23 Mart 2017 Perşembe

Maço erkeklerin spermi meğer...
Kaslı ve maço erkeklerin sperm kalitesi maço olmayanlardan daha düşük çıktı

Bu haberden sonra kadınların en kaliteli ve en uygun kişiyi bularak çiftleşmek için kriterlerini yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor.

İspanya'da yapılan bir araştırmada yakışıklı erkeklerde sperm kalitesinin daha iyi olduğu rapor edilmişti. Yakışıklı erkekleri üzecek haber Avustralya'dan geldi.

Avusturalyalı erkeklerden yapılan geniş sperm örneklemesinde, erkekteki çekicilikle sperm kalitesi arasında bir korelasyon saptanamadı. Yani görsel çekicilikle üreme potansiyeli ilişkili değil.

Evrimsel Biyoloji isimli bilim dergisinde yayınlanan, 18-35 yaş aralığında 118 erkekle yapılan araştırmanın detayları hakkında bilgi veren Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, sert, erkeksi görünüme sahip erkeklerin diğerlerine göre sperm kalitesinin daha düşük olduğunu kaydetti.

Op. Dr. Betül Görgen, şunları söyledi:

"İnsanda fiziksel çekiciliğin temel mekanizması, üremek için en uygun, en kaliteli üreyebileceği partneri seçmektir. Dış görünüşle üreme kapasitesi arasında bağlantı olduğunu öne süren pek çok hipotez bu temele dayanır. Örneğin kadınlar eş seçerken, erkeğin kendi cinsiyetini ortaya koyduğu davranışlardan güvenilir bilgiler edinirler.

Cinse özgü çekicilik, eş seçimi ve üreme partneri açısından önemli bir kavramdır. Cinsel olarak çekici ve yüksek üreme kapasitesine sahip olan bir partner sağlıklı nesiller oluşması için gereklidir.

Fakat yeni çalışmaya göre maço yüzlü erkekler maço spermlere sahip değiller. Bilim adamlarına göre daha sert yüz hatlarına sahip erkekler, yumuşak yüz hatlarına sahip olanlardan daha kötü sperm kalitesine sahipler.

Daha önce yapılan bazı çalışmalarda ise kalın sesli erkeklerde daha düşük sperm sayısına rastlanmıştı. Bunun muhtemel sebebi yüksek testosteronun sperm yapımını bozması olabilir.
Kalın ses ve gelişmiş kaslar kadınları etkileme konusunda yarışı önde götürebilir fakat cinsel güç söz konusu olunca yarışta geride kalır. Erkeksiliğin göstergeleri ile sperm kalitesi arasında bağlantı bulunamamıştır."

Çocukları çizgi film karakterleri şişmanlatıyor
Yapılan seri psikolojik deneyler sonucunda aşırı kilolu çizgi film karakterlerin ortaya çıkışı ile aşırı yenen sağlıksız gıdalar arasında bağlantı bulundu. Peppa Pig, Homer Simpson, Garfield, Fred Çakmaktaş ve diğerleri, genç insanların daha çok yemesine sebep olan çocuk obezitesi krizini körüklüyor olabilir.

Farklı vücut ağırlıklarındaki çizgi film karakterlerinin, besin değeri yüksek olmayan gıda seçim ve tüketimi üzerine etkisi olup olmadığını anlamayı amaçlayan çalışma, Colorado Devlet Üniversitesi ve Indiana Üniversitesi tarafından gerçekleştirildi.

Obezite ve Metabolik Cerrah Prof. Dr. Halil Coşkun, 6-14 yaş aralığında 301 çocuğun katıldığı ilginç araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

KİLOLU KARAKTERİ GÖREN ÇOCUKLAR DAHA ÇOK TÜKETTİ

"Çocuklara, normal kilodaki çizgi film karakterleri, aşırı kilolu olduğu aşikar olan bir karakter ve bir kahve fincanı gösterildi.

Araştırma tamamlandıktan sonra tatlılardan yemeleri söylenerek, katıldıkları için teşekkür edildi. Her çocuğun aldığı tatlı sayısı kaydedildi.

Yapılan başka bir çalışmada, aşırı kilolu karakterleri görmeyen çocukların, aşırı kilolu çizgi film karakterleri ile sağlıklı kilodaki karakterleri birlikte gören çocuklara oranla daha sağlıksız yemekleri tercih etme ve tüketme eğilimleri test edildi.

İlk deneyde, aşırı kilolu imgeleri görenler 3.8 oranında tatlı almışlardı. Bu rakam ortalama 1.55 tatlı alan kontrol grubundakilerden iki kat fazlaydı. Normal kilolu karakterleri gören gruplar ise 1.7 oranında tatlı aldılar.

İkinci deneyde, normal kilolu karakterleri gören çocuklar 1.77 oranında tatlı alırken, aşırı kilolu imgeleri görenler 3.21 aldı. İki grubun da resimlerini gören çocuklar ise 3.29 oranında tatlı aldılar.

Bu verilere göre, yüksek kilolu çizgi film karakterleri, kalıpları harekete geçirerek, iyi bir tatlı tüketicisi olmaya yol açıyor.

6-14 yaş arasındaki çocuklarda, aşırı kilolu çizgi karakterlerin yeme alışkanlığını aktive ederek göreceli olarak yüksek seviyede besin tüketimine sebep olabileceği sonucuna varıldı.

ÇİZGİ FİLM KARAKTERLERİNİ ÇİZERKEN YENİDEN DÜŞÜNMELİYİZ

Bu ilginç çalışma aşırı kilolu çizgi film karakterlerinin çocukların sağlıksız besin tüketimine etkisini incelemiştir. Gösteriyor ki kilolu karakterler, çocuklarda aşırı kilo almayı aktive ederek, sağlıksız yiyeceklerin aşırı kullanımı ile sonuçlanabilir.

Bu tespit, pazarlama ve çizgi filmlerde kullanılan karakterlerinin dizaynını tekrar düşünmemiz gerektiği anlamına gelebilir.

Bulgular aynı zamanda yasa yapıcıları, bu önemli yaş grubuna yönelik sağlık promosyon mesajlarının en iyi şekilde nasıl hedeflenebileceği konusunda da yönlendirmeli."

Doğru beslenin, daha az hasta olun
Son günlerde herkes, bir güneşli bir yağmurlu seyreden sonbhar havalarına alışma gayreti içinde. Vücutlar ise ılık, iç ısıtan havaların geride kaldığını kabullenmek için çabalıyor. Tabii kişiler, hava değişikliklerinin yanı sıra bir de sonbaharın gerektirdiği beslenme düzenine geçiş yapmak durumunda. Fakat yeni mevsim düzenine alışamayan vücutlar, gribal hastalıklar başta olmak üzere çeşitli sağlık problemleriyle karşılaşabiliyor. 

Bu hastalıkların önüne geçebilmek de güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaktan geçiyor. Sağlam vücut direnci ise mevsimine uygun ve sağlıklı beslenmeyi gerektiriyor. Central Hospital'dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Buket Yavuz Koçoğlu, sonbaharda uygun beslenme ile hastalıklardan korunmanın yollarını anlatıyor.

Bir gün güneşin açtığı, ertesi gün ise yağmurun yağdığı sonbahar mevsimi, artık iyice hakimiyetini ilan etti. Üstelik sonbahar, bundan sonra da uzunca bir süre güneşli havalara hasret kalacağımızın sinyalini verdi. Bir de mevsim geçişleriyle birlikte gelen sağlık sorunları var tabii. Cıvıl cıvıl havalarla dahi vedalaşmak yeterince zorken bir de üzerine grip, soğuk algınlığı ve bronşit gibi hastalıklar eklendiğinde mevsim geçişleri daha da zor hale geliyor. Fakat özenli ve sonbahara uygun beslenerek mevsim geçişlerini daha az hastalanarak ve daha sağlıklı şekilde atlatabilirsiniz. Çünkü doğru beslenme, bağışıklık sistemini desteklerken, mevcut hastalıkların da iyileşme hızını arttırıyor.

Mutsuzluktan kurtulmak için şekerli gıdalara yönelmeyin
Sonbahar aylarının beraberinde getirdiği kasvetli ve yağmurlu havalar bazı kişiler için tam anlamıyla mutsuzluk demektir. Bu kişiler, çoğu zaman içinde bulundukları bu mutsuzluk nedeniyle şeker oranı yüksek gıdaların tüketimine ağırlık verir. Fakat bilinmelidir ki böyle gıdaların tüketimiyle doğru beslenmeden uzaklaşmak, vücut direncinin düşmesine neden olabiliyor. Sonbahar mutsuzluğunu önleyebilmek için şekerli gıdalar yerine, başta B vitamini bakımından zengin tam tahıllar, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve et ve süt ürünleri tercih edilmelidir.

İçecek alternatifleri su ihtiyacını unutturmasın
Sonbaharda beslenmeyle ilgili en sık yapılan hataların başında yetersiz su tüketimi gelir. Çünkü soğuyan havalar ve etkisini gösteren yağışlar kişilerin sıcak içecekler tercih etmesine neden olur. Sıcak içecek alternatifleri de su tüketiminin geri plana atılmasına yol açar. Serin havalarda fark edilemeyen susuzluk hissi de kişilere su ihtiyacını unutturabiliyor. Fakat bilinmesi gerekir ki kahve ve çay gibi sıcak içecekler, kesinlikle suyun yerini tutmaz, aksine vücudun daha fazla su kaybetmesine neden olur. Böylece vücutta daha çok su ihtiyacı oluşur. Güç içerisinde en az 1,5 litre su içilmelidir. Fakat çay, kahve gibi içeceklerden vazgeçilemiyorsa daha fazla su tüketmeye özen gösterilmelidir.

Her sabah bir bardak taze sıkılmış meyve suyu şart
Yaz mevsiminden sonbahara geçişte kişilerin vücudunda ciddi bir direnç kaybı yaşanır. Vücutta halsizlik ve yorgunluk hali baş gösterir. İlerleyen süreçte ise soğuk algınlığı, nezle, grip ve bronşit gibi gribal hastalıklara karşı yatkınlık artar. Tüm bu sağlık problemlerinin önüne geçebilmek için bağışıklık sisteminin yaşanabilecek gribal hastalıklara karşı kuvvetlendirilmesi gerekir. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi de vitamin ve mineral bakımından zengin et, süt, sebze, meyve ve tahıllardan oluşan besin grupları ile beslenilmelidir. Ayrıca vücuttaki zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olduğu için bolca C vitamini taşıyan meyve ve sebzeler yenmelidir. C vitamini kaybını önlemek için de her sabah bir bardak taze sıkılmış meyve suyu içilmelidir.

Antioksidan kaynağı besinler sofradan eksik edilmemeli
Vücut sağlığı için vitamin ve mineraller kadar antioksidan özellik taşıyan yiyecekler de büyük önem taşır. Çünkü antioksidan yiyecekler, birtakım ciddi rahatsızlıkları önlerken, vücuda girmeye çalışan serbest radikalleri de engeller. Bu yiyecekler, vücutta zaten var olan radikallerin vereceği zararların da önüne geçerek onların vücuttan atılmasını sağlar. Sonbahar ayında tüketilebilecek önemli antioksidan kaynakları ise şu şekildedir.

A vitamini: yeşil yapraklı sebzeler, havuç, bal kabağı, yumurta ve balık,
C vitamini: kuşburnu, maydanoz, yeşilbiber, karalahana, karnabahar, limon, mandalina ve greyfurt,
E vitamini: badem, ceviz, fındık gibi yağlı tohumlar ve bitkisel yağlar,
Magnezyum: badem, ceviz, fındık, fıstık, muz, kuru baklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler,
Selenyum: deniz ürünleri, et ürünleri ve sarımsak
Çinko: badem, ceviz, kuru baklagiller, bulgur, süt, yumurta, balık ve et.

Bu antioksidan kaynağı gıdalar sonbahar aylarında mutlaka beslenme alışkanlıkları arasına eklenmelidir. Örnek olarak; kahvaltılarda masaya yumurta ile birlikte tam tahıllı ekmek, maydanoz ve yeşilbiber konulmalıdır. Gün içerisinde ara öğünlerde bir çeşit meyvenin yanında küçük bir avuç kadar da ceviz ya da badem yenmelidir. Fakat tercih edilen meyvenin muhakkak mevsimine ait olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü tüm meyve ve sebzeler, insanları içinde bulundukları mevsimin hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşır.

Üşümemek için baharat tüketilmeli
Yazın sıcaklıklarından sonbaharın sert havalarına geçişte aşırı üşüme sorunu ortaya çıkar. Bu problemi önleyebilmek için karabiber, kekik, zencefil ve zerdeçal gibi baharatlar tüketilmelidir. Bu baharatlar, yemek sırasında kullanılamıyorsa çaylara katılabilir. Sonbaharda ayrıca ara öğünlerde küçük bir avuç badem, fındık, mandalina gibi meyveler de tercih edilmelidir. Haftada 2 kere balık, 1 kere de kuru baklagil tüketerek vücut performansı arttırılabilir.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için probiyotik şart
Bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde önemli rol sahibi olan gıdalardan biri de probiyotiklerdir. Probiyotikler, mevsim geçişinin ve beslenmenin sebep olabildiği bağırsak problemlerini azaltmaya katkı sağlar. Bu nedenle probiyotik gıdaların özellikle sonbahar aylarında beslenme alışkanlığına eklenmesi gerekir. Yoğurt, kefir ve turşu ise önemli probiyotik kaynakları arasında yer alır. Kefir, sindirim sisteminde bulunan bakteri ve mikropların temizlenmesine yardımcı olur. Kefir ayrıca, antibiyotik özelliği taşırken, yüksek kalsiyum ve magnezyum içeriği ile kemik sağlığının korunmasına da destek olur.

İlk 6 ayda inmesi şart!
Bebeklerde ve çocuklarda görülebilen 'inmemiş testis', ilerleyen yaşlarda çeşitli tehlikelere işaret edebiliyor. Fark edilmeyen ve zamanında tedavisi gerçekleşmeyen bu durum, çocuklar için gelecekte kanser olma riski yaratabileceği gibi, sperm sayısı ve fonksiyonlarının azalmasına da yol açabiliyor. 

Testislerin doğum sonrası ilk 6 ayda inmesi gerektiğini söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Uğur Altuğ, 'inmemiş testis' hakkında anne babaları daha dikkatli olmaya davet ediyor.

Genital sistemde doğuştan bozuk olan bazı durumlar, çocukluk çağında önemsenmediği ve tedavi edilmediği takdirde, çocukların gelecekteki yaşamlarında olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Doç. Dr. Mustafa Uğur Altuğ, "Sadece bir kere bakıldığında bile yumurtalıkların yerinde olmadığını görmek şüphe uyandırabilir. Bu süreç takip edilmeli ve çocuk gerekirse, ebeveynleri tarafından birkaç defa kontrol edilmeli" diyerek erken teşhis ve tedavinin önemini vurguluyor. Yumurtalıkların bir ya da her ikisinin yerinde olmadığından şüphelenilirse mutlaka bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır.

İlk 6 aya dikkat edin!

Yumurtalıkların anne karnındayken çocuğun karın arka bölgesinde oluştuğunu ve çocuk anne karnında büyürken yavaş yavaş kasık bölgesindeki kanaldan geçip torbaya indiğini belirten Doç. Dr. Mustafa Uğur Altuğ, 'inmemiş testis'in özellikle prematüre bebeklerde daha sık görüldüğünü söylüyor. Tespit edildiğinde altıncı aya kadar kendiliğinden inebileceğini belirten Doç. Dr. Mustafa Uğur Altuğ, sözlerini şöyle tamamlıyor: "O zamana kadar eğer inmemişse, cerrahi tedavi ile yumurtalıkların, kasıktan ya da karından torbaya indirilmesi gerekir. Edilmediği takdirde, kişideki kanser riski artar."

Sperm yapısını bozabiliyor

Doç. Dr. Mustafa Uğur Altuğ, karın ya da kasıkta kalan yumurtalıkların, sperm hücrelerine olumsuz etkileri olabileceğine dikkat çekiyor: "Normalde torbanın ısısı, vücudun ısısından bir kaç derece daha düşüktür. Yumurtalıkların vücut dışında olmasının sebebi de budur. Yumurtalıklar, karın içinde kaldığında bu ısı etkisiyle sperm hücrelerinin yapısında bozukluk olur ve bu da çocuk sahibi olma konusunda sıkıntılar yaşatabilir."

Banyoda ya da uyurken kontrol edin

Genital rahatsızlıklarda ebeveyn ve hekim kontrollerinin önemli etkileri bulunuyor. Anne babalara da, çocuk doktorlarına da bu konuda sorumluluklar düştüğünü belirten Doç. Dr. Mustafa Uğur Altuğ, kontrollerin nasıl yapılacağı konusundaki ipuçlarını ise şöyle paylaşıyor: "Genellikle ılık ve uygun bir ortamda örneğin banyo yaparken, erkek cinsel organındaki torba dolu mu boş mu ona bakmak, gerekirse de çocuğu hiçbir şekilde rahatsız etmeden muayene etmek gerekir. Bu işlem çocuk uyurken de gerçekleştirilebilir.

Kemik Erimesine Karşı 7 Pratik Öneri
Kadınlarda menopoz sonrası, erkeklerde ise 65 yaş ve üzerinde sıkça görülebilen osteoporoz yani halk arasında bilinen adıyla kemik erimesi, kemik yoğunluğundaki azalmaya bağlı olarak kırıklar ve vücutta şekil bozukluklar ile kendini gösterebiliyor. 

Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam ve sigara tüketimi nedeniyle hızla artış gösteren osteoporoza karşı erken dönemde önlem alınması büyük önem taşıyor. "20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü" öncesinde Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Bölümü'nden Prof. Dr. Engin Çakar, osteoporoz hastalığı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Gençlerde de görülüyor

Kemik yoğunluğundaki azalmaya bağlı sinsi bir şekilde ilerleyen osteoporoz, ağrılı kemik kırıkları, şekil bozuklukları, boyda kısalma, sırtta kamburlaşma, bel ve sırt ağrıları ile kendisini gösteren sinsi bir hastalıktır. Kadınlarda menopoz sonrası erkeklerde ise 65 yaş ve üzerinde ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar kemik erimesinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde arttığını göstermektedir. Yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik bir hastalık olan osteoporoz; genetik nedenlerle genç yaştaki kişilerde de görülebilmektedir.

Kadınlar erkeklerden 10 kat daha fazla risk altında

Osteoporoz riskinden korunmak için alınacak önlemlerin başında kemik kütlesinin artırılması gelmektedir. Doğumdan sonra 35 yaşına kadar sürekli artarak en yüksek seviyesine çıkan kemik ağırlığı, bu yaştan sonra yoğunluk ve kütlesel olarak azalmaya başlamaktadır. Bu nedenle 35 yaşına kadar alınan önlemler kemik kütlesini artırmada önemli bir fayda sağlamaktadır. Kemik kütlesinin oluşmasında yaş, cinsiyet, aktivite düzeyi ve coğrafi faktörlerin büyük etkisi bulunmaktadır. Erkeklerdeki kemik kütlesi kadınlara oranla daha fazladır. Erkeklerden daha az kemik kütlesine sahip olan kadınlarda menopoz faktörü de tabloya eklendiğinde osteoporoza yakalanma riski 10 kat daha fazla artmaktadır.

Gün içinde fiziksel aktivitenizi artırın

Kendiliğinden olan veya kırıkla sonuçlanmayacak bir travmadan kaynaklanan kırıklar
Boyda gençlik dönemine göre 4-6 cm'den fazla kısalma olması
Küçük ve ince iskelet yapısı
Ebeveynlerde kalça kırığı hikayesi olanlar
Sigara ve alkol tüketenler
3 aydan fazla süreli kortizonlu ilaç kullananlar
Yetersiz kalsiyum ve D vitamini eksikliği olanlar
Fiziksel aktivite ve egzersiz yapmayanlar ile uzun süreli yatağa bağımlı olan kişiler kemik erimesi bakımından risk grubundadır ve erken dönemlerden itibaren gerekli önlemler alınmalıdır.
Yılda bir kemik yoğunluğunuzu ölçtürün

Sinsi bir hastalık olan Osteoporoz tedavisinde erken tanı büyük önem taşımaktadır. Risk grubundaki hastaların kemik mineral yoğunluğundaki değişimler 1-2 yılda bir yapılan kontrollerle mutlaka izlenmelidir. Kan ve idrar tahlilleri yaptırılarak kemik yıkımının arttığı veya yapımının azaldığı gösterilebilir. Yapılan kontroller ve alınan önlemlerle doruk kemik yoğunluğu en uygun düzeyde tutularak Osteoporozdan korunmak mümkündür. Ayrıca çocukluktan döneminden itibaren yapılan aktif spor, yeterli derecede alınan D vitamini ve kalsiyum kemik erimesini önlemenin başlıca yollarındandır.

Doktor takibini ihmal etmeyin

Osteoporoz tedavisinde kemik yıkımını azaltan ve kemik yapımını uyaran ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı kontrolünde kullanılmalı ve düzenli takip edilmelidir. Meydana gelen kırıklar, normal kırıklar gibi ortopedik yöntemler ile tedavi edilir. Kırık sonrası erken mobilizasyon ve sekel kalmasını önlemek için fizik tedavi ile rehabilitasyon gereklidir.

Osteoporozu ve kemik kırıklarını önlemek için 7 öneri

1) Kemik sağlığı için kalsiyum alımını önemseyin ve yeteri kadar süt ile süt ürünü tüketin.
2) Sigara ve alkolden uzak durun.
3) Günlük yaşamda fiziksel aktivitenizi artırın. Asansör yerine merdiven, sık sık araba gezisi yerine yürüyüş tercih edin.
4) Spora başlamadan önce mutlaka uzman yardımı alın.
5) Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Yeteri kadar kalsiyum ve protein alımına özen gösterin.
6) Merdivenler, halılar, kablolar hepsi birer düşme nedeni olabilir. Yaşadığınız ortamda gerekli düzenlemeleri yaparak düşme riskinizi en aza indirin.
7) Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin ve doktorunuza danışarak kemik yoğunluğu ölçümünüzü zamanında yaptırın.

22 Mart 2017 Çarşamba

Her yemekten sonra yarım çay kaşığı ksilitol!
Ksilitol, ağza alındığı zaman ağızda ferahlık hissinin oluşmasına neden olan ve tadı şekere çok benzeyen bir maddedir. Görüntüsü de şekere benzer ancak kan şekerini ani şekilde yükseltmediği gibi kalorili de değildir. 

Diyetlerde de sıklıkla karşımıza çıkan bu madde, diş sağlığı açısından da son derece faydalıdır.

Günümüzde sakız, pastil ve ksilitol tozlarından sağlanabilen ksilitolün dişler, diş eti ve çene kemikleri üzerindeki pozitif etkisini Diş Hekimi Pertev Kökdemir anlattı…

"Ksilitolün düzenli bir şekilde şeker yerine kullanımının etkisi bazı yönlerden pozitiftir. Ağızda çözünürken tükürük salgılanmasını uyarmaktadır. Bu durum, tükürüğün mine oluşumu ve sertleşmesi için gerekli olan çok miktarda kalsiyum fosfat içermesi açısından avantaj sağlamaktadır. Ksilitol minenin içinde minerallerin depolanmasını destekler. Ayrıca ağız içindeki asit içeriklerinin etkisini azaltır. Diş çürüklerine neden olan bakterilerin dişlerin üzerine yapışması ve orada kümelenmesi için düşük seviyede pH'a ihtiyaçları vardır. Çürük oluşturan bu bakteriler (s. mutans) sadece asit ortamda (pH seviyesi 4-5) zarar verici plak oluşturabilir. Ksilitol ağız içindeki pH seviyesini arttırarak dişlerin çürük oluşumuna karşı korunmasında önemli derecede katkı sağlar."

KSİLİTOL SAYESİNDE ÇÜRÜK POTANSİYELİNDE AZALMA
Diş Hekimi Pertev Kökdemir, "Ağız ortamında ksilitolün bulunması, şeker ya da nişasta gibi karbonhidratları laktik aside dönüştürerek dişte hasara sebep olan bakterilerden etkili bir biçimde korunma sağlar. Günlük olarak düzenli kullanıldığında, ağız florasının olumlu yönde değişmesine yardım eder. Bu yönden ksilitol, streptococcus bakterisi popülasyonunu etkileyerek çarpıcı biçimde çürük oluşma potansiyelini azaltır. Ksilitol, bakterileri öldürmez ama zarar verici içeriklerinin üretimine engel olur. Finlilerin yaptığı çalışmalara göre ksilitolün gün boyunca katkı sağlaması için kullanılması gereken optimal günlük miktar 9-12 gram arasındadır. Günümüzde ksilitol; sakız, pastil ve ksilitol tozlarından sağlanabilir" diyor.

KEMİK KAYBINA SEBEP OLABİLİR
Diş Hekimi Pertev Kökdemir
Almanya'da tüm yetişkinlerin sadece yüzde 1'inin çürüğü yoktur diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir sözlerine şöyle devam ediyor; "Çürük, bakteriler tarafından üretilen asitlerin dişleri etkilemesi sonucu oluşur. Bu durum şeker ya da nişastanın metabolize edilmesinden kaynaklanır. Bakterilerin dişlerin yüzeyine yapışması için asidik ortam (pH 4-5) gereklidir. Eğer bakteriler dişlerin boyun kısımlarında birikir ve plak üretmeye başlarsa; periodontal hastalıklar görülebilir. Bu süreç boyunca yayılmış bakteri artıkları dişeti iltihabına (gingivitis) neden olur. Bu hastalığın ileri safhası periodontitis olarak adlandırılır ve sadece dişeti çekilmesi değil, dişler etrafında kemik kaybı da görülür."

ÖNLEYİCİ TEDAVİNİN ÖNEMİ BÜYÜK
Diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının önlenmesindeki en etkili yöntem, diş fırçalama ve diş ipi kullanımından oluşan ağız bakımını kapsayan mükemmel bir önleyici tedavidir diyen Kökdemir, "Aynı zamanda beslenme de önemli rol oynamaktadır. Sağlıklı ve mümkün olduğunca az şeker kullanımı olmalıdır. Özellikle bunlara ek olarak düzenli ksilitol kullanıldığında çürük oluşturan bakterilerin hiç şansı olmayacaktır" dedi.

BİR DAKİKA BOYUNCA AĞZINIZDA TUTUN AMA YEMEYİN
Her yemekten sonra yarım çay kaşığı ksilitolün ağza alınması tavsiye edilir diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir, "Ksilitol yenmemelidir" diyerek de özellikle uyarıyor. "Çünkü bu madde en iyi ağız boşluğunda çözündüğünde yarar sağlar. Bu süreçte pH seviyesinin yükselmesinde istenilen etkinin sağlanması için tükürük üretimi hızlanır. Dişlere yararı için bir dakika boyunca ağızda kalmalıdır. Ksilitol antibiyotik gibi çürük yapan bakterileri direkt olarak öldürerek etkilemez. Ama şeker ve nişastanın laktik asite dönüşmesini önler. Bunun ötesinde pH seviyesini yükselterek bakterilerin diş yüzeyine yapışmak amacıyla bir araya toplanmasına engel olur."

DİŞ YÜZEYİ PÜRÜZSÜZ BİR HAL ALIR
"Ağzın ksilitol ile çalkalanması sonucu tükürük içeriğinde bulunan kalsiyum fosfat sayesinde meydana gelen remineralizasyonla (yeniden mine oluşumu) diş yüzeyinin daha pürüzsüz, kaygan bir hal alması dikkat çekici bir etkidir. Her gargaradan sonra diş yüzeyi daha da pürüzsüz bir hal alır ve bu da bakterilerin dişlere yapışmasını zorlaştırır. Birçok çalışma düzenli gargara yapma, sakız çiğneme ya da pastillerin kullanımının çürük oluşumunda bilinen en etkili önleyici tedavi yöntemleri olduğunu ifade etmektedir."

Bu Bahar Kilolara ''Elveda'' Deyin!
Son kırk yılda, aşırı kilo tüm dünyada yaygın şekilde yaşanan bir sorun. Yetişkinlerin ve çocukların obezite yüzdesi büyük ölçüde artış gösteriyor. 

Diyetisyen Kübra Bal bahar aylarında kilo vermeye başlamak isteyenlerle özel püf noktalar paylaşırken, beslenme biçiminizde olumlu etkiler yaratabilmek için neler yapılması gerektiğini açıklıyor.

Ayrıca ödem atıcı detoks diyeti & tarifi ve bu senenin favori 5 besini ile fazla kilolardan kurtulmak hayal değil.

Diyetisyen Kübra Bal, uygun miktarda kalori almanın, rafine edilmiş besinlerden uzak durmanın, düşük glisemik indeksli beslenmenin bu bahar fazla kilolardan kurtulmanın anahtarı olduğunu belirtiyor.

Değişime Hazır Olun!

Uyku saatlerinizi düzenleyin

Geç yatmayıp, sabahları güne erken başlayın. Geç saatlerde bir şey tüketmeseniz bile, uyanık olmak kortizol ve ghrelin hormonu salınımını azalttığı için kilo vermeyi zorlaştırıyor. Yapılan araştırmalar 00.00-04.00 arasında uykuda olmanın, zayıflamaya yardımcı olduğu yönünde.

Kahvaltınızda protein bulunsun

Kan şekeriniz güne nasıl başlarsa, o şekilde gider. Protein içeren bir kahvaltı hem kan şekerinizi korur, hem tokluk sağlar, hem de metabolizmanızı hızlandırarak zayıflamanıza yardımcı olur.

Kahvaltınızda şu alternatifleri kullanın

1 bardak süt+4 kaşık müslü+2 ceviz içi

1 bardak kefir+3 kuru hurma+15 iç badem

1 haşlanmış yumurta+2 dilim peynir+1 dilim tam buğday ekmeği

İkindi tehlikesi

Günün en çok atıştırılan vaktine hazırlıklı olun. Çantanızda, arabanızda, ofisinizde 15 iç badem+2 hurma+3 ceviz içi + sütlü kahve krizi atlatın.

Akşam hafifliği

Haftada 2 gün akşam yemeğinizde sadece 1 kase çorba + 1 kase yoğurtla yiyin. Diğer 2 gün ise ızgara balık + salata tüketin.

Dişlerinizi fırçalayın.

Akşam yemeğinizi yedikten sonra, dişlerinizi fırçalayın ve büyük bir bardak su için. Sürekli atıştırma hissiyatınızın kaybolduğunun göreceksiniz.

Hedef daha uzağa

Daha uzak markete gidin, arabanızı daha uzağa park edin, daha uzak bir durakta inin, daha uzak yerde buluşun. Bu şekilde günlük hareketinizi 30 dakika artırın.

Suyu şişeyle için

Su içmeyi unutuyor musunuz? Bardakla değil şişeyle için. Her gün 1,5 litrelik bir cam şişeyi gözünüzün önüne koyarak takip edin ve bitirmeden yatağa girmeyin.

Top 5 Besin

Kırmızı Kinoa: Bol protein, lif ve mineral içeren kinoa, metabolizmanın iyi çalışması, yediklerimizin enerjiye dönüşebilmesi açısından önemli olan B grubu vitaminlerinden B1,B2, folik asit ve B6 bakımından da zengin. Düşük glisemik indeks değeri ile kan şekeri seviyesini kontrol altında tutar. Böylece diyet yapan kişiler için tüketimi oldukça ideal.

Karabuğday: İçerisinde yüzde 11 oranında protein bulunan karabuğday serin iklimlerde yetişen ve gluten içermeyen bir bitki. Bu özelliği ile glutene alerjisi olanlar ve çölyak hastaları için de uygun. Karabuğday, tok tutucu özelliği ve protein içeriği ile diyetlerde olmazsa olmaz besinlerden birisi. Karabuğdayları ve brokolileri haşlayarak, zeytinyağı, sirke, limon ekleyerek leziz ve tok tutucu bir salata hazırlayabilirsiniz.

Goji Berry: Kurt üzümü olarak da bilenen bu meyvenin içinde güçlü antioksidanlar bulunuyor. Yağ yakımını hızlandıran gojiberry, gıdalardan alınan yağın vücutta depolanmasını da engelleyici özellikte. Ara öğünde 1 kase yoğurdun içerisine 12-15 adet ekleyerek, göbek yağlarınızdan kurtulabilirsiniz.

Brezilya Cevizi: Diyetlerde ara öğünün önemi yadsınamaz bir gerçek. Brezilya cevizi ara öğünlerin yeni yıldızı olmaya aday bir besin. Kuvvetli bir antioksidan, selenyum açısından zengin. Yüksek yağ ve protein içeren brezilya cevizini ara öğünde bitki çayınızla beraber 7-8 adet tüketebilirsiniz.

Makademya fındığı: Diğer bir popüler ara öğün seçeneği Makademya fındığı. Kalori değeri oldukça yüksek olduğundan (100 gramı 718 kkal) ara öğünde 10 adeti geçmemekte yarar var. İçerdiği yüksek yağ oranından dolayı tok tutucu özellikteki besinlerden birtanesi.

Ödem Atıcı Detoks Diyeti

Sabah: 2 kutu probiyotik yoğurt, 2 kaşık yulaf, 1 halka ananas

Öğle: 6 kaşık zeytinyağlı sebze yemeği, 1 dilim tam buğday ekmeği

İkindi: 1 kivi + 2 ceviz + 10 iç badem

Ara Öğün: 1 kase sebze çorbası, 1 kase yoğurt, 1 dilim tam buğday ekmeği

Gece: Papatya / melisa çayı + ½ muz

1 demet maydanoz, 1 demet dereotu, 1 demet nane,1 yemek kaşığı kekik 2 Litre suda 20 dk kaynatılıp soğutulur. Gün boyu içilir.

Bu diyet, 25-45 yaş arası, sağlıklı bayanlar için haftada 1 gün yapılabilir. Hamileler, emziren anneler, sağlık problem olan kişiler tarafından yapılmamalıdır.

Estetik Trendlerini Açıklıyoruz!
Güzellik çağlar boyu değişmeyen her insanın arzuladığı bir kavram olsa da, moda akımları gibi, yıldan yıla değişen ön plana çıkan estetik güzellik uygulamaları bulunuyor. Son 3 senedir favori estetik uygulamaları arasına giren Örümcek Ağı Estetiği, bu sene de, yine ipi göğüsleyecek gibi gözüküyor.

Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, ameliyatsız estetik uygulamalarını geleceğin kozmetik cerrahisi olarak adlandırıp, hastaya özellikle iyileşme sürecinde birçok fayda sağlayan neştersiz işlemlerin, 2yeni estetik trendleri olacağını söyledi.

Cihantimur: "Artık eskisi gibi uzun iyileşme süreçleriyle sosyal hayattan koparan, hastayı eve kapatan ve bu şekilde psikolojisini bozan estetik uygulamalar tercih edilmiyor. Aslında bu trend Örümcek Ağı Estetiği ile başladı. Öğle arasında bu işlemi yapan pek çok çalışan, iş hayatının içinde bulunan hastamız oldu. Kolajen yapıyı aktive eden bir uygulama olduğu için, günden güne sıkılaşan ciltleriyle, 6 ay içerisinde Örümcek Ağı estetiğinden son derece büyük fayda gördüler" dedi.

Op. Dr. Bülent Cihantimur estetik trendlerini şu şekilde sıralıyor:

Örümcek Ağı Estetiği

Örümcek Ağı Estetiği cilt alt dokusunda ince uçlu iğneler vasıtasıyla tıpkı örümcek ağı gibi yerleştirilen medikal iplerle yapılıyor. Zaman içinde kolajen yapının bu bölgede artmasıyla oluşan lifting mekanizmasının, cildi gerdiğini, toparladığını ve var olan kırışıklıkları yok ettiği gözlemleniyor. Her şeyden önemlisi, son derece pratik uygulamasıyla en doğal sonuçların alındığı bir teknik olarak göze çarpıyor.

Kişiye Özel Planlamalar, cilt analizi

2016 yılında özellikle koruyucu önlemler en trend hareketler arasında yer alacak. Artık insanlarda yaşlanmadan önlemler alma bilinci yavaş yavaş oturdu. Eskiden bireyler cildi tam manasıyla yıpranmadan herhangi bir uygulama yaptırma taraftarı değildi. Fakat artık 30'lu yaşların başında botoks başta olmak üzere, medikal uygulamalardan faydalanıyor ve cilt analizi yaptırarak, gelecekte karşılaşacakları problemlere uygun tedavi planlamalarına uyuyorlar. Bu da her zaman yaşı yani yaşlanma belirtilerini geriden takip etmek demek.

Yağ enjeksiyonları

Kök hücreden zengin hale getirilmiş yağ enjeksiyonları bu sene son derece fazla kullanılacak. Çünkü bireyler kök hücrenin ne kadar önemli bir yapı olduğunu ve son derece doğal bir görünüm sağladığını fark ettiler. Kliniklerimde kullandığımız ve soyadımla anılan Cihantimur Yağ Transferi klasik yağ enjeksiyonlarından farklı bir tekniğe sahip. Kapalı lipokid metoduyla geliştirilen bu teknik sayesinde hastanın kendi yağından çekilen ve kök hücreden zenginleştirilmiş yağ dokusu daha uzun süre canlı kalıyor ve kök hücrenin verdiği doğallık ve canlılığa ek olarak, daha fazla yağ toplanmasına vesile oluyor. Cihantimur Yağ Transfer sistemi, kalça büyütme, dudak büyütme, meme büyütme, çarpık bacak düzeltme ve daha birçok bölgede güvenle kullanılabiliyor. Özellikle ameliyatsız yüz germe işlemlerinde Örümcek Ağı Estetiği ile entegre edilerek yapılabilen bu uygulama sonrasında, hastalar herhangi bir şişlik, morarma ya da acı hissetmeden, anında iyileşme süreci yaşayabiliyorlar. Ayrıca çekilen yağlar bu teknik sayesinde yüksek oranlarda toplanabildiği için, bölgesel yağlanmanın da önüne geçilebiliyor.

Ameliyatsız meme ve popo büyütme

Dediğim gibi cerrahiden olabildiğince uzak durmaya çalışan bireylerin bir diğer tercihi ise, dolgu uygulamaları olacak. Medikal dolgular sanılanın aksine sadece yüz bölgesinde kullanılmıyor. Ameliyatsız meme ve popo büyütme için geliştirilmiş medikal dolgular, son derece güvenli ve estetik sonuçların alınmasına fayda sağlıyor. Eğer göğüslerde sarkma veya form kaybı yoksa, meme dolgularıyla izsiz bir şekilde 1-2 cup göğüsleri büyütmek mümkün.

Hangi Estetik Operasyon, Hangi zamanda yapılmalı?
Estetik operasyonlar için doğru zaman, yaş ve dönemleri son derece önemli bir konu. Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, yazın estetik yapılmaz ifadesinin doğru olmadığını söyledi.

"Estetik cerrahi ameliyatları, insanların psikolojisini tamamlayan ve kendi dış görüntüsüyle alakalı olarak sorun yaşadığı bölgelerine istedikleri değişimi sağlayan uygulamalardır. Dolayısıyla kişiler kendilerini hazır hissettikleri, gerekli bilgiyi ve maddi olanakları elde ettikleri zaman operasyon olabilirler, sadece mevsimsel olarak doktorlarının tavsiyelerine uymaları gerekir" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur estetik ameliyatlar için doğru bir mevsim belirlemek manasız olacaktır. Yazın estetik yapılmaz düşüncesinin ise hatalı olduğunu vurguladı.
Burun estetiğinde güneşten korumak çok önemli

Yaz mevsiminin sağlık turizmi açısından da hareketli bir dönem olduğunu söyleyen Cihantimur, özellikle tatil döneminde çok fazla talep olduğunu açıkladı ve ekledi " Çoğu hastamız estetik için mahremiyet unsurunu düşünerek, yazın operasyon yaptırmayı tercih ediyorlar. Yüz bölgesine yapılan bir müdahale ise güneşten korumaktaki amaç morluk olan bölgenin korunmasıdır.

Güneşten korumaktaki amaç yapılan operasyon değil, kızarıklık ve morluktur. Söz gelimi hasta burun estetiği geçirmişse ve gözaltlarında bir miktar morarma varsa ki son uyguladığımız teknikler sayesinde o da olmamaktadır, morluk olan bölge güneşe maruz kalmamalıdır ve koruyucular kullanılmalıdır. Güneşten korudukları sürece, haziran, temmuz ve ağustos ayları da estetik operasyonlar için son derece uygun zamanlardır."

Kepçe kulak ve karın germe için en uygun zaman?

"Tüm bunların içerisinde kepçe kulak ve karın germe operasyonlarını ayrı tutabiliriz diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, bu operasyonlar için uygun zamanlamayı açıkladı: " Karın germe operasyonları ve ya liposculpture sonrasında hastalarımıza korse giydiririz. Bu bölgelerde morluk ve kızarıklık olsa bile güneş görmediği için belli bir sıkıntı oluşturmamaktadır. Kepçe kulak operasyonu her mevsim yapılabilir fakat doğru yaş aralığında yapılmasının çok fazla artısı olacaktır. Kulaklar gelişimlerinin yüzde 80'ini 6 yaşına kadar tamamlanır. Çocuğun ilkokula başlamadan evvel dış görüntüsüyle alakalı olarak sorun yaşamaması için, bu tarz bir deformitesi varsa yaptırılmasını önerebilirim, dolayısıyla 5-6 yaş aralığı kepçe kulak operasyonu için en uygun dönemdir."

20 Mart 2017 Pazartesi

Yaz mevsimine kadar sıkılaşmaya ne dersiniz?
Bölgesel zayıflama denilince son günlerin en etkin yöntemleri olan ve lazer ailesinin yeni üyeleri arasında yer alan lazer lipoliz yöntemi, prosedüreleri açısından, oldukça etkili sonuçların alınmasında fayda sağlıyor.

Estetik International Sağlık Grubu, kliniklerinde uygulanan lazer lipoliz hakkında açıklamalarda bulundu:" Geleneksel bağlamda düşünebileceğimiz liposuction yöntemine nazaran pek çok artısı ve faydası bulunan lazer lipoliz tekniği, bugüne kadar yağ aldırma başlığı altında yapılan diğer tüm uygulamaları rafa kaldıracağa benziyor çünkü aynı zamanda sıkılaşma da sağlıyor.

Lazer lipoliz bölgesel yağlanmalardan kurulmak isteyen pek çok insana, alternatif bir yöntem. Estetik ve güzelliğin son derece büyük ivme kazandığı modern dünyamızda, aynı oranda kilo sorunu ve bölgesel yağlanma problemlerinde de artış gözlemleniyor. Sürekli yapılan diyetler, spor salonlarına ayırılan vakitler ve harcanan paralar, çoğu zaman kilo almamak için açılan bu savaşta daha iyi sonuçlar alabilmek için. İnsanlar tüm bunlara ek olarak artık pratik lazer lipoliz gibi teknolojilere yöneliyorlar".

Avantajlarıyla Lazer Lipoliz

Estetik International Sağlık Grubunun yaptığı açıklamada lazer lipoliz tekniğinin ayrıntılarına değiniyor: "Lazer lipoliz işleminde, bedenden yağlı bölgenin çıkarılması için küçük boyutlu bir kanül kullanır. Bu yöntemle hastalarda morarma ve geleneksel liposuctionda olduğu gibi şişme olasılıkları ortadan kaldırılır. Kanülün deri altına sokulması çok ince kesiler vasıtasıyla yapılır ve bu alanlarda işlem sonrası hızlı iyileşme gözlemlendiği gibi, enfeksiyon riski de aza indirgenir.

Lazer lipoliz işleminin bir diğer avantajı da, hastanın tüm işlem boyunca uyanık durumda bulunmasıdır. Cilde sürülen anestezik kremler, yağın çıkarılması için yapılan kesi alanlarına sürülür. Deri altına sokulan kanül, lazerle eriyen yağ tabakasının dışarı atılmasına, temel yağ dokusunun ısınmasına, cilt altında çapraz bir işlem yaparak diğer dokuların tahriş olmamasına fayda sağlar. Kanül çıkarıldıktan sonra incecik bir yara bandı ile kesi alanı kapatılır ve işlem sonrası hasta hemen evine gidebilir".

Kolajen üretimini artırıyor

Lazer lipolizin aynı zamanda cildin yeni kolajen üretimine teşvik ettiğini ve dermal katmanlar arasında çok belirgin bir sıkılaşmanın oluşmasını sağladığını vurgulayan Estetik International Sağlık Grubu " Lazer lipoliz yaptıranlar altı aya kadar ciltlerinin sıkılaşma sürecinin devam ettiğini gözlemleyeceklerdir. Lazer lipolizin bu etkisi ciltte gevşeklik yaşayan pek çok hastada oldukça memnuniyet verici sonuçların alınmasına yol açıyor.

Lazer lipolizin bir başka avantajı ise, yağın çıkarılması için daha küçük kesilerle, daha farklı alanlarda uygulama yapılabilme şansını doğuruyor olmasıdır. Diz ve ayak bilekleri civarındaki yağlı alanlar, çene altındaki gıdık yağlanması, kollar, bel ve bacaklar veya karın bölgesine uygulanabilir" ifadesinde bulundu.