Bugün yayına giren yazılar
print this page
Son Yazılar

Saçlarınızda farklı renkleri deneyin!

Annelerimiz zamanında saçlar sarıya boyanır ya da meç yapılırdı. Şimdi öyle mi ya? Renklerden renk beğen. Peki ama onca renk tonundan hangisi size en çok yakışır? O renge uygun makyaj nasıldır?

Ateş kızılı veya, altın sarısı ya da klasik koyu renk saç renginden hangisi size en çok yakışır? Eğer saçlarınızda farklı renkleri denemeyi seviyor ama bir yandan da görünümünüzü riske atmak istemiyorsanız, bu önerilere kulak verin.

Kızıl / kırmızı sizin için doğru renk mi?
Aşağıdakilerden en az ikisi size uyuyorsa, saçlarınızı kızıl renge boyatmak iyi bir fikir olabilir.

Cilt renginiz pembe tonlarını barındırıyorsa...
Saçlarını kırmızı yapmak isteyen pek çok kadın için kırmızının doğru tonunu bulmak mümkün, ama cilt rengi açık veya pembeye dönük olanlar kırmızı en iyi taşıyanlar. Eğer cildiniz buğday ya da esmer tonlardaysa, o zaman size uygun kırmızı tonunu bulmakta zorlanmanız çok mümkün.

Dikkat çekmekten hoşlanıyorsanız...
Kırmızı/kızıl, insanların dönüp size bakmalarına neden olabilecek bir renktir. Rengi taşımak ve bakışlardan rahatsız olmamak için kendinden emin bir tip olmalısınız.

Saçlarınız bakımsız değilse...
Eğer saçlarınız çok kuru veya yıpranmışsa, sağlıklı saçlarda bile çok çabuk akan kızıl boyanın kalıcılığı, sizin saçlarınızda daha bile az olacaktır. Saçlarınıza iyi bakarsanız; yani haftada bir bakım yapar, düzenli olarak uçlarından kestirir ve şekillendirirken fön, maşa gibi şekillendiricileri her gün kullanmazsanız, boyanın canlı olması olasılığını arttırmış olursunuz.

Kırmızı rengi muhafaza etmenin yolları:
Saçlarınızı olabildiğince az yıkayın. Bunun anlamı, ideal olarak haftada ikidir. Ancak saçlarınız yağlı ya da çok inceyse gün aşırı yıkamak da uygundur. Yıkarken asla s.cak suyla yıkamayın, ılık suyu tercih edin.
Sert şampuanlardan kaçının. Çoğu kepek şampuanı boyalı saçlarda daha da sert bir etki yapar ama kızıl saçlar için ölüm gibidir, saçın rengini atması çok daha hızlı olur.

Kuaförünüzden boyanın kalıcılığını artıran bakımlardan uygulamasını isteyebilirsiniz. Kızıl/kırmızı saç boyası diğer boyalara göre daha çabuk okside olur. Bu nedenle açık havada uzun süre kalacaksanız, UV filtresi içeren bir şekillendirici kullanın, ya da bir şapka ya da eşarp takın. Patlıcan moru tonlarının sizi baştan çıkarmasına izin vermeyin. Mora dönük kızıllar doğal görünmez ve çoğu zaman da kişiye yakışmaz. Kırmızı tonunu seçerken, bakır, kahverengiye dönük kızıl vs gibi tonları tercih edin.

Kızıl saçlılar için makyaj önerileri:
Koyu renk, dumanlı göz makyajından kaçının.
Pembe dudak boyası ve allık, kızıl saçlılara çok yakışır.
Kaşlarınızı saç renginize boyatmayın; çünkü tuhaf görünür.

Sarı sizin için doğru renk mi?
*Aşağıdakilerden en az ikisi size uyuyorsa, saçlarınızı kızıl renge boyatmak iyi bir fikir olabilir.
*Çocukken sarışındıysanız...
*Çocukken saçlarınız açık renk idiyse, özellikle de yazları açılıyorduysa, muhtemelen yetişkenken de sarışınlık size yakışacaktır.
*Düzenli bakımın ücretini karşılayabilecekseniz...
*Sarışın olmak hiç de ucuz bir işlem sayılmaz. Sarışınlığı üzerinizden hiç çıkartmadığınız bir aksesuar olarak düşünün. Bu nedenle uygun ürünler ve gerektiğinde rötuşlarla onu en iyi şekilde muhafaza etmeniz gerek. Bu da mali açıdan sizi sarsabilir.

Erkeklerin ilgi odağı olmak sizi rahatsız etmeyecekse...
Sarışınlığın bu kadar popüler olmasının en büyük nedeni fark edilir bir renk olması ve çoğu erkeğin kadında sarışınlıktan hoşlanması.

Sarı rengi muhafaza etmenin yolları:
Boyayı evde kendiniz yapacaksanız, s.cak tonlardan (altın ya da bal rengi gibi isimleri olabilir) ziyade, soğuk, nötr tonları tercih edin. s.cak tonlarda bir boya saçların turuncuya dönük bir sarıya dönüşmesine sebep olabilir.

Alkolden kaçının. 
Sarışınların çoğu kuru, mat saçlardan şikayet eder. Yüksek oranda alkol içeren ürünler kullanmak bu durumu daha da ciddi bir problem haline getirebilir. Peki alkol hangi ürünlerde mevcuttur? Saç spreyi, saç jeli ve köpüğü. Bu nedenle saç ürünleri satın alırken ambalajı mutlaka okuyun. Beyazlaştırma işini dişlerinize saklayın, saçlarınızı o kadar açık renk tonlara boyatmayın. Platin tonları hoşunuza gidiyor olabilir ama bu sizi yorgun gösterir. Ama altın rengi zemin olarak kullanıp üzerine çok açık tonlarda sarı attırabilirsiniz.
Eğer saçlarınızı, kendi doğal renginin iki ton açığına boyatacaksanız, evde boyamayın, mutlaka bir salona gidin. Ne de olsa yürüyen bir muza dönüşme riskini almak istemezsiniz.

Eğer boya zamanınız geldiyse ama o an vaktiniz ya da paranız yoksa, dipten çıkan koyu renge bakıp kendinizden nefret etmektense, koyu, küllü sarı tonlarında bir boya alıp, bir diş fırçasıyla sadece diplere uygulayın ve bu boyayı saçınızda 3 dakikadan fazla tutmayın. Bu, saç diplerinin koyu renginden kurtulmanızı sağlar ve size birkaç haftalık zaman kazandırır.

Sarı saçlılar için makyaj önerileri:
Şeftali tonları sarışınlara çok yakışır.
Kırmızı dudak boyası kullanacaksanız, parıltılı bir kırmızı ruju daha ziyade geceleri kullanmayı tercih edin.
Siyahtan ziyade kahverengi rimel kullanın. Bu, saç renginizle daha az kontrast oluşturur.

Kahverengi sizin için doğru renk mi?
Aşağıdakilerden en az ikisi size uyuyorsa, saçlarınızı kızıl renge boyatmak iyi bir fikir olabilir.
Saçlarınız mat bir kahverengi ise...

Doğal saç renginiz, zengin kahve tonlarından uzak, donuk bir tondaysa, ışıltılı, koyu bir kahve size yakışacaktır.

Fazla uğraştırmayacak bir renk arıyorsanız...
Eğer doğal saç renginiz çok açık sarı değilse, kahverengi saçların bakımı çok kolaydır. Hatta evde kendiniz bile yapabilirsiniz, hata payı çok düşüktür.

Saçlarınız yıpranmış ve matsa...
Koyu renk boyalar ışığı en iyi şekilde yansıtır, saç kırılmalarını saklar ve saçlardaki yıpranmışlık görüntüsünü en aza indirger.

Kahverengi muhafaza etmenin yolları:
Seçtiğiniz kahve tonunu saç kesiminize uydurun. Saçlarınız bir boydaysa, daha koyu bir kahve kullanın ki, rengin etkisi artsın. Eğer saçlarınız kısa ya da çok katlıysa, o zaman uçları biraz daha açık boyayın. Böylece boyadaki dalgalanma, saç kesiminizi de belirginleştirir.

Uçlarda gezinin. En çok dikkat çeken esmer saçlılar, ya çok koyu, ya da çok olanlardır. Eğer saç renginizin tonu ortalarda geziniyorsa, o zaman boya çok da başarılı sayılmaz.
Saçlarını evde boyayanların en sık yaptığı hata, çok s.cak tonda bir kahverengi uygulamaktan kaynaklanan turuncumsu renk. Eğer altın-kahve tonlarının peşindeyseniz, bir kutu altın kahve, bir kutu da nötr kahverengi boya alıp bu ikisini birbirine karıştırın ve karışımı saçlarınızda kullanın.

Mümkünse saç spreyinden uzak durun. Hiçbir şey, pırıl pırıl parlayan kahverengi saçların parlaklığını saç spreyi kadar çabuk yokedemez. Eğer illa böyle bir şekillendirici kullancaksanız, o zaman mutlaka parlaklık veren bir serum da kullanın.

Siyahtan uzak durun. Eğer saçlarınızın kahverengini , koyu kahvenin de ötesinde koyu bir renge boyamak istiyorsanız, mutlaka bir kuaför salonuna gidin. Saçınızı bir kere mavi-siyaha boyadınız mı, geri dönüş yoktur. Bundan sonra rengi açmanın tek yolu, hem cebinizi, hem de saçlarınızı yıpratacak okkalı bir kuaför işlemidir.

Kahverengi saçlılar için makyaj önerileri:
Bol bol siyah renk rimel kullanın. Koyu renkteki saçlarınızı dengelemek için koyu renk kirpiklere ihtiyaç duyacaksınız.

Göz makyajınızda renklerle istediğiniz gibi oynayın. Saç renginiz dramatik bir makyajla iyi görünür.
Koyu renkteki saçlarınız, cildinizi solgun gösteriyorsa, ihtiyacınız olan şey ışıltılı bir bronzlaştırıcıdır. Guerlain'in Terracotta'sı tarzı bir şeyler deneyebilirsiniz.

0 yorum

Benlerimizden Ne Zaman Korkmalıyız?

Divan Edebiyatı’nda güzelliği artırıcı unsur olarak kabul edilen, şiirlere konu olan benlerin gerçekte embriyonel kaynaklı hatalı dokular olduğunu biliyor muydunuz?

İnsan ömrü uzadıkça, güneşin zararlı etkileri arttıkça ve çevremiz giderek kirlendikçe kanser de artıyor. Hisar Intercontinental Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Funda Ataman’la tüm dünyada her geçen yıl giderek artan deri kanserlerini ve benlerimizden ne zaman korkmamız gerektiğini konuştuk.

Ben Kanserlerinin Yarısı Ben Olmayan Normal Dokulardan Gelişir!

Benler ve benden kaynaklanabilen melanoma dediğimiz deri kanserleri hepimizin bilmesi gereken konulardır. Ben kanserleri erken evrede tanınırsa, etkin bir şekilde tedavi edilebilir. Gecikildiğinde ise yaşamsal risk oluşturabilir.

Benler;
• Embriyonel kaynaklı hatalı dokulardır.
• Ben kanserlerinin yarısı benlerden; yarısı ise ben olmayan normal dokulardan gelişir.
• Yenidoğan bebeklerde ya hiç ben yoktur ya da ailenin hatırlayacağı 1-2 ben vardır.
• Benlerimiz zaman içinde oluşur.
• Her yaşta yeni ben çıkabilir.
• Bazı benler kendiliğinden dejenere olup yok olur.
• Ben sayısı genetik yapımıza bağlıdır. Beyaz ırkta erişkin yaşta 20-50 adet ben bulunur.
• Ben sayısının fazlalığı, özellikle 100’den fazla olması bir risk faktörüdür.
• Ben kanseri beyaz tenli, sarışın ve açık renk gözlülerde daha sıktır.
• Ailesinde melanoma olanlarda risk 20 kat daha fazladır.
• Çocukluğunda şiddetli güneş yanığı geçirenlerde ben kanseri riski artmıştır.

Benlerinizde Bu Değişimleri Gözlemliyorsanız Hekime Başvurmanızda Fayda Var!
• Benleriniz hızla büyüyorsa,
• Asimetrikse,
• Düzensiz kenarlar içerisinde siyah, mor, kırmızı gibi çok sayıda renk oluşmuşsa,
• Nodül tarzı sertlik ve kabarıklık varsa,
• Ana benin çevresinde yavru benler oluşmuşsa,
• Benleriniz kaşınıyor, ağrıyor, kızarıyorsa,
• Benlerinizin yakınındaki lenf bezlerinde şişmeler görüyorsanız dermatoloji uzmanına başvurmanızda yarar var.

Deri Kanserinden Korunmak İçin…
• Güneşten kaçının.
• Düzenli ve dengeli beslenin.
• Sigara içmeyin.
• Stresten uzak durmaya çalışın.
• Vücudunuzdaki değişimleri takip edin.
• Düzenli tıbbi kontrollerinizi yaptırın.
0 yorum

Aşk ve şehvet birbirini tetikliyor


Kanada, ABD ve İsviçre’deyapılan ortak bir araştırmaya göre, insan beyninde aşk ve cinsel arzular birbiriyle bağlantılı biçimde çalışıyor

Araştırma, aşkı canlı tutmak için cinsel isteğin gerekli olduğunu ortaya koyuyor. 20’den fazla deneğe, partnerlerinin erotik fotoğraflarını göstererek yapılan çalışmaya göre aşk ile şehvetin birbirinden farklı ama birbiriyle bağımlı bölümleri harekete geçirdiği sonucu ortaya çıktı. Ancak aşk, beyinde, şehvetten daha komplike reaksiyonlara neden oluyor.

Araştırmada yer alan Psikoloji Profesörü Jim Pfaus’a göre, önbeyinde bulunan aşkla ilgili bölüm, bağımlılıkla paralel çalışıyor. Bu nedenle, aşk, cinsel arzunun ödüllendirilmesi sonunda ortaya çıkan bir alışkanlık. Bu alışkanlık sebebiyle, aşk, uyuşturucu bağımlılığı gibi beynin diğer bölümlerinin çalışmasını da engelliyor.


0 yorum

Kolesterol Düşüren Yiyecekler

Kolesterol Düşüren Mucize Yiyecekler Ne Kadar Tüketilmeli? Uzman Diyetisyen&Yaşam Koçu Gizem Şeber Uyarıyor…

Kurubaklagiller: Kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek gibi besinlerin içerisinde bulunan çözünür lifler, kötü Hutlu kolesterol olarak anılan LDL kolesterolü düşürmeye yardımcıdırlar. Yapılan bir bilimsel araştırmada; her gün 1 porsiyon kurubaklagil tüketimi, 6 haftada kan kolesterol seviyelerini %10 azaltmıştır. Haftada en az üç kez kurubaklagiller sofralarımızda yer almalı.

Kuruyemişler: Fındık, badem ve ceviz gibi kuruyemişler, düzenli tüketildiklerinde kan kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcıdırlar. İçerdikleri çoklu doymamış yağ asitleri de, damar sağlığının korunmasına yardımcı olurlar. Yapılan bilimsel çalışmalara göre, günde ortalama 40 gram kuruyemiş tüketmek, kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.

Soya ürünleri: İçerdikleri fitat ve izoflavonlar sayesinde düzenli tüketildiklerinde kolesterolü düşürücü etki gösterirler. Soframızda çok alışkın olmadığımız soya ürünlerine soya sütü, tofu veya soya kıyması olarak yemeklerde, çorbalarda yer verebiliriz. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) önerilerine göre; günde 25 gram soya proteini tüketmek, kötü huylu kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.

Avokado: Avokadoda; iyi huylu kolesterol olan HDL’yi yükselten ve LDL’nin düşmesine yardımcı olan tekli doymamış yağ asitleri bulunur. Aynı zamanda diğer bütün meyvelere oranla, kolesterol düşürmeye yardımcı etkisi olan beta sitosterolleri yapısında daha fazla bulundurur. Günde ¼ veya ½ avokado tüketmek kan kolesterolünü düşürmek konusunda yol katetmeyi sağlar.

Gizem Şeber
Çikolata: Bitter çikolatanın içerdiği antioksidanlar, kalp sağlığının korunmasına yardımcıdır. Bazı bilimsel çalışmalar, kakaoda bulunan antioksidanların iyi huylu kolesterolü yükseltmeye yardımcı olduğunu göstermiştir. Günde 30 gram bitter çikolata tüketmenin, kötü huylu kolesterolün vücutta okside olmasına engel olduğu bilinir.

Bitkisel steroller: Bitkilerin yapısında bulunan bu madde, vücuttan kolesterol emilimini azaltarak, düzenli tüketimde kolesterolü düşürmeye yardımcı etki gösterir. Bitkisel sterollerin kolesterolü düşürücü etki göstermesi için günde 2 gram tüketilmeleri gereklidir. Bazı bilimsel çalışmalarda aşırı tüketimlerinin damar sertliği riskini arttırabileceği gösterilmiştir. Piyasada bulunan bitkisel sterol eklenmiş ürünleri kullanan kişiler, eğer yüksek kolesterol sebebi ile ilaç kullanıyor iseler, doktorlarına danışmalılar.


0 yorum

Kadınlara aşk tavsiyeleri

Bir cevapsız aramanız var… Ondan! Şimdi ne yapacaksınız? Geri aramadan önce, bunu hak edip etmediğine karar verin. Belki aşağıdaki listenin bir faydası olur.

İşte onu geri aramamanız için bazı geçerli sebepler…

Sizi gece yarısından sonra aramış

İkinizden birisi gece çalışmıyor ise neden aramak için bu saati bekledi? İki kelime, telefon seksi. Ona hiçbir şey borçlu değilsiniz, geri aramayı bile.

Arayacağınız söylediği halde oldukça geç kaldı

Eğer telefonunuzda bir hastane ziyareti esnasında bırakılan sesli bir mesaj bulmazsanız, hiçbir özür kabul edilmemeli.

Sarhoş olduğunu tahmin ediyorsunuz

Sarhoşken telefon görüşmeleri çok keyifli gelir. Eğer duygusal bir dürtüyle özellikle siz aklına gelerek yapıldıysa hoş olabilir. Ama sarhoşken sizi arayıp, evinize uğramak istediğini söylemeyi alışkanlık haline getirdiyse bu hiç de hoş değil. Hatta reddettiğinizde bunu hatırlamayacaktır bile.

Yine aynı şey

Bu üzgün olduğunu söylemek için ilk arayışı değil. Kaç kez daha özür dilemesine ve sonra yine aynı şeyleri yapmasına izin vereceksiniz? Sizi ikna etmesi için aramasından çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu ona gösterin.

Sizi sadece seks için arar

Sadece kendi ihtiyaçları doğrultusunda hareket eden birini, işin içinde dayanılmaz bir cazibe olsa bile, hayatınızda istemezsiniz. Sizden beklentisini gayet net ortaya koymuş, öyleyse tartıştığımız nedir? Aklınızdan bile geçirmeyin!

Onu bir daha görmek istemiyorsunuz

En son görüşmenizde kendinize verdiğiniz bu sözü hatırlayın ve ondan nasıl kaçarak uzaklaştığınızı. Eylemler sözcüklerden güçlüdür, unutmayın.

Kız arkadaşı ya da karısı varsa

Diğer kadın 6 senedir bitkisel hayatta değilse ya da çift olarak çok eşli takılmıyorlarsa, bu maceraya girmek istemezsiniz. Eğer söylediği gibi mutsuzsa, neden ayrılmıyor? Yakın olduğu bir diğer insana yalan söyleyen ve aldatan bir adamın size sadık kalacağını da nereden çıkartıyorsunuz?

Eski sevgiliniz ise

Ayrılmanızın bir ya da daha fazla sebebi olmalı. Peki bu sefer daha iyi olacağını neden düşünüyorsunuz? Aklınızı tekrar karıştırmasına izin vermemeyi tercih edebilirsiniz. En azından tekrar düşünseniz iyi olur.

0 yorum

Çocukların beslenmesinde dikkat edilmesi gerekenler

Çoğu alışkanlık gibi beslenme alışkanlıklarının da çocukluk çağında edinildiğini söyleyen Diyetisyen Esra Baş Toktay, sağlıklı bir beslenme çantasının bütün besin gruplarını (süt-tahıl-et-sebze-meyve-yağ) içermesi gerektiğini söyledi.

Peynirin doğal ve kaliteli halini sunarak anne-babaların en büyük yardımcılarından biri haline gelen TEKSÜT’ün Facebook sayfasında bulunan “Beslenme Çantam” uygulaması yoğun ilgi gördü. 1000 kişinin TEKSÜT ürünleri ile dolu beslenme çantası kazandığı uygulamada anne-babalar, çocuklarının sağlıklı beslenmesi konusunda merak ettikleri sorulara da cevap buldu. Uygulama sayesinde Diyetisyen Esra Baş Toktay’a sorularını yönelten anne-babalar, çocuklarının beslenmesi konusunda altın öneriler aldı. En çok sorulan sorulardan biri ise olması gereken vücut ağırlığının üstünde olan çocuklarının nasıl bir diyet yapması gerektiği oldu.

Diyetisyen Esra Baş Toktay, TEKSÜT’ün Facebook’taki “Beslenme Çantam” uygulamasında şu önerileri verdi:

• “Çoğu alışkanlık gibi beslenme alışkanlıkları da çocukluk çağında edinilir. Çocuğunuzun sağlıklı beslenmeyi öğrenebilmesi için ebeveynler olarak siz de evdeki beslenme düzenine dikkat edip ona örnek olmalısınız. Buna ilk olarak eğer evde abur cubur çekmecesi varsa onu ortadan kaldırarak başlayabilirsiniz. Bununla birlikte dolaptaki sağlıksız meşrubatları da uzaklaştırın.

• Mutlaka her sabah hep birlikte kahvaltı yapın.

• Çocuğunuzun evden çıkmadan kahvaltı yapmasına özen göstermelisiniz. Okuldaki başarısı ve büyüme-gelişmesini sağlaması açısından kahvaltı okul çocuklarında en önemli öğündür.

• Öğünlerinizde salata, yoğurt bulunmasına özen gösterin. Ekmek seçiminizi besleyici değeri yüksek ve doyurucu olan tam tahıllı, tam buğday, çavdar ekmeğinden yana yapın.

• Akşam yemeklerinizde ağır yemeklerden ziyade sebze yemeklerini tercih etmeye çalışın.

• Yumurta insan vücudunda bulunmayan ve mutlaka dışarıdan alınması gereken çeşitli protein yapı taşlarını içerir. Başlıca A, D, E ve B vitaminleri olmak üzere diğer vitaminleri de önemli oranda içerir. Demir ve çinko içeriği de yüksektir. Bu yönleriyle yumurta özellikle çocuk beslenmesinin vazgeçilmez besinidir. Büyüme çağındaki bir çocuğun başka herhangi bir rahatsızlığı yoksa mutlaka günde bir tane yumurta tüketmesi gerekir. Yumurta çabuk bozulabilecek bir besin olduğu için okula gitmeden önce kahvaltısında tüketmesi beslenme çantasına koymaktan daha sağlıklı olacaktır.

• Sağlıklı bir beslenme çantası bütün besin gruplarını (süt-tahıl-et-sebze-meyve-yağ) içermelidir. Örneğin tahıllı sandviç ekmeğinin arasına sadece beyaz peynir değil mevsimine göre domates-marul vb. koymalısınız. Bunun yanına ayran veya süt eklemelisiniz. Farklı bir teneffüs saati için meyve-kuru meyve ve yanına kuruyemişi (badem-ceviz-fındık vb.) çantasında bulundurmalısınız. Su tüketimine özen göstermelisiniz. Çantasına koyduğunuz besinleri tüketip tüketmediğini takip etmelisiniz.

Diyetisyen
Esra Baş Toktay
• Çocuğunuz eğer öğle yemeğini okulda yiyorsa okulda uygulanan aylık yemek menüsünü edinip çocuğunuzla birlikte bu menüyü gözden geçirerek daha sağlıklı tercihler yapması konusunda onu eğitmelisiniz.

• Tatlı olarak şerbetli ve hamurlu tatlılar yerine evde hazırlanmış sütlü tatlıları tüketmesi onun için daha uygun olacaktır.

• Olması gereken vücut ağırlığının üstünde olan çocuk ve ergenlerin öncelikle bir çocuk doktoru veya endokrinoloğu tarafından muayene edilerek biyokimyasal bulguları, gerekirse ultrasonografik görüntülemelerinin incelenmesi gerekir. Bu muayene ve tetkikler sonucunda çocuğun kilo almasına sebep olan veya kilolu olduğu için gelişmiş olabilecek herhangi bir hastalığının var olup olmadığı tespit edilmelidir. Sonrasında diyetisyen tarafından çocuğun veya ergenin yaşı, vücut ağırlığı, boyu, vücut yağ analizi, sosyal hayatı, beslenme düzeni, okul saatleri vs. doğrultusunda sağlıklı beslenme programı hazırlanmalıdır. Diyetisyen bu programı çocuğun açıkça anlayabileceği şekilde onunla paylaşmalıdır. Bu program mutlaka bütün besin gruplarını içermelidir. Bu program doğrultusunda düzenli takipler, ebeveynler ve öğretmenlerin desteğiyle çocuğun sağlıksız olan beslenme alışkanlıkları olumlu yönde değiştirilebilir. Çocukluk çağında edinilen sağlıklı beslenme alışkanlığı ömür boyu sürdürülür. Program doğrultusunda hedef kilo verilmese bile alınmasını engellemektir. Bu dönemde çocukların hareketsiz yaşam sürdürmeleri de kilo alımına ve yağlanmaya sebep olabilir. Çocuğun hareketini arttırmak, birlikte yürüyüşlere çıkmak, dans etmek, yüzmeye gitmek vb. onun hareketlenmesini sağlayacak ve kilo almasını engelleyecektir.

0 yorum

Pürüzsüz bir cildin keyfini çıkarın

Aynaya her baktığınızda gözünüze batan yara, yanık ve sivilce izlerinizden ağrısız ve kısa sürede kurtulmak istemez misiniz? 

 Esteworld Plastik Cerrahi Hastanesi Uzmanlarından Dermatolog Dr. Gül Yıldırım, akne, yanık, yara ve dikiş izlerinden hamilelik ve doğum sonrası çatlaklarının giderilmesine kadar pek çok sorunun tedavisinde kullanılan fraksiyonel lazer ile mümkün olduğunu belirtti

Hemen her cilt sorununun tedavisinde kullanılan lazer sistemleri, yara ve akne izlerine de çözüm oluyor. Esteworld Plastik Cerrahi Hastanesi Uzmanlarından Dermatolog Dr. Gül Yıldırım, cildin üst ve orta tabakasında ısı hasarı oluşturarak kolajen üretimini artıran fraksiyonel lazerin, göz çevresi, dudak çevresi hatta göz kapakları gibi hassas bölgelerde dahi güvenle uygulanabildiğini belirtti.

TÜMÖR VE SİĞİL TEDAVİSİNDE DE KULLANILIYOR

Uzman Dermatolog
Dr. Gül Yıldırım
Fraksiyonel lazerin, doğum ve kiloya bağlı olarak gelişen vücut çatlakları ile ameliyat izlerini de gidermekte etkili olduğunu vurgulayan uzman. Dr. Gül Yıldırım, fraksiyonel lazerin cilt çatlaklarının tedavisindeki başarısı hakkında şu bilgileri verdi: “Herkeste görülebilen cilt çatlakları, özellikle estetik açıdan kadınları rahatsız eder. Cilt çatlakları sonucunda derinin dermis tabakasındaki kollajen ve elastik lifler hasar görür. Erken dönemde cilt çatlağı, pembe renkli ve kaşıntılıdır zamanla beyazlaşır ve deriden çökük hale gelir. 2 ila 4 hafta ara ile en az 4 seans yapılan fraksiyonel lazer tedavileriyle çatlaklarda yüzde 40 ila yüzde 80 oranında azalma ve sıkılaşma mümkündür.”

Uzman Dermatolog Dr. Gül Yıldırım fraksiyonel lazerin ayrıca derinin selim tümörleri, siğillerin tedavisi, el ve yüz gençleştirmede kullanıldığını da belirtti.

EN UYGUN ZAMAN KIŞ MEVSİMİ

Lazer uygulamalarında açık tenli kişilerin uygun vakalar olduğunu belirten Dr. Uzman Dermatolog Dr. Gül Yıldırım lazer uygulamasının ardından cildin güneş ışınlarından korunması gerektiğini vurguladı. Güneşin olmadığı kış aylarının fraksiyonel lazer yaptırmak için en uygun zaman olduğunu söyleyen Uzman Dermatolog Dr. Gül Yıldırım ,kişinin hamile olması, son 6 ay içinde retinoid tedavisi görmüş olması , deride aktif enfeksiyon varlığı ve bağışıklık sistemi ile ilgili hastalık durumlarında uygulamanın yapılmadığını hatırlattı.


0 yorum

Kadına Şiddet Utancı Sürüyor!

Her gün binlerce kadın evde, okulda, işyerinde, sokakta şiddete maruz kalıyor. Kadın cinayetlerinin bir türlü ardı arkası kesilmiyor.

Kadın hakları alanında olup biten tüm olumsuzluklar ve ihlaller her geçen gün artıyor ve tehlikeli bir noktaya gidiyor. Kadın sorunlarının gündeme geldiği 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Türk kadınının durumunu masaya yatıran Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, oldukça çarpıcı tespitler yaptı. Kadın haklarının kazanılmasında nerelerden başlandığının ve bugünlere nasıl gelindiğinin hatırlanması için 8 Mart’ı özel bir gün olarak nitelendiren Dr. Keçe, her şeyde olduğu gibi, önemli manaları ve büyük meseleleri bir güne sığdırmanın, sadece o günde konuşmanın ve hatırlamanın da suni bir etkiden öteye gidemediğinin altını çizdi.

Şiddet Utancı Sürüyor!

Dr. Keçe’nin günümüz Türk kadınının yaşadığı sorunlara yönelik tespitleri oldukça önemli:
"Ülkemizde ne yazık ki kadına yönelik şiddet utancı hala yaşanmaktadır. 21. yüzyılın Türkiye’sinde hala töre veya namus cinayeti, cinsel şiddet, aile içi şiddet, kadınlarımızın hor görülmesi, dövülmesi, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesi gibi olaylar yaşanmaktadır. Bir kadının sokak ortasında eşi ya da sevgilisi tarafından katledilmesinin veya küçük yaşta bir kız çocuğunun uğradığı tecavüz olayının medyada yer almadığı bir haftayı bile geçiremez olduk."

Şiddet Normalleştirildi

Kadına şiddetin temel nedenleri arasında cinselliğin de yattığını belirten Cem Keçe, "Bekaret, kızlık zarı ve cinsellik üzerine kurgulanmış olan hurafeler, ailelerde bir baskı yaratmakta, namus kavramının sadece kendi üzerine yüklenmesi ile kadına şiddet toplumda kabul görmektedir. Yani kadına yönelik her türlü şiddet bir şekilde normalleştirilmektedir" diye konuşuyor.

Sorunların Temeli Hurafeler

Dr. Keçe’ye göre sorunların temelinde eğitimsizlik var:
"Kadına şiddeti durdurmak adına alınan kolluk önlemlerinin tek başına bu sorunun önüne geçmek için yetersiz olduğu aşikardır. Sorunun kaynağında ise her olumsuzlukta olduğu gibi eğitimsizlik yatmaktadır. Bugün halen kendi bedenini bile tanımaktan uzak, sorunlarıyla başa çıkabilmekten korkan ve hurafelere, tabulara inanmayı daha kolay gören insanların çoğunlukta olduğu bir toplum süregelmektedir. Kadına şiddet başta olmak üzere, toplumdaki birçok sorunun kaynağı olan hurafelerle ve yanlış inançlarla mücadelenin tek etkin yolu eğitim, özellikle de cinsel eğitimdir."

Cinsel Eğitim ve Evllik Öncesi Eğitim Şart

Cinsel ve evlilik öncesi eğitimin önemine de dikkat çeken Cem Keçe, şu açıklamalarda bulunuyor:
"CİSED olarak kurulduğumuz günden bu yana ilan ettiğimiz deklarasyonumuzda olduğu gibi diyoruz ki: Anaokulundan başlayarak Cinsel Eğitim yasal olarak şart olmalıdır. Ergenlik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Hizmetleri yasal olarak şart olmalıdır. Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Hizmetleri yasal olarak şart olmalıdır. Evlilik Öncesi Anne, Baba ve Eş Eğitimleri yasal olarak şart olmalıdır. Tüm bu görüşlerin ışığında, Türk kadınının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü canı gönülden kutlar, bu günün sembolizminden ziyade, kadın hakları için samimi ve net önlemlerin pratiğe yansıdığı bir gün olmasını dilerim."

0 yorum

Erkekteki "Saldırganlık Geni" Bulundu

İsveçli bilimadamları, erkeği agresif hale getiren ve ilişkilerine olumsuz yön veren geni bulduklarını açıkladı. Bu geni taşıyan erkekler, diğer hemcinslerine göre problemli ilişkiler yaşıyorlar...

'Allel 334' adı verilen bu geni taşıyan erkekler, ikili ilişkilerinde ve özellikle evliliklerinde 2 kat daha problemli oluyor. Araştırmayı yürüten Stockholm Karolinska Enstitüsü Tıbbi Epidemiyoloji ve Bioistatistik Bölümü'nden Hasse Walum, "Tabii ki insanın ilişkilerinde sorunlar yaşamasında bir sürü faktörler vardır. Fakat bu özel gene sahip olan erkeklerin ikili ilişkilerinde daha problemli olduğunu gördük. Kadınlarda ise böyle bir farklılığa rastlamadık" dedi.

Sonuçları Amerikan akademik bilim dergisi PNAS'da da yayınlanan araştırma ile birlikte, gelecekte otistik, sosyal fobi ve uyum zorlukları gibi hastalıkların çözümü daha da kolaylaşacak.

Gen tespiti sırasında Karolinska Enstitüsü'nde kayıtlı bulunan 21 bin 200 ikiz kişinin listesi çıkarıldı. Bunlardan, karşı cinsle en az 5 yıldır ilişkisi olan 550'si ayrıldı. Seçilen kişiler üzerinde değişik anketler ve röportajlar yapıldı. İlişkilerinde problemi olanların yaklaşık yüzde 40'ında 'Allel 334' geni ortaya çıktı.

Bu genin en az 2 tanesini taşıyan kişinin evliliklerinde 2 misli problem yaşadıkları, bu gene sahip olmayan insanların ise bir sıkıntı yaşamadıkları gözlendi.

Enstitü'deki bilimadamlarından Paul Lichtenstein, "Bu tür genlerin insan ilişkilerini nasıl etkilediğini görmek çok heyecan verici. Bu deneyleri devam ettirmeyi düşünüyoruz" diye konuştu.

0 yorum

Ameliyatsız vücut şekillendirme ile kolayca incelme

Tüm kadınlar ince bir vücudun hayalini kurar. Eski yöntemlerle yapıldığında günlerce dinlenme gerektiren estetik operasyonlar, artık ağrısız ve acısız bir şekilde kolayca uygulanabiliyor. Yeni teknolojiyle geliştirilen yöntemler, vücut şekillendirmede estetik cerrahi işlemlerinin yönünü değiştiriyor.

Superplast Estetik Cerrahi Merkezi’nden Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Levent Taşçı ameliyatsız vücut şekillendirmeyle ilgili şu önemli bilgileri aktarıyor: “Artık estetik cerrahları elinde kanlı bisturi, kocaman doku makası ve kocaman bir çelik liposuction çubuğu ile ameliyathanelerde görmüyoruz. Bunun yerine küçücük fiber optik kanüller veya bilgisayarlar benzeri gelişmiş lazer cihazları ile yapılıyor bu mucize benzeri teknoloji destekli estetik cerrahi işlemler.

Lazer destekli estetik cerrahi ameliyatların yerini tutan uygulamalar, gerçek anlamda 2006 yılında smartlipo isimli cihazla başladı.Bu hem yağ eriten hemde o bölgedeki cildin gevşeyip sarkmamasını sağlayan cihaz, basen, göbek, kol, gıdı ve diğer vücut bölgelerinde yağ eritme yolu ile inceltme ve germe yaptığı gibi; bu cihazın daha sonra slimlipo gibi gelişmiş versiyonları yıllar içinde başka lazer cihazları ile kombine edildiğinde yüz germe ve yüz gençleştirmeden, lazer destekli meme büyütme ve küçültme uygulamalarından, lazer destekli burun estetiğine kadar tüm estetik cerrahi işlemlere bambaşka teknolojik devrim ve alt yapı oluşturdu.

Bilinçli bir hasta olarak; yüksek teknolojik destekli ameliyatlar veya uygulamaları yaptırmak isteyen ve çok daha ucuza aynı işlemi yaptırdığını düşünürken, işlem sonrası eski ameliyat sonrası sıkıntıları ve sorunları yaşayan aslında kısmen bilinçli olan bir grup hastanın bu sıkıntıları yaşamasının sebebi ise; herşeye rağmen kendilerine eski usül ameliyatların uygulanıyor olması veya teknolojiye hakim olunmaması ve eski teknoloji kullanılıyor olması olsa gerek.”

Hastaların yaşadıkları klasik liposuction deneyimlerinin lazer lipolizle karşılaştırılamayacağını belirten Taşçı, uygulamaların profesyonel ellerde yapılmasının önemine de değindi: “Hastalarımızın özellikle lazer lipoliz uygulaması yaptırılmaya çalışılırken yaptıkları seçimdeki en büyük hatalarının sebebi; en ucuza en çok yağı aldırmaya çalışıyor olmaları ve sonuçta aynı işlemin yaptırıldığı düşünülüp bambaşka uygulamalara maruz kalınılması ve aslında muhtemelen gerçekte bir lazer lipoliz uygulaması yaptırmamış durumdalar ki; yine muhtemelen klasik liposuction benzeri bir uygulamaya geçirmişler fakat lazer lipoliz geçirdiklerini düşündükleri için, lazer lipoliz hakkında haksız yere olumsuz düşünebiliyorlar.

İlk lazer lipoliz cihazımızla 0,5 ile 1 kg arasında yağ eritebiliyorken; şu anda çok daha yüksek kapasitelere çıkabiliyoruz fakat bu miktar yinede kimi zaman hastalarımda duyduğum ve korktuğum çok yüksek miktarlara teknolojik olarak zaten çıkamıyor. (Elimizde dünyada üretilen en yüksek kapasitedeki cihazların tümü olmasına rağmen) ve Amerikan İlaç ve Sağlık Örgütü’nün belli bir miktar üzerinde yağ eritimini yasaklaması nedeniyle yüksek miktarlarda yağ alınmamalı zaten hangi yöntemle olursa olsun.

Dikkat edilmesi gereken; lazer lipolizde belli bir miktarın üzerinde yağ alınmaz. Bir seferde çok miktarda yağ aldırmak isteyen hastalarımız liposuction istiyorlar demektir ve bu yüksek miktardaki yağı tek seferde aldırıyorlarsa liposuction oluyorlar demektir. Aslında o zamanda doğrusu; yapılacak liposuction uygulamasının bütün risklerinin de uygulama geçirecek insanlara anlatılmış olması gerekir.”


0 yorum

Ereksiyon sağlığın barometresidir

Yaşam biçimi, beslenme alışkanlıkları ve çevre koşullarındaki olumsuz değişiklikler, sağlığı etkileyen risk faktörlerinin artmasına yol açıyor. Sertleşme sorunu da buna paralel olarak artıyor. 

Yaşamı tehdit eden bir bozukluk olmasa da çiftlerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebiliyor ve yaşamı tehdit edebilen hastalıkların habercisi olabiliyor. Liv HOSPITAL Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Muammer Kendirci sertleşme sorununun nedenlerini, korunma yollarını ve tedavi yöntemlerini anlattı.

Erkeklerin yaşamında önemli bir yer tutan sertleşme sorunu, şok dalga yöntemi ile tedavi edilebiliyor. Liv HOSPITAL Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Muammer Kendirci sertleşme sorununun merak edilen ayrıntılarını anlattı.

40 yaş üstü her 3 erkekten 1’inde rastlanıyor
2010 yılı bulgularına göre, Türkiye’de 40 yaşın üzerindeki erkeklerde sertleşme sorunu sıklığı yüzde 33 düzeyindedir. Bir başka deyişle her 3 erkekten 1’inde sertleşme bozukluğu bulunuyor. Hastalık herkeste aynı derecede olmuyor. Genellikle daha genç yaşlarda hafif derecede bozukluklar olabilirken, yaş arttıkça sorunun ciddiyeti de buna paralel olarak artıyor. Hastalığın sıklığı yaşla birlikte belirgin olarak artış gösteriyor.

Örneğin; 40-49 yaş arasında her 100 kişiden 17’sinde ve 50-59 yaş arasında 35’inde hastalık görülürken; 60-69’lu yaşlarda her 4 erkekten 3’ünde, 70 yaş ve üzerinde ise her 5 erkekten 4’ünde sertleşme sorunu görülüyor. Bu tablo, daha genç yaşlarda sorun görülmeyeceği anlamına gelmiyor. Ancak 40 yaş altındaki erkeklerde daha az oranda görülüyor ve yaşı 40 üzerinde olanlara göre genellikle daha hafif düzeyde oluyor.
Şeker hastalarında daha sık görülüyor

Sertleşme bozukluğu olan erkeklerin yüzde 30’unda altta yatan sorun şeker hastalığıdır. Son yıllarda beslenme alışkanlıklarımızdaki değişiklikler diyabet ve obezitenin görülme sıklığının artmasına yol açtı. Şeker hastalarındaki sertleşme bozukluğu diğer nedenlerden farklılıklar gösteriyor. Genel toplum ortalamasına göre şeker hastalarında sertleşme bozukluğu daha sık görülüyor (her 4 diyabetliden 3’ünde), 5-10 yıl daha erken ortaya çıkıyor, daha ciddi düzeyde seyrediyor, diyabetin ilk belirtisi olabiliyor ve standart tedavilere daha az yanıt veriyor. Bu yüzden, şeker hastalarındaki sertleşme bozukluğunun tedavisi için daha farklı tedavi planı uygulamak gerekiyor.

Sertleşme bozukluğuna yol açan bazı durumlar
• Şeker hastalığı
• Kalp damar hastalıkları
• Hipertansiyon
• Kolesterol yüksekliği
• Obezite
• Prostat büyümesi, prostat kanseri tedavileri
• Kötü beslenme, düzenli fiziksel aktivite yapmama, kronik sigara ve alkol kullanımı
• 40’lı yaşlarla birlikte testosteron miktarında azalma.

Başka hastalıkların habercisi olabilir
Sertleşme sorunuyla bir üroloji uzmanına başvuran hastalarda, daha önce tanı konulmamış ciddi hastalıkların varlığına rastlanıyor. Ürologlara ereksiyon bozukluğu nedeniyle başvuran hastaların değerlendirilmeleri sırasında şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve kalp-damar bozuklukları ilk kez fark edilebiliyor. Yani, sertleşme bozukluğu bu hastalıkların ilk belirtisi olabiliyor. Dolayısıyla, sertleşme bozukluğu sağlığın barometresi olarak kendini gösteriyor. Yeterli ereksiyonun olup olmaması, erkeklerin genel sağlık durumlarının adeta bir belirteci gibi davranıyor. Sertleşme sorununun tedavisine yönelik girişimler de genel sağlık durumunun iyileştirilmesine katkıda bulunuyor.

Kalp-damar hastalığı riski artıyor
Kalp ve cinsel organ damarları; yapı, kalınlık ve fonksiyon açısından birbirleriyle benzerlik gösteriyor. Birinde ortaya çıkan bir sorun diğerinde de görülebiliyor. Sertleşme sorunu yaşayan kişilerde kalp-damar rahatsızlıklarının ortaya çıkma riski artıyor. Kalp-damar hastalığı olanların da yarısından fazlasında ereksiyon bozukluğu görülüyor. Orta-ciddi düzeyde sertleşme bozukluğu olanlarda ileride kalp krizi görülme riski iki kat artıyor. Dolayısıyla sertleşme bozukluğu; kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı gibi durumların ilk belirtisi olabilir, bu yüzden bu hastalıklar için bir haberci olarak kabul edilmeleri gerekiyor.

Şok dalga tedavisi yüz güldürüyor!
Sertleşme bozukluğu nedeniyle başvuranlarda, hastaların beklentileri ve istekleri göz önünde bulundurularak tedavi planını yapmak gerekir. Genellikle ağızdan ilaç tedavileriyle hastaların yüzde 70’ine yakınında başarı sağlanabiliyor. Şeker hastalarında tedaviye yanıt yüzde 30-50 düzeyine kadar düşüyor. Ağızdan tedavilerle başarılı olunamayan hastalarda enjeksiyon tedavileri kullanılabilir. Son aylarda sertleşme bozukluğunun tedavisinde şok dalga yöntemi kullanılmaya başlandı. Ağızdan ilaç kullanmak istemeyen, ilaçlara yeterince yanıt vermeyen veya cerrahi tedavi öncesinde başka seçenek isteyen hastalarda bu tedavi uygulanabilir. Penisteki kan akımını artıran bu yöntemin sonuçları oldukça yüz güldürücü. Genellikle daha ciddi sertleşme bozukluğu olan, daha önceki tedavilere yanıt vermeyen hastalarda ise cerrahi tedaviler gerekir.

İyi ereksiyon için 5 altın kural:
• Düzenli egzersiz yapın.
• Fazla kilolarınızdan kurtulun.
• Sigara ve alkolü sınırlayın.
• Akdeniz tipi beslenin.
• Testosteronunuzu kontrol ettirin.
Doç. Dr.
Muammer Kendirci

Bunları biliyor musunuz?
• Ülkemizde 40 yaş üzerinde her 3 kişiden birinde sertleşme sorunu görülüyor. Sertleşme bozukluğu tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır.
• Ereksiyon bozukluğu olan her 100 hastadan yalnız 5-10’u tedavi için doktora başvuruyor.
• Genç yaş grubunda sertleşme sorununun ciddiyeti daha hafif ve orta düzeyde seyrederken, daha yaşlı erkeklerde sorun orta veya şiddetli düzeyde görülüyor.
• Sertleşme bozukluğu için şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, obezite ve kalp-damar bozuklukları gibi hastalıklar tetikleyici faktörü oluşturabiliyor.
• Sertleşme sorunu kalp-damar hastalıklarının erken habercidir.
• Sertleşmeyi sağlayan en önemli faktörlerden birisi testosteron hormonudur. Kırklı yaşlardan sonra testosteron düzeyinde azalma başlar.

0 yorum

Gebelikte Mide Şikayetleri Mutlaka Olmalı mı?

Bulantı, kusma ve mide şikayetleri anne adaylarının özellikle hamileliğin ilk dönemlerinde sıkça yaşadığı sorunların başında gelmektedir. Bu süreçte her tür yemek, koku ve pek çok neden mide bulantısına neden olarak yediklerini çıkarma ile sonuçlanır. Ancak gebeliğin bu tatlı kaprisi ile başa çıkmak için bazı önlemlerin alınması yeterlidir. 

Memorial Ankara Hastanesi kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nesrin Fener, gebelikte mide şikayetleri hakkında bilgi verdi.

Hafif sabah bulantıları normaldir
Gebelikte bulantı, kusma ve çoğu zaman da midede yanma ile reflü en sık görülen yakınmalardır. Bulantı ve kusma adet gecikmesinden sonra görülen en erken belirtidir ve gebelerin yaklaşık % 60-80’inde görülür. Hafif sabah bulantısı ise hemen tüm hamileliklerde görülebilir. Bulantılar genellikle 5- 6’ncı haftalarda başlar 8’inci haftada zirve yaparak 14-16’ncı haftaya kadar azalır bazen de doğuma kadar devam edebilir.

Kilo kaybı ve organ yetmezliklerine kadar gidebilen tablolar ortaya çıkabilir
Gebelikte “Hiperemezis gravidarum” olarak adlandırılan %0.5-1 oranında görülen bulantı ve kusmaların daha ağır yaşandığı tablolar da görülebilir. Kilo kaybına yol açacak düzeyde bulantı-kusma, aşırı elektrolit-sıvı kaybı, bazen de karaciğer ve böbrek yetmezliğine kadar giden bir sorundur. Bu durumlarda hastanede yatırılarak tedavi edilebilir.

Sigara, ağır parfüm ve kızartma kokusundan uzak durun
Bulantı ve kusmanın tek bir nedeni olmamakla beraber kaynağı çoğunlukla kesin bilinmemektedir. Gebelik hormonları (östrojen, progesteron), tiroid bezinin çok çalışması, gastrointestinal sistem rahatsızlıkları (ülser, özofajit), psikolojik ve genetik nedenler başlıca nedenler arasındadır. Sigara, parfüm, kahve, petrol ürünleri ve kızartma gibi kokular da en önemli tetikleyicilerdendir. Bu nedenle anne adayları sigara içilen ortamda bulunmamalı, anne adaylarının eşleri ve sevenlerinin de hamilelik dönemlerinde hiç sigara kullanmaması gerekmektedir.

Mide şikayetlerinden kurtulmak için yaşam tarzı değişikliğine gidin
Mide yanması ve reflü şikayetleri ise gebelikte ortalama %30-50 oranında görülür. Erken dönemde başlayarak doğuma kadar giderek artar, genellikle doğumdan sonra düzelir. Takip eden gebelikte tekrarlama eğilimindedir. Bu durum gebelikte ortaya çıkan hormonal ve fizyolojik değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Gebelik öncesi mide şikayetleri olan hastalarda daha fazla görülmektedir. Gebelikte hem hormonların etkisiyle mide boşalması yavaşlar, hem de rahim büyüdükçe mideyi yukarı doğru iter. Sindirim zorlaşır ve aynı zamanda mide ve yemek borusu arasındaki basınç azalıp tersine dönünce yiyecekler yemek borusuna kaçar ve tahriş eder. Böyle durumlarda yaşam tarz değişiklikleri ile reflü ve mide yanmasının azaltılması amaçlanır.

Gebelikte bulantı-kusmayı önlemek için;
*Kokular tetikleyici olduğu için mutfaktan uzak durmak gerekir.
*Kuru, yağsız, tuzlu gıdalar tüketilmelidir. Sabahları tuzlu krakerler yataktan kalkmadan tüketilebilir.
*Sık sık az az yemeli ve öğün sayısı 6’ya çıkarılmalıdır.
*Limonlu su veya soda iyi gelebilir.
*Baharatlı yemeklerden uzak durmalıdır.
*Alkol, sigara, hazır meyve suları ve diğer asitli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
*Yatmadan en az 2 saat önce beslenme bırakılmalıdır.
*Zencefilin bulantıyı azalttığı bilinmektedir. Zencefil çayı içmek doğru bir tercih olacaktır.
*Bu dönemde zorunlu olmadıkça ilaç kullanılmamalıdır. Demir ve vitamin ilaçları mide şikayetlerine neden olabilir.
*Aşırı bulantı kusmalarda bulantı önleyici ilaçlar ve B vitamini kullanılabilir. Hiperemezis gravidarum gibi durumlarda da ağız yoluyla beslenme bırakılıp serum tedavisi gerekebilir.

Mide yanmaları ve reflüyü önlemek için;
*Aşırı kilo almaktan kaçınılmalı,
*Yatağın başını yükseltmeli,
*Yemekten hemen sonra uzanılmamalı ve ani olarak öne eğilmemeli,
*Aşırı sıcak besinlerden uzak durmalı,
*Yemek aralarında bol su tüketilmeli,
*Sıkı giysiler giymekten kaçınılmalı,
*Reflü yaşam kalitesini, uyku düzenini bozuyorsa ve beslenmeyi engelliyorsa tedavi edilmelidir.

0 yorum

İşte kadınların doğru bildiği yanlışlar

Uzmanlar rahim ağzı kanserinin erken evrede tedavi edilebildiğini belirtti

Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Zeki Salar, rahim ağzı kanseri ile ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerini içeren kanser sıklığı istatistik çalışmasında, rahim ağzı kanseri ne sıklık ne de yaşamı tehdit edici özelliği ile en sık görülen ilk 10 kanser arasında olmadığını belirten Op.Dr. Salar, “Hastalık, tüm kanser türleri arasında 17’inci sırada görülmektedir” dedi.

BELİRTİ VERİYOR
Rahim ağzı kanserinin sinsi bir hastalık olduğu yönündeki bilginin yanlış olduğunu kaydeden Op.Dr.Salar, şöyle konuştu: “Kadın kanserleri arasında özellikle yumurtalık kanseri başta olmak üzere birçok türde, hastalığın ileri evrelerine kadar herhangi bir belirtiye rastlanmazken, rahim ağzı kanseri erken evrelerde belirti vermektedir. Erken evrede; anormal lekelenme tarzı vajinal kanamalar, cinsel ilişki sonrası kanamalar, kötü kokulu akıntı, et suyu kıvamında akıntı, genital kaşıntı ve yanma gibi sıklıkla görülen belirtilerle kendini gösterebilir”

NEDENİ HPV VİRÜSÜ
Toplumda genel olarak rahim ağzı kanserinin nedeninin belli olmadığı yönünde yanlış düşünceler olduğuna değinen Op. Dr. Salar, şunları söyledi:

”Günümüzde birçok kanserin asıl etkeni belli değildir. Sadece bazı faktörlerin, bazı kanserlerin ortaya çıkışını kolaylaştırdığı, süreci hızlandırıldığı bilinmektedir. Örneğin; sigara içimi akciğer kanserinde, aşırı alkol tüketimi pankreas kanserinde süreci hızlandırır. Rahim ağzı kanserinde ise diğer kanserlerden farklı olarak bir virüsün kansere neden olduğu ispatlanmıştır. Bu virüs, Human Papilloma Virüsü (HPV). HPV’nin yüzden fazla çeşidi olup tümü kansere yol açmaz. Etken olarak virüsün saptanması; kabakulak, kızamık gibi hastalıklarda olduğu gibi virüse karşı koruyucu aşı geliştirme düşüncesinin oluşmasını sağlamıştır.”

VİRÜSÜN İKİ TİPİ İÇİN AŞI
Rahim ağzı kanserinin erken evrede yakalanıp tedavi edildiğinde başarı oranının yüzde 80-85 olduğunu anlatan Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Zeki Salar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Erken teşhisi çok kolay ve yine erken dönemde yapılan tedavi sonuçları son derece yüz güldürücüdür. Hastalık, günümüzde en korkutucu kanser türleri arasından çıkmış, ölümcül olmaktan çok uzaktadır. Rahim ağzı kanseri erken dönemde belirti veren özelliğinin yanında, tanısı jinekolojik muayene ve Smear Testi ile kolaylıkla konulabilmektedir."

Rahim ağzı kanserine yol açan HPV’nin 100’den fazla tipinin mevcut olduğunu anlatan Salar, sözlerine şöyle devam etti: "Günümüzde rahim ağzı kanserine yol açan iki tipine karşı koruyucu aşı geliştirilmiştir. Halen HPV’ye yönelik iki farklı aşı mevcuttur. Her ikisi de rahim ağzına sıklıkla neden olan HPV 16 ve HPV 18'e karşı koruma sağlamaktadır. Aşılar HPV’nin iki tipine karşı koruma sağlar. Ancak, bu iki virüs, rahim ağzı kanserinin oluşmasında yüzde 70 oranında sorumludur. Aşının ömür boyu koruma sağlayıp sağlamadığı kesinlik kazanmamıştır.”

Rahim ağzı kanserinde bilinen en önemli risk faktörünün HPV olduğuna dikkat çeken Op.Dr.Salar, hastaların yüzde 99.7’sinde bu virüsün saptandığını, HPV’nin cinsel yolla bulaşan en yaygın virüs olduğunu ve toplumda çok yaygın bulunduğunu sözlerine ekledi.

İHA

0 yorum
 
Kadın Sağlıklı Yaşam : Web sitesi | NetWork Grup | üyesidir
Copyright © 2011. Kadın ve Sağlık - Tüm hakları saklıdır
Kadın Sağlıklı Yaşam Websitesi sayfaları NetWork Grup
tarafından hazırlanmıştır
LOGO4