alarmları, havuzu kapatan plastik örtüler hiçbir zaman çit kadar güvenli değildir.

Suda oynayan çocuklara bakarken
• Mutlaka su kenarında koşmamaları söylenmeli. Çocuklar havuzun nerelerinin sığ nerelerinin derin olduğunu, sığ olan suya dalmamaları gerektiğini bilmeliler. Havuz ve diğer suların kenarında kalabalık bir grup toplantısı yapılıyorsa dikkatleri dağılabilir. Bu tür toplantılarda çocukların gözlemlenmesi en üst seviyede olmalıdır.
• Havuzda oyunu biten çocuklar tüm oyuncakları sudan çıkarmalılar yoksa arkalarından bir minik sudan oyuncak çıkarmak isterken düşüp boğulabilir. Şişme havuzda oynadılarsa oyun bittikten sonra suyunu boşaltarak havuzun havasını indirmek gerekir; sönmüyorsa suyu boşaltılıp dik olarak yaslanmalı. Havuzdan tüm çocuklar çıksa da çitin kapısının kapandığından emin olmalısınız. Buz tutmuş göller, ördekli göletler çocukları adeta geri çağırır; tutkun bir şekilde geri dönebilirler. Çok çocuk varsa sık sık sayılarını saymakta fayda vardır.
• Su kenarında çocuklara bakarken acil bir durumda yardım çağırabilmek için cep telefonu bulundurmak şart.
• Denizde akıntılar, girdaplar, ve dalgalar gözlemi zorlaştırır. Denizde her zaman güvenlik en üst seviyede olmalıdır. Fırtınalı ve dalgalı günlerde sahil güvenlik uzmanlarının önerilerine aynen uyulmalıdır.
• Çocuklara bakan erişkinlerin canlandırma kursu almış olması gerekir.

0 yorum

Sesiniz Kısıkken de Bazı Hastalıkların Haberini Verebilir!

Son dönemlerde sesiniz çok sık mı kısılıyor? Geçmişten bugüne baktığınızda giderek artış gösterdiğini mi gözlemliyorsunuz. En kısa zamanda bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmanızda yarar var.

Ses kısıklığının nedenlerini ve uzun süreli ses kısıklığı ile ortaya çıkan hastalıkları Hisar Intercontinental Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Cem Erdurak ile konuştuk.

Larenks, halk arasındaki adı ile gırtlağın; solunum, konuşma ve yutma fonksiyonlarının her üçünü de bulunduran önemli bir organ olduğunu dile getiren Op. Dr. Erdurak; ‘Ses telleri bu yapının içinde yer alan yaklaşık 2 cm uzunluğunda ve inci beyazı renginde konuşmamızı sağlayan organdır. Dış ortamdaki nem, toz, partiküller, zehirli gazlar ve en önemlisi sigara dumanından çabuk etkilenirler ve bu etkilenmelerini anında solunum zorluğu ya da ses kısıklığı ile gösterirler.

Bu nedenle bu organlardaki en ufak bir rahatsızlıktaki ilk bulgu ses kısıklığıdır. Anlık etkilenmelerde ya da enfeksiyonlarda ses kısıklığı hemen başlar ve birkaç gün içinde tedavi ile düzelirler. Uzun zamandır olan, yavaş yavaş gelişen ve giderek artan ses kısıklıkları bu organda bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisidir.

Ses telleri üzerinde gelişen nodül, polip, ses teli mukozasının kalınlaşması ya da kötü huylu bir hastalığın varlığı nedeniyle olabilir. Bu nedenle uzun süredir devam eden bir ses kısıklığınız varsa mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmalı; ses tellerini detaylı gösteren özel kameralar ile muayene edilmelisiniz. Tanı bu muayene sırasında görsel olarak rahatlıkla konulur.’ açıklamasında bulundu.

0 yorum

Kırışıklık tedavisinde Japon yöntemi

Cerrahi mi doğal mı, lazer mi bitkisel mi? Ciltteki kırışıklıkları gidermek için hangi yöntemler uygulanmalı? Aslında yüzünüzü bir araç olarak kullanarak, sağlıklı bir vücuda ve pürüzsüz bir cilde sahip olabilirsiniz.

Japonya‘da özellikle aktörler ve aktristler arasında yaygın olarak kullanılan Japenese Cosmo Lifting (Yüz Germe) yöntemiyle kırışıklık tedavisi Türkiye’de de uygulanmaya başlandı.

İspanya’da özel eğitim alan Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa tarafından gerçekleştirilen neştersiz, iğnesiz ve ağrısız tedavi, Ankara’da siyasiler İstanbul’da ise işadamı ve işkadınları arasında yoğun ilgi görüyor.
Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa, estetik tıbbına kazandırılan bu yeni yöntemle, kırışıklık tedavisinde kullanılan diğer tekniklerin aksine, kırışıklığa neden olan dışarıdan ve içeriden gelen tehditlerin ortadan kaldırılmasını sağlıyor.

Kırışıklığın fiziksel ya da psikolojik nedenlerle ortaya çıktığını belirten Şenbursa, yöntemin uygulamasıyla ilgili şu bilgileri verdi:

“Kırışıklık tedavisinde asıl önemli olan kırışıklığın sebeplerini ortadan kaldırırken aynı zamanda sağlıklı bir vücudu yapılandırmaktır. Cilt problemlerini ve kırışıklıkları düzeltmek için yüz üzerine uyguladığımız metod, cildin gelişmesini ve aynı zamanda vücudun, iç organlarının mükemmel dengeyi yakalamasını sağlıyor.
Çünkü, ciltteki ve vücuttaki problemler altı farklı meridyen sistemi üzerindedir. Her birinin ait olduğu beyin lobu, organ yerleşimi ve cilt belirtileri farklıdır. Örneğin yağlı fakat aknesiz cilt veya selülit mide meridyenine, kuru kağıt gibi ince ve kas tonusu az cilt karaciğer meridyenine, kırmızı noktalar hormonal sistem, kılcal damarların çatlaması kalp meridyenine ait problemleri işaret eder. Çeneyi sıkmak ve dişleri gıcırdatmak çene eklemi gerilimi arttırır. Bu aynı zamanda baş ağrısı, boyun ağrısı ve üst sırt ağrısına neden olur. Bu meridyendeki problemler kasılmış omuzlar, boyun ağrısı ve bir omuzun diğerinden yüksek olmasıdır. Bu rahatsızlık, yüzde alın kısmında çizgiler, T bölgesinin yağlı olması, siyah noktalar, açık gözenekler şeklinde sinyaller verir.

Japenese Cosmo Lifting yönteminde, üst deriyi tedavi ederken meridyenler ve sinire derin uyarı vererek, merkezi sinir sistemi ve meridyenlerle ilgili bölgeleri aktive ederek yüz ve bütün vücutta denge sağlanması başarılır. Bu yöntem kan akışını arttırır, toksinleri uzaklaştırır, dokuların oksijenlenmesini arttırır, kollojen ve elastin üretimini uyarır, ciltteki kabarıklık ve şişlikleri azaltır, çizgileri düzeltir ve cildi parlatır. Yüzünüzü bir araç olarak kullanarak, sağlıklı bir vücuda ve pürüzsüz bir cilde sahip olabilirsiniz.”

Takip eden tedavilerde kırışıklığın ve gevşemenin azaldığını, cilt dokusunun geliştiğini kısa sürede gözlemleyebileceğimizi söyleyen Şenbursa, “Uygulama, doğru noktalara isabetli dokunuşlar yapılabilirse, kötü anılarınızı bile unutmamıza yardımcı olur. Yüzdeki kas gerilimini rahatlatır, leke ve aknelerin azalmasına yardım eder” diyor.

Anne karnında ilk oluşmaya başlayan yapının cilt hücresi olduğunu, ceninde 18 gün boyunca sadece deri hücresi üretildiğini anlatan Şenbursa, vücudumuzun dış tehditlere en fazla maruz kalan en büyük organının korunması için dava fazla özen göstermemiz gerektiğini vurguluyor.

0 yorum

Bebeğin ilacı anne sütü!

Anne sütünün ishali önleyen en etkili yöntem olduğu bildirildi

Çocuklarda en sık 0-5 yaş arasında görülen ishallerin ölümlere sebep olabildiğini belirten uzmanlar, ishal olan bebeğe daha fazla anne sütü vermenin faydalı olacağı uyarısında bulundu. Anne sütünün ishali önleyen en etkili yöntem olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Irmak İpek, ishal olan bebeklerin emzirme sıklığının artırılmasını tavsiye etti.

Yaz ishalleri konusunda bilgi veren Uzm. Dr. Irmak İpek, ishallerin çocuklarda en sık 0-5 yaş grubunda rastlandığını ve bu yaş grubunda ölüme sebep olduğunu söyledi.

Dünyada her yıl ishalden 4-5 milyon çocuğun yaşamını kaybettiği belirten Dr. İpek, ishalin oluşum nedenleri hakkında şu bilgileri verdi:

"Yaz aylarında yiyecek ve içeceklere bulaşan mikropların veya bunların salgıladığı toksinlerin bağırsak sistemine girmesiyle oluşan mikrobik kökenli ishallerde artış meydana gelmektedir. Bu artış, yüksek hava sıcaklığının, mikropların gıdaların içinde çoğalmasını hızlandırmasından, seyahatlerin artması ve beslenme düzeninin değişmesinden ve sineklerin çöp ve pisliklerle yiyecekler arasında mikrop taşıyan bir köprü oluşturmasından kaynaklanmaktadır. İshalle birlikte vücutta su ve tuz kaybı olur. Bu özellikle çocuk ve yaşlılarda ciddi sonuçlar doğurabilir. 'Dehidratasyon' olarak bilinen bu durum, kendini dil kuruluğu, gözlerde içe çökme, susama hissi, idrar miktarında azalma, halsizlik, sersemleme ve idrar renginde koyulaşmayla gösterir."

Yaz ishallerinin çok büyük kısmının antibiyotik kullanmadan kısa sürede iyileştiğini kaydeden Dr. İpek, yüksek ateş ve şiddetli karın ağrısı durumunda antibiyotik kullanmak gerektiğini ifade etti. İpek, bebeklerde ve çocuklarda şiddetli karın ağrısı, yüksek ateş, titreme, ishalin 3 gün içinde azalmaması, tekrarlayan kusma, aşırı susama, gözlerde çökme, kuru deri, kalp hızı artışı, dalgınlık ve bebeklerde bıngıldak çöküğü gibi aşırı sıvı kaybı belirtilerinde mutlaka doktora başvurulması uyarısını yaptı.

"YEMEK KONUSUNDA ZORLAMAYIN"
İshal süresinde iştahsızlık olacağından çocuğun yemek konusunda zorlanmamasını isteyen Dr. İpek, şu uyarılarda bulundu:

"Besinler sık ve ufak öğünler şeklinde verilmelidir. İshalde ilk tedbir olarak sıvı alımının artırılması ve uygun diyetle beslenmenin sürdürülmesidir. Uygulanması gereken diyetin de haşlanmış patates veya patates püresi, yağsız çorba, yoğurt, yağsız makarna ve pirinç pilavı, haşlanmış yağsız et ve tavuk, yağsız ızgara köfte, yağsız peynir, ekmek, şeftali, elma ya da havuç püresi ve muz gibi besinleri içermesi gerekmektedir. Sıvı olarak da kaynatılmış su, ayran, şekersiz açık çay, şekersiz elma kompostosu, asitsiz maden suyu alınabilir. İshal olan anne sütü alan bebeklerin emzirme sıklığı arttırılmalıdır. Anne sütü almayan bebeklerin ise her zamanki mamasına devam edilmelidir. Çocuk her 3-4 saatte bir, günde 6 defa azar azar beslenmelidir. İshal durduktan sonra da 2 hafta süreyle her gün bir öğün fazla beslemek gerekir."

"ANNE SÜTÜ İLE BESLENEN AĞIR İSHAL OLMAZ"
İshalden korunma yollarını da açıklayan Dr. İpek, şöyle devam etti:

"Anne sütü ile beslenme, ishal gelişmesini önleyen en iyi ve etkili korunma yöntemidir. Ayrıca anne sütünün, bebeğin immünolojik yanıtını artırma ve pasif immunizasyon sağlama, bağırsağı koruyan ve uygun bağırsak florasının devamını sağlayan faktörler içerme gibi önemli koruyucu özellikleri vardır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde genellikle ağır ishal görülmez. Anne sütü almaya devam eden ishalli çocukta, ağır dehidratasyon gelişme olasılığı pek azdır. Enfeksiyöz ishaller fekal-oral yolla bulaşır. Bu zincirin kırılması çok önemlidir. Hijyen kurallarına dikkat edilmesi ile enterik patojenlerin buluşması engellenebilir."

Dr. İpek, ishalden korunma adına kişisel temizliğe dikkat edilmesi, açıkta satılan su ve meyvelerin tüketiminde dikkatli olunması, çiğ sebze ve meyve tüketilmemesi, içme suyu ve mama hazırlanan suların kaynatılması, biberon, bardak, tabak ve kaşık gibi malzemelerin iyice yıkanmasını tavsiye etti.

CİHAN

0 yorum

Zayıflatan Bazı Ürünler Bağımlılık Yapıyor!

Zayıflattığı gerekçesiyle piyasaya sürülen bazı bitkisel ürünler, içeriklerinde yer alan uyarıcı ve keyif verici maddeler nedeniyle bağımlılığa yol açabiliyor...

Üsküdar Üniversitesi NPİstanbul Nöropsikiyatri Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gül Eryılmaz “Bu ürünlerin bazılarında uyuşturucu ve keyif verici özelliğe sahip maddelerin bulunabildiği” uyarısında bulunuyor ve ekliyor:

“Bu ürünler, zamanla doz artırımına sürükleyerek ürüne bağımlı hale getirebiliyor. İlaçlar alınmadığında ise kişide terleme, sıkıntı, telaşlı hal, hareketlilik ve epileptik nöbet geçirimi durumları görülebiliyor.”
Bitkisel ürünlerin kullanılarak hastalığı tedavi yaklaşımı günümüzde alternatif tıp ya da destekleyici tedavi seçenekleri arasında tanımlanırken bilimsellik ışığında bu tedavilerin etkinlikleri ve yan etkileri ise tartışılmaya devam ediyor.

Kişilerin bu tür ürünlerin bitkisel olmasından kaynaklanan yan etkisi olmayacağı inancında olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Gül Eryılmaz, Alman Federal İlaç ve Tıbbi Planlar Enstitüsü ve Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi'nden (FDA) gelen son uyarılarda, karaciğer nakline giden ve ölümle sonuçlanan bir olguda kava bitkisi ve karaciğer hasarı arasında ilişkinin söz konusu olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Özellikle obezite gibi uzun soluklu tedavileri olan hastalıklarda bu gibi bitkisel ürünlerin cazip sunulduğunu belirten Eryılmaz, ürünlerin çok rahatlıkla internetten elde edilebildiğini kaydetti.

İçerikleri Kamuoyundan Saklanıyor!

Yrd. Doç. Dr. Eryılmaz, zayıflama ürünü olarak satılan bu ürünlerin içerdiği maddeler konusunda da eksik bilgilendirmelerin yapıldığını söyledi. Eryılmaz, “Bu ürünlerin içerdiği maddeler konusunda ne yazık ki kamuoyuna eksik bilgilendirme yapılıyor. Yapılan çalışmalarda bu bitkilerin içerdiği kimyasal maddelerin santral sinir sistemini etkilediği ve bu sebeple, iştah azaltıcı etkilerin yanında epilepsi nöbetleri ve uyuşturucu etkisi nedeniyle de bağımlılık yaptığı, ilaç alınmadığında ise yoksunluk belirtilerine neden olduğu gözlemlenmiştir. Bazıları ciddi yan etkilerinden dolayı kullanımdan kalkmıştır” dedi. Bu ürünlerin santral sinir sistemi dışında da ciddi yan etkilerinin bulunduğunun altını çizen Eryılmaz, Bu tarz ilaçlarda kullanılan Aristolochia fangchi bitkisinin karaciğer, böbrek gibi hayati organlara zararı dışında ani ölümlere de neden olduğunu belirtti.

ABD’de satılan 72 bitkisel zayıflama ürününde, beyan dışı olarak, sibutramin, bumetanid, fenitoin, rimonabant ve fenolftalein bulunduğunun tespit edildiğini de kaydeden Dr. Gül Eryılmaz, tüketicileri ciddi sağlık problemleriyle karşılaşabilecekleri konusunda uyarıyor:

“Bu maddeler bağımlılık yapıcı özellikleri nedeniyle kişiyi fiziksel ve ruhsal yoksunluk ile esir alıyor. Aynı zamanda içerdikleri kimyasal özellikler sebebiyle de fiziksel ve ruhsal hastalıklara neden oluyor.”

Zamanla Doz Artıyor!

Ergenliğin, fiziksel, ruhsal, duygusal ve sosyal gelişmelerin olması nedeniyle madde ile tanışma ve kullanmaya başlama açısından oldukça kritik bir dönem olduğunu ifade eden Gül Eryılmaz, bu döneminde özellikle beden imajı ile ilgili kaygılarla ergenlerin zayıflama ilacı kullanımına gittiği için bağımlılık risklerinin yüksek olduğunu söyledi.

Ergenlik çağındaki kişilerin gerek kilosu nedeniyle yaşadığı kendini beğenmeme gerek ise karşı cinse kendini beğendirme kaygısıyla bu ürünlere yönelme ve bağımlı olma riskinin yüksek olduğunu hatırlatan Eryılmaz, uyuşturucu ve keyif verici özelliğiyle bu ürünlerin kişiyi zamanla doz artırımına sürüklediğini kaydetti.
Kişilerin bu şekilde bağımlılığa gittiğini belirten Eryılmaz, ürünü kullanılmaması halinde kişide terleme, sıkıntı, telaşlı hal, hareketlilik ve epileptik nöbetlerin söz konusu olabileceğini ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Gül Eryılmaz bu ürün ya da benzeri ürünlerin bu özelliklerinin ülkemiz ve dünya sağlık örgütü tarafından ele alınmasının şart olduğunu vurguladı.

0 yorum

Büyük Memeler Sadece Kadınların Problemi Değil!

Büyük memelerini saklamak için bol giysiler giyen ya da denize girmekten kaçınanlar sadece kadınlar değil! Günümüzde erkekler de ciddi anlamda büyük meme problemiyle karşı karşıya...

Hisar Intercontinental Hospital Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Özdemir’le erkeklerde görülen ve giderek artış gösteren jinekomastiyi konuştuk.

Jinekomasti Hayatınızı Engellemesin!

Erkeklerde de meme dokusu vardır; ancak kadınlarda olduğu kadar gelişmemiştir. Jinekomasti, erkeklerdeki meme dokusunun kadınlarınki gibi büyümesidir. Meme dokusu içinde sadece yağ dokusu artışı varsa yalancı jinekomasti olarak adlandırılır. Dünyada, erkeklerin %20-30’unun az ya da çok jinekomasti sahibi olduğu tahmin ediliyor. Jinekomasti anneden geçen östrojen hormonları nedeniyle yeni doğanlarda, hormon düzensizlikleri nedeniyle ergenlik çağında ve 50 yaş üzeri erkeklerde %70’e varan daha yüksek oranda görülebilir. Türkiye’de jinekomasti nedeniyle denize giremeyen, giysilerini bol seçen ve bu nedenle ameliyat ihtiyacı duyan erkek sayısında da son yıllarda ciddi artış bulunuyor.

Erkeklerde Meme Dokusunun Büyümesine Neden Olan Faktörler

• Bazı ilaçlar (AIDS tedavisi ilaçları, depresyon ilaçları, kas yapmayı artırıcı anabolik steroid kullanımı, kemoterapi ilaçları, kalp ilaçları, prostat ilaçları, mide ülseri tedavisi ilaçları),
• Bağımlılık yapıcı etkisi yüksek olan bazı uyuşturucuların kullanılması,
• Alkol kullanımı,
• Tiroid rahatsızlıkları,
• Erkeklerde testis fonksiyonlarındaki yetersizlikle ortaya çıkan Hipogonadizm Hastalığı,
• Böbrek veya karaciğer yetmezliği,
• Beslenme yetersizliği,
• Çeşitli tümörler,
• Obezite, jinekomastiye neden olabilir.

Östrojen İçeren Ürünlerden Uzak Durun!

Kadınlarda meme gelişimin artırıcı hormon olan östrojen benzeri maddeler (fitoöstrojenler) içeren pek çok ürün fazla tüketildiğinde jinekomasti yapabilir. Bu ürünlerden en önemlisi soyadır. ABD’de yayınlanan bir araştırmada soya sütü kullanan, 6 aydır her iki göğüs dokusunda büyüme olan erkek bir hastanın, azalmış cinsel istek ve ereksiyon problemi yaşadığı ve soya kullanmayı kesmesinden sonra şikayetlerinin geçerek hormon seviyelerinin düzeldiği görülmüş.

Soya Hayatımızın Her Alanında Var!

Soya; un, süt, yoğurt ve peynir, dondurma, dondurma külahı, pasta, bisküvi, kek, hayvan yemi, yeşil gübre, ilâç, boya, kâğıt, kemiksiz et, kahve, salça, sabun, plastik maddeler, lastik, alkol, yağ, margarin, soya unu, ekmek, makarna, tarhana, leblebi, çocuk maması yapımının yanı sıra, boya, muşamba, tutkal, inşaatlarda kullanılan macun, fungusit ve pestisit, antibiyotik, dizel yakıt, boya, matbaa mürekkebi gibi daha birçok sanayi ve eczacılık ürünü imalatında kullanılıyor. Ayrıca büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar ile kümes hayvanları için önemli bir yem kaynağı. Pek çok hayvan, soya ürünü içeren yemlerle besleniyor. Bu da gösteriyor ki yediğimiz içtiğimiz pek çok üründe ve kullandığımız sanayi ürünlerinde, hayatımızın pek çok anında soya ürünleri ile karşı karşıyayız. Ancak soya ürünlerinin bilinçli ve sınırlı tüketilmesi gerekir. Çünkü soya ve GDO’lu soya ürünleri jinekomasti yapması yanında pek çok başka yan etkilerini ilerleyen yıllarda gösterebilir. Bu nedenle GDO’lu ürünlerden kaçınılmalı, mümkün olduğunca dengeli beslenilmelidir.

Jinekomastiyi Küçültmek İçin...

• Brokoli, Brüksel lahanası, şalgam, kırmızı turp, lahana, karnabahar gibi vücutta östrojenin atılmasını kolaylaştıran yiyecekleri tüketin.
• Kalsiyum içeren yiyecekler östrojen alımını düzenler.
• Çinko (istiridye, kırmızı et) ve fasulye testosteron seviyesini artırır.
• Zerdeçal (hint safranı) kullanımının da jinekomastiyi küçültebileceği belirtilmektedir.

Tüm bu bitkisel ürünlerin jinekomastiyi doğal olarak düzeltebileceği belirtilse de, bilimsel olarak kanıtlanmış, doğal ve etkili bir tedavi yöntemi yoktur. Kalıcı jinekomastinin tedavisinde çoklukla liposuction ve diğer cerrahi metodlar en etkili tedavi olarak kullanılır. Bu yöntemler çoğu zaman çok ufak bir kesi ya da delik vasıtasıyla uygulanabilir. Ameliyatın ertesi günü hasta günlük hayatına dönebilir ve iz kalmaz. Çok ciddi meme deformitesi olan erkeklerde ise nadiren de olsa kadın meme küçültme ameliyatlarındaki cerrahi yöntemler gerekebilir.

0 yorum

Kol sıkılaştırma egzersizleri

İlerleyen yaşlarda ve kilo fazlalıklarında ortaya çıkan ve kadınların kabusu haline gelen kol sarkmalarını engellemek için uzmanlar, kol sıkılaştırma egzersizlerini tavsiye ediyor.

İşte 30′lu yaşlarda başlayan ve 40′lı yaşlarda iyice belirginleşen sarkık kollara karşı yapılabilecek kol egzersizleri.

Kolları sıkılaştırma yolları

Sağlığınız için yapacağınız bu egzersizlerle omuz, sırt, göğüs ve kol kaslarınız canlanacak. Bu egzersizleri haftada sadece 2 kez yaparak kol kaslarınızı ve derinizi sıkılaştırabileceksiniz.

Kolunuzu bükün

Dizlerinizi ve karnınızı yavaşça eğilin. İki elinize de 5-10 kiloluk ağırlık alın hem sağ hem de sol kolunuzu sırayla bükün. Bu hareketi günde 15 kere uygulayın.

Kolunuzu uzatın

Bir ayağınız önde bir ayağınız arkada olacak şekilde bükün. Vücudunuzu sol elinizle bacağınızdan destek alarak az öne doğru eğin. Sağ elinize 3 ya da 5 kilo civarında bir ağırlık alın ve sağ kolunuz yere paralel olsun. Kolunuzu arkaya doğru gerin ve bu hareketi 15 kez tekrarlayın.

Üst sırt kasları

Elinizde bulunan bir sandalyeye oturun bacaklarınızı kapalı tutun, her bir elinize 5 kiloluk ağırlık alın. Ellerinizi omzunuza yakın şekilde tutun ve yavaşça kollarınızı açıp kapayın. Bu hareketi 10 kez tekrarlayın. Haftada en az 15 kere yapmanız sizin için iyi olacaktır.

Karın ve kalça

Sağ ayağınız önde, sol ayağınız arkada bükülü bir şekilde olacak ve karınızı hafif eğin. Sağ elinizi, sağ bacağınıza destek almak için koyun. Sol elinizde 3-10 kiloluk ağırlık olsun. Vücudunuzu hafif öne eğerek sağ bacağınızı öne doğru gerin. Bu hareketi günde 15 kez yapın.
0 yorum

Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor

Her yıl, bir milyonun üstünde kadına meme kanseri teşhisi konulduğu günümüzde, bilinen tedavi yöntemlerinin dışında farklı yaklaşımlar aranıyor.

4 temel tedavi prensibinin benimsendiği kanser türü olan meme kanserinde uygulanan tedavi yöntemi de, hastalığın evresine göre değişebiliyor. Bu da erken teşhisin yanı sıra, en düşük dozda mamografiyle en güvenli sonucu elde ederek başlayan tedavi sürecini öne çıkarıyor.

Kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, her ne kadar sık görülse de erken teşhis edildiğinde tedaviye en kolay cevap veren hastalıklardan biri olarak ön plana çıkıyor. Bir tümör ne kadar erken teşhis edilirse, hayatta kalma şansı da o kadar yüksek oluyor. Erken teşhiste beş yıllık hayatta kalma oranı yüzde 98’e kadar çıkıyor. Bugün 4 farklı yöntemin uygulandığı meme kanseri tedavisinde erken teşhisin yanı sıra en düşük dozda mamografi aracılığıyla elde edilen en kaliteli sonuçlar, tedavinin en doğru yol haritasını ortaya koyuyor. Sağlığa sadece teknoloji değil hastalar ve sağlık profesyonelleri açısından yaklaşan Philips, geliştirdiği MicroDose Mamografi ile meme kanserinde erken teşhis ve tedavide düşük dozun önemine dikkat çekiyor.

Tüm görüntüleme ve tanı yöntemleri arasında meme kanserini en erken saptayabilen yöntem mamografi, tümörleri dokunarak tespitten üç yıla kadar daha önce ortaya çıkarabiliyor. Ancak bu noktada Tıp dünyasında mamografinin radyasyona dayalı bir teşhis yöntemi olması dolayısıyla yüksek doz radyasyon içerdiğine ilişkin tartışmalar yaşanabiliyor. Düşük dozlu MicroDose Mamografi, diğer dijital mamografi sistemlerine kıyasla yüzde 18 ile 50 arası bir doz azaltımı anlamına geliyor.

19-20 Ocak 2013 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenecek “Meme Kanserinde Yeni Yaklaşımlar Eğitim Toplantısı İstanbul 2013” kapsamında Türkiye’ye gelecek, medikal tarama alanında dünya çapında bir uzman olan Sectra Mamea AB’nin kurucularından Prof. Mats Danielsson, düşük doz ve erken teşhisin önemini vurguluyor.

Radyasyona karşı hassas olan meme dokusu için düşük dozun öneminin büyük olduğunu söyleyen Danielsson, MicroDose Mamografi’nin potansiyel anormallikleri saptamak için mükemmel görüntüleri düşük radyasyon dozunda aldığını belirtiyor. MicroDose Mamografi’nin kaliteli görüntünün yanı sıra, ortalama yüzde 40 doz azaltımı sağladığını vurgulayan Danielsson, MicroDose Mamografi’nin dünya çapında 24’ten fazla ülkede, düşük dozlu mamografi için kullanılan bir röntgen cihazı tipi olduğunu, İsviçre’nin Cenevre kentindeki CERN Laboratuarı ile İsveç’in Stockholm kentindeki KTH Kraliyet Teknoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalara dayanan foton sayımı adlı benzersiz tekniği kullandığını söylüyor.

0 yorum

Klasik Yüz ve Boyun Germe Ameliyatları

Klasik alt yüz germe ve boyun germe operasyonları, yüz gençleştirme operasyonlarında aynı anda yapıldıklarında iyi sonuçlar veren ameliyat gurubu olduğundan beraber ele alınabilmektedir. Her ikisinin de ortak noktası, endoskopik orta yüz germe ameliyatından sonra yapıldığın yüz güldürücü sonuçlar vermesidir.

Klasik alt yüz germe ameliyatı orta yaşlı hastalarda, üst ve orta yüz germe uygulandıktan sonra çene kenarlarının belirginleştirilmesi, yanakların önünde oluşmuş derinin toparlanması ve ağız kenarlarındaki sarkıklığın ortadan kaldırılması için uygulanır.

Daha ileri yaştaki kişilerdeyse, boyun derisi gevşeklik durumuna göre, boyundaki sarkmaya boyun kasına müdahale edilebilir. Bu tür vakalarda alt yüze ve boyuna ayna anda operasyon gerçekleştirilir.

Hastanın çene alt kısmında yağ birikmesi söz konusuysa, bu noktaya liposuction operasyonuyla yada açık cerrahi uygulamayla yağ alam işlemi uygulanabilir. Boyun kası gergin ve güzel bir görünüm için yaklaştırılır ve germe ameliyatı sonrası artan deri fazlalığı kulak arkasından kesilerek alınır. Bu ameliyat sonucunda gergin bir boyun, çevresi belirgin bir çene ve yaşlanma görüntüsünden uzak bir yüz görünümü elde edilmiş olur.

Bu operasyonun negatif yönü endoskopik üst ve orta yüz gençleştirme operasyonları gibi iz bırakmadan iyileşmemeleridir. Fazlalık deri kulakların ön kısımlarından başlayarak kulak içine girer, çıkar ve kulak memesinin altından dolaşarak kulağın arka kısmından saçlı deri içine kadar uzanır.

Kalan izler iyi gizlendiğinden görülmezler ve derideki dikişlere gerginlik binmediği için, izlerin belirginleşmez. Ameliyat izleri önceleri kırmızı renkte iken, aylar sonra soluklaşarak belirsiz bir görünüm almaktadır.

Kaynak: www.yuzgerme.com.tr

0 yorum

Reklamı Kapat
 
Kadın Sağlıklı Yaşam : Web sitesi | NetWork Grup | üyesidir
Copyright © 2011. Kadın ve Sağlık - Tüm hakları saklıdır
Kadın Sağlıklı Yaşam Websitesi sayfaları NetWork Grup
tarafından hazırlanmıştır
LOGO4