Burçlara Göre Diyet İpuçları

Diyetisyen - Yaşam Koçu Gizem Şeber'in önerileri ile burçlara göre beslenme önerileri…

Koç Burcu: Yaşam sahnesinin başrol oyuncusu olmayı seven koçlar aynı zamanda bağımsızlıklarına düşkündürler. Bu nedenle diyet yaparken en çok güçlük çekecekleri konu, hareketli sosyal yaşamlarına uygun olmayan bir program uygulamak olacaktır. Bağımsızlık düşkünü olan bu burç kişilerinin çeşitlilikten yoksun diyetler uygulaması zor olacaktır. Çünkü kısıtlanmaya gelemezler. Farklı besinlerden oluşan esnek diyet planları Koç burcu için uygun olacaktır. Bu burcun fit olmak için avantajı sporu sevmesidir. Sosyal hayatları sebebi ile düzenli beslenemedikleri günleri egzersiz ile telafi edebilirler.

Boğa Burcu: Hedeflerine bağlı, yeri geldiğinde hırslı ve maddeci olan Boğa insanları, aynı zamanda sabırlı bir yapıya sahiplerdir. Bu nedenle gerçekten karar verdiklerinde hedefledikleri kiloya ulaşmaları daha kolaydır. Diyet yapma sürecini sabırla atlatabilirler. Arkadaşlık ve dostluk ilişkilerine önem verirler. Güzel yemekler yapmayı, sunmayı ve yemeyi sevmeleri; günün yorgunluğunu atmanın en kolay yolunun güzel sofralar ve kimi zaman ona eşlik eden güzel içecekler olduğunu düşünürler. Bu faktör diyetlerini bozmalarına neden olacak en temel sebeptir. Sağlıklı alışveriş ve sağlıklı ve hafif pişirme yöntemlerini öğrenmeleri Boğa burcu olan kişiler için önemlidir.

İkizler Burcu: Burçlar arasında en havai özelliklere sahip olan İkizler, monotonluğa dayanamaz ve tez canlıdır. Bu nedenle özellikle ilk haftalarda motivasyonlarını korumak için hızlı sonuç almak isterler. Monotonluğa gelemeyen İkizler insanı için tek bir diyet listesi, tek bir beslenme çeşidi veya tek bir egzersiz türü yeterli olmayacaktır. Sürekli değişiklik aradıklarından ötürü farklı besinlerden oluşan beslenme programları ve farklı egzersiz çeşitlerine ihtiyaç duyacaklardır. Her konuda biraz da olsa bilgi sahibi olduklarından ötürü elde ettikleri beslenme bilgileri kafalarını karıştırabilir ve yanlış diyetlere yönelebilirler. Bu nedenle emin olmadıkları beslenme programlarından kaçınmaları gerekir.

Yengeç Burcu: Duyarlılıkları, sorumluluk sahibi yapıları ve detaycılıkları ile tanınırlar. Detaycılıkları mükemmeliyetçi olmalarına neden olur. Uygulayacakları beslenme programının en ince detaylarını merak ederler. İnanmadıkları bir diyeti yapmaları neredeyse imkânsızdır. Topluma bağlı, aile sever ve tutuculardır. Yalnız kalmayı çok sevmezler. Sosyal yaşamları diyetlerinin önünde engel oluşturabilir. Sevdikleri ve sevmedikleri şeyler çok net çizgilerle belli olduğundan ötürü diyetlerinde sevdikleri besinler yer almazsa o programı uygulamaları zor olacaktır.

Aslan Burcu: Cömert, iyiliksever Aslan burcu insanları, övülmekten hoşlanırlar. Diyet yaptıkları süre boyunca sosyal çevrelerinde bulunan insanların zayıfladıklarını söylemesi Aslan burcunun motivasyonunu arttıracaktır. Aslan burcunun olumsuz yönü sabit fikirli olmalarıdır. Bu nedenle diyet ve egzersiz konularında yanlış inanışları varsa bunları değiştirmek o kadar kolay olmayacaktır.

Başak Burcu: Hırslı, detaycı, aşırı titiz ve cana yakın olan Başak burcu insanı Yengeç burcu gibi diyet programının bütün ayrıntılarını bilmek ister. Kafasına koyduğu hedefleri gerçekleştirmesi ile tanınan bu burç yüksek olasılıkla hiç mola vermeden hedeflediği kiloya ulaşacaktır. Detaycı ve aşırı titiz olması sebebi ile sağlıklı yeme takıntısı olan “ortoreksiya”ya yakalanma risklerinin diğer burçlara göre daha fazla olabileceği düşünülebilir.

Terazi Burcu: Uyumlu ve idealist olan Terazi insanları bu özellikleri ile diyete kolayca uyum sağlayabilirler. Fakat çabuk fikir değiştirebildiklerinden ötürü diyet sürecini tamamlayamayabilirler. Terazi insanları başkalarının sözlerinin etkisinde daha kolay kalabilirler. Bu nedenle çevrelerinden gelen olumlu ve olumsuz söylemler, diyet süreçlerini etkileyebilir. Yine bu özellikleri nedeniyle sağlıkları açısından uygun olmayan diyetleri deneyebilirler.

Akrep Burcu: Çalışkan, kararlı ve sezgi gücü yüksek olan Akrep burcu insanları, kararlılıkları ile diyet sürecini kolayca tamamlayabilirler. Yüksek analiz gücüne sahip olan Akrepler, diyet programlarına sadık kalır ve uygun olmayan besinler arasında seçim yapmak durumunda kaldıklarında en doğru alternatifleri seçebilirler. Biraz benmerkezci olduklarından ötürü diyet yaptıkları süreçte motivasyonlarını yüksek tutmak için kendilerinde olan değişiklikleri gözlemleyebiliyor olmaları gereklidir.

Yay Burcu: Burçlar arasında en keyifli ve eğlenmeyi bilen burç olan Yay, aynı zamanda her şeyden çok kolay sıkılabilir ve sabırsızdır. Sosyal kişiler olan Yay insanları, sosyal ortamları gereği ve keyifli ortamlarda sıkça bulunmaları nedeniyle diyetlerini kolayca bozabilirler. Monotonluğa gelemeyen Yay burcu insanlarının standart diyet listeleri ile kilo vermeleri zor olacaktır, çünkü kısa sürede sıkılır ve sabırsız olduklarından ötürü diyeti bırakabilirler. Değişik besinlerden oluşacak bir beslenme programı ve değişik egzersizlerden oluşacak bir spor programı Yaylar için daha uzun süre uygulanabilir olacaktır.

Oğlak Burcu: Kararlı, sabırlı ve disiplinli Oğlak burçları uzun süreli bir diyete en iyi adapte olabilecek burçtur. Aynı zamanda biraz dik başlı olan bu burç, bir uzmanla çalışıyor ise uyum sağlamakta biraz güçlük çekebilir. Yüksek disiplini ile zorlu diyetlerin ve egzersiz programlarının üstesinden gelebilir.

Kova Burcu: İdealist olan Kova insanları, hedeflerinin peşinden koşarak ideal kilolarına rahatça ulaşabilir. Fakat değişikliği seven ve yeniliğe meraklı bu burç, tek çeşit besinlerden oluşan bir diyeti uzun süre uygulayamayabilir. Bu nedenle çok çeşitli besinlerden oluşan bir beslenme programı daha rahat hedeflerine ulaşmalarını sağlayacaktır. Geleneksellikten uzak olduklarından ötürü zayıflamak için birçok farklı ve yeni metot deneyebilirler. Uygunsuz beslenme programlarının kilo verseler bile sağlık durumlarını olumsuz etkileyeceğini unutmamalılar.

Balık Burcu: Diğer birçok burca göre daha fazla duygusal olan Balık burcu insanları, diyetlerini duygusal sebeplerden ötürü kolayca bozabilir. Karamsarlığa yatkınlıkları olması ve aşırı duygusal olmaları nedeniyle duygusal durumları nedeniyle tıkanırcasına yemek, aşırı besin ve tatlı tüketimi gibi beslenme bozuklukları ile karşılaşma riskleri diğer burçlara göre daha yüksek olabilir.

Depresyon unutkanlığa neden oluyor

Unutkanlık nedeniyle yaşam kalitesi bozulmaya başladıysa, mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor. Bu durum, her rahatsızlık için ayrı değerlendiriliyor. Unutkanlık sorunları standart gibi görünse de demans için farklı, depresyon için daha farklı olabiliyor. Unutkanlığın hastalık seviyesinde olup olmadığı nasıl anlaşılır, tedavileri nelerdir? 

Emsey Hospital’dan Psikiyatri Uzmanı Dr. Orhan Karaca, konuyla ilgili görüşlerini paylaşıyor.

Unutkanlığın genel sebepleri
Unutkanlığın genel sebepleri içinde en sık rastlananı psödodemans (depresyona bağlı demans)tır. Yalancı bunama olarak da bilinen bu durum, en sık depresyonda görülür. İnsanlar genelde sık unuttukları zaman “Acaba bende demans mı başladı?” diye düşünür. Oysa ilk değerlendirilmesi gereken durum, kişinin hayatında o günlerde bir zorlanma olup olmadığı ya da depresif bir durum yaşayıp yaşamadığıdır. Çünkü depresyona bağlı olarak kişinin bazı fonksiyonları bozulur. Hastalık sadece unutkanlık olarak değil; halsizlik, dikkat dağınıklığı, moral bozukluğu, uyku düzensizliği, keyifsizlik, iştah artışı ya da azalması, umutsuzluk olarak da kendini gösterir.

Bir diğer sebep, herkes tarafından bilinen demans, yani bunama rahatsızlığıdır. Bunama rahatsızlığı çoğu zaman Alzheimer olarak düşünülür. Aslında kendi içinde çok fazla başlığı vardır. Bunların mutlaka bir profesyonel tarafından değerlendirilerek ne olduğunun belirlenmesi gerekir.

Bir başka unutkanlık sebebi ise, B12 vitamini eksikliğidir. B12 vitamini eksikliği, toplumda en sık bilinen en popüler unutkanlık sebeplerinden biridir. Bunun dışında şizofreni, bipolar bozukluk gibi diğer psikiyatrik hastalıklarda da unutkanlık görülebilir. Bunun sebebi şizofrenide bilişsel süreçlerin bozulması, bipolar bozuklukta ise duygu durumdaki çökmelerdir.

Unutkanlığın sebeplerinden bir tanesi olup da, en çok gözden kaçan zeka geriliğidir. Zeka geriliğini çok uç vaka olarak düşünülmemelidir. Zeka ortalamasının biraz altında olan kişilerin, bir konuyu hafızasında tutma olasılığı diğerlerine göre daha zordur. Ama hiç kimse kendisine ya da sevdiklerine demansı, şizofreniyi, bipoları, depresyonu ya da zeka geriliğini yakıştırmaz.

Unutkanlığın sebepleri fiziksel de olabilir
Unutkanlığın fiziksel sebepleri de olabilir. Örneğin bir beyin tümörü, beyinle alakalı bir başka rahatsızlık, metabolizmayı bozan hastalıklar ve ağır diyete ek olarak kanser de unutkanlığa sebep olabilir. Ama en sık rastlanan hastalıkların başında hipotiroidi gelir. Aslında hipotiroidi sadece kendi başına bunu yapmaz. Metabolizmadaki yavaşlamaya ek olarak oluşturduğu depresyon nedeniyle de bu tabloya sebep olabilir. Bunlar, vücut fonksiyonlarındaki çökmeyle alakalı unutkanlık nedenleridir.

Unutkanlığın tedavisinde doğru teşhis önem taşıyor
Unutkanlığın bir hastalığa bağlı olup olmadığını belirlemek gerekir. Eğer bir hastalığa bağlıysa, buna uygun bir protokol izlenmelidir. Unutkanlığın çok iyi gözlenmesi şarttır. Tedavide erken değerlendirme ve hastanın takibinin yapılması önemlidir. Unutkanlığın ne şekilde seyrettiği de yine tedavinin belirleyicileri arasında yer alır. Çünkü unutkanlık olup düzelebilir ya da gittikçe derinleşebilir.

Her hastalığın kendine özgü bir yaklaşım biçimi vardır. Demans en sık, en belirgin unutkanlık nedenlerinden bir tanesidir. Bu hastalıkta özellikle dikkat edilmesi gereken ilk evredir. Demans erken evrede psikiyatrik belirtileri taklit eder. Örneğin kişi hatırlayamadığı için sinirlenebilir, unuttuğu için üzüntü duyabilir. Karşısındakine “Sürekli aynı şeyi soruyorsun” gibi çıkışlarda bulunabilir. Çünkü yetersizliğini bir şekilde hissetmeye başlar veya davranış değişiklikleri ortaya çıkar. Örneğin alışkanlıkları değişmeye başlayabilir.

Demans 65 yaşından önceyse erken başlangıçta, 65 yaşından sonraysa geç başlangıçta olarak adlandırılır. Demansı olan hastaları incelediğinde, geçmişe dönük detaylı bir öykü alındığında, başlangıcın ilk zamanlarda sanki psikiyatrik belirtilerle seyreden bir psikiyatrik hastalık gibi olduğu görülür. Bu durumda erken müdahalede erken yanıt alınır. Çünkü demans yıkımla gider, sürekli aşağı doğru iner, bir yerde tutulması gerekir. En azından fonksiyon yitimi olmaması açısından ilaç tedavisine erken başlanırsa, kişi yaşamına daha iyi bir şekilde devam edebilir.

İlaç tedavisinin süresi var mıdır?
İlaç tedavisi demansta ömür boyu sürer, depresyonda ise depresyonun ağırlığına bağlı olarak değişir. Demansta süreç daha ağır ve çözümsüzken, depresyonda daha çözümlü bir süreç hakimdir. Bireysel özellikler, yalnız yaşanması, yaşamdaki travmalar, destek faktörlerinin olmaması, stres faktörleri, tedaviye başvuru biçimi, zeka düzeyi, entelektüel düzey, kişinin depresyon tedavisinin sürecini belirleyen unsurlar olarak değerlendirilebilir.

Eğer kişilerin yakınlarında unutkanlık varsa ve yaygınsa ya da ailede ilerleyen yaşlarda demansı ortaya çıkmış kişiler varsa mutlaka bir kontrol edilmeleri gerekir. Özellikle demans, Alzheimer veya diğer organik kökenli demans sebepleri olan rahatsızlıklarda geç kalınırsa, tedavi başarısı da o oranda düşer. Bunun dışında unutkanlık süreci genelde demansta aşağı doğru inerken depresyon, hipotroidi ya da az önce sayılan diğer fiziksel hastalıklar da geri dönüşlüdür, düzelir. Ancak uzun süre ağır diyet yapıldıysa, birtakım fiziksel bozukluklar da ortaya çıkabilir. Bu sizin karaciğerinizde ortaya çıkabileceği gibi beyninizde de görülebilir. Bu durumda unutkanlıkla ilgili süreç daha sıkıntılı bir hal alabilir. Diyetlerin bilinçli yapılması çok önemlidir. Gelişi güzel ilaç kullanımı ya da bitkisel olduğu söylenilen ilaçlar da sonuçta karaciğere ve diğer organlara zarar verebilir. Bu ilaçlar beyin üzerinde etkilidir, çünkü iştah kapatılmasındaki en önemli faktörlerden bir tanesi dışarıdan alınan bu maddelerin beyindeki açlık merkezini bastırmasıdır. Buradan şu sonucu çıkartılabilir: Zayıflamak için alınan ilaçlar beyin üzerinde etki edebilir, bunların olumsuz tesirleri de ortaya çıkabilir.

Unutkanlığın normal mi, yoksa bir hastalık belirtisi mi olduğunu nasıl anlaşılır?
Unutkanlığın hastalık sayılıp sayılmaması, kişinin yaşamının unutkanlıkları yüzünden ne kadar etkilendiğine bağlıdır. Kişi çevresinden“Sen bugünlerde çok unutkan oldun! Söyledim hatırlamıyor musun?” gibi geribildirimler alabilir. Bunun yanında kişi kendisini de gözlemleyebilir, “Zaman zaman unutmalarım başladı” diyebilir. Unutkanlık yüzünden yaşam kalitesi bozulmaya başladıysa, mutlaka dikkat edilmesi gerekir. Bu durum her rahatsızlık için ayrı değerlendirilir. Unutkanlık sorunları standart gibi görünse de demans için farklı, depresyon için daha farklıdır.

Demansta değerlendirmeyle ilgili en sık düşülen yanlışlardan bir tanesi şudur: Demans hastalarının yakınları, “Genelde eskiyi çok iyi hatırlıyor ama yakını hatırlamıyor” der. Zaten demansın özelliği de budur. Eskiyi çok iyi hatırlar ama yeniyi hatırlamakta zorlanır. Sebep de şudur: Beyin yeniyi kaydedememeye başlamıştır, eski kayıtlanmış olanları arşivden daha kolay çıkartır ama arşive yeni dosya koyamamaya başlar. Bu husus durumu değerlendirmede önemli bir belirleyicidir.

Tek suçlu ekmek değildir

Ekmeğin yararları ve bilinçli ekmek tüketimi konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla düzenlenen “Ekmeğe İade-i İtibar” panelinde konuşan Uzman Diyetisyen Dilara Koçak, obezitenin tek suçlusunun ekmek olmadığını söyledi.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı M. Mehdi Eker’in katılımı ile düzenlenen “Diyette Sağlıklı Ekmek Yemek Gerek” konulu Ekmeğe İade-i İtibar panelinde söz alan Koçak, “Türkiye, dünyanın en çok ekmek tüketen ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bu kadar yoğun tüketimin olduğu bir besinin üretim şartları ve ana hammadde olan unun kalitesi büyük önem taşıyor. Böyle bir durumda odaklanılması gereken, en doğru ekmeğin halka ulaştırılmasıdır. Toplumun temel besini, sofralarımızın nimeti ekmeği bu şekilde suçlamak ve halkın kafasını karıştırmak obezitenin çözümü olamaz” diye konuştu.

Karbonhidratı ve özellikle ekmeği yasaklayan protein ağırlıklı diyetlerin her zaman ilgi çekici olduğuna değinen Koçak, “Dönem dönem farklı isimlerle ortaya çıkan bu diyetlerin temeli hep aynıdır. Hızlı kilo kaybı ilk başlarda yüz güldürücüdür ancak daha sonra çok hızlı kilo alınması tesadüf değildir. Karbonhidrat içermeyen yüksek proteinli diyetlerin sonucunda yüksek kolesterol, ürik asit yüksekliği, hiperlipidemi, safra kesesi ve böbrek ile karaciğer problemleri sık karşılaşılan sorunlardır. Üstelik bu şekilde giden kiloların yeniden geri gelmesi bireyi daha da mutsuz eder ve metabolizmadaki yavaşlamayı geri döndürmek çok daha zordur” dedi.

“Hızlı kilo vermek çözüm değil”

Obezitenin çözümünün hızlı kilo vermek olmadığını belirten Koçak, “Diyetlerin başarısı da hangi sürede kaç kilo verildiği değildir. Asıl başarı, bireyin sağlığını bozmadan yaşam biçimine en uygun şekilde geleneksel alışkanlıklarını da içeren ve ömür boyu uygulanacak beslenme modelini keşfedebilmektir. Diyeti kilo verme yarışı olarak görmek, 2-3 ay ekmek ve karbonhidratsız yaşamak bazı bireyler için kamp hayatı gibi katlanılabilir bir durum olsa da, bu kampın bitimi maalesef hüsran ile sonuçlanmaktadır. Üstelik anne babalar bunun doğru bir beslenme modeli olduğunu düşünerek çocuklarına da bu tarz beslenme uyguladıklarında büyüme geriliği karşımıza çıkmaktadır” ifadelerini kullandı.

“Kaliteli ekmeğe ihtiyaç var”

Hiçbir hastalık gelişiminde veya sağlıklı yaşam için tedavide bir besinin mucize veya tek suçlu gibi etiketlenmesinin doğru olmadığının altını çizen Koçak, “Önemli olan dengeli ve doğru karbonhidrat, yeterli protein ve ihtiyaç ölçüsünde yağ içeren bir beslenme tipini benimsemektir. Tüm dünya Akdeniz diyetini en sağlıklı diyet olarak kabul etmiştir ve bu diyetin temeli tahıllardır. Kaliteli ve tam undan hijyenik koşullarda hazırlanmış ekmeklere ihtiyacımız var. Yenilenen ekmek tebliğine göre buğday tanesi eskiden kepek ve ruşeym ayrılarak un haline geliyor ve fırınlara bu şekilde gidiyordu. Şimdi bu faydalı kısımların daha fazla içinde kalacak şekilde iyileştirme yapılması sevindirici ama biz çok daha iyi bir ekmek istiyoruz. Son gelişmeler tam buğday ekmeğine geçiş için önemli bir adım ama devamı mutlaka gelmeli” diye konuştu.

Günlük karbonhidrat ihtiyacının yaş, cinsiyet ve fiziksel aktivite durumuna göre değişmekle birlikte, günlük enerjinin yüzde 55-65’lik kısmını içermesi gerektiğini söyleyen Koçak, “Buna göre günlük en az 4-5 dilim ekmek, tercihen tam buğdaylı veya çavdarlı tüketilebilir. Tam buğday ekmeği vitamin, mineral ve lif içermesi açısından kıymetli bir besindir; uzun süre tok tutar; çiğneme süresi uzun olduğu için doygunluk hissine katkıda bulunur; glisemik indeksi düşük olduğu için kan şekerini de hızlı yükseltmez” dedi.

Obezite adet düzensizliğini tetikliyor

Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının yüzde 25’ini, kadınlarda ise yüzde 30'unu yağ dokusunun oluşturması, obezite ile ifade ediliyor.Türkiye’de erkeklerin yüzde 21’ini kadınların ise yüzde 42’sini tehdit eden obezite, kısırlık nedenleri arasında yer alıyor. 

EuroFertil Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, “Obezite adet düzensizliğinin yanı sıra yumurtlama problemine sebep oluyor. Dolayısıyla doğal yolla gebelik oluşmasını engelliyor. Şişmanlık, erkeklerde de sperm kalitesini düşürüyor” dedi.

Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı ‘Obezite ile Mücadele Eylem Planı’ batılı ülkelerin sorunu olarak bilinen aşırı şişmanlık hastalığının Türkiye’de de ciddi boyutlara ulaştığını bir kere daha gözler önüne serdi. Türkiye’de erkeklerin yüzde 21’ini kadınların ise yüzde 42’sini tehdit eden obezitenin getirdiği hastalıklardan biri de erkek ve kadın kısırlığı. EuroFertil Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, çocuk sahibi olamayan çiftlerde incelenen noktalardan birinin kilo problemi olduğunu söyleyerek, “Obezite adet düzensizliğinin yanı sıra yumurtlama problemine sebep oluyor. Dolayısıyla doğal yolla gebelik oluşmasını engelliyor” dedi.

Gebe kalmak için ideal vücut endeksi
Fazla sayıdaki yağ hücresinin östrojen dengesini bozduğunu, yüksek miktardaki östrojenin ise yumurtlamayı engellediğini ifade eden Dr. Özörnek, şu bilgileri verdi: “Yüksek vücut kütle indeksi lokal endokrin ve metabolik bozukluk yaparak küçük yani olgunlaşma problemi olan yumurta gelişimesine sebep olur. Artan kilo ile gelişen hiperandrojenizm (vücutta testosteron gibi erkeklik hormonlarının artması) ve yumurtlama bozukluğu doğal gebelik şansını düşürür. Gebe kalmak için en ideal vücut kütle endeksi 21 - 29 dur. Yapılan çalışmalarla obez kadınların yüzde 5 oranında kilo kaybetmesiyle adet düzensizliği vakaların yüzde 60’ında bu problemin ortadan kalktığı ve adetlerin tekrar düzene girdiği belirlenmiştir.”

Obezite, tüp bebek tedavisinde başarıyı azaltıyor
Araştırmalar, fazla kilolu ve obez kadınların hamile kalma oranlarının, normal kilodaki kadınlara nazaran daha düşük olduğunu da gösteriyor. Ayrıca oluşan hamileliğin düşükle sonuçlanması riski, kilolu ve obez kadınlarda daha yüksek.

Dr. Hakan Özörnek
Dr. Hakan Özörnek, obez kişilerde tüp bebek tedavisi sırasında daha yüksek dozda ilaca gereksinim duyulduğunu ifade ederek, “Tedavi süresi uzar, gelişen yumurta sayısı azdır ve tedavinin yarıda kalma ihtimali yüksektir. Tüm bunların yanında obezite, gebelik komplikasyonlarını arttırır, kısaca sağlıklı canlı doğum oranını azaltır” dedi.

Şişmanlık erkekleri de tehdit ediyor
Dr. Özörnek, şişmanlığın erkekleri de etkilediğine dikkat çekti. Yapılan çalışmaların şişman erkeklerin sperm kalitelerinin düştüğünü belirten Dr. Özörnek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Normalde erkeklerde yağ dokusundan ostrojen hormonu az miktarda salgılanmaktadır. Obez erkeklerde yağ dokusunda testesteronun östrojene dönüşmesi artar ve dolayısıyla testesteron azalır ve buna bağlı olarak da sperm kalitesi düşer. Fazla kilosu olan erkeklerde hormon düzensizlikleri ideal kiloya sahip olanlara göre daha yüksektir.”

Anne ile bebek Ten Tene Temas etmeli

En modern kuvöz bile bebeğe, anne göğsünde olmak kadar “yoğun bir bakım” sağlamıyor. Güney Amerika’da geliştirilen, “skin-to-skin care” (ten tene temas ile bakım) ya da diğer adıyla kanguru bakımı anne ve bebek arasında sağlıklı sürecin kurulmasına olanak veriyor.

İstanbul Doğum Akademisi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Hakan Çoker TTT (ten tene temas) ile ilgili verdiği bilgilerde Prematür bebeklerin yoğun bakım servislerindeki bakımını iyileştirmek için Güney Amerika’da geliştirilen Ten Tene Temas (TTT) bakımının aslında doğal bir süreç olduğuna dikkat çekiyor.

Hakan Çoker konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede; “Hastanelerde alışılageldiği gibi bebeğin doğar doğmaz kordonunun kesildiği ve başka bir odaya götürüldüğü uygulamalardan farklı olarak, basitçe bebeğin çıplak olarak annenin çıplak göğsüne yerleştirilmesi, kuru ve sıcak tutmak için battaniye ile örtülmesidir. İdeal olarak Ten Tene Temas’ın doğumdan hemen sonra veya kısa bir süre sonra başlaması ve bebeğin ilk emzirilmesi bitene kadar kesintisiz olarak anne göğsünde kalması gerekmektedir. Bebeği annenin elbisesi veya bir havlu üstüne koymak, giyinik ya da bir beze sarılmış haldeki bebeği anneye vermek ya da sadece yanak yanağa birkaç saniyeliğine anneyle bebeği buluşturma Ten Tene Temas değildir” dedi.

Dr. Keith Moore ve ekibi tarafından 2012 yılında yayınlanan 34 randomize kontrollü çalışmaya göre 3. ve 6. ayda sadece anne sütü ile beslenme oranının TTT yapılan bebeklerde 2 kat fazla olduğu tespit ediliyor. Çalışmada, TTT yöntemi uygulanan annenin, üçüncü günde meme ağrısının daha az olduğu ve üçüncü günde daha az endişe yaşadığı, bebeğin, ilk emzirmede daha etkili emdiği, 12 kat daha az ağladığı, kalp atışı, solunum ve vücut ısısının daha sabit olduğu ve kan şekerinde anlamlı bir yükseklik olduğunu sonuçları yer alıyor.
Kadın Hastalıkları ve
Doğum Uzmanı
Hakan Çoker

Doğumhanelerin ve ameliyathanelerin TTT'yi rutin bir uygulama haline getirmeleri yeni nesillerin sağlığı için önemli...

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2003 yılından beri bebeğin kilosu, gebelik haftası, doğum şekli, klinik durumu ne olursa olsun tüm yeni doğanlar için TTT bakımı önerdiğine değinen Dr. Hakan Çoker, ailelerin bugün kendileri için TTT'yi talep etmeleri gerektiğini, en kısa zamanda doğumhanelerin ve ameliyathanelerin TTT'yi rutin bir uygulama haline getirmelerinin yeni nesillerin sağlığı için şart olduğunu belirtiyor.

İstanbul Doğum Akademisi bünyesinde verilen doğuma hazırlık kurslarında konuyu sık sık gündeme getiren Hakan Çoker anne ve baba adaylarına; “Doktorunuzdan veya ebenizden doğumdan hemen sonra, tıbbi acil bir sorun yoksa bebeğinizin doğrudan kucağınıza verilmesini ve ilk kontrollerinin de orada yapılmasını talep edin. Bakım adı altında başka bir odaya götürülmesi yerine mümkün olan en uzun süre kendi göğsünüzde kalmasını ve ilk emzirmenin de orada gerçekleşmesini isteyin ” tavsiyelerinde bulunuyor Bu yapıldığında bebeğin kendiliğinden memeyi bulduğunu ve emmeye başladığını söyleyen Çoker, “ Yeter ki talep edin ve bebeğinize bu yeteneğini göstermesi için fırsat ve süre tanıyın” dedi.

Enerjik kalabilmemiz için keyifli öneriler

Mevsim geçişleri artık eskisi kadar belirgin değil. Havalar beklenmedik şekilde bir günden diğerine değişiyor; pırıl pırıl güneşli günler soğuk akşamlarla sonlanıyor. Bu değişime ayak uydurabilmek ve enerjinizi yüksek tutmak için Bioritm Güzellik Enstitüsü’nün önerilerine kulak verin.

Mevsimler arasında eskisine kıyasla ne kadar belirsiz bir fark olduğu herkesin dikkatini çekmiştir. Havalar beklenmedik bir şekilde bir günden diğerine değişiyor; güneşin parıldadığı ılık günler soğuk akşamlarla sonlanıyor. Vücudumuz da elbette ki bu değişimden etkileniyor. Üstelik baharın kapıda olduğu bugünlerde, bahar rehavetine kapılabiliyor, zaman zaman depresif haller içine girebiliyoruz. 

Bioritm Güzellik Enstitüsü, bu değişimlere ayak uydurabilmemiz, her daim enerjik ve mutlu kalabilmemiz için basit ve keyifli öneriler sunuyor.

33 dakikada daha fit, daha zinde, daha mutlu
Biodream incelmeyi kolaylaştıran bir uygulama. Ancak Biodream’i diğer yöntemlerden ayıran en önemli meziyeti kişinin hayat kalitesini de yükseltmesi. Biodream sisteminde solaryuma benzer bir yatakta şeffaf film ile sarılarak yatılıyor. Işıklar belli bir senkronda yanıp sönerek renk değiştiriyor; böylelikle kişinin nefesi ritme sokuluyor. Doğru nefes alışveriş kendinizi iyi hissettiriyor, terleme ile vücuttaki toksinler atılıyor, böylece incelme kolaylaşıyor. Seansı bitirip duş aldıktan sonra yüzünüze bir gülümseme yerleşiyor, kendinizi hafif ve taze hissediyorsunuz. Yalnızca 33 dakika süren uygulama ile ayrıca dokuların kalitesi artıyor, vücut daha sıkı ve dinç hale geliyor. Biodream ayrıca uykuyu düzenliyor, yaratıcılığın çoğalmasını ve refleks artışını sağlıyor.

Konsanstrasyon, hafıza ve öğrenme kapasitesini yükselten Biodream, birden çok şeyi aynı anda yapabilme becerisini de geliştiriyor. Biodream’in son özelliği se dokuların kalitesini artırarak daha genç görünmeyi sağlaması.

Enerji, dinginlik ve sağlık için kendinizi şımartın
Natura Bisse’nin mineral taşlar ile yapılan Neuro Aroma Masajı, tarih öncesi Meksika halkının kullandığı ve halen geleneksel bir tedavi olan obsidyen minerallerini vücudunuzun hizmetine sunuyor. Masaj sırasında obsidyen ve mermerin sıcak ve soğuk kombininin tedavi edici özelliklerinden yararlanılıyor. El yapımı bu taşlar, terapistin ellerinin bir uzantısıymış gibi masajın etkisini artırıyor. Masaj ile vücudun enerji akışı düzenleniyor, cilt toksinlerden arınıyor, dolaşım gelişiyor.

Vücuda dinginlik ve sağlık kazandıran Neuro Aroma Masajı, egzama, selülit, migren ve stres için ideal bir tedavi edici olma özelliği taşıyor.

Yayıncı